31 Aralık 2009 Perşembe

2010 Merhaba


NOEL BABA'DA ŞAŞKIN ODA YENİ BİRŞEYLER OLSUN İSTİYOR HAYATINDA...
BENİM, NOEL BABA'DAN FARKLI DÜŞÜNDÜĞÜM TEK ŞEY İSE ESKİDE GÜZEL NE VARSA
ONLARI YİTİRMEKTEN KORKUYORUM.
2009 YILI,15 GÜN ÖNCESİNE KADAR BENİM HAYATIMDA COK ÖNEMLİ
YER TUTTU.YENİ HEYECANLAR,SEVİNÇLER MUTLULUKLAR OLDU.
HAYATIMIN HER EVRESİNDE KENDİ ENERJİMİ YÜKSEK TUTUP
ETRAFIMDAKİ İNSANLARLA DA BU ENERJİMİ PAYLAŞTIM.
ÖYLEKİ, TAAA TOPRAKLA BÜTÜNLEŞİNCEYE KADAR DA
GÜLMENİN GÜLÜMSEYİŞİN GÜCÜNDEN HEP FAYDALANACAĞIM.
2010 YILINDA DA EVREN İÇİN GÜZEL ENERJİLER DİLİYORUM.
YENİ BİR YIL VE YENİ UMUTLARA HEP BERABER SAĞLIKLA
YELKEN AÇMAK DİLEĞİ İLE,HEPİNİZİ SEVGİ VE SAYGIYLA KUCAKLIYORUM..
MUTLU YILLAR.

29 Aralık 2009 Salı

Yor-ma-ma-lı


Yorgunum, hem de kendimi tanımayacak kadar yorgun.
dosya hazırlamaktan ne kolumda derman kaldı ne gözlerimde.
hepsinin teslim tarihleri yaklaştı.
hepsi çok teferruatlı. Ben hepsinden teferruatlı...
Oğlanın sınavları var, benim okulum 8 Ocak ta kapanıyor 11 ocak 22 ocak arasında da
finallerim var..Bir Mersin kokusu yapmalıyım çok özledik.
şimdi tatile girmeyi dört gözle bekliyorum.
Çok konuşmaktan da yoruldum.
Aşk konuşuyorum biraz erken olan bir aşk
Ferdamızın kızı aşık olmuş ama sırılsıklam
anne kaygılı,kızımız sancılı eş dost karıştı
bana çok iş düştü...
13 yaşında aşk zordur....
Bitmeliydi bitti...
En güzel şey, zamanı yor-ma-ma-lı

25 Aralık 2009 Cuma

Kısacası



SELAM OLSUN YARIN SABAH YÜREĞİNDE İYİLİKLE UYANAN TÜM İNSANLIĞA
SELAM OLSUN,SAYGIYA VE SEVGİYE..

23 Aralık 2009 Çarşamba

İLKYAR'İM


Gece saat 03:00'de ancak melekler dürtmüş olmalı beni
hadi bak bilet var orda..
hayhay dedim...Sunay Akın'la bir tur daha görüşüceğiz..
Bu saatte kızları arayamam ama yanyana boş kalmış üç
koltuğun da başka bir anlamı olamaz dimi:))
Gitmezlerse bulurum bir yolunu dedim.
Biletim onaylandığında kızlar için hazırlayacağım bu
yeni yıl hediyeme çok mutlu olacaklarını da biliyordum.
İlkyar yararına düzenlenen bu gecede, odtü'lü gençlerin
çabalarını gördük.Sanki her şey bir çizgide gidiyordu.
Gençler çocuklara bilimi oyunla öğretiyordu.

Sunay Akın, her insana oyunun ve oyuncağın neler yaptırabileceğini
vurguluyordu.Akın'ı bu 3 ya da 4. izleyişim
her seferinde mi lezzet alır insan,hiç tekrara düşmüyor

Her oyundan sonra
mutlaka ama mutlaka bir şeyler öğrenmiş çıkıyorsunuz.
Gerçekten mahçup oluyorsunuz.
tarihin derinliklerinde kalmış nice aydınlığı
tutuyor yüzünüze.
Ben bu adamın, tarih öğretmenlerini yetiştirmesini
istiyorum..
Ya da tarihi yeniden yazmasını..
İlkyar bir diğer adıyla yibo' lu çocuklar
bizi kah güldürdü kah ağlattı.
en çok ne yaptılarsa okutulmayan Hülya üzdü beni.
Odtü'lü abi ve ablalarına beni okutmazlar ki diyen çocukların
bir kaç deneyden sonra, ben de bilim adamı olacağım
diye biln çocuklar gülümsetti yüzümü..
Binlerce mektup var ellerinde hep sevgi mesajıyla dolu olan.
OTTÜ OTTÜ diye şiirler yazan çocuklar...
Bir peri masalı gibi, küçük kızın büyüyünce ne olacaksın?
sorusuna Manifaturacı cevabı...
Kızın babası manifaturacı ve kasabanın en sevilen insanı
bir insanı en mutlu eden şey sevgi.
Hepimiz sevmek ve sevilmek istiyoruz..

Canım, blog dostum Lale,
bazen abla bazen laleciğim bazen anneci bazen,
yaşıt ama en çok hayranlıkla okuduğum
blog dostum..Hep bahçesinden bilgi aldığım
iki sandalye atıp sıcak kahvemi yudumlarken
samimiyetiyle yazdıklarını okuduğum,
sohbetteymiş gibi hissettiğim güzel insan.
2010 yılından neler beklediğimle ilgili bir konuda
mimlemiş beni...Allahtan ben mimlenmeyi seviyorum...
Umutsuzum.......
Ama umutsuzluğa düşmeyecek kadar da umutluyum.
Önce sağlık istiyorum.
Sonra, avucumda tuttuğum ışığı tutabildiğimce çok insana tutabilmeyi...
verebilmeyi ve avucunda ışıkla gezen her insandan aydınlanmayı istiyorum...
Sevgi ve bilgi ile donansın istiyorum tüm insanlık.
yirmili yaşlarındaki üniversiteli arkadaşlarıma Sunay Akın' ı
izlemeye gideceğim dediğimde o da kim demesinler istiyorum.
Yorumlarını anlatmıyorum bile,gülmeyelim gençlerin cahilliğine diye.
Sonra avucumda tuttuğum ışık geliyor aklıma
belki diyorum belki şu anı paylaştığın gençlerin bir tanesi
senin ışığından bir kıvılcım kadar aydınlanacak,belki diyorum
belki bir kıvılcım koca bir ateşe dönüp
kocaman bir nesle aktarılacak....Çünkü o genç yarın öğretmen olacak.
Aydınlığın bir yüzü...
gözlerinizden ışık eksik olmasın...
Not:İLKYAR
İlköğretim okullarına yardım eden bir vakıf
çocuklar mektuplarında İlkyarim diye seslenmişler
benim başlığımın nedeni de budur.
http://www.ilkyar.org.tr/

20 Aralık 2009 Pazar

''7'' Müzikali Haluk Bilginer


Yaşıyormuşum.
Yüksekçe bir gong çaldı.
kalbimin ritmini hızlandıran.
Karardı ortalık sarı bir perde
iki yana açıldı...
"Çok Şükür" dedim. Çok şükür..
Günlerdir etrafımızda gelişen negatif
elektrikler, insanları motive ederken kendi enerjinin yok olması
ve bitmeyen kavga, ülke senaryoları 

Işıl ışıl iki çift göz bakıyordu bana
sonra içeriye dört soytarı(soykarı) girdi başladılar
bir erkeğin yedi evrimini anlatmaya.
Onlar anlattıkça, ben Shaksper'e minnetler gönderdim.
İyi ki yazdın bu oyunları izliyorsundur, hala seninle
tiyatro var diye düşündüm. Haluk Bilginer ve dört genç kızın
performansları tiyatroya yakışır haldeydi.
Haluk Bilginer aksanlı ingilizce konuştu,
dosta düşmana karşı:))

Duruşundan bile etkileniyorsunuz..
Evet bu adam tiyatroyu ve oyunculuğu biliyor
ona güvenmeli ve izlemeliyim diyorsunuz.
O da bu durumun farkında cömertçe sergiliyor bildiklerini.

 Günümüze uyarlanmış
farklı tekniklerin kullanıldığı bu müzikal
yeni bir akımın öncüsüde olabilir.
Doğum ve ölümün arasında geçen vurgulu sözler
zaman zaman ok görevi gördü.
Daha ilk sahnede yeni doğan bebeğe
söylenen "avucunda tuttuğun saat ecele akar" sözü
Sokak başı tabelalara asılsın da hatırlatılsın
istedim...hayata, doğru yerden bakan
erkekler yetişmeli, insan yetiştirmeli anneler,
İşte ben soluklandım bugün, uzun olmuştu arası ve
ben özlemenin heyecanıyla evimdeyim..
Neden bu kadar doğru nefes alıyor olabilirim tiyatro da?

Doğarız ve ölürüz: bu ikisi arasında da bir şeyler yaşarız. “7” müzikali bu “bir şeyler” üzerinedir. Ergenlikle yaşlılık arasında insanın geçtiği birtakım “durakların”, “7 perdelik ömrümüzün” müzikalidir “7”.
Kocaman sevgilerle

17 Aralık 2009 Perşembe

İlişkilendirmeler


Saat gecenin 03:23 ü,
bu sabah çok kötü bir rüya gördüm.
her seferinde uyanıp bu gerçek değil
rüya hadi kalk diyorum ama kaldığı
yerden aynen devam ediyor.

Kalktım nihayet.....Aradım annemi anlatım ardından
Hıçkırıklara boğulmuş şekilde kahveye
gelen, arkadaşıma anlattım.
-Uyanmamışsındır rüyanda uyanmış gibi oluyorsun dedi.
Sonra ordan burdan konuştuk.

son zamanlarda kafasına taktığı bir mevzudan bahsetti.
Bir konuda, bir arkadaşına kendi ailevi mevzularından bahsetmiş
şimdi o arkadaşı, sık sık hiç alakası olmadığı halde
bir ucundan konuyu tutup bir şeylerle ilişkilendiriyormuş..
Anladım dedim anladım,çünkü aynı arkadaş

Banada yapıyor bu ilişkilendirmeyi:))
"Aynı dili değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşır"
demiş HZ:Mevlana
Şimdi bu arkadaş, kendindeki mevzuyu anlatırken bir yandan da
bakın bu bir tek benim başıma gelmedi işte sizde de böylesi
var diyerek rahatlıyor.
Aslında çok önemli bir mevzu
armutlarla elmaları ayırabilmek çok önemli
şimdilik sessizliğin gücünü kullanmayı önerdim ona
mutlaka bir pencereden bakacak ve o kötü pencereyi
mutlaka kapatacaktır....
Tolerans tanımak böylesi durumlarda
çok önemli
 Fakat,
Bencilliğin alemi yok
Söz yayından fırlayan bir ok gibi, ağızdan çıktımı bir kere, dönüşü olmuyor...

Not:Resmin konuyla tek ilgisi dilin kemiği:))
ya da dil yarası Orhan Gencabay'ın posterini mi koysaydım yani:)))
Resim internetten alıntıdır....

14 Aralık 2009 Pazartesi

SAADET DİYE BİRİ


Bugün blogcuya uğradım, birileri evime girmiş de
şeklini değiştirmiş gibi hissettim. Taslakta kayıtlı olan
bu yazımı bulmak için epeyce uğraştım.

Saadet teyzeyi ilk olarak apartman toplantısında gördüm..
Tam Osmanlı kadını derler ya.(Boy pos ses eda)
Yanında da oglu vardı. İki üniversite bitirmiş, salon adamı
gayet düzgün ve akıcı konuşuyordu...
Ana oğul beraber yaşıyorlar
Kulaktan kulağa oğlunun ayrıldığı eşinin avukat olduğu ve
kaynananın(Saadet Hanım) laf ile eziyetlerine katlanamadığı
için ayrıldığı söyleniyordu.

Bu tanışıklıktan sonra apartman görevlisi ile
neredeyse her gün kırık bir çanak, bardak, ya da bir bez parçasını
Dilek Hanımcığım' a(tok sesiyle)okudum, evine koysun diyerek
gönderiyordu...
Bazen elinde bir albüm, apartman görevlisinin
koluna girmiş oturmaya geliyordu..
Gösterdiği fotoğraflara ve anlattıklarına bakılırsa
Hacı Bayram Veli'nin soyundandı..(Doğruymuş)
http://tr.wikipedia.org/wiki/Hac%C4%B1_Bayram-%C4%B1_Veli
http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=476
(laleciğim bir tıkla nasıl yapacağımı unuttum bana hatırlatırmısın)
Eşiyle beraber gezmediği ülke, il, ilçe kalmamıştı...
Tanıştığı herkese nereli olduğunu sorar ve
o ilin en meşhur yemeğinden tutunda
en ünlü milet vekilinin adını soyadını söylerdi
Yıl 1999'un Temmuz ayı Efe'min
sünneti var.
Yemekli mevlüdüme Saadet Teyze üzerinde kürkü ile geldi.

Her zaman olduğu
gibi yakınında oturanları esir aldı..
Sıra tatlı servisine geldiğinde, tabağındaki baklavaları
peçeteye şöylesine sardı ve kürkünün cebine koydu.
Şaşkın bakışlara aldırış etmeden oğluna
seslendi.

Kulağına fısıldayarak para istedi, oğlu kağıt bir milyon verdi(1ytl)
diğer cebinden
çıkardığı çiçekli bez mendile parayı sarıp Efe'yi istedi.
Okudu ve mendili Efe' nin giysisine bıraktı , gittiler.
Ondan sonraki ilk bayram da üç dört komşu eşlerle beraber ziyaretlerine gittik.
Götürdüğüm hediye ile epeyce ilgilendi.
Oğlu bir diğer odadaki kütüphanesini
gösterdi.
Değişik dillerde (7-8 dil) Kur'an meali yapıyordu..
Bu muhteşem yetenek hepimizin beğenisini alırken,

Saadet teyze oğlundan su ,ilaç gibi isteklerde bulunuyor
bir an bile olsun başka birşeyle ilgilenmesini istemiyordu.
(Çevirileri sadece annesinin uyuduğu saat
lerde yapabiliyormuş)

2004 yılında Saadet teyzeye çok benzeyen bir hanım görmeye başladık.
Bir sahil kentinde yaşayan kızıymış.Çocukları yokmuş.
Damadını, kumar alışkanlığını kızına edindirdiğini düşündüğü için
sevmiyor,görüşmüyormuş.
Damadın rahatsızlığı nedeniyle Ankara'ya taşınma fikrini abla
çeviri yapan kardeşe bahsedince , Saadet Teyze'nin haberi olmadan
oğlan ortadan kayboldu.(Hala ortada yok)

Saadet teyze o dinç ve müthiş hafızasını
yavaş yavaş yitirmeye başladı. Rastgele telefon açıyor
aç olduğunu söylüyordu. Komşuların bazıları yemek
götürdüğünde de beni zehirlediler diyip 155' i arıyordu.
Apartman görevlimiz Muhsin'i hiç uyutmuyordu.
hatta elindeki bastonla oğlana vuruyordu.
Apartmanı böcekler sarmaya başladı.(Ben ve Ferda taşınmaya bile kalktık)
Kızı olduğu için yönetim malesef başka yollara başvuramıyordu.

Hey gidi koca çınar,
onca servet onca şöhret, nam, gözümüzün önünde yok oldu gitti.
cenazesine bile adam bulamadılar.
bir önceki yazım bana bu yazımı hatırlattı.
iki farklı geliş, iki farklı hayat...

Geçen yıl Mayıs aylarında vefat etti saadet teyze.
Kızı evini yok parasına sattı...
Bu yıl hiç böcek yok ortalıkta.
Bir gün Muhsin'in hanımı şöyle dedi

-Saadet Teyze açlıktan öldü.... Doğru, en iyi bilen onlardı.
Bu ''son'' ona hiç yakışmamıştı.


Bilmek istersen seni
Can içre ara canı
Geç canından bul anı
Sen seni bil sen seni

Kim bildi ef'alini
Ol bildi sıfatını
Anda gördü zatın
Sen seni bil sen seni

Görünen sıfatındır
Anı gören zatındır
Gayri ne hacetindir
Sen seni bil sen seni

Kim ki hayrete vardı
Nura müstağrak oldu
Tevhid-i zatı buldu
Sen seni bil sen seni

Bayram sözünü bildi
Bileni anda buldu
Bulan ol kendi oldu
Sen seni bil sen seni
HACI BAYRAM

10 Aralık 2009 Perşembe

Şehrin iki yüzü Kavaklıdere Rotarack

Karamsar bir hafta oldu.
Ne yazık ki, açım açım açıldık bir saçıldık
bir daha toplanamadık.
Hayat devam ediyor.

Kavaklıdere Rotaract Kulübü' nün 18-30
yaş arası gençleri her yıl çeşitli aktiviteler
düzenleyerek sanatın farklı kollarına emek veren sanatçıları
anımsıyorlar.
Aynı zamanda kendi jenerasyonlarını ve bir önceki ile
bir sonrakini de düşünerek tam organizasyon
düzenliyorlar. Kocaman kutlarım onları...

Elbette sanatçıların tek tek gösterdikleri performans geceye çok büyük
renk katıyor.
Fakat şehrin öteki yüzü gibi,
aklımdan bilim yuvasında beraber okuduğum 18-30 yaş
gençler geliyor gözümün önüne.
Bırakın böyle bir organizasyonun bir parçası olmayı
dağarcıkları bunları düşünemeyecek kadar dar.

Mesela Bursa'ya gezi düzenleyen reis ve ekibi
3 külliye 3 türbe ile geziyi bitiriyor.
Uludağ'ın kenarından bile geçmiyorlar aykırıymış:)
Sonra İskender kebabımı ünlü ki diyorlar.
Ya ipek, kestane şekeri bir dolu bilinenden uzaklar.
Çok sağlam halk kültürleri var çocukların:))
.

Ufku geniş, üreten öylece üreyen nesiller istiyorum.
tapmak yerine yüzleri gülen nesiller diliyorum.
gülümseyen, gülerek tartışan gülerek ölen nesiller diliyorum.
Gülerken ağlayan adamlardan uzak tut yarabbi bizi:))

7 Aralık 2009 Pazartesi

3 mm' lik sevinçler


Şimdi Dokuma Tezgahlarında işimiz bitti.
Doçentimiz bildiğiniz resim kağıtlarından
3mm lik kağıtlar kesin dedi.
Ah ah! bundan iki yıl önce olsa
benim gözlerim bu kadar acır mıydı?
Ödev bu mecburen yaptım. Hafta sonu ve
bugün sadece yarın teslim edeceğim bu ödev için uğraştım.
Tam sekiz farklı model ördüm..
Fakat, ördükçe inanın tezgahtakinden daha farklı bir zevk aldım.
Eğer fırsat bulursanız mutlaka deneyin derim.
Neler mi yapabiliriz.
Eee, ne isterseniz onu.
Kesilmiş kağıtlardan artınca, kim tutar seni bir de kapak hazırla
100' ü al, Dilek diye kendimi motive de ettim.
Vize sonuçları yavaş yavaş açıklanıyor.


Matematik açıklansın hemen...
yoksa site çökecek benim dakka başı kontrolümden:)

Yaşama kaynağı biletler!!!:))

Ocak ayına kadar 6 biletim var gidilip görülecek.

Yapılacak insanlık,görülecek dünyalık pek çok iş var:))
Bu akşam kızlarla bir yerlerdeyiz bakalım
nasıl bir sonuç çıkacak.
Hepinize neşe dolu ışıl ışıl bir hafta diliyorum

4 Aralık 2009 Cuma

Su ve Çizgi Ege Aydan resim sergisi



Ah evet demiştim (Su Ve Çizgi) Ege Aydan'ın Suluboya resim sergisine gideceğimizi.
Dün sabah Gümüşay hastaydı.Sergiyi hatırlattım.Saat 11 de kapınızdayım dedi:))
Bu hatunun enerjisini seviyorum. Küçücük minicik denecek kadar ufak bir salon içerisinde 50 civarı resmini sergilemişti Ege_cik :)) Severim de ailecek.
Güzel çalışmaları var..

Takıldı kafama birden neden hep ev çiziyor sanatçılar.
Neden hep bodrum,altınoluk,asos,bozcaada v.s
neden sokaklarını çiziyorlar. Nedir bu sokaktan evlere bakma
ve resmetme duygusu:)) Birbirinin tekrarına düşmenin alemi ne?
Psikolojik anlamda neyi içerdiğini araştıracağım bunun.
En ama en küçük resmi bir kahve fincanıydı.
Belki fincanı beğenmedim.
Beğenseydim benim olabilirdi.

Sonra Ümitköy simitçiye gittik simidin yanına peyniri, peynirin yanına çayı
hepsinin yanına sohbeti katık ettik..
Sonra Kokoş isimli bir butik açılmış beğenmedik içindekileri.
Sonra evlerimize uçtuk geldik.

Ege Aydan'ın öğretmeni derste konuşup ortalığı kaynatma, aç resim yap
dermiş. Resme yönlenişi de böyle olmuş.
Mavianne ile telefonda konuştum. Çok mutlu oldum.
En yorgun haliyle bile enerjisi yerindeydi.
Onu tanımaktan çok mutluyum.

İnternet kötü şeymiş.Doğru kullanırsan değil işte:)
Bugün sabahtah akşama kadar okuldaydım.
Gelince blogları gezdim,gezindim.
bazen çok aceleci davrandığıma karar verdim.
Bazı insanların depresyon hallerinden neden kurtulamadıklarını düşündüm
Neden ilginin kendilerine hep böyle geleceğini sandıklarına üzüldüm.
Hiç mi üzüntülerimiz yok,ya da dişlerimizin otuz ikiside ortada mı geziniyoruz sanki ?
ama ama yani gerçekten dert olmayacak şeyleri kabusmuş gibi sunmalarına
dayanamadığımda oluyor.Bayram buruklukları yaşadık hepimiz
yeni yeni üzerimizden atıyoruz,yaramızın üstündeki kabukları.
ya senin derdin ne? Gak diyorsun dibinde şehri İstanbul. Guk diyorsun ailen...
Anladım ki mevzu boş yakınanlara, çabuk kanma balkahve. Bu kadar....

1 Aralık 2009 Salı

Metropolde bayram zordur gülüm...

Bu bayram böyle olmasını biz tercih ettik galiba,
Bizim tanıdıklarımız Ankara'da yoktu.
Beybamız işinde gücündeydi.Performans ödevleri almış başını
gidiyordu. Kafa yorgun, beden yorgun varsın yan komşu da
benim tatlı yüzümden mahrum kalsın dedim:)
Ver elini tiyatro

Bayramın ikinci günü ''Krem Karamel'' isimli bir
oyuna gittik..Tam da o saatlerde beni aramışsın
maviannecim ama telefon sessiz de olduğu için
nihayet bugün bütün arama ve mesajları kontrol ederken gördüm.
yarın yani çarşamba günü ben sana döneceğim:)

Oda tiyatrosunda bu ayın son oyununu oynayan
hatun kişi diyor ki televizyonlar sizi aldatıyor.
en en ağladığınız anlarda bile onların gözü sizin paranızda.

Ayrıca kız çocuklarınızı iyi bir ev hanımı olarak değil
çalışma hayatının içerisinde yer alan birey olarak yetiştirin
konusunu şekerce işlemişlerdi..Gülümsetti bizi.

bayramın üçüncü günüde beni diğer komşular da görmesin dedim:))
Ankara'da yeni açılan Gordion alışveriş merkezine gittik.
Saat 16.30 da başlayan film maratonumuz ard arda izlediğimiz
üç film sonunda gece 12 civarında bitti.

1)NEŞELİ HAYAT'ı 1 nolu salonda izledik.
Salon süper yapılmış..
Film mi kelimelerle anlatılmaz duygularla çıktım.
YARIM SOMUNUN VAR MI,
BİR DE KÜÇÜCÜK EVİN
KİMSENİN KULU KÖLESİ DEĞİL MİSİN,
EN NEŞELİ HAYAT SENİN.
Yılmaz Erdoğanı harekete geçiren Ömer Hayyam'ın bu dizeleriymiş.
Mutlaka gidin mutlaka bloklarınızda yer verin.
Bu adam pencerenin diğer tarafına bakmayı biliyor.



2)YEDİ KOCALI HÜRMÜZ
Beğendim tiyatro dilinden farklı bir dille anlatılmış
Oyunculuklar güzel. Sadece mavi bir fim demek bile doğru olur
hani kumaşı topuyla aldıkları için mi bilmem
pijamadan yastığa her yer turkuaz maviydi
benim de en sevdiğim renklerdendir ama abartıydı.



3)BU TÜRKLER ÇILDIRMIŞ OLMALI
Tahmin edeceğiniz gibi Efe istedi:)
Pek, güldü.
filmin başında ve sonunda hatırladığım kadarıyla bir söz vardı.

"Aslanlar kendi senaryolarını yazmadıkça
avcıların senaryolarını izlerler"...

Tek beğendiğim buydu heralde...
Tiyatro ve sinema salonları tıklım tıklımdı
demek ki tek tercih eden ben olmamışım:)
Üstüne iki film izlemiş olmama rağmen neşeli hayatın
etkisi üzerimdeydi...........
Yazı mı? Bitmedi bitmedi....

Ödevler son günü bırakıldı.
Beklenenin üstünde bir zaman istediği anlaşıldığında
iş işten geçmişti. Bugün okul ekildi...Bolca uyundu.
Bu yazıdan sonra ödeve devam edilecek:)
Yarın için planlar neredeyse tamam.
Yarın apartmanda gidilecek teyzelere gidilecek:)
Bunlardan birisi de gümüşay'ın annesi
biz aynı apartmanda oturuyoruz annesi ile:))
Ferda da alt katımda oturuyor.
Gümüşayda karşı blokta:)))

Sonra Ümitköy'e simit cafede kahvaltıya
sonra Ege Aydan'ın Su ve çizgi isimli
suluboya sergisine sonra evlere dağılacağız..
Şu an Ocak dahil 5,6 biletimiz bulunmakta

 Metropolde bayram böyle işte..
Kötü müydü ? Yo........
Fazlasıyla sıradandı o kadar...

Cahit Sıtkı Tarancı bir şiirinde
bugün bayram sofralarında göremediklerimizi
anımsayarak şöyle der.

Korkarım felekte bir gün
Bir bayram yemeğinde
Anam babam gibi,
kardeşlerim de
En güzel dalgınlığında ömrün
Beni gurbette sanıp
Keşke gelseydi bu bayram diyecekler
Ve birden bire yürekler
Aynı acıyla yanıp
Hepsinin gözleri yaşaracak
öldüğümü hatırlayarak.....
........
Bayramların bir neşeli bir de hüzünlü yüzleri vardır.
Metropolde bayram zordur gülüm.

27 Kasım 2009 Cuma

Her çeşit bayram. 3.lük


Bugün bayram iki kere geldi bize.
İki mi? yok yok üç ya da dört.
geçen ay önemli bir derginin açtığı fotoğraf yarışması
na katılmıştı oğluşum.
Üç dört gün önce bizi aradılar ve kullanım hakklarıyla ilgili
evraklar istediler ancak derecesiyle ilgili
bilgi vermediler.Zaten sadece birincinin ödülü belliydi.
Washington'a gidecekti..

Ya olursa ya olursa ben nasıl gönderirim diye, sancılanıp
bir sürü senaryolar yazdım kafamda.
Efe joniur'a hiç birşey söylemedik
derecesini bilmediğimiz için dergiden öğrensin istedik.
Bugün babamız çalıştığı için iş yerine gelen dergiyi getirdi.
Efe'ye
-Aaaa sonuçlar açıklandı mı acaba? sorusuyla gerekli ivmeyi
kazanarak mutfaktaki işlerime devam ettim.
Biraz sonra ev içerisinde çığlıklar atan bir çocuğun
sevinç naralarının beni bu kadar heyecanlandıracağını bilemezdim.
Herhalde yaradanın en büyük lütfu bu annelere:) Şükürler olsun
Kendi adını ve çektiği resmini görünce çok mutlu oldu.
Sanırım 724 resim arasından üçüncü oldu.
Bu demekki Washington'a cebimizden bir parayla gideceğiz ilerleyen yıllarda:))
Oh! aman şükürler olsun dedikten sonra üçüncülüğümüzü kutladık.
Ödülümüz henüz belli değil. 

İyi bayramlar blogeercı arkadaşlarım.

25 Kasım 2009 Çarşamba

Dereyi görmeden


Dereyi görmeden paçayı sıvayanlar:))
Dün sabah itibariyle mesaj ve gelen telefonlar gösteriyor ki
benim okul arkadaşlarım çoktan havaya girmişler.
Sevgili hocam,
Öğretmenler gününüzü kutlar
diye gelen mesaj mı yoksa
Sevgili meslaktaşım,
diye başlayan mı.Vallahi hem çok güldüm
hem çok keyiflendim. Bilmiyorlar ki önlerinde bitecek
koca iki buçuk yıl, ardından Kpss, ardından atama
ve bir sürü yolları var...
Ama şimdiden o havayı solumak geldi içlerinden anlaşılan.
Seviyorum gençleri:))

Efenim bugün kuaförde geçti vaktim.
Güzelleştim mi diye sormuyorum kendime
Çünkü benim güzelliğim içimde:))
Fiziken kocaman bir fil gibiyim ama
fil gibi olan kocaman da bir yüreğim var.
Kendimi seviyorum ben yaw:))

Şu kilolar var ya takmıyorum ama
sağlık sorunum haline geldi ona üzülüyorum.
İştahı yerinde filan da değilim .
polikistik over ve troid, beni çok olumsuz etkiledi
sigarayı bıraktıktan sonra aldığım kilonun haddi hesabı yok..
Şaka değil ha!Gerçekten sorun.
Yürümemi,aktivitelerimi azalttı.
zaman zaman bloglar arasında gezinirken kilolu insanlara dair
çok incitici, tiye alan, haddini aşmış bir iğneleme
görüyorum. Üstelik onun bunu hiç yapmaması lazım diyorum..
Sırf bu yüzden diğer yazılarını beğenmeme rağmen yazmadıklarım var:))
herkesin her şeyi mi güzel? Kiminin saçı az, kiminin boyu kısa
kiminin ağzı yamuk, kiminin dişi kırık,
ne yapalım yani ?
Neyse uzun lafın kısası insanların fiziklerine olan hayranlığımızdan
çok beyinlerine hayran olmamız gerekir dimi ama..
yani beyni yoksa güzel gönlü vardır..Ararsan güzeli bulursun ..
..

Bu bayramda çokça dinlenmek, dosya ödevlerimi bitirmek,
kitap okumak, geleceği düşünüp keyiflenmek istiyorum..
içimden bir ses her şeyin çok güzel ama çok güzel olacağını söylüyor.

24 Kasım 2009 Salı

eğitime ışık tutanlar (annem)



Öğretmenim,arkadaşım,kız kardeşim,abim,evim direğim,
yediğim yemek aldığım nefes,sebeplerim nedenlerim,
bakışım, sevgim, saygım, öğrendiklerim ve yaşadıklarım
hepsi sensin.
ANNEMSİN
Öğretmenler günün kutlu olsun, bugün öğrencilerin
telefonla ve yanına ziyaretleriyle
yine seni çok mutlu edecekler.
Hepsinin hayatına çok anlam kattığını da biliyorum...
o kadar şanslıydım ki,
seninle yaşamak öğrenmek demekti.......
Seninle hep gurur duydum,sen hergün büyüyerek
bana yerinde saymanın ölüm demek olduğunu öğrettin.
Seni çokkkkkkkkk seviyorum....

"Kağnının tekerleği,öküzün ayaklarını nasıl izlerse,
davranışlarımız da düşüncelerimizi öyle izler."
Fikrimiz neyse biz oyuz.

Nasıl bir evde büyüdüğümüz, kiminle yaşadığımız,
nasıl eğitildiğimiz ne denli önemli.
Öğretmen olmak ve öğretmen çocuğu olmakta güzel bir duygu.
Eğitime ışık tutanların yolu aydınlık olsun

23 Kasım 2009 Pazartesi

Uçurtmanın Kuyruğu, Bu da benim ailem

Yürüyen değil, uçan bir insandım geçen hafta,
bir ev de bir okulda bir avm'de ve tiyatroda.
yaşam programım değişti.Sabah 04.30 da uyanıyor
ders çalışıyorum oğluşu 06.30 kaldırıyorum
yolluyorum gidinceye kadar biraz daha ders
derken çok yoruldum ama hepsi benim yaşama sevincimin
izleri oldu. Şimdi yüzümde kocaman bir gülümseme var.
Hayata dolu dolu baktım geçen hafta.
gittiğim bir çok oyunu buraya yazdım.
Ancak,

Hanımın çifliği dizisinin oyuncularından
Kemal ve Zaloğlu 'nun beraber oynadığı ve
gerçekten büyük usta Savaş Dinçel'in yazdığı
Uçurtmanın Kuyruğu İsimli oyun benim için sezonun
en iyisiydi diyebilirim.
Oyun babasının otoritesi altında büyümüş
ölmesine rağmen babasının etkisinden kurtulamamış
bir gencin çocukluğunu yaşama ve kendi olma çabasını
anlatıyordu. Zaloğlu iç sesi oynuyordu, kılıktan kılığa
girdi değişik şiveler yaptı ve bir kez olsun
biliyün mü ? demeden oyunculuğunu ortaya koydu.
Eğer psikoanaliz seviyorsanız, gözyaşları
içerisinde izleyeceğiniz bu oyunu önemle
tavsiye ediyorum. Bir önceki oyunun inadına
aslında dekorun değil oyunculuğun ne kadar önemli
olduğunu da görmüş oldum.
Etkisi ve bıraktığı tad hala ruhumda.
...........
Tiyatrodan çıktıktan sonra uzunca bir süre konuşmayı sevmem ben.
Derin bir sessizlik içinde oyunu sindirmeyi isterim...
Sıcacık yorganın altından kalkmak istemez ya insan:)
Böylece anlam kazanır anlatılanlar.
Hele bu durumlarda iç savaşlardan da hiç hoşlanmam..

Ve Ankara Tiyatro Festivali'nin bizim için son oyunu
"Bu da benim ailem" adlı oyun ile oldu.

Yönetmen Nedim Saban
Oyuncular;
Metin Serezli,Suna Keskin,
Oya İnci, Sinemis Candemir,Soydan Soydaş
Kadro ve oyunculuk harikaydı.
Oyun bir aile komedisi ve çerez tabir ettiklerimizdendi.
Gidilebilir...Hoşça vakit geçirilir.

Hepimiz için güzel bir hafta diliyorum...
İç sesinizden hep huzur gelsin...

19 Kasım 2009 Perşembe

Tartüf Tiyatro


Yıl 2009-2010 uzay çağı,internet çağı,bilim çağı...
17 kasım 2009 internete her zamanki gibi haber yağıyor.
Birine gözüm takılıyor.
Adana'da
"Öldüm dirildim" diyen hoca mahallenin kızlarına
tecavüz ediyor. Göstermelik bir iş yeri açan adam
maddi manevi sömürüyor..Detaylarına girmeyelim
vay salaklar diyoruz ama bir taraftan da yuh halamı
inanıyorsunuz demekten geri duramıyorum(Z)...
Tamda 17 si akşamı izlediğimiz tiyatronun
konusu bu idi..Gözümün habere takılmasının sebebi de bu.
Tiyatro biletlerimi alırkan, sıralamam şöyledir
kimin yazdığına, kimin oynadığına, konusuna, tarih ve saatine
bakar bileti alır ya da almam...

Molier' in eserini Nazım Hikmet uyarlıyor.
dramaturji uyumuna özen gösterirken olayın seyrini
biraz değiştiriyor Nazım.
Aslında bize daha uygun hale getiriyor.
Komedi ile dram arasındaki bir çizgide gidip geliyor
eser.

ortak noktaları iki yüzlülükleri,
kendi çıkarlarını korumaları,
zekaları, insanları etkilemeyi iyi bilmeleridir.
insanları sürekli pohpohlayarak, onun aptallığını egosunu çıkarları
için en iyi şekilde kullanmaktır
birde tartüfleri kullanan tartuffe ler var. Tartuffe dini söylemleri kullanır..
yeni yöntemlerden, teknolojik aletlerden, şantaj yapmaktan, politik söylemlerden yararlanır.
Bunların yanında rüşvet vermek,
armağanlar ile göz boyamak, yerine getirilmeyecek sözler vermek vb durumlar sayılabilir. İşte insanların zaaflarından faydalanan uyanıklar.

Nefis bir konu değil mi?
İyi bin oyuncu,iyi dekor ve iyi kostümle
harikalar yaratılabilir...Çift zamanlı güldürü ve tam eleştri.

Tiyatroda 15. yılını kutlayan maskara tiyatrosu da
bu oyunla hem sanat yönetmeninin hem de tiyatronun
kuruluşunu kutlamak istemişler.

Fakat, okul tiyatroları ya da anasınıfı gösterileri
bile daha kaliteli kostümle yapılıyor..
daha çok dekor kullanılıyor.
Düşünün ki normal pantolonları kesip lastik geçirerek
kraliyet bermudaları yapmışlar
50 li yaşlarında ki adamcağızın ağ yeri yırtılıp
beyaz çamaşırı ortaya çıkınca içiniz cız etmeye başlıyor.
normal ayakkabıların üzerine kırmızı kurdelayı
silikonlamışlar..(Derya Baykal işi)
Bütün kostümler ütüsüz ve kızların
tuvaletleri naylon şifondan ama;
Sanırım Nazım bu oyunu izlese.
İçimi acıtır sanatta ki yerin
sormayın dostlar yaram pek derin
uzatmayın oyunu;
ağlatmayın koyunu.
kurutmayın oyunculuğun soyunu.
Çıkartmayın oyunun............

derdi ama nazım benim gibi kafiye yapmazdı:))
Biz de ikinci perdeyi izlemeden ilk defa bir oyundan
ayrıldık...


Tartuffe:Dindarlık taslayan kimse

15 Kasım 2009 Pazar

Pazar günkü cinayet


Kaliteli müzik zevki olan,
mucit bir eş nasıl olurda karısı
tarafından bir cinayetin zanlısı olarak
gösterilmek istenir...
Bir anda pasif bir adamken kahraman ilan edilir.
Nihayetinde katil olmadığı anlaşılır,
ama kadın 180 derece dönüşle kocasına saygısını
yeniden yitirir.Oysa onu bekleyen sondan habersizdir.
Bu pohpohlanma ve düzenin içinde kendini James Bond
zannetmeye başlayan adam karısını öldürür ve
oyun biter.Üçüncü sayfa haberleri aslında bu tür
malzemeler,bu tür hayatlarla dolu..
Oyundan sonra, bir hırsla kocasına araba aldırtan
kadından ne farkı var diye düşündüm.

Ağzımızda yarım bir tad bıraktı oyun.
Daha daha iyi kurgulanabilirdi.
Hadi boş oturmayalım da şunuda oynayalım
aradan kalksın hesabı gibiydi.Günceldi ama
çağdaş komedi denmemeliydi.

Kibarlık budalası gibi bir eserden sonra
Haldun Dormen'e bu oyun gitmemişti.
1945 doğumlu, Deniz Gökçer oyunu tek başına sırtlanmıştı.
Aman efenim kadıncağızdan asalet akıyor,
tevekkeli Devlet sanatçısı Cüneyt Gökçer, tiyatro
sanatçısı Meliha Gökçer ve Ayten Gökçer'in üvey kızıymış:)

Bu bile önemli değil mi ?
Buralar işin dedikodusu,
1944 doğumlu,Deniz Türkali
beni başka yerlere götürdü...
Doğrusu ondan çok ,Babası Vedat Türkali'nin
18 yaşımda okuduğum ve beni çok etkileyen
kitabı Bir Gün Tek Başına isimli
Türk klasiği kitabıyla yüzleştim yeniden..
Eski bir dostun kokusu gibiydi hatırlattıkları bana,

Kocası Atıf Yılmaz ve Ah Belinda

sonra dedim ki bir izler bırakmalı insan
bir ses, bir ışık ve bir umut bırakmalı insan.
Kocaman yüreklere sığmalı yaşam.

14 Kasım 2009 Cumartesi

2 Temmuz Genco Erkal


Merhabalar,,
Yoğun bir gündü. Gece uyumakta zorlandım.Sürekli
kopya çekerken yakalanıyordum.
Kabus gördüm ama ilginç olan
kopya hazırlamamış olmam:)
Niyetlenmedim mi?Kesinlikle hayır..

Genco Erkal'ın usta oyunculuğunu bu kez de
Sivas 93 isimli oyunda izleme şansı bulduk.
Ne balık hafızalıyız ama...
Saniye saniye anlatılınca, yaşanan ihmallere çok üzülüyor insan,
ve oyuna gitmeden önceki "mendil aldın mı"? beklentilerimize inat
tek bir göz yaşı dökmeden geldik evimize.
İşte,amaç acıtasyon değil, tamamen unutturmamak..Saygı ve
bir daha böyle olaylar istemeyenlere bir öğüt belki de.
Ne niyetteydiler ellerinde karanfillerle geldiler şehre

Oyunda bir oyuncumuz daha vardı tiyatrolarda
çok yıldızı parlamayanlardan daha çok dizilerden tanıdığım
Meral Çetinkaya, belki bir daha bloğuma yazma fırsatı olmaz diye
not düşmek istedim buraya

Çok iyi ama çok iyi bir oyunculuk sergiledi.....
Bizimkiler dizisinden sonra binbir gece masallarıyla
hafızalarımızda kaldı
1945 doğumlu sanatçıya kocaman bir alkış..

13 Kasım 2009 Cuma

Sır saklamak


Heyecan tavan yapmış durumda,
12 ders ten sınavım var yarın sabah
2 si olmak üzere,
tüm hafta boyunca her gün
sınavlara girip çıkacağım ama
5 tanede tiyatro biletim var. Hem de akşam saat 8'de
yani zaman nasıl yetecekte ben ezber yapıp
12 dersten sınavda başarılı olacağım bilemiyorum..

Sevgili Zeya'nın İçimdeki ''at şahlanınca'' benzetmesinden
çok etkilendiğimi söylemeliyim...
Aynen öyle olacak kocaman bir maşallah
sonra ya allah....
Çalışmadan başarı olmaz, olsada
sonu gelmez...

Aslında söylenecek söz çok ama
bugün size gençlerle ilgili bir şey
söylemek istiyorum.
Genç kızlarımız hiç laf tutamıyorlar
ağızlarında:)
cidden şaşırıyorum bu duruma,bir dakika önce
yaşanan bir olay olduysa bir başkasının ağzından
duyuyorsunuz...
bazen ya, Dilek abla diye; gelenler oluyor
hemen tecrübelerim devreye giriyor...
yaptığınız çok yanlış canım benim diyorum..
mümkünse dinlemeden mevzuyu kapatıyorum.

Eften püften ama büyürse sorun olur...
Bu bir huy diye düşünürüm. Sır saklayamayanlar
daha çok kendi sırlarından korkanlardır diye düşünürüm.

Kırsalın kırsal düşünceleri beni hep ürpertmiştir
öylede olmaya devam ediyor..
Bazen koca kadınlar yapıyor ama
tecrübeyle biraz daha dikkatli yapıyorlar galiba:)))

Perşembe akşam saatleri dersi kaynatmak
amaçlı öğretmenim bende çinko
eksikliği varmış diyen delikanlıya,
öğretmen et yiyormusun? Diye sordu.
Delikanlı
yutkunarak ve bir kaç saniye düşünerek
bulursam yiyorum dedi. Kısık bir sesle,
biraz mahçup ama çokça utanarak............
yüreğinizdeki sevgiler varolsun.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Bağırdın mı?


En son ne zaman bağırdığımı düşündüm?
Acaba hangi olaya ve kime bağırmıştım.
Kafamı epeyce zorlamam gerekecek.

Ben içinde bağıranlardan birisiyim...
Yüksek sese hiç tahammülüm yoktur.
Bağırana hiç hiç...
Bağırarak neyi halledebilirdim ki?
Ya halledemediklerim, bağırmadığım için olabilir mi?
Bardağı taşıran son damla ne?
Ben bu yazıyı neden yazıyorum...

Allah allah! durduk yere sinirimi bozacak bu yazı:))
kırmadan kırılmadan gittim ben:))
sevgiler

9 Kasım 2009 Pazartesi

Ayrılışının 71. yılı



Güneş batmakta... Ovada gecenin
gölgeleri büyür, büyür, sararır...
Ağaçlıklar, akar sular, bir serin
Rüzgâr ile dalgalanır, kararır.
Kuşlar ötmez, yuvalar boş... görünmez
Bir ışıltı uzaklarda, yazık ben
Öksüzüm, şimdi bu yolda giderken...
Gök bile yıldızlarına bürünmez.
Eski izler, çirkin, korkunç lekeler
Kılavuzluk eder.
Zavallı atım,
Şüphelenir bu gidişten ve kişner...
Gece gelir; ıssızlık sanki solur,
Ve ruhum uyur, uyanır, her adım,
Atımın nal sadası ninni olur...”