15 Kasım 2009 Pazar

Pazar günkü cinayet


Kaliteli müzik zevki olan,
mucit bir eş nasıl olurda karısı
tarafından bir cinayetin zanlısı olarak
gösterilmek istenir...
Bir anda pasif bir adamken kahraman ilan edilir.
Nihayetinde katil olmadığı anlaşılır,
ama kadın 180 derece dönüşle kocasına saygısını
yeniden yitirir.Oysa onu bekleyen sondan habersizdir.
Bu pohpohlanma ve düzenin içinde kendini James Bond
zannetmeye başlayan adam karısını öldürür ve
oyun biter.Üçüncü sayfa haberleri aslında bu tür
malzemeler,bu tür hayatlarla dolu..
Oyundan sonra, bir hırsla kocasına araba aldırtan
kadından ne farkı var diye düşündüm.

Ağzımızda yarım bir tad bıraktı oyun.
Daha daha iyi kurgulanabilirdi.
Hadi boş oturmayalım da şunuda oynayalım
aradan kalksın hesabı gibiydi.Günceldi ama
çağdaş komedi denmemeliydi.

Kibarlık budalası gibi bir eserden sonra
Haldun Dormen'e bu oyun gitmemişti.
1945 doğumlu, Deniz Gökçer oyunu tek başına sırtlanmıştı.
Aman efenim kadıncağızdan asalet akıyor,
tevekkeli Devlet sanatçısı Cüneyt Gökçer, tiyatro
sanatçısı Meliha Gökçer ve Ayten Gökçer'in üvey kızıymış:)

Bu bile önemli değil mi ?
Buralar işin dedikodusu,
1944 doğumlu,Deniz Türkali
beni başka yerlere götürdü...
Doğrusu ondan çok ,Babası Vedat Türkali'nin
18 yaşımda okuduğum ve beni çok etkileyen
kitabı Bir Gün Tek Başına isimli
Türk klasiği kitabıyla yüzleştim yeniden..
Eski bir dostun kokusu gibiydi hatırlattıkları bana,

Kocası Atıf Yılmaz ve Ah Belinda

sonra dedim ki bir izler bırakmalı insan
bir ses, bir ışık ve bir umut bırakmalı insan.
Kocaman yüreklere sığmalı yaşam.