29 Kasım 2010 Pazartesi

Bir yaz gecesi rüyası


Aman allahım!
William Shakespeare oyununun katlini izledim dün gece:(
Griptim,o nedenle mi keyif almadım diye düşündüm 
 Bu oyun özünde dünya tiyatro edebiyatında
en komikler arasında
Afişte görüldüğü üzre sahtekarlığa kaçılmış
Tamer Karadağlı adı üzerinden satış planlanmış.
Tamam da adınız çıktımı beklentilerinde artacağını
bilmek gerekir dimi:))Oyunun birinci perdesinde
Haluk tiplemesini birebir izledik o nedenle
Shakespeare oyunundan ziyade çocuklar duymasın
çekiminde gibiydik.
Dikilen kostümler
tasarım o kadar kötüydü ki..
İkinci perde de rol içinde rol vardı.
Kentten bir grup esnafın dük'ün düğününde tiyatro yapma çabası,
afişin
altındaki üç genç çok iyiydi.
Zaten sırtladılar ve götürdüler.Tamer Karadağlı'nın
ağzındaki sakız o yüzündeki sakil gülüş berbattı.
Bir tek,eşek rolünü güzel oynadı:)))
Fakat Ankara izleyicisinin sağduyusu geniştir
layıkınca alkışladılar....
Oyunun yönetmeni Hakan Altıner çok şaşırttı beni.
Şimdi bu oyun Devlet tiyatrosunda oynayacak
ve o disiplin içinde Tamer'de böyle bir oyun sergileyecek
en az üç sene oyun oynatmazlardı..
Disiplinin gözünü seveyim:))))

28 Kasım 2010 Pazar

Ayrıntıdadır hassasiyet

"Anılarınızla, anılarınızın değeriyle ve onları yüklediğiniz eşyalarla ilgili bir yazı"
İstediğinizce mimleyebilirsiniz beni.
Mim severim ben:))Leylakdalı beni, ben de Asis ve Gumusay'ı mimledim:)))

Bir yaz günü, büyük olasılıkla bir pazar günü, Susanoğlu'nun git git bitmez uzunluğunda ve bir türlü derinleşmeyen o güzelim denizinde
aile dostlarımızla beraber eğleniyorduk.Anneme tuvaletimin geldiğini
söyledim.
O kadar açılmışız ki,
su bir büyüğün gögüs hizasında.
Annem gözüne sabitlediği bir noktadan kıyıya doğru yürüdüğünü düşünürken
aslında ordan uzaklaştığımızı da fark ediyor.(Akıntı götürüyor)
Kıyıya yaklaşmamıza az kaldı,kucağıma gel dedi.
Annemin kucağına çıkmamdan bir iki saniye sonra
büyük okyanusun içinde bir yerde gibi derinlerdeydik
Dönüyorduk ve büyük bir şiddetle fırlatılıp yeniden içine
giriyorduk.
Bu fırlatma anından birinde annemin imdaaaaaaaattttt
sesini duyanlardan birisi de aile dostumuz Hasan abiymiş.
Çok şanslıydık o gün büyük bir yüzme kulübünün üyeleri de durumu fark ederek
bize doğru yüzüyorlarmış.
Ben kendimi 1.90 lık boyuyla ayaklarımı kocaman avuçlarıyla
sıkı sıkı kavramış,
tepe taklak tutarak, yuttuğum suları boşaltan Hasan abinin ellerinde buldum.
o günden sonra denize girmek istemedim..
Bu durumu fark eden Hasan abi,,
(Annem ve diğer çalışanlar gündüz işe gider akşam üzeri gelirler oralara
çocuklar ve çalışmayan hanımlar gündüz denizde olurduk)
bir ikna konuşmasında,bana ve diğer iki arkadaşıma
sizi işyerime götüreceğim dedi.
Akşamdan annemden izin alındı,
ertesi gün hayatımda ilk ve son kez Mersin Limanı'na geldik.
Uzaktan uzaktan gördüğüm o gemiler ne büyükmüş meğer,
İstanbul'da İzmir'de bindiklerime hiç benzemiyor...
Hadi bakalım şu gemiye çıkıyoruz dedi.
Ama geminin merdivenleri çok sallanıyor, iplerden tutunca daha da çok
sallanıyor.Hasan abinin yardımıyla çıktık.
Merdiven bittiğinde hayatımda gördüğüm en koyu tenli
insanla(zenci) ile karşılaştım:))
ürkekçe baktım gözlerine ve hasan abinin elini sıkıca kavradım.
Bu durumu gören, beyazlar içindeki kaptan ya da ne ise işi,
Ahçımız dedi,az sonra sizi pişirecek yamyam bu.
Gülümsedi.
Hele zenci gülümsediğinde daha çok korttum çünkü kocaman ve bembeyaz
dişlerini gördüm..İngilizce konuşuyorlardı muhtemel.

Bir kaç kat gezdik, resimde gördüğünüz beyaz alan gibi
bir yerde,artık konforlu bir evde gibiydik.
Beyazlı adamlar,zenciye anlamadığım bir dilde bir şeyler söyledi.
Az sonra büyük bir tepside, kocaman bardaklar içinde
Ananas suyu ve büyük büyük portakallı büsküviler geldi.
Biz çocuklar kikirdeşerek yedik içtik.
Tadını şu yaşta bile unutmadım.
Gözüm beyazlı adamla Hasan abinin elindeki fincana takıldı
üstündeki amblemi görmek için çabalıyordum.
İçmek istermisin? diye sordu.
Si içerim,fincanı göstererek, bu bardakta dedim.
Az sonra zenci getirdi.
Ben alamadım zencinin elinden,Hasan abi aldı ve bana verdi.
Kahveleri bitince bizi ufak bir gezintiye çıkardılar.
Geminin etrafı ne kadar büyük,gemi denizden ne kadar yüksekte.
Hasan abi, bu gemiyi nasıl taşıyor bu deniz? dedim.
Gülümsedi.
Ve hayatıma bir gemici düğümü attı.

Bu soruyu sormanı çok istedim.Bak bu gemiden burda ne kadar çok
var ve deniz hepsini taşıyor,
deniz seni ve anneni de taşır..
Biliyormusun? O gün balıkçılar balık tutmak için geceden
"Dinamit" atmışlar.
Anlamsızca baktım.
Gülümsedi.
Balıklar dinamitin sesinden korkuyorlar ve onların ağına doğru
kaçıyorlar,balıkçı amcalar senin korkacağını düşünmemişler.Dedi.
Yavaş yavaş inanmaya başladım ona.
Koskoca deniz,bu kadar gemiyi batırmayan deniz, bir beni, bir de
annemi mi batıracaktı.
Hem dinamitin açtığı deliği artık kapatmışlardı.
Çok inandım ona
Alasmaladık vakti geldiğinde, korkunç merdivenlerden
Hasan abinin yardımıyla indim.
Koşarcasına yetişti zenci,Hasan abiye
beni göstererek anlamadığım bir dilde eline bir şeyler verdi.
Hepimiz kocaman gemiye son kez döndük beyazlı adamlar el sallıyordu.
Biz de onlara el salladık..
Akşam üzeri Susanoğluna döndük.
Elindeki poşeti bana verdi.Bu senin.
İçinde iki paket büsküvi var onlarda Birgül ve Songül'ün
içinden çıkardım onlara verdim büsküvileri
hadi annen gelince gel yüzeceğiz hep beraber dedi.
Annemin gelmesini beklemeden açtım paketi
bir büsküvi ve az önce çok beğendiğim fincanı
bana vermişlerdi.

Sessizce çığlık attım.
Evimizdeki 40' a yakın fincan kolleksiyonuna
bir yenisi gelmişti.Hem de benim tarafımdan.
Mayomu giydim.Üstüme havlu elbisemi.
Koşarak çadırlarının kapısını çaldım
oynamaya başladık çocuklarla..
Annem geldiğinde,
denize bir daha hiç küsmemecesine girdim.
Ama en çok denizi, yüksek bir yerden izlemeyi sevdim..

Bir sonbahar günü,
bir bayram temizliği sırasında
fincanların hepsini leğene koyup mutfağa
götürmek isteyen Rezzan elinden hiç istemeden
bırakıverdi, ben sadece ikisini kurtarabildim...
gerisi annemin üzüntüyle ama sessizce süpürüp
çöpe yollamasıyla son buldu.
İşte kurtardığım o iki fincandan biri
Hasan abinin hatırasıydı,O benim hayatımı
kurtardı,ben de onun bana verdiği fincanın.
Şimdi ebedi hayatını yaşarken, belki bu yazıyla
onu gülümsettim...
Seni ve emanetini hiç unutmadım.

27 Kasım 2010 Cumartesi

malum olma durumu.


Bir varmış bir yokmuş oldu
daha çok yeni izlemiştik Leyla'nın Evi'nde
1979 doğumlu, gençliğin baharında en verimli çağında
öldüğü gün daha yeni bir araba almış kendine
herşeyin hayırlısı dedikleri bu işte...
Gumüşay,akşam saatlerinde ben okuldan
dönerken haber verdi bana..
Bir oyunda selam vermiştik ona neyseki çok alkış
hakketmişti,çok da alkışlamıştık...
Geleceğe dair çok önemli planları bir başka zamana kaldı
yolu açık olsun...

Ve twetter da en son paylaşımı
*bir trafik kazası sonucu ölmek. pardon kaza oldu.
* Verdiğim tüm sözleri geri alıyorum banane :)
* 'Yarın uyanırız' diye bile söz verme. Gün gelir, kalkamaz halde uyanamaz bedenin.

Yarabbim hep mi malum olur...
Allah hepimize hayırlı ömürler nasip etsin...
sevgiyle

25 Kasım 2010 Perşembe

Oy üzerine


Oyyyy!!!
Oyyyyyy!!!!
Oy anam oyyyyyyy!!!!
Ah!!!
Ah anam Ahhh!!!!

24 Kasım 2010 Çarşamba

Bir toplumun en önemli mesleğinin günü


Bir çıtanın iki ucunda birine bağlanmış dengedir öğretmen.
Eğitimini yansıtması bakımından,iyisi kötüsü vardır elbet...
öğretmeyi öğrenmiş olmalı öğretmen
Öğretmenlerimizin çoğu aklımızda tutum,hal ve davranışlarıyla
kalmıştır.
Giyimi,konuşması,komik mi,sert mi,rahat mı?
Bir kelimeyle çok şey anlatan öğretmenler vardır,
iz bırakan öğretmenler.
Ama bunlar hayatın bir tek okul döneminde çıkmazlar karşımıza
Köylünün biri, gazete kağıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli
yanmış, "Alın bunu kendi içsin" diyerek Atatürk'e küfretmişti.
Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu
mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.
Etrafına verdiği bu ders kaç kitaptan anlatılabilirdi ki.
"Sigarayı dönem şartlarından" kabul ediyoruz:))

Yabancı dile verdiği önem en az Türk Diline verdiği değer kadar
önemliydi.Matematik öğretim hayatının en başarılı dersiydi.
yazdığı geometri terimlerini hala kullanıyoruz...

Cumhuriyetin erdemini öğreten, milletçe topyekün çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmayı hedefleyen ve bu hedefe ulaşmak için de
kararlılıkla yürüyen öğretmenlerimiz.
Kazanımlarımızdır öğretmen.
Öğretmen sadece aktarmaz
öğretmen yenilenerek öğretir....
En büyük eğitimci Mustafa Kemal ATATÜRK’e
duyduğum en büyük saygıyı derinden hissettim...
okulunu temsilen bugün Atatürk'ün huzurunda bulunacak oğluma
bırakabileceğim en büyük mirasa saygıyla

23 Kasım 2010 Salı

Haberler ve seçmeler.


Bir sanat eserini; sadece kimin yaptığı değil, hangi koleksiyondan çıktığı da değerli kılar.
Ne anlamlı bir söz!
Ankara'da doğan Akçağlılar Paris'te yaşadığı 7 yıl içerisinde Cordon Bleu'da mutfak sanatı eğitimi aldı ve yüksek iktisat doktorasını tamamladı. Evet, 21 yıl sadece salata ile beslendi, kilo almamak için su bile içmekten sakındı ama mutfağa hep ilgi duydu. İstanbul'a döndükten sonra S Restaurant, S Cafe'yi açtı, Butterfly çikolata ve pastanelerini kurdu. Çikolata zinciri vardı oysa o çikolatanın tadını bile bilmiyordu. Trajediyle 51 yaşında son bulan Leyla Hanım'ın hayatı başarılarla olduğu kadar yaptığı sosyal sorumluluk projeleriyle de dolu. Kız kardeşi Tabori'nin anlattıklarına göre, Akçağlılar her sene yüksek sayıda okuttuğu öğrencilerle şahsen ilgileniyor, hepsinin derslerini takip ediyordu. Çocuk esirgeme kurumlarını ziyaret ediyor, çocukların güncel ihtiyaçlarını karşılıyordu. Bir yandan da Tekfen Holding toplantılarına katılıp, baba Necati Akçağlılar'la birlikte tüm iş seyahatlerine iştirak ediyordu. Ama zayıf bedeni 2008'e kadar dayanabildi. 2008'in Eylül ayında hayatını kaybetti.Şimdi tüm birikimleri müzayede de satılacak
çağdaş yaşama derneğine katkı olacak.
Gazetede okuyunca bu haberi çok üzüldüm
koleksiyoner olmak farklı bir bilinç ister,hep hayranlık duyarım..
Bir de üzerine bu kadar vericilik varken hiç yoktan
bir zayıf kalma çabasına girmek niye?
Böbrekler iflas ettiği bir noktada klimadan kaptığı bir
mikropla ölüyor bu hanımefendi...
...............................................
Komik
Mardin Belediye Meclisi, her yıl 21 Kasım'da kutlanan 'Mardin'in Kurtuluş Gününü', 'Mardin'in Onur Günü' olarak değiştirilmesini oy birliğiyle kabul
etti. çünkü;
Mardin hiç işgal edilmemişti:))
90 yıldır kutlanan Mardin'in kurtuluş günü artık kutlanmayacak..
Ay çok fena bir durum 90 yıldır kim bilir her yıl ne emek
verildi bugünün kutlamalarına:)))
......................................................
Fatihin üzerine bir de Fetih projesi gelecektir:)))
......................................................
Dertleşmek depresyona yol açıyor
bilinen ne varsa yanlışmış,
yani "Derdini söylemeyen derman buluyor":)))
önemli konu es geçmeyelim:))
yaşasın haklı çıktım:))
.......................................................
Kpss de şeffaf şişeyle suya izin çıkmış
yani (z)emaat cevapları suya okuyabilir:)))

21 Kasım 2010 Pazar

Temiz bir gün


Temiz ve bol kuru havanın burnuma verildiği
gecenin sabahından,merhaba!
Dediler ki bi alışırsan bir daha
evladın gibi ayıramayacaksın yanından...

Kabloların hepsi yeniden sarmaşınca bana
bir sinirdir kapladıysada beni
tanınmış olmanın verdiği mahcubiyetle anladım ki
onlarda düşünüp beni, yarım doz
hazırlamışlar kırmızı reçeteyle verilen enerjiyi:))
Direndim yine de direndim ama
düştüm ağlarına....
en kısa sürede dönecekler bana..

Günün sabahında evime geldim.
Efe'ye ben okudum o yazdı çirkin el
yazısını düzeltmeye çalışarak..
10 şairin hayatını yazarken baktı ki
ortak bir noktadır mapus..
Ohhooo!!
Şiir miir yazmam kardeşim
hepsini hapse atmışlar diyerek
gülümsetsede bizi,çok yerimizi acıttı,
bir çocuğun korkusu....

Bir kaç gün önceden randevulaşıp
saatinde hazır olduğumuz arkadaşım gümüşayla
karşılıklı çaylarımızı yudumlarken
İstanbul'un doyumsuz semtlerini, bu kez gezilip
görülmüş cadde sokak ve müzesini keyifle dinledim..
minik minik çekiştirdiysek de eşi dostu
sonucunu bağladığımız hep aynı yer olan
iyi niyeti bırakmadık elden ve dürüstlük
sanat ve kazanımlarımız, kazandı bugünü...


Not:İmza günleri

4 Aralık, Domuşuk Sevim
6 Aralık Esra Ceyhan
5 Aralık Ahmet Ümit imza günü nedeniyle
optimum ADA kitapevinde olacaklar
Benim Ahmet Ümit Hayranlığımı
bilenler bilir, en son çıkan kitabı da dahil olmak üzere
hepsi imzalı olmasına rağmen yine de gitmek istiyorum:)))
Diğer iki hanıma vaktim olmaz ama:))
Ahmet Ümit ve Kukla benim favorimdir..
Kukla'yı okudunuz mu??

20 Kasım 2010 Cumartesi

Şair baba ve damdakiler

Türkçe öğretmeni araştırma,yaratıcılık, inceleme performansını gözlemleme 

Az mı oldu? Oldukça ayrıntı isteyen bir ödev vermiş..
günlerdir uğraşıyor, konusu barış şiirleri,şairleri ,antoloji kavramı,
duygu düşünce hepsi el yazısı görüntülü sunum vb..
Araştırırkende gördük ki mutluluk şiirleri hep azınlıkta kalmış
gurbet ve acı kokulu şiirlerin yanında.
Esas bu konuyu buraya yazma sebebime gelince;
Barış şiirleri yazınca gelen sayfalar!
antolojide kimin ünlü kimin ünsüz olduğunu anlamak
mümkün değil..

Ama blogcuda her salı bir şiir etkinliği düzenlenmiş:))
teşekkür için yazılan yazıdan yola çıkarak
kaç barış şiirine ulaştım bir bilseniz:))
2007'de yaptığımız bu etkinliğin bir gün karşıma
gereklilikle geleceğini tahmin bile etmek zor dimi.))
Süreyyam ve yolcununda emeği ve istekleri çoktu..
Burdan selam olsun onlarada:))
Yolcunun yazılardaki havasını hep leylakdalına
benzetiyorum..
ne çok insanla yazışıyor sonrada puf olup uçuyoruz
zamanla beraber, bir anıdır kalıyor internet günlüklerimiz.

En son gittiğim Tiyatro

Şair baba ve damdakiler
Ressam İbrahim Balaban ve Nazım Hikmet'in tanışmalarını
konu alan bu oyun özellikle kareografi açısından
çok güzeldi..
Nazım biraz geri plandaydı
gerçek hayatında da ürkek ve cılız bir sesi varmış
benim için ne kadar önemli iyi ki
tanımadan seviyorum,tanıyınca yerine oturamıyor
taşlar.
Tanımak, seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli
kıvamına geliyor bazen...

Sonra,

Prensesin uykusu
bir çağan ırmak klasiği
beğendim.
Duygu yüklüydü,inanmanın gücünü görmek
beni kamçıladı yeniden...
Oyuncular akıcı
ama Genco Erkal dev ya dev işte:))
tarifi kolay ama yaşanması güç duygular
gecikmemeliyim.
Az sonra oksijen aleti için hastanede yatmaya gideceğim..
sevgiler, nice bayramlarda yazmak,okumak dileğiyle...

17 Kasım 2010 Çarşamba

...


Sınavın son günü, önde giden arabanın
üzerinde kalınca sarılmış bir şeyler var
nasıl dikkat çekiyor:))
bir türlü de yollarımız ayrılmıyor
kampüse girdim. 
Yine aynı yoldayız
nihayet içinden inenler çok tanıdık geldi
Yanımdaki arkadaş, camı açarak ''ay sizi çok beğeniyoruz''
dedi fotoğraf da çektirmeyi ihmal etmedi
o yüzden montajlayarak koydum buraya..
Behzat Ç dizisi burnumun dibinde çekiliyormuş da haberim
yokmuş:))
okulumun hemen yanı alkol ve uyuşturucu tedavi merkezi
burda ne işi varsa??
aslında bizim orda ne işimiz varsa demek doğru
onlar oranın çok önceden sahibi:))
sınavdan sonra gittim şöyle bir bakındım
kostümcü,oyuncular orada seçilen hastalar
heyecanlıydı herkez.
izlemeye fırsatım olmayan bu diziyi
merakla izledim evelsigün)
güzel güzel de, dijitürk'de criminal izleyeniniz
varsa aradaki uçurumları fark edecektir
bi kere kesinlikle müzik olmuyor
kanınızı dondurmak değil adamların amacı
beyninizi harekete geçirmek
bizimkilerde ise korkutmak amaç..
Kanıt daha hoş yapıldı sanırım.

pazar günü Turgut Özakman Hocaya
kitap imzalatma heyecanlıydı:))
önümüzde bir kaç kişi daha var bakalım..
Bayramla aramız güzel
tam istediğim gibi dinlenerek geçiriyorum:))
yarın bi tiyatro bi de sinema planım var.
Efe biraz öksürüyor,şu an bisikletle
dolaşıyorlar.
Bu arada bayram mesajı yazdım bir çoğunuza
dalgınlığıma gelen olduysa affola
hani bütün sene görüşmeyip
sadece bayramda sevabına görüşmek gibi olmasın durum:))
sevgiler...

15 Kasım 2010 Pazartesi

Kurban bayramı 2010


Ay ne kadar bize benziyorlar:))

çok çok neşeyle geçen güzel bir bayram diliyorum
kocaman sevgilerle kutluyor,
hepinizi yanaklarınızdan öpüyorum..

12 Kasım 2010 Cuma

Bal gibi duyumsuyordum;))




Merhabalar,
ah nasıl mutlu bir akşam ve bir o kadar da
buruk...
canım ders çalışmak istiyor
ama sınavlarım bugün bitti
11 dersten sınava girdim.
grafik sanatlar uygulamalıydı
diğerleri ezber ezberrr
uyku ile olan problemime rağmen iyi çalıştım
iyi notlarıda hakkettim...
Lale ablanın mimini geciktirdiğim için
özür
zaten durum ortada
ayrıca kaç kişiyiz:))
Ne demişler Sen Ben bide keloğlann
yani okuyacak da belli yorumlayacak da:))
Öncelikle mimin şartlarını uygulamak üzere
çalışma odamıza kütüphanemizin önüne gittim
ama hangi kapağa hangi yöne gitsemde öyle
gözümü kapatsam diye çok düşündüm
4000 e yaklaştığını bildiğimiz bu kitaplardan
bana ait olanlardan bir bölüm de durdum
diğer bölümdeki çokca kitabı ben okumadım
okuduğu için sahibine sadece aşık oldum:))

gözlerimi açtığımda parmağımın ucundaydı
eski günleri anımsayacağım sararmış
sayfaları, özlemle karıştırdım.

jean Philippe Toussaint
Çeviren Mustafa Balel
Kitabın adı:Banyo
kitabın ilk sayfasını açtığımda
3 Kasım 1990 Şebnem
yazıyor
Kitabın konusuna dair hiç bir şey hatırlamıyorum..
ama Şebnem'e dair çok şey ,çok şey hatırlıyorum.
Kıbrıs'tan gelmişti,
Aslen, babası Kıbrıslı annesi İngilizdi.
Babasının kaptan olması nedeniyle çok ülke gezmiş,
çok sıradışı fikirleri olan,konuşunca etkileyen
ingilizce ve kıbrıs şivesi karışımı bir aksanı olan
çok zeki bir kızdı.
Tatiller sonrası herkes,kolilerle
annesinin böreklerini getirirken,
O çok şık valızinden,paket paket confleks çıkarırdı.
Düzenli sütünü içer sınavın en yoğun olduğu dönemde
bile lenslerinin temizliğini saatlerce yapar,
iki satırda olsa kitap okumadan uyumazdı.
İçe içe bastığı minicik ayaklarıyla daima
bir balerin edasıyla yürürdü
kıvırcık dalgalı saçları,minicik bakımlı elleri
siyah gözleri bol rimelli kirpikleri ile anımsıyorum ki o bir fettan
güzeldi.Çoğu anadoludan gelen yurt kızlarının içinde
Şebnem güne düşmüş çiğ tanesi gibi parlıyordu.
Sebebini şimdi anladığım
garip bir Ankara bilgisi vardı.
Ankara'da beni bir gün kuaföre götürmüştü
diyebilirim ki en güzel kesim ve permayı
bana bu az buçuk dönme :)) kuaför yapmıştı..
Dönme olduğu için
bir daha gitmeye cesaret edememiştim:)
o yıllarda yani bundan 21-22 sene önce
tuhaftı her şey ya da biz tuhafdık ona göre,

Bu kitabı birbirimize hediye, faslında almıştık.
Onun bildiği çok şık bir kafede vermiştik birbirimize
tesadüf o ki.
Kitabın 55.sayfası bir kafede geçiyor.
Garson kız masanın başında bekliyordu.
Sırf onun tepemde daha fazla beklemesini önlemek
ve bir an önce uzaklaşmasını sağlamak amacıyla
bir damblanş ısmarladım.
Önümdeki damblanşın eriyişine bakıyordum.Sıcak çikolata tabakasının
altında vanilyanın fark edilmeyecek bir biçimde
eriyişini seyrediyordum.Daha kısa bir süre önce tamamen topak
halindeyken,şimdi beyazlı,kahverengili akıntılar
halinde ağır ağır ilerleyişine bakıyordum.Kıpırtısızca durmuş
gözlerim tabağa dikili hareketsiz bakıyordum.Kıpırdamıyorum.
Tüm gücümle hareketsizliği korumaya,onu alıkoymaya
çalışıyordum.,Ancak hareketin gövdemde de
aktığını bal gibi duyumsuyordum
...

.........
Bir yandan,
okuyup bir yandan buraya yazarken damblanşın nasıl birşey
olduğunu anlamasamda, hayal gücüm var olana yakın
bir şeyler izlettirdi bana ve evimin salonunda
bir camekanda duran küçük parfüm şişesi kolleksiyonumun
arasındaki aşk bahçesi isimli
parfümü bana hediye eden güzel dostum, şebnemi
ve
kitap gibi güzel bir dostu,
kitap gibi bir arkadaşı bana hatırlattığı için
mim fırsatını veren,lale ablaya sonsuz teşekkürler ediyorum.
iz bırakan insanlara,güzel arkadaşlıklara
ve hep güzele sebep olan kitaplara
bol okumalı bol dinlenceli bol seyirli günler...

iyi bayramlar...

5 Kasım 2010 Cuma

Maça kızı tiyatro


Sergeyeviç Puşkin in ünlü eserinden Alexander Slavutski tarafından fantasi türünde tiyatroya uyarlanmıştır. Genç subay Germann yaşlı Kontes Anna Fedotovna nın tuhaf bir sırra sahip olduğunu tesadüfen öğrenir. Kontes, kazanan üç kağıdı üst üste çekebilmektedir. Bu ilginç durum genç subayı müthiş bir şekilde etkiler. Germann, ne olursa olsun yaşlı Kontes in sırrını öğrenmeye karar verir. Eve sızmak amacıyla Liza - yaşlı Kontes in zavallı evlatlığı - ile aşk yaşamaya başlar. Ama kader, kendi yolunu çizmektedir."
Ama ne tiyatroymuş,görevli kız elimize harika bir broşür
tutturunca ağzımızın suları akmaya başladı,
üzerinde "oyun ara vermeden devam etmektedir" yazıyor
Kaç saat sürüyor canım? dedim.
Kocaman iki saat, eyvah
dizim tutulabilir, totolarımız acıyabilir,
ama biz bir tiyatro severiz iki saat su gibi de geçebilir.
Kocaman simgeli maskeleriyle çıkan dansçı grup ve üzerlerindeki
giysiler bizi etkiledi üç beş saniye sonra
konuşmalar başladı nasıl kaba bir dil bu rusça
birde türkçe üst yazıyı okumak için, kafamızı yukarı kaldırmaktan
sahnede ki oyunu göremiyoruz.
oyunun konusunu anlayınca yazıya bakmayı kestim.
Duyguları bize geçmedi iki saat bitmek bilmedi.
ara ara yaptıkları danslar iyiydi
En eski oyuncularından 1952 doğumlu Svetlana Romanova
en iyisiydi.
Tataristan'ın 220 yıllık kaçalov tiyatrosuymuş.
tataristanada bekliyorlarmış bizi
hayatta gitmem:))
onlarda gelmesin:))
gelmişken bizim devlet tiyatrolarından
bir ikisini izlesinlerde
oyunculuk görsünler.
Neden oyunun aralıksız olduğu belli
kesin arada kaçan çok
olurdu, zaten çıkışta konuşmaların çoğu bu yöndeydi.
gümüşaycım buraya yani günlüğüme yazıyorum
kutsama sahnesinde bir kutsanmamız eksikti o da oldu
gecenin esprisiydi,ama yapacak çok iş var
henüz aya çıkmadık:)))
yarın sabah sınavım var ben gece gece
puşkinin güzel eserinin katlini izliyorum:))
ah bir tiyatro sorsalar:)))

;)



" Tüm kalbiyle inanan tek kişi çoğunluktur. "

3 Kasım 2010 Çarşamba

gitti gidiyor


Bu sıra takmış durumdayım,
İzmirli bir hanımdan, polland malı iki fincan aldım.
sağlam paket yapmış,ekstradan el örgüsü tepsi örtüsü
el örgüsü lavantalık ve şık kedi figürlü
minik bir biblo göndermiş.
kedinin cam gibi parlayan şirin gözleri var,
kargo paketini açınca bu gözlerle ilgili sessiz düşüncemi
ogluş bir saat sonra bibloyu gördüğünde seslice dile getirdi
''Anne bunun içinde kamera mı var öyle gibi geldi''
oysa biblonun nerden geldiğine dair fikri bile yok
ne üzücü, aramızdaki yaş farkına rağmen paronoya
yaratan bu durumdan kim suçlu acaba:)))
Şu an kedi bana bakıyor :))


Geçenlerde uyku apnemle ilgili doktorumdan sonuç aldım
Gece uykuda bir saat içerisinde 17 kez nefesim kesiliyor
bunun en uzun olanı 49 saniye sürüyor.
şimdi oksijen maskesiyle uyuma ve derece ayarlama
sebebi ile bir gece daha orada yatacağım.
bundan sonra da evimde maskeyle uyuyacağım.
Teşhisin bir yerinde pozisyon bağımlısı yazıyor
buna önce çok güldüm,
hastanede yatmak için vize sınavından
sonraki bir günü düşünüyorum doktor hanım da
yurtdışına gidecekmiş...

Fakat dün sabah telefonla bölümdeki
bir başka doktor aradı, yarın sabah sizi
kardiyolojiye bekliyoruz.
pozisyon bağımlılığında kalp kontrolü yapılmalıymış
sabahı sabah ettim.Bugün ordaydım ve sonuç olumlu çıkınca çok
sevindim.Tansiyonum yükseldiğinde kalbime dikkak dikkat edecekmişim.
şöyle derin ve güzel bir uykuyu çok özledim.......

Dün anneciğimin elleriyle işlediği kadife üzerine
sim sırma işimi çıkardım
gönlümce salonuma serdim.Huzurluyum...

2 Kasım 2010 Salı

Made ın Balkahve



CANIMIN TA İÇİSİN SEN

Söyle naz mı bu kaş çatış
Benden uzaklara kaçış
Sensiz baharım olur kış
Canımın ta içisin sen
Nasıl severim bir bilsen
Dargınlığı sen çıkardın
Dilimden hiç düşmez adın
Beni üzmek mi maksadın
Canımın ta içisin sen
Nasıl severim bir bilsen
Sana fedadır canım bak
Kaçma benden bucak bucak
Pişman olursun çabucak
Canımın ta içisin sen
Nasıl severim bir bilsen..
İyi ki doğdun birtanem

1 Kasım 2010 Pazartesi

yaban


Türk edebiyatının en güzel eserlerinden biridir Yaban,
Okumayan yoktur elbette.
Açık söylemeliyim, kendimi yaban(cı) hissettiğim dönemler
olmuştur. Ankara' ya ilk geldiğim yıllar, Ankara'da geçirdiğim şu günler:))
Oyunu izlerseniz göreceksiniz ki ömrünüzün bir döneminde
kendinizi yaban hissetmişsiniz.
Bu, her ortama uyarım düşüncesiyle ilgisi olmayan bir durum...
Kısa kısa ama vurucu düşünceler sade ve yalın bir dille anlatılmış.
oyunda oyucularda çok iyiydi.

Tiyatro öncesi bi tarihte okumak üzere Peter Straup 'un blue rose serisinden almak için
Dosta uğradım ,
Sessizlikte kitap seçmek ne iyiydi!!
Babasına avazınca bağıran 7.sınıf kızın derdi
Anafen yayınlarının soru bankasını istiyor olmasına rağmen
babası neden esen yayınlarına bakıyordu ki
kahrolsun o baba:((

Sonra 3 ya da 4 yaşındaki minik ufuğun ağlamaklı suratla
'' Ama babacığım ben kitap seçemiyorum ki
annem benim için kitap seçsin bende bakuganlara bakayım''
sözüyle ayıktım...
babasının kızan ifadesi çok fenaydı , baba eşinin yanına gitti
adının ufuk olduğunu duyduğum minikte mutlu bir ifadeyle bakuganlara bakmaya,
geçen yıl iyi para verdiğim bakuganların bu yıl yerini basket malzemeleri aldı
bizde de öyle oldu her yıl değişen istekler ve çoğu kez
ona hiç bir şey katmayacağını bile bile...

Kırtasiye ile kitapevi karışır oldu, çocuklar D&R' a plastik bileklik
fermuardan yapılan kalem kutusu için gidiyorsa
oyuncağın satıldığı bir kitapevinin anlamı kalmamıştır.
Birinin ufuğun anne ve babasına şunu hatırlatması gerekir
çocuklar kitap alan anne babayı değil evinde kitap okuyan anne ve babayı
daha çok örnek alıyorlar..
Sessizliği bozan şey kitabevinin ekonomik kaygıları,anne ve babanın
aman okusunda düşüncesiyle kitapevinde soru bankası alan kızına
'ŞŞttt ' dememesi olmalı...
sessizce kitap seçmek ne güzel şey.
gitgide kendimize de yaban mı kalacağız.