28 Kasım 2010 Pazar

Ayrıntıdadır hassasiyet

"Anılarınızla, anılarınızın değeriyle ve onları yüklediğiniz eşyalarla ilgili bir yazı"
İstediğinizce mimleyebilirsiniz beni.
Mim severim ben:))Leylakdalı beni, ben de Asis ve Gumusay'ı mimledim:)))

Bir yaz günü, büyük olasılıkla bir pazar günü, Susanoğlu'nun git git bitmez uzunluğunda ve bir türlü derinleşmeyen o güzelim denizinde
aile dostlarımızla beraber eğleniyorduk.Anneme tuvaletimin geldiğini
söyledim.
O kadar açılmışız ki,
su bir büyüğün gögüs hizasında.
Annem gözüne sabitlediği bir noktadan kıyıya doğru yürüdüğünü düşünürken
aslında ordan uzaklaştığımızı da fark ediyor.(Akıntı götürüyor)
Kıyıya yaklaşmamıza az kaldı,kucağıma gel dedi.
Annemin kucağına çıkmamdan bir iki saniye sonra
büyük okyanusun içinde bir yerde gibi derinlerdeydik
Dönüyorduk ve büyük bir şiddetle fırlatılıp yeniden içine
giriyorduk.
Bu fırlatma anından birinde annemin imdaaaaaaaattttt
sesini duyanlardan birisi de aile dostumuz Hasan abiymiş.
Çok şanslıydık o gün büyük bir yüzme kulübünün üyeleri de durumu fark ederek
bize doğru yüzüyorlarmış.
Ben kendimi 1.90 lık boyuyla ayaklarımı kocaman avuçlarıyla
sıkı sıkı kavramış,
tepe taklak tutarak, yuttuğum suları boşaltan Hasan abinin ellerinde buldum.
o günden sonra denize girmek istemedim..
Bu durumu fark eden Hasan abi,,
(Annem ve diğer çalışanlar gündüz işe gider akşam üzeri gelirler oralara
çocuklar ve çalışmayan hanımlar gündüz denizde olurduk)
bir ikna konuşmasında,bana ve diğer iki arkadaşıma
sizi işyerime götüreceğim dedi.
Akşamdan annemden izin alındı,
ertesi gün hayatımda ilk ve son kez Mersin Limanı'na geldik.
Uzaktan uzaktan gördüğüm o gemiler ne büyükmüş meğer,
İstanbul'da İzmir'de bindiklerime hiç benzemiyor...
Hadi bakalım şu gemiye çıkıyoruz dedi.
Ama geminin merdivenleri çok sallanıyor, iplerden tutunca daha da çok
sallanıyor.Hasan abinin yardımıyla çıktık.
Merdiven bittiğinde hayatımda gördüğüm en koyu tenli
insanla(zenci) ile karşılaştım:))
ürkekçe baktım gözlerine ve hasan abinin elini sıkıca kavradım.
Bu durumu gören, beyazlar içindeki kaptan ya da ne ise işi,
Ahçımız dedi,az sonra sizi pişirecek yamyam bu.
Gülümsedi.
Hele zenci gülümsediğinde daha çok korttum çünkü kocaman ve bembeyaz
dişlerini gördüm..İngilizce konuşuyorlardı muhtemel.

Bir kaç kat gezdik, resimde gördüğünüz beyaz alan gibi
bir yerde,artık konforlu bir evde gibiydik.
Beyazlı adamlar,zenciye anlamadığım bir dilde bir şeyler söyledi.
Az sonra büyük bir tepside, kocaman bardaklar içinde
Ananas suyu ve büyük büyük portakallı büsküviler geldi.
Biz çocuklar kikirdeşerek yedik içtik.
Tadını şu yaşta bile unutmadım.
Gözüm beyazlı adamla Hasan abinin elindeki fincana takıldı
üstündeki amblemi görmek için çabalıyordum.
İçmek istermisin? diye sordu.
Si içerim,fincanı göstererek, bu bardakta dedim.
Az sonra zenci getirdi.
Ben alamadım zencinin elinden,Hasan abi aldı ve bana verdi.
Kahveleri bitince bizi ufak bir gezintiye çıkardılar.
Geminin etrafı ne kadar büyük,gemi denizden ne kadar yüksekte.
Hasan abi, bu gemiyi nasıl taşıyor bu deniz? dedim.
Gülümsedi.
Ve hayatıma bir gemici düğümü attı.

Bu soruyu sormanı çok istedim.Bak bu gemiden burda ne kadar çok
var ve deniz hepsini taşıyor,
deniz seni ve anneni de taşır..
Biliyormusun? O gün balıkçılar balık tutmak için geceden
"Dinamit" atmışlar.
Anlamsızca baktım.
Gülümsedi.
Balıklar dinamitin sesinden korkuyorlar ve onların ağına doğru
kaçıyorlar,balıkçı amcalar senin korkacağını düşünmemişler.Dedi.
Yavaş yavaş inanmaya başladım ona.
Koskoca deniz,bu kadar gemiyi batırmayan deniz, bir beni, bir de
annemi mi batıracaktı.
Hem dinamitin açtığı deliği artık kapatmışlardı.
Çok inandım ona
Alasmaladık vakti geldiğinde, korkunç merdivenlerden
Hasan abinin yardımıyla indim.
Koşarcasına yetişti zenci,Hasan abiye
beni göstererek anlamadığım bir dilde eline bir şeyler verdi.
Hepimiz kocaman gemiye son kez döndük beyazlı adamlar el sallıyordu.
Biz de onlara el salladık..
Akşam üzeri Susanoğluna döndük.
Elindeki poşeti bana verdi.Bu senin.
İçinde iki paket büsküvi var onlarda Birgül ve Songül'ün
içinden çıkardım onlara verdim büsküvileri
hadi annen gelince gel yüzeceğiz hep beraber dedi.
Annemin gelmesini beklemeden açtım paketi
bir büsküvi ve az önce çok beğendiğim fincanı
bana vermişlerdi.

Sessizce çığlık attım.
Evimizdeki 40' a yakın fincan kolleksiyonuna
bir yenisi gelmişti.Hem de benim tarafımdan.
Mayomu giydim.Üstüme havlu elbisemi.
Koşarak çadırlarının kapısını çaldım
oynamaya başladık çocuklarla..
Annem geldiğinde,
denize bir daha hiç küsmemecesine girdim.
Ama en çok denizi, yüksek bir yerden izlemeyi sevdim..

Bir sonbahar günü,
bir bayram temizliği sırasında
fincanların hepsini leğene koyup mutfağa
götürmek isteyen Rezzan elinden hiç istemeden
bırakıverdi, ben sadece ikisini kurtarabildim...
gerisi annemin üzüntüyle ama sessizce süpürüp
çöpe yollamasıyla son buldu.
İşte kurtardığım o iki fincandan biri
Hasan abinin hatırasıydı,O benim hayatımı
kurtardı,ben de onun bana verdiği fincanın.
Şimdi ebedi hayatını yaşarken, belki bu yazıyla
onu gülümsettim...
Seni ve emanetini hiç unutmadım.