31 Aralık 2011 Cumartesi

Ölümsüz olsun,derman olsun 2012


2011'de insana dair ne varsa onları yaşadım.
Kaybettiklerimin yanın da kazançlarım çok fazla
en önemlisi can kaybımız yok.Sevinçliyim.
2012 den de çok şeyler istiyorum.
Derman olsun hepimize, yükler bir bir gitsin üzerimizden
yeni insanlar ,yeni yüzler katalım gelecek günlere.
Kalplerde aşklar var olsun.
gönülden gönüle iyi yıllar dileğimle:)

..Dün yayınlayacağım sırada bilgisayarım elektrikle bağını kesince
bugüne kaldı.Nasip işte zaten vedaları sevmem:))

29 Aralık 2011 Perşembe

sinemalar


Yok böyle bir ızdırap:)



Nasıl güzel bir anlatım bu!
Ayrımcılığı böyle güzel anlatmak için yaşamak gerekir mi?
Yarım kalan hayatları,işleri tamamlamak gerektiğine inananlardanım.



Keyifli,bir o kadar doğal.

20 Aralık 2011 Salı

Tiyatro Haftam


27.11,2011
İşte bu!
Tiyatroda gerilim, son zamanlarda izlediğim en güzel oyundu
izlememiş olsaydım çok şey kaçırırmışım. Şiddete bu kadar uzak
dururken ya şiddete uğrayan ben olsaydım, ya benim o anki dürtülerim,
nasıl ve ne kadar hayvanileşeceğini gösteren
Emre Kınay ve Ahu Türkpençe' nin muhteşem performansı...
İzlerken başlayıp üç gün süren karın kas ağrısı.


24.11.2011
Konu ve dekor güzel, fazla uzatılmış, ortama tek elektrik vermeyen Armağan Çağlayan


21.11.2011
OĞLUMA Bİ HALLER OLDU
Oyunun yıldızı Paşhan Yılmazel 'di.


23.10.2011
Kantocu
Devlet Tiyatrosu sanatçıları,
dönem oyunu ve bol neşe.

19 Aralık 2011 Pazartesi

İnsana dair 2

Şu an Üniversite ortamında olmam çeşit çeşit insan hayatlarına istemeden de tanık olmamı sağlıyor.Şu sıralar adım adım sokakları arşınlamıyorum. Gençlerin arasındayım
hataları ve sevaplarıyla ile onları izleme zamanlardayım. Bir daha bu kadar kalabalığa karışabilecek ortam bulur muyum bilmem, insana dair notlarım olsun istiyorum o yüzden yazıyorum.Sonra bol bol sokakları yazma fırsatı bulurum elbet.

Tenessee diyor ki ;
"İnsana dair hiçbir şey beni şaşırtmıyor"

Bir önceki yazım da yaşanan akraba evliliği kararı, benim aklımın alamadığı kadar tuhaf ve anlamsız ben ve ailem için bu böyle.
Demek ki kardeş gibi bakamayan bir grupta var ülkede hem de pek çok.
Bu gün sıcak sıcak yaşanmış bir insan hayatı var tuşlarımda
Fotoğraflarını eklemek istiyorum ama ne olur ne olmaz deyip vazgeçiyorum.
Umarım hafızam yıllarca bu simaları silmez.
Seher, İstanbullu esmer kısa boylu, gözleri çok güzel bir kız. Çalışkan ve üsten sık sık ders alıyor onu bu nedenle tanıyorum.
Zaman zaman kantinde, hocanın gelmesini beklerken
ki kısa sürede benimle sohbet ediyor, aslında benim orada olma nedenlerimi merak
ediyor. Meraklarını giderirken de, kendi hayatından bir şeyler anlatmayı seviyor.
İlkokulu özel okulda okurken aşırı tembelmiş, ailesi onu özelden alıp devlet okuluna veriyor sonra meslek lisesine giriyor. Lise yıllarında ailesi varlığını kaybediyor, şirketleri batıyor ve gelirlerini küçülttükleri bir işle devam ettiriyorlar.
Şirketin borçlarını ödemek için Seher dahil hepsi işe giriyorlar.
Lise bitiyor iki yıllık bir üniversiteye giriyor.
Ellerinde kalan küçük işletmelerini de o dönemde kaybediyorlar.Seher yaklaşık beş yıldır ailesinden beş kuruş para almadan hayatını devam ettiriyor, krediler burslar
haftasonu çalışmaları ile yaşıyor.
İfade etmiyor ama babasına bu yaşananlardan ötürü kızgın...
Staj yapmak için bir bankaya giriyor orada da ilk defa aşık oluyor.
Yakışıklı,esmer uzun boylu Tuncay'la yaklaşık üç senedir beraber
Bugün biraz zamanım oldu çay içmeye.
Seher'geldi bir zaman sonra ,Perşembe günü aynı konudan fakat farklı gruplarda
sunumumuz var,  ikimizinde heyecanla konuşuyoruz.
Sevgilimden ayrıldım dedi birden bire.
Gençler, konuşmak istiyorlar zaman ayırmak lazım bunlara
Neden?
Bilmiyorum ki abla ya onun kendi sorunları var dedi.
Güldürmek için psikolojik mi dedim.
26 yaşında banka memuru olmuş bir gencin ne gibi önemli bir sorunu olabilir ki.
Ah! ablacım ah,
geçenlerde sana buradaki gençler pek çocuklar demiştim hatırladın mı.
Evet hatırladım. Seher
(gençlerin eften püften dert edindiklerini düşünüyor)
O zaman senin derdin ne?
Hafifçe boynunu kırıp gözlerine bir eda vererek,
Tuncay, Bi seksüel....
Öksürük...
Ne zaman öğrendin?
İki yıl önce
peki neden devam ettirdin?
Çok seviyorum.
Nasıl öğrendin?
Tuncay'ın, bitmek bilmez gelgitleri var
yine keyifle yedikleri bir yemeğin sonuna doğru
benimle evlenir misin? Diye soruyor.
Seher kabul ediyor ama her seferinde
Tuncay bir ya da iki saat sonra telefon açıp
ayrılalım diyor. Bu kez seher onu bu gelgitin
nedeni için sıkıştırıyor. Bu gerçeği öğreniyor

Tuncay, bir imamın oğlu kendi de namazını orucunu tüm dini
vecibelerini yerine getiriyor.Seherle ilişkisi sırasında
bir beyle ilişkisi olduğunu açıklıyor.
Seher
bu adamı buluyor.
Tuncay'ın ablası psikolog, Seher onu tedavi ettirmek için çabalıyor
kendisi de bu sıralar bir doktora gidiyor.
Doktor Seher'in  bu sorunu iyi atlattığını düşünüyor.
Ama onu çok seviyor, dönmek istiyor.
Of ya !

İnanılır gibi değil
Öncelikle her iki konuda da iki gencinde
yaşıtı arkadaşlarını ufak bulmaları ortak noktaları.
Çıktıkları gençler onlardan yaşça büyük değil ama olgun,
çemberden geçmiş kişiler istiyorlar ve aileleriyle sıkıntılarını
paylaşmıyorlar.Kalbim sıkıştı dinlerken.
Allah evlatlarımıza güzel kaderler yazsın ve önlerine
iyi insanlar çıkarsın.

Kimseyi tercihleriyle yadırgamıyorum, sadece arkadaşlıklarını
onaylıyorum ama bir evlilik olma ihtimalini bile düşünmek istemiyorum.
Bilinmeyen ne çok şey var.Tuncay, şu an Kocaeli' nde bir bankada
memur.Seher öğretmenlik okuyor. Ailenin ruhu bile duymuyor
oysa bu öyle kolay bir sorun değil gerçekten.

15 Aralık 2011 Perşembe

İnsana dair 1

Keşiflerin babası Kristof Kolomb olmak için yeni parçalar aramaya bu sebeple yolculuğa çıkmaya gerek yok, yeni bir bakışa, doğru bakan gözlere ve zihne ihtiyacım(ız) var.
Şaşırdıklarım şaşıracaklarım var insana dair.
2009'un başlarıydı, Cerenin hepsinden biraz daha farklı bir hali vardı.
Tanıştığımızda birinci sınıfın ikinci dönemindeydim, hiç arkadaş edinmemiş
çünkü hepsini çocuk buluyormuş :)
Hacettepede iki yıllık bir okulu bitirmiş, üzerine bir süre Bilkentte hazırlık
okumuş, diğerlerinden artıları olan Ankara'da ailesiyle yaşayan sevdiklerine
karşı dokunmaktan çekinmeyen hatta mıncıklayarak seven ve benim olsun isteyen
pek de paylaşmayan hatta bilgisini ve notlarını asla paylaşmayan ama çok dost görünümlü bir şeker :)
Sevgilisi Burak ile sürekli cepten konuşuyor şimdi derse girdim şimdi çıktım.
şimdi merdivendeyim şimdi... Bu böyle gidiyor. Fena çok fena bir durum:)

İzlemedeyim, Ah gençlik diye geçiriyorum içimden
Önce karşı apartmanlarındaki bir genci sevmiş.
Hastalık derecesinde
bağımlılıkları var sevdiği insana dair, o delikanlı da bunu anlamış olacak ki
ailesiyle tatile gittiğinde bile Ceren'e denize girmeyeceksin diyor
bizim bu safta girmiyormuş.
Kurtulması çok güç olmuş tam da ayrıldıkları
gün Bilkent ten arkadaşı Burak' la yakınlaşmış ve hemen ilişkileri başlamış
o bağımlılığın etkisi bu ilişkisinde de azalmış olarak devam ederken…
Bir gün aplaaacımm diye sarıldı boynuma gözyaşları omzumdan aşağıya akıyor
ve sık sık ona vakit ayırmaya başlamak durumunda kalıyorum.

Ailesi onu evlendirmek istiyor. Dışarıda buluşuyoruz her seferinde
çok sevdiğim Bademli salatadan yemeyi de ihmal etmiyoruz.
Annesi ve anneannesi, babasını ikna etmişler, annesinin teyzesinin oğluyla evlenmesini istiyorlar. Anlattıkları tavan yapıyor bende
Tansiyonum hop diyor zıplıyor aman kızım şöyle yap böyle yap
ikna et diyorum.
 Akraba evliliğine ikna etmek için bir psikiyatriye
giden ilk ailedir herhalde…
İki yeni ev almışlar içini
yaptırıyorlar anne sık sık baygınlık geçiriyor. Ceren annesi için çok üzülüyor
ona çocuğuymuş muamelesi yapıyor.
Sırf Ceren istediği için ona kardeş bile yapmış annesi :)

Cerenin bu evliliği istememesini haklı buluyorum.
Annesi sözünü geçirmek için bu yolları seçiyor.

Altında arabası olan
Boyalı sapsarı saçları gök mavi gözleri, tombalacık yüzü ile maddiyatçı bir kitlenin dikkatini çeken güzelliği var ama kilolarıyla da başı dertte.
Bir seferinde babasının dövdüğünü ima eder gibi oldu ve hemen sıyırdı .
O gün bu devirde bu kadarda olmaz dediğim duygular uyandı.
Yalan söylediğini düşünmeye başladığım günlerden birinde
annesi beni aradı.
Arama nedeninin özeti

Ceren beni çok seviyordu, beni dinlerdi lütfen onu ikna edindi.
O gün bazı kararlar almak zorunda kaldım.
Bulaşmak istemiyordum bu olaya
Çünkü bir çocuğa senin annen yanlış düşünüyor demek hatta senin annen mnyk mı?
Diye sormak ne zordur.

Ertesi gün Ceren'e başarılı olduğu için akademik düşünmesini kariyerini
devam ettirmesini ona çok yakışacağını söyledim. Annesine saygısını yitirmemesini
ama doğru düşünen o olduğu için canı ne istiyorsa onu yapmasını telkin ettim.
Okumak istiyorum diyen birisine ne diyebilirsiniz ki...

Dönemlerimiz değiştikçe telefonla paylaşmaya başladı yaşadıklarını
Benim aramamı istiyordu :) Uzun uzun konuştum.

Sıkıldım, dön dolaş aynı yere geliyordum.
Hiç benlik değil
mutlaka yol almalıyım oysa.
Hem bunca işimin arasında yeter yani dimi,
Bu duygularımı ona hiç söylemedim, söyleyemedim elbette
sadece yaşıtı birisinin onu daha iyi anlayacağını söyledim.
Arkadaş edinmeliydi,
ben onun yaşına inemiyordum, inmemeliydim de...

2011 yazı Cerenin artık yaşıtı yeni bir arkadaşı var.
Bu yaz hem İngilizce kursuna gidiyor hem de stajını farklı bir yerde yapıyor.
Arada telefonlaşıyoruz bayram, seyran doğum günü filan
doğum günümde aradı,
staj yaptığı yerde birisi onunla ilgileniyormuş hoşmuş ama 40' lı
yaşlarındaymış olmazmış,
yavrum Burak var ne gerek var onlara diyorum,
sahte iki gülücük atmak durumunda kalıyorum
Ama abla İngilizce kursundaki çocukla kahve içmeye gittim o da
çok hoş diyor…

Kızım yanlış anlamazsan ne gerek var bunca karmaşaya
diyorum gülüyor pişkince. Hani o apartmanın karşısındaki delikanlı varya
o da asker şu an arada onla da konuşuyorlar...

Aslında midem bulanıyor, tek tek bu yaşananların içinde yok olup
gidiyorum. Bulaşmıyorum elbette duyduklarım ve iğreniyorum.
Ne zaman çok net fikrimi söylediysem, karşımdakinde korku yaratmışımdır.
Bu kez onun gençliğine hürmeten yapmasan, etmesenle geçiştiriyorum.

Geçen haftalarda ablacım dışarı da Halil bekliyor tanışır mısın diyor.
Böng!
Nasıl yani Burak' la da tanışmıştık okula geldiğinde hem hani
İstemiyordun. Çok kabaydı filandı dememe kalmıyor yol bitiyor.
Uğruna çeneler tükettiğim Halil' le tanışıyorum aynı hızla oradan uzaklaşıyorum.

12 Aralık doğum gününü kutlamak için hem facebook sayfamı açıyorum .
Telefonumu elime alıyorum. C- H başlığında Cerenin nişan fotoğraflarını görüyorum.
Boy boy alışverişte çekilmiş, Ankara sokakları aşkı görmüş, Evde eş dost altınlar filan.
Boğazımda keskin bir bıçak,  gözlerim hayretinden fırlamışken, ben onurla değeri karıştıran bu genç kızımızın yetiştireceklerinden kaygı duyarken o sadece var olan şansıyla geleceğine emin adımlarla yürüyor (bakıyordu).
Öyleyse annesi ne kadar haklıydı? Ya o bir şeyleri kapatmak istiyordu da
kimseye haykıramıyor muydu? O yüzden mi teyzesinin oğlu Halil'i damat seçmişti aile kendisine?

Sonuç mu?
Şimdilik herkes mutlu bir tek ben çok şaşkınım :)))
Bu yazıda aşk var mı? Bu tuşlar neyi yazdı adını koyamadım.
Acaba koymak mı istemedim. Keşfettiğim tek şey  bu adada değilim.

13 Aralık 2011 Salı

Anahtar Bende

Mevlana der ki;
Dibi yosun tutan denizlerle ilgilenme,
sen dağları seyret...
Yenik düşüyorsan özlemlerine aldırma,
kalbindeki uçsuz bucaksız sevgiyi hisset...
Işıklar sönmüşse ve karanlıksa ona da aldırma ay ışığını seyret SABRET...
Sabret ki her şey hissettiğin kadar derin ve sonsuz olsun...
Sabret ki her şey gönlünce olsun.

Yenik düşüyorsan özlemlerine aldırma.

Mümkün mü?  Özlemlerime yenik düşmeme rağmen aldırmamam.
Bu sıralar çok özlüyorum ve bazen bu özlemlerin ani bir gidişe alıştırma
olabileceğini düşünüp kaygılanıyorum.Kilometrelerce öteden alınan o nefesi
istiyorum.

Ne o ? Şaşırdın mı?

Çocukluğumun neşesi var gözlerimde...
Mutluyum bugün bir başka mutluyum
ancak bir dostla kutlamak isteyecek kadar heyecanlı ve mutluyum.


"Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder.
Çünkü her yerde olmak, hiçbir yerde olmamaktır" diyor. Montaigne
Olmuyor...
Gönlünden geçen olmayınca teselli adını verdiğin umutsuzluğa da düşüyorsun.
Yetiniyorsun o çok sevdiğin kendinle barışıyorsun.
Ve tekrar mutlu olduğun saatlerdeki heyecanını fısıldıyorsun evrene
ruhunu bir amaca bağlıyorsun.
Anlayacağın sol yanım gülümsemede,
şimdi sabır dönemine giriyorsun, ta ki yeniden çıkıncaya dek
sabret ki herşey gönlünce olsun...

ufak tefek önerilerim var hayata, anlayana,sen ister sağ kulağından sok solundan çıkar
istersen samimiyete inan sakla bir yerinde kalbinin.
Yaşanmış, denenmiş her ne varsa
tekerrürdür şartlar konumlar değişsede bende ki, senin yaşayacaklarının artçısıdır.
Mümkün mü? Mümkün...

Değer mi? Değer, bunca yaşama...
Dibi yosun tutan denizlerle ilgilenme,
sen dağları seyret...

Daha çok konuşacağız,yeni günün hatrına,
Kır artık kilidini...

26 Ekim 2011 Çarşamba

Mendilim kan kokuyor

Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Ahmet Abi sen de bağışla

Boynu bükük duruyorsam eğer
İçimden öyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet abim benim
İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine

Konyanın beyaz
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki Ve avlularına
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
Ve sözlerine
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne

Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Anısı işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.
Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
Dirseğin iskemleye dayalı
-- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
Cıgara paketinde yazılar resimler
Resimler: cezaevleri
Resimler: özlem
Resimler: eskidenberi Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun çabuk
Bakıyorum da simdi
O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
Biz eskiden seninle İstasyonları dolaşırdık bir bir
O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
Nazilli kokardı Ve yağmurdan ıslandıkça
Edirne postası
Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni

Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek O çocuklar büyüyecek O çocuklar...
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
İşçiler Almanya yolcusu işçiler
Kadınlar Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile

Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa İşte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar

Mendilimde kan sesleri.
Edip CANSEVER

13 Haziran 2011 Pazartesi

Koca bir ay

  Yeni bir güne yeni döneme daha Merhaba,
En son 8 Mayıs'da yazınca aradan geçen bir ayda neler
yaptım acaba?
  Beklediğimden umduğumdan daha
yoğun geçen bir okul maratonu oldu.Dün son sonuçları aldım.
on dersin onundan da geçmiş olmaktan çok mutluyum.
Ertelenmez zannettiğim bir çok işi erteledim. Sadece sevdiklerimi
ve sevdiğim hiç bir şeyi ötelemedim. Allem ettim, kallem ettim
bir yerden sevdiklerime ve sevdiğim işlere ulaştım.
Üç ayrı facebook sayfası edindim,
biri 100 küsürlü arkadaş sayısına ulaşan okul gurubu
(bunları arasındaki memaatçılar nedeniyle ayrı tutmayı yeğledim.)
İkincisi daha yeni tanımaya başladığım baba tarafımla ilgili
aile face sayfası
ve üçüncüsü mutlaka hayatımda bir yerde var olmalarına
özen gösterdiğim kişiler için bir face sayfası.

Geçtiğim bir birbuçuk ay içinde
Cemal Süreyya Şiirlerinin Hakan Gerçek tarafından seslendirildiği
gösteriye kızlarla gittim.Çok beğendim

Şu sıralar, sansasyon yaratan ve son kez Ankara' da oynanan "Özel Hayatlar"
isimli oyunu izledim. Oyun özellikle dekor ve oyuncuların
yetenekleriyle etkiliyordu. Hande çok hoştu.
Yalancı çoban hikayesinin en iyi güncel örneği olur bu durum.
O kadar çok magazine karışınca hiç kimsenin Hande'ye inanmaması çok normal.
Oysa zaman gösteriyor ki "Asla" diye bir şey yokmuş. Cihan yapmaz
Hande yalan söylemez diyemem...

Sonra Çok keyifli geçen bir Ankara kalesi gezisi sıkıştı araya


Hevesle beklediğim Bülent Ortaçgil ve Zuhal Olcay Konseri
için kızlarla buluştuğumuzda ben son sınavdan çıkmış
içimin hararetiyle, bir bluz bir pantolonla gittiğim konserde
çim amfide saatlerce ıslana ıslana oturdum.
Bazen Gülay'a bazen Ferda'ya
sarıldım.Sanırım onların sevgisiyle hastalanmadım.

Bülent Ortaçgil sevmeyen yoktur diye düşünüyorum,fakat o gün beni
delirtti, evinde oturmuşuz bize zorla çalıyormuş havalarındaydı sanki
gelmiş olmak için gelmiş, gelmişken yeni çıkacak kasetinin reklamını yapsam
yeter diye düşünmüştü. Cidden ruhsuzdu o kadar kalabalık vardı herkesin
beklentisi bambaşkaydı o yüzden çok az alkışlandı.
Beraber söyleyeceklerini düşünüyordum ama ayrı ayrı çıktılar konsere
Nihayet Zuhal Olcay çıktı. Sahnesi çok güzeldi az önce milleti geren Ortaçgil' den sonra ilaç gibi geldi. Fakat o da toplam paranın çeyreğini almış olmalı ki sahnede Ortaçgil'den az kaldı:)

Ve geldik 12 Haziran Tarihine
Özel bir gün, Ferda 40.Yaşına girdi.
Ben sigarayı bırakmamın 4.yılını bitirdim.(Bir püf bile almadan)
11 haziran Cumartesi günü Saat 17:00 de apartman önünde buluştuk kızlarla
Tunalı Hilmi caddesinde dolaştık randevu saatimizde DailyNews Restoran da
yemeğimizi yedik, bizi çok sarmadı müziği beklemeden yakındaki
Flamingo pastanesinde çaylarımızı içip Ferda'nın pastasını yedik.
İçimiz kıpır kıpır gece bitmesin istiyoruz,
insanın bildiği en doğrudur mantığıyla Kırmızı restorana
gittik canlı müzik eşliğinde ben yerimde onlar ayakta
çok çok çok eğlendik.İyi ki hayatımda bu hatunlar.

Ve tabi Sevgili Lale, ikizler burcu kadını
denge kadını, seni tanımadan da beğendiğimi biliyorsun.
Gönülbahçen varolsun. Doğum günün kutlu olsun.

Seçimler mi Gani söyleyeceğini söyledi bende öyle düşünüyorum
hazırız bi daha bi daha :(

8 Mayıs 2011 Pazar

Tadılacak duygular


Her geçen gün annemin ne kadar özel,
ne kadar farklı olduğunu anlıyorum ve onu çok seviyorum.
Blog vesilesiyle tanıdığım tüm güzel insanların
bu yüce gününü kutluyor,en içten sevgilerimi yolluyorum.
Hazır açmışken iki kelam edeyim.
Öncelikle Gülay' cım,yeni yaşını bir kez de burdan kutlarım. Nice yaşlarında
beraber olmak dileğiyle bitanem.

Nasıl yoğun bir döneme girdiysem kendimde inanamıyorum bunca olup bitene
hafta bir günüm boş diye sevinirken beş altı haftadır evime yakın,
bir ilköğretim okulunun anasınıfında uygulamaya gidiyorum, çok ama çok yorucu bu iş...kesin bana göre değil aslında sistem bana göre değil :))
resimde gördüğünüz hamur bebek Furkan tarafından bana yapıldı
"Bak bu sensin" diyerek sevgiyle verdi:))Benziyorum dimi yusyuvarlak tostoparlak:))

Okul tam gaz gidiyor, meğer ne zormuş eğitim dersleriyle
branş derslerini bir arada götürmek.
Ödev yapmaktan bilgisayarın karşısında uyuklamaktan,
sürekli sunum hazırlamaktan ve sunmaktan bu koca bedenim çok ama çok yoruldu.
Bu arada da hafta sonları 4 haftalık bir mutfak kursu bitirdim.
Birde üstüne zaman ve stres yönetimi seminerine katılarak belgemi aldım.
oğlumun derslerine daha fazla önem vermesi için ayakta uyuyorken vaazlar verdim.
Kurdukları grubun elemeleri kazanmasıyla çok mutlu oldu. İnanamıyorum ama solistlik yapıyor :))Californication söylerken anne olduğum için bir kez daha tanrıya şükrediyorum. Tadılacak ne güzel bir duygudur bu.
Herşeye rağmen zaman sevmeye yetecek kadar var. Sevilmeye yetecek kadarda yüreğim........
Sabah beni ne bekliyor bilmiyorum.Ama tek bildiğim,
yüreğimde sevgisi hep büyüyen annem ve evladımın sıcaklıkları var olacak.
hepinize kocaman sevgimle.......
Evrene kocaman br gülücük yolluyorum kimin gölgesine düşerse:))

10 Nisan 2011 Pazar

İstanbul'a dönüşü güzel Ankara


Tam hadi görüşürüz,çok memnun oldum sözlerini birbirimize söylerken,
mini minicik fakat yüreği epeyce büyük, şirin mi şirin bir kızın sımsıkı
sarılması,o sıcaklığı bana geçirmesi,dünya üzerinde yok olmaya
başladığını düşündüğüm,bir çok duygunun bu nesilde de bitmediğinin
habercisiydi.
Sevgili Gamze gamze öğrencilerini tanıma fırsatım olsaydı eğer
derdim ki "Her biriniz,bu sevgi pınarının kollarında büyürken ,o kolun
dalları olacağını düşünmek beni çok ümitlendiriyor."
Sarılmak ne yüce bir iş,,,
hep bu sıcaklığında kal canım...
Lale ve Leylak dalı girdikten sonra restorana,
ortalığı saran hoş koku tüm gece boyunca sürdü.
Gümüşay ve ben, doğal ve sıcacık bir akşam geçirdik.
Eğer ben bu akşamı resimleseydim.
Gümüş bir vazo içine lale ve leylakları dizer,
elinde bal gibi tatlı kahvesini yudumlayan bilge kızın keyfini
resmederdim.
hepinizi tanımak,duygularınızı paylaşmak,bazısı özel,bazısı genel
hayatınızdan kesitler dinlemek,anlatmak, dokunmak, özel ve güzeldi
sağlıcakla kalın.

3 Mart 2011 Perşembe

Büyülendim.

Ne oluyor nasıl oluyor anlamakta çok zorlandım
Böyle bir karar olabilir mi?Bloger sayfama Ben günlüğüm gibi bakıyorum
cidden çok üzücü.Ayrıca madem digütürk maçlarıyla ilgili bir sorun var video
ekle ayrıntısını kaldırırsın olur biter.
Neyse bakalım google üzerinden buralara ulaştım
Çünkü dün akşam izlediğimiz konser, bir günlüğün
baş yapıtı olacak nitelikte,şahaserdi.
İlk kez bir ruhun dolaştığını hissettim.Fazıl Say öyle bir
atmosfer yarattı ki,bir başka zamanın içinde kendi hükümdarlığında
farkedilmesi güç bir büyülü ortamdaydım.
Bu nasıl bir tılsımdıki, beyniniz bir an kopsa yeniden içine bir nefes gibi çekiyordu.Oysa Fazıl Say seyirciyle değil,pianosuyla eğelenen bir çocuk
hatta kadınını seven bir erkek,bazen de sahibin benim diyecek kadar
güçlüydü.Bazen gözlerine bakıyordu Atatürk'ün, bu senin için
dediğini hissettiğim bakışlar atıyordu.
Diyorum ya bir başka ruh vardı,coşkusu coşkumuza karışmış
yüce bir ruh.Klasik müziği seviyorum.Bugün hayatımda kimler varsa seviyorum.
O anı yaşadığım için yaşamayı seviyorum......

27 Şubat 2011 Pazar

Bazen İstemeden


işte böyle Gamze' cim seni seviyorum:)
Geçenlerde abilerle ilgili bir yazım olmuştu, orayla ilgili
bambaşka gelişmeler var:))Dilek ağacı gibi benim burası
çok çabuk kabul oluyor:)Hahaha deneyin isterseniz:))

Ay ne güzel bir gece geçirdim çarşamba akşamı, Zekai Tunca coştu coşturdu
o gecenin ertesinde de üniversiteden kızlarla Buz pateni,Bowling
ve Bilardo aktiviteleri yapınca pilim sinyal vermeye başladı.

Oğluş
gece aniden ateşlenince uykusuz ve yorgun
cuma günü tüm gün okulda da olunca, bittimmm .Eve geldiğimde ne gözümde
Buket Uzuner'le yapılacak sohbet,nede davetli olduğum Zerrin Özer'in
programda olduğu ödül töreni umrum da olmadı.

20 Şubat 2011 Pazar

Ayhan Sicimoğlu


Sen nasıl bir adamsın? Doğuştan karizma hastanız hasta...
Ev halkına gecikmemem lazım dedim. Erkenden hazır olunacak gidilecek
500 bilet bir çırpıda satılınca 1000 bilet ertesi gün tükenince
1500 bilet bile yetmeyince 2000 bilet de dur denince biliyordum ki
kalabalık ve trafik öyle böyle olmaz. Bilkent otel konferans salonu yıkılır.
gittiğimizde son provalarını yapıyorlardı dışarı çıktılar
paşamla acil bir fotoğraf çektirdim.

Nar çiçeği kırmızısı pantolonu değişmemiş, üzerine çiçekli bir gömlek giymişti
fit ötesi bir durum:) Anlamadığım şey bu pantolonu gömleği eşimiz dostumuz giyse durum bambaşka olur da bu keratalara nasıl yakışıyor:)
Tamı tamına 61 yaşındaymış inanılır gibi değil henüz 40 yaş çizgileri
yeni çıkıyor gibi,alnını bakmayın mimik o.

Başka hangi sevgi beş saate yakın ayakta durdurabilirdi ki beni. Eve geldiğimde bel ağrım, ayak ağrım dayanılmazdı ama mutluydum. Protokol için kenarlara sandalye koymuşlar.Kimmiş protokol, ateşeler konsolosluklar,ABD'nin Ankara Büyükelçisi Francis Joseph Ricciardone olay adam:) 

walla üçümüz ve diğer gelenler doya doya dans ettik.Latin all star grubunun tek tek üyeleri harikaydı caz festivaliydi ama
latin müziği dinledik ziyadesiyle.Türkçe parçalardan çok
bir küba parçasında bittim. Oğluşun acil dans kursuna gitmek isteğini bildirmesi o akşamın müthiş geçmesiyle ilgiliydi:)
Uzun yıllar MFÖ üçlüsüyle çalışan
Sicimoğluna, Mazhar Alanson şu şarkıyı yazıyor."Peki peki anladık"
adamın tarzı bu "en iyiyi ben yaparım".Tüm hobilerini paraya çevirmiş
iyi bir usta, yakında Show Tv de haberlerde bir şeyler yapacakmış.
Dansı seviyorum, latin seviyorum. Ayhan Sicimoğlu'nun hastasıyımmmm
Yaşam seni seviyorummm.

12 Şubat 2011 Cumartesi

Yıldız İbrahimova ''Dört oktav''


Yaşasın sanat!
Eğer, güzel bir ses duymuşsam, güzel bir görüntü görmüşsem,
ve ışık aydınlatmaya devam ediyorsa istediğim türden
ben huzurla yatıyorum o akşam...
4 oktavlık ses ile doğaçlama yapılan programla
bir caz festivalinin bir gecesinde daha ruhum dinlendi.

Bu akşam için kızlarla gideceğimz kesindi
Ferda'nın annesi bu sabah ameliyat olduğu için
gümüşaycığımında oğlu önemli bir diş problemi yaşadığı için
gelemediler, biz de ev ahalisi gittik. Her şey de bir hayır vardır
basın için bir kit hazırlamışlar bir tane bu kitten aldık
çok mutlu oldum tabii..Her biri kendi dalında ünlenmiş
müzisyenler havayoları mağduruydular çok yorgundular
prova yapmadan, yanımızda gelişti her şey işin mutfağına
girdik :))Yıldız İbrahimova'yı bundan tam 17 sene önce bir yemekte
tanımıştım. Rahmetli eşi sevdiğim bir siyasetçiydi, ortamdakileri
kırmamış üç dört eser (doğaçlama) söylemişti.
Hatta o gün ortamda bulunan Muazzez Abacı (Kapris yüküdür)
kulisten alkışlayarak gelmiş şaşkınlığını ve beğenisini sunmuştu)
Balkan türklerinden örnekler ve romanların marş olarak kabul ettiği
bir parçayı da dinledik, en az kendi kadar ünlü işinin piri
klarnetçi İvo Papasov ile..

Melodilerin ritmiyle oynarken onlar içimden geçti
biri bana müjdelesin istedim diğer tarafta da konserler
gösteriler ve sanat olsun diye:)))
Cazz dinlemeyi seviyorum. Hayat seni seviyorummmmmmm

2 Şubat 2011 Çarşamba

İstiyorum


Az önce bir bloğa yorum yazarken avazımca
YAŞAMAK İSTİYORUM diye haykırdım, ne kadar kaliteli
ne kadar standart üstüdür bilmiyorum ama yaşama arzumun
varlığı bir başkasının hayatının yok olmasını da istemeyecek
kadir asil.
42 yaşında üniversite okumak (yol ve zaman) keyfi kadar zorda.
paşam güzel bir karne getirdi, annesi de ona güzel karne verdi:)
sonuçlar açıklanıncaya kadar bilgisayar başından ayrılamadım.
tatilde stres atmak için akşamları bilgisayarda okey oynuyorum.
müthiş bir yer orası, Türkiye profilini gördüğünüz bir alan.
bayan ismiyle oynadığımda her masa açık
slm
as
bş mu
bş
tşk
rc
diye başlayan konuşma bir süre sonra
nerden
hımmla devam ediyor, asılan erkekler kadar
bana asılsanıza diyen cüretkar hatunlar da var.
böyle cüretkar davranışlar birazda maya işi olunca
oğluşun facebook'undan katılıyorum.Erkek ismiyle
gayet rahat oyunumu oynuyorum. Kim bilir kaç kişi böyle yöntemler
le idare ediyor. Bu gün son gün bundan sonra büyük temizlik ve
ikinci dönem için hazırlıklar var bir de acilen okunacak iki kitap.
Bu arada kafama yazdığım tarihler var sizde de olur mu bilmem
her yıl 31 ocak da gümüşaycığımın kızının doğum gününü kutlarım
içimden:)) sonra bir öğrenirim ki 30 ocak doğum günü
yuhh yani taktım bu tarihe, bir de isimler konusunuda
birine bir isim yakıştırırım, öldürsen bir daha kimse değiştiremez
onu aklımdan,ufak tefek arızalar dışında fena sayılmam:)
Defne'nin ölümü de gösteriyor ki,boşa kürek boşa yürek
Ben yaşamak istiyorum var mı itirazı olan:))))
Uf ya meydan okumaya da gelmiyor:))

25 Ocak 2011 Salı

Kazı bakalım yüreğini


Küçüklüğümdeki Almanya fotoğraflarını anımsattığı için,internetten alıntıdır

İki üç gün önce, arkadaşımın annesine hoş geldin demek için uğradım. Kayın validesi de oradaydı.
Sağolsun büyükler benimle sohbeti çok severler                                          İki dünür yan yana,çaktırmadan yarış halinde bana
anlatıyorlar, hangisine kafamı çevirip hangisinin gözüne baksam:)

Arkadaşım "Anne neden bize anlatmadığın şeyleri anlatıyorsun"dedi

İri yarı, karakaşlı,karagözlü 77 yaşında dişli bir kadın Fadime teyze
pratikten dikiş dikermiş, 23 Nisan törenlerinde diktiği fırfırlı etek
ve üst nedeniyle dönemin belediye başkanı ya da valisi tarafından
teşekkür mektubu ile ödüllendirilmiş. Aynı anne babadan tek kızmış.
Boylu poslu delikanlıya, develerle gelin gitmiş.
Kayınpederler asker arkadaşıymış o yüzden senelerce çektiği çilelere
babasının hatırı için katlanmış, yaşamaktan umudu hiç bitmemiş,
zengin olduklarını neredeyse yeni yeni anlıyormuş.
6 kız bir erkek çocuk annesi Fadime teyzenin
içini alev alev yakan en büyük derdi, sarışın alman kadınmış,
Almanya'ya gönderdiği kocası onu hem terzi olarak çağırttıracakmış.
kayınvalidesi istememiş.Türlü oyunlar yapmış.

Amcamız arkadaşlara uymuş (Koç olacak kuzu koçun yanına yatarmış)
Sonra dedikodular gelmeye başlamış. Bir de duymuş ki
Bir izninde Ankara'ya kadınla gelmiş. Bir akrabasına götürmüş,
O akraba hadi ordan, bu da kim deyip,içeri almadığından
Fadime teyzenin en sevdiği insanmış.
Sonra Almanya'ya Fadime' nin dilinden, ağzından mektup gitmiş
'' Ey benim yarim, dolanır gelir lafın
sen beni soysuz mu sandın, bebemle beraber babamdadır artık halim''

mektup Almanya'ya ulaşırken o da yola düşmüş,
şimdi evliliklerinin 60.senesindeler.Diyor ki kızından gizli,
bu derdi hiç unutamadım. ''Ne el oldum ne de yabancısı''

Abimm


Benim sınavlarım bitti.Ara tatile girdim.
Az önce Abimm filmini izledim.Film boyunca
zeka özrü olan abi, abi olmasına rağmen, kardeşine abimm dedikçe
çok tuhaf yerlerde, tuhaf duygular içine gittim. Abi eğer bir uzuv olsaydı
önce göz, sonra da sağ kol olurdu diye düşünüyorum.
Çok ufak yaşlarında annemin eline emanet edilmiş
3 abim var benim.
Sonra
annemle babam ayrılınca onlar İstanbul'da ben Mersin'de
ayrı evlerde büyüyen ama kanın hep çektiği, bir türlü
özlemimizi uzun sevinçlere bırakmayan kavuşmalarımız oldu.
En büyük abim, benim en çok özlediğim
babamdan bile daha çok özlediğim...
uyumam için kulağıma hep şarkılar söyleyen
biraz daha büyük olduğu için diğer ucu tutulmuş battaniyenin,
iki ucundan tutup beni sallayan...
Sanki özlediği sıcaklığı annem de
bulduğu için minnettarlığını bana olan sevgisiyle göstermeye çalışan,
garip bir kuş.
Ondaki yeteneği fark eden babam ve annem,
desteklerini o okulunu bitirinceye kadar sürdürür.
Onu sahnenin üzerinde izlerken ne kadar kanatlandığım, ne kadar uçtuğum, gün gibi aklımda.
O günden sonra bir daha görme şansım da olmadı. Devlet Tiyatrosu sanatçısı olan abimm,yurtdışına giden tiyatrocular kervanına katılmak istiyor, bunu gözyaşları içerisinde ta İstanbul'dan Mersine gelen sevdiceği, arkadaşı sanatçı T.S anneme anlatırken öğreniyorum."Lütfen lütfen bir tek siz ikna edersiniz gitmesin"...

Yıldız Kenter'in öğrencisi Genco Erkal'la sahne paylaşmış önemli rollerde oynamış
mesleğinde iyi çizgisi olan bu genç, gittiğine göre çok önemli sebebleri vardı.
aklımda hep o genç ve güzel hali, bana anlatıldığından dolayı güzel sesi,
yumuşacık kalbi,bana benzeyen huyları ve mis kokulu boynuna sarıldığım abimm olarak kaldı...Öz ya da üvey iyi insan hep iç titretir. Hiç söyleme fırsatım olmadı,
seninde bunu okumaya hiç imkanın olmayacaktır.Daha da ertelemek istemedim.
Ben kulağa fısıldıyayım, sana kadar gelecektir özlemlerimle seni çok seviyorum Abimm..

23 Ocak 2011 Pazar

Kim bu adam?


"Bitmiş olamaz"
Alkışlar gösteriyor oyun bitti. Anlamsız bakışlar, sinek vızıltısı fısıldaşmalar var, sanatçılar içeri giderken sesler yükseliyor, bu ne ?

Ne saçma bir oyundu.Hiç bir şey anlamadım, birbirine bakan boş gözler.
gelmeseydik diyen çiftler, ucuzda değildi tühlemeleri. Anlamlandırılamamış
çok ama çom fikirceler.
Kafamdaki soru çok açık.Yılların oyuncusu bu oyun için
"Hayatımın oyunu kariyerimin rolü" demiş,koskoca Can Gürzap bir şey demiş olmalı
fazla uzun sürmedi fikir şimşekler halinde oluştu,yağmur gibi yağmaya başladı.
İstemediğimiz şeyleri yaşıyor olmanın verdiği sıkıntısı,şizofren düzeyde
anlatmış ve bizden bu yorumu çıkarmamızı beklemişler.

Daha önemlisi''Armut piş ağzıma düş'' tutumu içindeyiz her şey bize direk
söylenmezse, anlatılmazsa üzerine kendimizden tek kelime koyamayız.
Sinema tiyatro,ya da kitap sevgimiz de böyle ilerler oldu.
Açık anlaşılır olacak kafamızı yormayacak. Düz mantık ve kolay....

Neden? Evet, neden diye sorgulayamıyoruz bile artık.Günahla başlıyor her şey
sorgulamak günah, sormak ayıp, böyle olunca tüm ilişkiler çözülemeyen bir düğümle
ilerliyor.Bir an bu yanılgıya düşmekten bile utanabilirdim.
Her oyun bir öğreti değil,
ama bu oyun bir öğretiydi hem de yorumlaması bize kalmış,yorumlamazsan mutsuz
belkide oyuna geldiğin için pişman olacak kadar aciz.
Uykuya geçirmeyecek kadar bulma merakıyla doluyum.
Polisi kim çağırmıştı,polis neden gelip gidiyordu?Karısı ve zenci çocuğun davranışını
çözdükten sonra en çok kafama polis takıldı.
Doinggg!!
Biz,sadece şizofrenin zamanını paylaştık.Her şey bir hayaldi.
O saatlerde kendini akıllı zanneden birer hastaydık...Kendi hayatını
sorgulamaktan kaçan ya da sorgulamayı bilmeyen birer hasta...
Polis sadece sorgulamanın temsiliydi.

Mutluyum:)

19 Ocak 2011 Çarşamba

Baskılar



Vize dönemi nasıl sıkışıksa,  final dönemi o kadar rahat.
Çünkü vize bir haftaya sıkışıyor, final iki hafta ve hafta
sonları sınav olmuyor.Yarın son sınavım var,yarın teslim edeceğim
iki dosya için bugün çok çalışacağım,
Okulumun en garip özelliği inanılmaz bir ders karmaşası var
kalifiye bir elaman yetiştirir gibi her dersten koymuşlar
Transcript'imi aldığım zaman çok hoş olacak.
geçen dönem, 7-8 ay önce Linolyum baskı yapmıştım
hoca ilk söylediğinde waw ! Ne ki bu linolyum diye
bir düşünümüş çıka çıka karşıma mineflo diye bildiğimiz yer
döşemesini bulmuştum.
Linolyum:
Beziryağı, doğal reçine, mantar tozu, talaş, kalker ile sıvanmış
kendir dokumasından yapılan bir malzemeymiş.
Basite aldığımız bazı şeylerin, içeriğini öğrendiğimizde nasıl da
daha farklı gözle bakıp,tüh! diyoruz..(ilişkiler de böyle zaman zaman)
bu döşeme kumaşını kesip,tersinden modeli çizip çeşitli aletler
ile(en pahallısı bu aletler)oyuyoruz..
desen ortaya çıkınca Matbaa mürekkebine batırılmış ruloyu
desenin üzerine özenle sürüyoruz...Sonra baskı yapacağımız kağıdın üzerine
ters çevirip ciddi bir ağırlıkla (Oklava,merdane)baskı yaparak
kağıda çıkmasını sağlıyoruz.....
Benim gibi senelerini nakışa vermiş,birisi için bu çalışmalar
biraz eğreti gibi durduysada insan kendi yapınca pek kıymetli
oluyor . Bu çalışmadan sonra Canvas
baskı yapmıştık ki o da bildiğiniz kanvas kumaşın üzerine

deseni çizip kumaş boyasıyla boyamak değilmiymiş...Baskı filan yok
bildiğiniz kumaş boyama:)))adı canvas baskı.
Bu dönem grafik sanatlar dersinde corel ve photoshop öğrendim
iş görecek kadar..

18 Ocak 2011 Salı

Ferhan Şensoy' a Bakış


Dün akşam oyunu izledikten sonra,yıllar önce izlediğim ilk oyunu
Ferhangi şeyler, içinden tramway geçen adam, fername gibi muhalif, aydınlatıcı
ve söyleyecek sözü olan bu adamı daha çok tanımak istedim,sonra birileri o
kadar iyi tanıtmıştı ki, okuyup buraya özet yapmaktansa özüne sadık kalarak
paylaşmak istedim.
Birinin ne demek istediğini eğitimi, kişiliği, duruşu ile ilgili ne kadar
bilgiliyseniz o kadar doğru anlıyorsunuz..Oyun aralarındaki geçişlerde kopukluk vardı, birde Ali Çatalbaş çok iyi oynuyordu.Fakat iki hanımın diyalogları
ne yazık ki sönüktü. Zaman zaman bu kopuş bize yansıdı ama anlatılmak istenen
doğru anlatıldı, gerisi teferruata girdi:))

Aşağıdaki yazıyı
yazan arkadaşın kalemine sağlık.
1980 sonrasının karanlık ortamında politik tiyatro yaparak varlık gösterebilen ve belli bir toplumsallık yakalayan az sayıda tiyatrolardan birisidir SES Tiyatrosu-Ortaoyuncular.
Devekuşu Kabare’nin önemli iki adamından birisi olan Metin Akpınar açılım kahvaltılarına sessiz sedasız katılırken, Şensoy tiyatro seyircisinin giderek azaldığı günümüzde her türlü zorluğa karşın ayakta tuttuğu tiyatrosuyla Almanya’da Hitler’in parlamenter yollarla iktidara geldiğini vurgulayarak, “kan bağı” taşıdığı Alman Tiyatro sanatçısı Karl Valentin’in Nazi İktidarı döneminde ve savaş sonrasındaki yaşamını anlattığı Ruhundan Tramvay Geçen Adam oyunuyla çıkar seyircinin karşısına.

Yıllar önce, Nazi iktidarının arefesinde İçinden Tramvay Geçen Şarkı ile gene faşizm tehlikesine dikkat çekmiştir tıpkı ‘80’den sonra Şahları da Vururlar oyunuyla gericilik gündemine dikkatleri çektiği gibi. “Elektrik iyi kontaklanırsa sağlama yangın çıkar” diye dalgasını geçmeyi de unutmaz, düpedüz yakılan tiyatroya “kontak” raporu tutanlarla… Tiyatro yakılmıştır çünkü Muzır Müzikal oyunu “gericilerin” tepkisini çekmiştir fena halde. Şan tiyatrosunun yakılması yetmezmiş gibi “zeytin yağdanlıktan akar” gibi mahkemeye vermişler ve 21 gün hapis de yatırmışlardır Ferhan Şensoy’u.

Hem oynayan hem yazan, sözcüklerle oynayan bir yazardır aynı zamanda. Deve Kuşu Kabare’ye skeçler yazar. Ali Poyrazoğlu’nun tiyatrosunda kendi yazdığı oyunda rol alır. Gerekirse ki “gerekir” Kazancı Yokuşu kitabını bile yazar o dönemde. Kitap’ta Münir Özkul bir karakter olarak bile karşımıza çıkabilir.

Ustalara saygı, usta çıkarak ilişkisi bir “adet yerini bulsun” değil kuraldır O’nun için. Bakarsınız Mücap Ofluoğlu’na yönettirdiği oyunda dekorları da yapıp en iyi erkek oyuncu ödülünü alabilir ’81 yılında.

Kendi değişiyle “tesadüfün iğne deliği” girmiştir konservatuvara. Galatasaray Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarında açılan kompozisyon sınavında herkesin “ah ortak Pazar, canım ortak Pazar” güzellemelerine o “neyimiz ortak ki pazarımız ortak olsun ulan” babında cevap vermiş, Fransızlar’ın “ulan kim bu adam” demesi üzerine kompozisyon yarışmasında 1. seçilmiş ve öyle gitmiştir Fransa’ya. Gene “tesadüfün iğne deliği” Fransa’daki konservatuvarın önünden geçmiş ve ailenin ilk “serserisi” olmayı göze alarak denemiştir şansını ve kazanmıştır da. Sınavda istenen bir klasik yazar bir modern yazardan metin şartındaki modern yazar kendisidir çünkü. Galatasaray Lisesi’ne Dö Gol’ün yaptığı ziyaretten baş gösteren ve tabiri caizse gösterisini izleyen tüm arkadaşlarını “altına ettiren” anlatısını sergilemiştir kallavi Fransız tiyatro adamlarının karşısında. Lise’de başka sınıflara “turne” yapmasını sağlayan taklidi Şensoy’un Fransa’da konservatuvara kabul edilmesini sağlamış, dünyanın dört bir tarafından gelen tiyatroların dekorlarını yaparak harçlığını çıkarmış ve bu sayede pek çok tiyatro akımını pratik olarak tanıma imkânını sağlamıştır O’na.

Okul yıllarında karşılılaştığı Magic Circus’a katıldıktan ve sirkle birlikte dünyayı dolaştıktan sonra da tiyatro görüşü köklü biçimde değişmiş ve bugünkü tiyatrosunun temelleri atılmıştır Ferhan Şensoy’un.

Dekor tasarlayan, yapan, oyun, deneme, Ferhanca kitaplar yazan, yöneten ve oynayan bir tiyatro adamı olarak, Kabare başta olmak üzere deneyimlediği ve izlediği bütün batı tiyatrosu biçimleriyle ortaoyunu, meddah gibi Türk tiyatrosu biçimlerini başarılı bir biçimde sentezleyerek kendine has bir ekol kurmuştur.

Her sanatçı kadar hayalci olmuş ancak kafasında kurduklarını hayata geçirmenin de her zaman bir yolunu bulmuştur. Yüzen tiyatro hayal etmiştir mesela. O limandan bu limana uğrayan, uğradığı her limanda o ülkenin tiyatrocularını da ekibe katarak oyunlar oynayan sonra başka limana yol alan bir gemi tiyatrosu. Bu fikir Amerikalıların çok ilgisini çekmiştir Kırk Ambar Gece Tiyatrosu’nda anlattıklarını şahit gösterecek olursak. Ancak tahmin edileceği üzere bu ilgide bir “Amerikalılık” olduğu kısa sürede ortaya çıkmış, projenin Amerika’nın çıkarlarına hizmet eder noktaya çekilmeye çalışılması üzerine Şensoy Amerikalılara “Hasgittir”i çekmiştir. Sonuç olarak birazcık kazıklanarak da olsa aldığı hurda bir gemiyi restore ederek “Aşkımızın Gemisi Fındık Kabuğu” demiştir perde denmesine bir gün kala geminin camına konan martı kardeşle konuşarak…

Amerika’ya bunu diyen Ferhan Şensoy piyasa işi senaryo yazması için baskı yapan yapımcılara dersini vermeden nasıl dursun peki? Yazıyor Afitap’ın Kocası İstanbul’u, veriyor senaryo yok mu diyen kalantorların eline teklifler “şak” diye kesiliyor. Köşe Dönücü’yü çekmeyi ihmal etmiyor gene de kendi olanaklarını zorlayarak…

Şensoy’un en önemli özelliklerinden birisi de güncellikle sanatsal yaratı arasındaki ilişkiyi “rüzgârı yakalamak” bayağılığına düşmeden, “şimdi ne yaparsam tutar” sorusuna yaslanmadan kuruyor olmasıdır. Marketleşme kavramının ülke gündemine girdiği dönemlerde Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı’yı oynuyor örneğin. Kendine has dili, ince mizah anlayışı, ekol sayılabilecek estetik kurgusu içerisinde memleketin sokulduğu yolu, marketleşmenin kapitalizm, sermaye ve emekçiler açısından ne anlama geldiğini ustalıkla anlatıyor örneğin. Kuş kafese nasıl sokuluyor (müşteri markete), bakkallar neden yok ediliyor, ucuz gibi görünen uzun vadede nasıl pahalıya patlıyor ve allah baba neden Samsun 216 içiyor, Tekel ve Gümrük melekleri nasıl kıyak geçiyor hepsini bir kahkaha tufanı içinde izliyor ve sonra da marketler ve bakkallar üzerinden kapitalizme yan gözle bakmaya başlıyorsunuz.

Yahut Parasız Yaşamak Pahalı oyunuyla parasız yaşamak neden pahalı, aklınıza kazınan şarkı sözleriyle kavrıyor ve altında imzası olmasa da, adı sanı hiç geçmese de Ferhan Şensoy’un yazdığına yemin edebileceğiniz bir oyun izliyorsunuz.

Kimi sanatçılar vardır. Mesela Gogol Siyasette devrimci değildir, monarşi yanlısıdır, Çarcıdır düpedüz ama sanatta devrimcidir. Romanları devrimcilerin elinde bir silah olarak kullanılmıştır. Pek çok sanatçı vardır siyasette devrimcidir ama sanatta devrimci değildir. Kendisinden önce sanatta gelinen noktayı alt üst edecek hiçbir şey yapmamıştır eserlerinde. Vasattır düpedüz. Ferhan Şensoy hem siyasette hem de sanatta devrimci olan ender sanatçılardan tiyatro adamlarından birisidir. Kurduğu tiyatro ve ortaya koyduğu oyunlar Türkiye’de daha önce yapılmamış pek çok şeyi yapmış, günceli sanata yansıtırken sanatın dışına düşmemiştir. Siyasette her zaman emekten, eşitlikten yana saf tutmuş, son dönemde AKP’den demokrat üretmeye kalkmayan, kararlı bir karşı duruş sergileyen, Ergenekon zokasını yutmayan az sayıda aydının arasında adını korumayı başarmıştır.

Tiyatrosunun 30. yılında 2019 oyunuyla dinci iktidarı gülünçleştirerek, cemaatlerin yarattığı tehlikeye gene tiyatronun dışına düşmeden dikkat çekmiş, hemen peşinden Ruhundan Tramvay Geçen Adam oyunuyla Karl Valentin’in yaşamı üzerinden faşizmin parlamenter yolla da iktidara geldiğini göstermiş ve bunun hangi toplumsal koşullarda geçekleştiğinin ülkemiz koşullarının koşutluğuyla kör göze parmak yapmadan altını çizmiştir.

Şimdi de yeni oyunu İşsizler Cennete Gider’in Dünya ve Türkiye prömiyerini gerçekleştirecek. Memleketin en büyük sorunlarından biri olan işsizliği kendi tiyatro üslubu içerisinde, ince mizah anlayışıyla ilk kez burada sergilemiş olacak.

Memleketin aydınlık insanlarına, solcularına, sanat severlerine orada olmak, ülkenin en önemli tiyatro adamlarından birisinin heyecanını paylaşmak yakışmaz mı peki?

Çünkü Ferhan Şensoy’un söylediği gibi “İşsizler Cennete Gider”… İşçiler Cenneti Kurar çünkü iktidarı aldıklarında…