29 Ekim 2010 Cuma

işte


Eski coşku eski heyecan var mı?
diye sordum kendime,
bir yaşındaki kadar genç ve dinamik
bin yaşındaki kadar köklü ve güçlümüyüz?
Gururla kutluyoruz fakat ne kadar güvenle?
Sorularla dolu bir bayram daha kutlu olsun.


akşamdan hazırlanan boyalı ayakkabılarımız,
jilet ütülü pantolonumuz, paketi yeni açılmış
polo yaka sweatimiz gece gelen iptal duyurusuyla
boynu bükük kaldılar.
İptal olduğundan haberi olmayan Efe' de benim
umduğum kadar bir coşkuyla kalkmadı yataktan
ertelenmesini doğal karşıladı:))
Bu yıl onu ilk kez koroda izlemenin sevinci bizim
kursağımızda kaldı...15 günde 6 marş ve türkü öğrendi.
Sabah yakınımızdaki okulun kutlamaları ise
sinirimizi bozdu sana kırmızı çok yakışıyor
adlı eserle yapılan kutlamalara çok sayıda vatandaş katılmadı
bu bayramda da çocuklar milli ruhu fetvalardan öğrendi:)))
Biraz çarşı pazar gezelim orada ki coşkuları görelim
187. yılında denk gelirde bu yazıyı okuyan olursa
bilsinki Cumhuriyet Önemlidir...

28 Ekim 2010 Perşembe

Vanda Dayı Anton Çehov


Türkiye geneline bakarsak, kişi başına düşen tiyatro izleme
sayısı senede 1 ya da 2 iken
ben bu ortalamamı istediğimce yükseltiyorum.
Dün akşam izlediğim oyun, benim enlerim içerisine girdi..
VANYA DAYI
Anton Çehov 1899 izleme tarihim 2010, 111 yıl önce:))
rus edebiyatı ağırdır, okunması ve belki algılanması zordur.
aslında sınıf farklılıklarını koyarlar ortaya
ama bir başka anlatırlar..
Efe sıkılırmı diye çok düşündüm, öyle olmadı.
Aksiyon istiyor yeni nesil.
oyuncuların hepsine ayrı ayrı hayran kaldım
76 yaşında ki Can Kolukısa (hanımın çifliğinin Yasin Ağası)
Selçuk Yöntem, (Behlül'ün kankası:)
Nesrin Kazankaya (Türkan'ın annesi Leyla)
illaki Kazankaya merakımı arttırdı çünkü oyunu
hem çeviren hem yöneten ve oyunun önemli
karekterine can veren kadın..
Gittiğim oyunlardan, en önemli farkı
seyirci sanki orda yoktu, bir kez bile seyirciyle göz göze gelmedikleri gibi
kendileri de ordaki gerçek karekterler gibiydiler.
Oyunu seyirciye oynamadılar.
Verilmek istenen düşünce çok duru ve doğru
verilmişti..Şehirdeki aydın,okumuş akrabaya değer
veren köydeki aile, çalışarak tüm kazançlarını şehre gönderir.
sonra şehirden köye göç eden aydın ve genç hanımı
evin ve tüm çalışanların düzenini altüst eder
yemek saatlari, yatma kalkma saatleri değişen köy ahalisi
üretemez, doktorundan hizmetlisine kadar herkes bu durumda
sıkılır.
İzlemenizi mutlaka öneririm..
konuyu şöylesine anlatmamın nedeni
bugüne uyarlasanız aynı sıkıntılar fazlasıyla yaşanır.
Hiçbirimiz köy yaşamını ,emek isteyen bereket için
gereken çabayı gösterebilecek idrakte değiliz.
sadec köy ahalisi değil, gelen aydın karı kocada
üretemiyor, şöyle tanımlanıyor
'Size olan duygularım çukura düşen güneş ışınları'
ne fena şeydir üretememek.
ve nihayet evli evine köylü köyüne
Toplum düzeninin gerektirdiği gibi.....
Rusyanın ağrılı dönemlerinden Türklerin bugün ki
dönemlerinden güzel bir oyun.
Geçirilen buhranlı bu dönem piyanonun tuşları,
gökyüzünün sesleriyle anlatılarak oyun kuvvetlendirilmiş..
*****

26 Ekim 2010 Salı

Çakırcalı Ali Opera mutluyum...Leylanın Evi

25 ekim sabahı 06.30 da başlayan günüm, akşam saat 17.00 ye kadar okulda geçti
İki senedir Lorenzonun yağı isimli filmi izliyoruz.
Aslında insanın içini acıtmasa,
Ölü Ozanlar Derneği'nden sonra,
her ailenin izlemesine inandığım bir sinema klasiği.
Araba, hararet yaptı ufak bir alevlenme sonrası
araba acilen bakıma girdi.
oysa bizim akşam sekizde gösteride olmamız gerekiyordu..
Ertesi gün matematik sınavına girecek
oğluşa sürpriz ayarlamıştık:))
hızla yeni bir plan geliştirdik..

Oldum olası kalabalık
beni hem mutlu eder, hem ürkütür..
Hosta da dönerlerimizi yedik,dolaştık ve metro ile
operaya gittik, gençlik parkının içerisinden yürüdük
yıllardır köhne duran parkın yeniden canlanması mutlu
etti beni.Leylakdalı, geçenlerde yazısında bahsettiğinde
ne zamandır o tarafa gitmediğimi düşündüm ama işte bir tesadüfte burda oldu yolum oraya da düştü:))) Yoksa hiç bir kuvvet beni parka götüremezdi.

Tam bir ışık parkına çevirmişler
valla fena olmamış,ilk defa yaptıkları bir işi beğenir gibi oldum:)))
Opera binasının önüne geldiğimizde ,yol boyunca istenirse Ankara'nın
ulus semtinin müthiş bir turistik potansiyel
olacağı düşüncemi yineledim.

Yaşar Kemal'in en önemli eserlerinden
Çakırcalı Ali Efe'yi Cem İdiz'in müziği ile
Devlet opera balesinde izledik..
Bu güzel binanın ve küçük tiyatronun tarihçesi için

Efe kendi adının yazdığı bu Afişi ve sürprizimizi çok beğendi.
Hey gidinin Efesi dedikçe egomuzu bol bol tatmin ettik.:)

"Artık bize bir Efe armağan edersin diyerek "
oğlumuzun isim babası Demirel'i sevgiyle andık..
Efeliğin bir çete olmanın ötesi durumunu, oyun çok ileri boyutta anlatmıştı
Danslarla anlatılan öyküler sıradanlığı yıkmıştı.
Çok lezzetlenerek, bol alkışlar içinde tarihi binanın
tüm güzelliğini soluklayarak ayrıldık..
Otobüsle evimize döndük...
Oğluş derslerini yaptı:))
Bazı güzellikler
fedakarlık ister, istenirse bir araya sığdırabileceğini o da gördü..
Az uyudu belki ama bir sonraki gün bunu telafi etti..
Bense akşam bunları yazmak yerine mailime gelen çok samimi
bir soruya yaklaşık iki ikibuçuk saat hiç sıkılmadan, keyifle cevap yazdım.
gece üçte yatıp
26 Ekim 2010 sabahına 06.30 da Efeyi okula göndermek için uyandım..
saat 11.00de hasta ziyaretine gittim..
Kanser hastası Sevinç teyzenin yaşamına kattığı değerleri severim.
Mesala etrafı kendi bahçesinden toplattırdığı ve getirttiği
güllerle doluydu..Rozalinda gülünü ise özellikle koklattırdı
gerçekten çok güzel kokuyurdu... Sevinç teyze ayrı bir yazı konusudur.
Sevdiği şeyleri bastıra bastıra söylemeyi sever yine öyle yaptı..

oradan çıktım.
Ferda ile evlendiğimiz yıl arka arkaya gelin geldiğimiz
apartmana gittik 19 sene önce tanıştığımız apartmanın
önünde fotoğraf çektirdik.
sonra evimize geldik. iki saat sonra
gümüşayla buluştuk ve bu kez üçümüz
Zülfü Livaneli'nin eseri Leylanın Evi ni izleme gittik
Muhteşemdi

Kitabını epeyce önce okumuştum
Konu bilindik, sonucu bilindik
yaşamın içinden önemli kareler,
Nedim Saban uyarlama işinide başarısını ispatlamış
bence oyunun yıldızı Ayça Varlıer


Melda Gür üzerine düşen rolü güzel canlandırmış
ve oyunun 66 yaşındaki
Leylası oyun bitiminde yüzündeki hüznü devam ettirerek
gönlümüzde yerini aldı.
hafif bir sarhoşluk etkisi yarattı bizde
işte tiyatrodaki en büyük haz izlemek,hissetmek ,öğrenmek
paylaşmak....

24 Ekim 2010 Pazar

Ne iş anlamadım..


Sebebini bilmiyorum
içimden bin bir türlü hınzırlık yapmak geliyor:))
Oğluş, kazak ve bunun gibi tüm kollu giyeceklerini dirseklerine kadar
çekiyor hiç sesimi çıkarmıyorum..

Annem kolun esneyecek diye çok uyarırdı..
hatta teyze kızlarımın büyük olanları
makara lastiğiyle kol ağızlarını toparlarlardı esnemesin diye..
Allahım yün kazakların moda olduğu yıllarda
ki bunlardan sadece adı domdom kurşunu olan kalmış aklımda
hepsi birer tane örüp hediye getirmişlerdi..
Alerji gelişince giymemiştim bir çoğunu.

Esnerse esnesin dedim bi dahamı geleceğiz dünyaya
kendi kendimi alkışladım
ne rahatsız edeceğim çoçuğu, 
kendini öyle rahat hissediyordur...
canım hala hınzırlık yapmak istiyor...

22 Ekim 2010 Cuma

Dün gece yolda giderken çok komik bir şeyler oldu Tiyatro


Kapalı gişe oynayan oyuna bilet almak için gittim. Bulabilirimsem tabi
yine yer  yok üzüldüm.

- Peki bu akşam hangi oyununuz var?
  Bu arada bir arkadaşı aradı gişe memurunu
- Gişe memuru "Dün gece yolda giderken çok komik bir şeyler oldu" adlı
oyununun seyircili provası var isterseniz ücretsiz gelip izleyebilirsiniz dedi.
Bana dönerek sizde izleyebilirsiniz..

-Günlerdir biletini alamadığım oyunu havadan hop izleyecektim:))
çok şanslıyım. 
Okul saatinde oğlumu aldım.Yemeğe gittik, alışverişimizi yaptık.
Tutturdu dersim var eve gidelim.
Oğlum yanındaki dersleri bir yerde oturalım
yap, canım benim.
Olmaz molmaz dediysede ikna ettim:)))

Ve tiyatronun o asil sessizliği içinde bulduk kendimizi..
Oyunun adıyla hiç ilgisi yok..
Gençlerin aşkı ve bir kölenin özgürlüğü uğruna çığırından çıkan insanları anlatıyor
Şarkılar... Danslar...
Haldun Dormen'nin çevirisini yaptığı bu oyunu yıllar
önce çok ünlü isimler oynamış..
 TRT dizilerinden tanıdığımız oyuncular vardı.

Ankara devlet tiyatrosu' nun bazı  erkek
sanatçılarında
her oyunun içinde bir orta oyun sergileme merakı var
ya da kurtulamıyorlar esintilerinden.

Müzikalin farkını da opera sanatçılarında hissediyorsunuz.
Özellikle kaçma kovalama sahneleri çizgi film
den bir parça gibiydi.

hayatın bana sunduğu bu tesadüf ve hediye
için çok teşekkür ediyorum..
yukarısı beni seviyor bende onu....

21 Ekim 2010 Perşembe

Baştan ayağa:)


Merhabalar,
ikinci kez yattım.
Hatta yatamadım uyku ilacı verdikleri halde
beynim direnç gösterdi uyumama..
Sebebini biliyorum aslında.
Yetişirken,büyürken ne kadar sıkısıkı tembihler
yapmışım beynime:))
Çok efendi olmasına rağmen tanımadığım bir erkekle
kapısın kilitleyemediğim bir odada beni izlediğini biliyorken
uyuyamıyorum..(kablolar dahil)
oysa ev ortamı olmasındansa hastane ortamında ve belki birazda kalabalık olsa
daha rahat uyuyacağım.
bu kez uyarımı dikkate alarak,
tek hasta kabul etmişler benim yatacağım
güne
ama bilmiyorlar ki benim annem, bana sıkısıkı tembihlerdi
arkadaşlarının evinde
kalmak yok,dünyanın binbir türlü hali var
ikram edilen su vb.gibi içecekler içilmez bisküviler yenmez..
evde evin beyi ya da abisi varken uzun uzun oturulmaz:))
haksız mı?
kesinlikle haklı annem.
Bugün televizyondaki birçok olayı görünce daha çok
hak veriyorum..Köy yerinde bir çok insana normal
gelen kız kaçırma ya da kızın kaçması bize ayıp diye
öğretildi.Kolunun komşunun kocasına bakılması,
karısına göz dikilmesi namus belletildi..
iyi ki böyle öğrettiler,kırsal kesimin doğal yaşamı
benimserken ki bu davranışları da doğal görme sürecini
çok uzun yıllar sonra anlayabildim.
O kadar çabuk uyum sağlıyorlar ki bazen kendi
düzeyimizden şüpheye düşüyoruz..
gumusayla bu türden çok olaya şahit olup
ağzımız bir karış açık izlediğimiz olmuştur.
İşte sevgili teknisyen kardeşim
bu yazıyı okusaydın neden bu kadar tedirginsiniz
diye sormazdın:))
Oryantasyon çalışmalarındansa, sonuç için aradıklarında
eğer bir kez daha yatmam gerektiğini söylerlerse
hastane içerisinde yatıran bir yeri tercih edeceğim..
Bu ev konsepti bana uymadı:)))
Şimdi verilmiş bir sözüm vardı
Sevgili Leylakdalı'nın diz ağrılarından bahsettiği bir kaç yazısından
birine annemin de zayıf bir hanım olmasına rağmen
yaşadığı diz problemini kendisine yurt dışından gelen
bir doktor tanıdığı tarafından tavsiye edilip
düzenli olarak 2 yıl ve hala devam ettiği bu ilacın
adını hatırlayamadım dönüşte yazarım demiştim.
İlacın köpekbalığı kıkırdağı olduğunu biliyorum
düzenli kullanım sonucu annemin diz ağrılarının geçtiğinide.
yalnız ilacın çok fazla türevi var ithali var.
yurtdişından getirttirilirse dahada ucuz ve daha çabuk
netice alınıyor.
Resimleri yeni aktarabildiğim için konuyu da ancak şimdi yazabiliyorum.
içerisindeki içerikler açısından şişenin arkası burda leylakdalıcım
şişenin ön yüzünüde başa koyuyorum umarım faydası olur.
hepinize sevgiyle......

Not:Şimdi leylakdalının bloğundan geldim
dünkü yazısında yeniden yazmış diz ağrısını
bir an önce şifa bulman dileğiyle.

16 Ekim 2010 Cumartesi

kablo üzeri çağ kebap


Kendime gelmem bile çok uzun sürdü:)
geçtiğimiz salı gününü evde biraz yorularak
ütü vb.gibi işlerimi yaparak geçirmeyi planladım.
Hatta gümüşayın kahveleşelim davetini bile iş
yapmam lazım diyerek kabul edemedim. Ama,
telefonda epeyce konuştuk, çalan kapı ziline kadar.
Ferda'nın ve benim ilk evlendiğimiz yıl beraber
oturduğumuz apartmandan komşumuz, oğlunuda alıp gelmiş.
11 yaşında bıraktığımız minik oğlan şimdi askerliğini
yapmış bir delikanlı olarak çıktı karşımıza.

Çok sevindim. Ferdayı çağırdım akşama kadar çaydı kahveydi
derken, çocuklar geldi hadi yemeği de beraber yedikten sonra
yolcu ettim gittiler. Çay içmemem gerekirken içtiğimi hatırladığımda
yapacak birşeyim kalmamıştı, sabah altıda uyandığım için
uykum mutlaka gelir diye düşündüm.

Pijama terlik ve duş uyarılarını dikkate alıp saat dokuzda
yola çıktık. Hastaneye geldiğimde karşı binadaki uyku
merkezine gitmemi söylediler. Bahçeli'nin eski
binalarından birindeki daireyi uyku merkezi
yapmışlar, benden daha kocaman göbekli bir beyi, kapıda gördüm
evrak işleri için diğer binaya giderken güler yüzlü
teknisyen bey beni karşıladı.

Form doldurdum. Sandalyeye oturtulup sayısını bilmediğim
kadar kablo kafama soğuk hava ile yapıştırıldı,
yapıştırıcı kepek havasında ve hala kafamda.
Derken yüzüme vücuduma ayaktan tepeye kaplolarla donatıldım
abartacak birşey yok gibiydi ama:))
Koltuk altından
kemer gibi sıktıkları bi kalın lastik vardı
bütün gece kabusum oldu. Teknisyen odamı gösterdi
güzel döşenmiş, yan tarafta bir oda daha vardı orada
benden iri göbekli bey yatacakmış
ve tuvalet banyonun bulunduğu yeri gösterirken
burayıda ortak kullanacaksınız demesi üzerine, gece saat iki
buçuğa kadar beni uyutmayacak sözü söylemiş
bulundu.

Özel bir hastanede başıma gelebilecek en kötü
şeydi,hem de bir erkek hastayla aynı
tuvaleti kullanacaktım..
tuvalete gitmeme kararı aldım:)
Oturmak istemediğim için yatmak istediğimi söyledim.
üzerimdeki kabloları şöyle bir sallayarak yatağa yattım
bir o kadar daha kaploya bunlarda bağlanınca sol elimi
sağa çevirmeme imkan kalmadı.
Bilim kurgu filmlerinden fırlamış gibiydim.
ortamın sıcaklığıda binince çok uzun süre uyuyamadım
camı açtırdım. Peteği kapattırdım ve dayanılmaz
şekilde bi kaç saat önce aldığım kararı bozdum.
Tüm kablo sıkıştırmalarının arasında yüzü koyun uyuyordum ki
kapı açıldı ve Dilek hanım, lütfen sırt üstü yatın dedi.
tekrar uyumak için çok çabaladım tam uyudum
kapı açıldı Dilek hanım, lütfen sağa dönün
tekrar sola tekrar sırt üstü ve sol derken sabah
7.30 da bitti kalkabilirsiniz diye uyandırdı.
Yeterince uyuyamadım ama teknisyen
apne geliştiğini söyledi. Fakat neden uyandırdı bilmiyorum
inşallah doktorunuz yeterli bulur süreyi diyerek
yüreğime bir kor bıraktı. Bildiğimiz asetonun neredeyse
yarısını yüzüme boca ederek çıkardı yapışkanları
o dayanılmaz kokunun içerisinde
öleceğimi zannettim..
Kulaklarımdaki acı ise gece yastığın altındaki kablolardan
kurtulmak isterken kulağımdaki kabloları çekiştirmelerimden kaynaklandı.
şükür evime geldim.

Ferda kahvaltımı hazırlamış bekliyordu.
biraz dışarılarda gezindik ve saat 13.00 de
bir gün öncesinden gümüşayla sözleştiğimiz için kapımızın önünde
hazırdık. Gümüşay ikimizi yemeğe davet etti.
Yeni aldığı çok cici arabasıyla götürdü
arabanın tekeri eğriydi düzeldi:)
Yol boyunca Blogdan Ankara'ya gelen arkadaşlarımızı artık
daha rahat ettiririz diye konuştuk..
Bizim için bu tür detaylar oldukça önemli çünkü..
sonra gittiğimiz çağ kebabçısının en güzel
köşesine kurulduk ve bir şiş,iki şiş,üç şiş
ve altıncı şişleri de yedikten sonra bir aylık açlığımızı gidererek
aldığımız büyük tadın keyfiyle paraya hiç dayanmayan,
hesabı hiç dert etmediğiz ama asla
birbirimize külfet yaratmayacak,
nezaketten uzak bir tavir sergilemeden
yıllardır sürdürdüğümüz dostluğumuzun
tadını çaylarımıza şeker olarak ekledik...
Bu güzel günün ardında perşembe günü doktorum
aradı yeniden yatmam gerektiğini söyledi..
Nafile yatacaktım.
üzülmem hiç bir şeyi değiştirmedi
yeniden bu sıkıntıyı çekmek istemiyorum ama
bir gün yatakta bu nedenle
ölmüş olmaktansa kablolar ve ben mutlu olabilirdik
ve hatta ortak kullanım alanlarımıza rağmen:)))
çok sevgiyle..........

12 Ekim 2010 Salı

Yanardöner



Okul tam gaz devam ederken,  hayatımda ilk kez oğluşu arkadaşa bırakıp hastanede uyuyacağım bu akşam. Uyku apnesi umarım büyük sorunlar yaratmaz.

Haberlerde izlemişsinizdir
üniversiteli bir gencin kediye yaptıklarını,inanamadım insan mı bunlar.
korkudan yanına yaklaşamam hiç bir hayvanın ama sevgiden de
kıllarına zarar gelsin istemem..Yazıklar olsun 600tl ceza ile salıverdiler.

Paylaşmazsam olmazdı kısmı için
oğluşun okulunda çimlerin arasında çitlerle çevrili bir bölüm var orayı
her yeni gelen dördüncü sınıf teslim alır.

Oğlum görevini çoktan yaptı bitirdi. 
Yanar döner çiçeğini bileniniz var mı?

Dünyada sadece Ankara Gölbaşı’nda Hacı hasan köyü civarında
yetişen ve halk arasında
‘yanar döner’ olarak bilinen ‘sevgi çiçeği’ koruma altına alınanlardan.
gelin düğmesi, türbe ya da kırmızı peygamber çiçeği olarak da bilinen
‘sevgi çiçeği’ yok olma tehlikesinden kurtulmaya çalışıyor.
Bu çiçek güneş ışınlarını yansıtırken rengi mordan kırmızıya dönüyor.
Ankara' dakiler bilir kır çiçekleri satan çiçekçilerde bolca bulunur
işte bu toplayıp satmalar çiçeğin soyunu kurutmaya noktasına getirince
koruma yapılması gerekmiş. ,şimdilik işe yaramış gibi.

10 Ekim 2010 Pazar

Görünmez ip olmak


Görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
Atilla İlhan ölür...


kelimeler bildikdir, mühim olan onları yanyana
getirebilmektir,
içimi ürperten şair, çıkmıyor uzun zamandır
oysa ne kolay gelir hepimize şiir yazmak

cepdelik cepken delik
hani bir Orhan Veli daha çıktı mı?
özlemle anıyorum onları..

Şevval Sam'ın da desteği
ile düzenlenen yatılı ilköğretim çocuklarına yardım
gecesinde hüzünlü çocukların sevinçli anlarını
yaşadık.
Bir kızımız vardı boncuk mavisi gözleri
hiç görmemesi gerekirken annesinin babası tarafından
bıçaklandığını görmüştü.
oysa babasından kaçıp sığındıkları anneannesinin
evinde güvendeydiler,
babası oraya giderken,
bir komşu aramıştı kaç kocan geliyor demişti annesine
ama annesi "Ben Nazlı kızımı kimselere bırakıp kaçamam"diye
cevap vermişti, az sonra öleceğini bilmeden.
Nazlı kız bu kötü masalı kendi kelimeleriyle anlatırken
annesinin kendisini bırakmamasını öyle gururla
anlattıki ölmüş ne gam..
.
Nazlı kız bize emanetti,yolu açık olsun.
Bir daha kılıçları kalem olan insanlarla karşılassın.
Şevval Sam , yüksek temposu, farkındalığı
ortama saygısı, yaptığı iyiliğe hürmeti ile
mükemmel bir akşam yaşattı.

Moliere'in
insanlar birbirine görünmez iplerle bağlıdır savı
üzerinden hareketle sıkı bir gece geçirdik.
Romantizm, gençler ve bulutlar harikaydı.

Cemal Süreyya' ya da selam olsun..
Vapurdaydık
Vapur kıyıda gidiyordu
Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu
Uzanmış seni usulca öpmüştüm
Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu.
............................................
görünmez iplerle tuttum ellerinizi,
sevgiyle kalın.. yanınızdan geçen balıklara
selam olsun..
bloglarında likör ve kanyak dan bahseden
arkadaşlarıma da aşk olsun:)

5 Ekim 2010 Salı

Düş Hekimi ve MFÖ Konseri



Piknik Büfe 'nin  tamamen kapandığını öğrenince
elinden ekmegi alınmış çocuga döndüm.

Tıpkı bugünlerde ülkece hissettiğimiz gibi
para var aşk var tarih var ırk var
acı var diriliş var insan var...
Bu yazıyı yazan
Düş hekimi var bu akşam yazmak istiyordum..
lale abla farketti bile:))
Yalçın Ergir' ı,  yıllar önce bir davette tanımıştım..
Çok az insan ''yüreğinden fışkıran karizmasına'' hayran bırakır.
sadece görüntüyle değildi beğenim. Naif hallerine hayranım
tamam budur, dersiniz ya reklamdaki gibi hıh ! işte hıh!
kuralları olan bir insan hem de gönül kuralları var internette bolca
okuyabilirsiniz hakkında bir çok bilgi, şiiri ve  düzy azıları var.
Tabak da yemeginiz azalsın ama masadan bir tabak eksilmesin
diyen hoş adam.

Ne hoş bir dilek dilemiş..Tanımayanlar tanısın derim bu sevgi adamını..
http://www.yagmurdamlasi.net/ancyra.htm
düş hekiminin bir düşü

Biz pazar akşamı çoluk çocuk MFÖ konserindeydik,
burun buruna denecek mesafede bildik şarkılarına
eşlik ettik, gittik geldik eski günlerimize.

Onların ışığı çoktu bizim de özlemimiz..
soğuk, az yağmurlu bir akşam 
belki de bildiği tek şarkıları olan sarı laleler aldım
çiçek pasajından dizelerini olanca gücüyle söyleyen oğluşumun
elimde bıraktığı sıcaklık hala hissedilir halde.

Özkan Uğur mükemmel bir solo yaptı..rengarenkdi
Mazhar Alonson karizma takılıyordu :) (gönülden fışkırandan
değildi ama hoş bir karizmaydı.
Fuat Güner sakin, kenarda izleyici gibiydi onu gizemli
kılan sessizliğini merak ettim..az önce kimdir necidir araştırdım
ünlü fotoğraf sanatçısı,babasıyla fotoğrafını yan yana getirdim..
ne çok benziyorlar:
sonra, zaman saniye saniye bir yerlere götürüyor insanı
sözümü hatırladım.
buyrun fotoğrafın sahibine bakın :))
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi-8Mxjxaevkk3Iwpt1IT4_RIvlcWVvIkrpWtIIt55xYAH7xAjS8Wr_D77bfpk4qocbItVB7YXxW2QS5ehWMeW4nmOCr3hn1_SiQTzW0o1GByMaWnuMmk_JWPpOgr59Cm_JpYrcsgW_XZFH/s1600/sami_guner.jpg

Piknik Büfe


Saniye saniye bir yerlere götürüyor zaman..
Bilgisayarın başına oturduğumda az sonra gitmeye niyetlendiğim
Tuna caddesinin adresini almak için google danışmanıma başvurdum.
belki de bana çok sıradan gelen bir büfenin
bir tıkla ülkenin tarihine şahitliğini o büfenin içinden
gördüm.
Paylaşmazsam mutlu olmazdım.
Ankara'lılar çok iyi bilirler Piknik büfe kafe bu öyküyü mutlaka okuyun.
sonra avucumun içinden akıp giden tüm güzelliklere
hayıflandım.
Avucumun içinde ne kaldı farketmek için
düşünmeye başladım.İnandığım ne varsa daha sıkı sarıldım.
duygularım, ömrüm, dar günüme sığmış aşklarım,
dostlarım, varlık sebeplerim, geleceğim, oğlum,
gençliğim, seni seviyorum.......................
bir kaşık sevgiyle, bir tık kadar yakın,
kocaman zamanlar diliyorum.....