16 Ekim 2010 Cumartesi

kablo üzeri çağ kebap


Kendime gelmem bile çok uzun sürdü:)
geçtiğimiz salı gününü evde biraz yorularak
ütü vb.gibi işlerimi yaparak geçirmeyi planladım.
Hatta gümüşayın kahveleşelim davetini bile iş
yapmam lazım diyerek kabul edemedim. Ama,
telefonda epeyce konuştuk, çalan kapı ziline kadar.
Ferda'nın ve benim ilk evlendiğimiz yıl beraber
oturduğumuz apartmandan komşumuz, oğlunuda alıp gelmiş.
11 yaşında bıraktığımız minik oğlan şimdi askerliğini
yapmış bir delikanlı olarak çıktı karşımıza.

Çok sevindim. Ferdayı çağırdım akşama kadar çaydı kahveydi
derken, çocuklar geldi hadi yemeği de beraber yedikten sonra
yolcu ettim gittiler. Çay içmemem gerekirken içtiğimi hatırladığımda
yapacak birşeyim kalmamıştı, sabah altıda uyandığım için
uykum mutlaka gelir diye düşündüm.

Pijama terlik ve duş uyarılarını dikkate alıp saat dokuzda
yola çıktık. Hastaneye geldiğimde karşı binadaki uyku
merkezine gitmemi söylediler. Bahçeli'nin eski
binalarından birindeki daireyi uyku merkezi
yapmışlar, benden daha kocaman göbekli bir beyi, kapıda gördüm
evrak işleri için diğer binaya giderken güler yüzlü
teknisyen bey beni karşıladı.

Form doldurdum. Sandalyeye oturtulup sayısını bilmediğim
kadar kablo kafama soğuk hava ile yapıştırıldı,
yapıştırıcı kepek havasında ve hala kafamda.
Derken yüzüme vücuduma ayaktan tepeye kaplolarla donatıldım
abartacak birşey yok gibiydi ama:))
Koltuk altından
kemer gibi sıktıkları bi kalın lastik vardı
bütün gece kabusum oldu. Teknisyen odamı gösterdi
güzel döşenmiş, yan tarafta bir oda daha vardı orada
benden iri göbekli bey yatacakmış
ve tuvalet banyonun bulunduğu yeri gösterirken
burayıda ortak kullanacaksınız demesi üzerine, gece saat iki
buçuğa kadar beni uyutmayacak sözü söylemiş
bulundu.

Özel bir hastanede başıma gelebilecek en kötü
şeydi,hem de bir erkek hastayla aynı
tuvaleti kullanacaktım..
tuvalete gitmeme kararı aldım:)
Oturmak istemediğim için yatmak istediğimi söyledim.
üzerimdeki kabloları şöyle bir sallayarak yatağa yattım
bir o kadar daha kaploya bunlarda bağlanınca sol elimi
sağa çevirmeme imkan kalmadı.
Bilim kurgu filmlerinden fırlamış gibiydim.
ortamın sıcaklığıda binince çok uzun süre uyuyamadım
camı açtırdım. Peteği kapattırdım ve dayanılmaz
şekilde bi kaç saat önce aldığım kararı bozdum.
Tüm kablo sıkıştırmalarının arasında yüzü koyun uyuyordum ki
kapı açıldı ve Dilek hanım, lütfen sırt üstü yatın dedi.
tekrar uyumak için çok çabaladım tam uyudum
kapı açıldı Dilek hanım, lütfen sağa dönün
tekrar sola tekrar sırt üstü ve sol derken sabah
7.30 da bitti kalkabilirsiniz diye uyandırdı.
Yeterince uyuyamadım ama teknisyen
apne geliştiğini söyledi. Fakat neden uyandırdı bilmiyorum
inşallah doktorunuz yeterli bulur süreyi diyerek
yüreğime bir kor bıraktı. Bildiğimiz asetonun neredeyse
yarısını yüzüme boca ederek çıkardı yapışkanları
o dayanılmaz kokunun içerisinde
öleceğimi zannettim..
Kulaklarımdaki acı ise gece yastığın altındaki kablolardan
kurtulmak isterken kulağımdaki kabloları çekiştirmelerimden kaynaklandı.
şükür evime geldim.

Ferda kahvaltımı hazırlamış bekliyordu.
biraz dışarılarda gezindik ve saat 13.00 de
bir gün öncesinden gümüşayla sözleştiğimiz için kapımızın önünde
hazırdık. Gümüşay ikimizi yemeğe davet etti.
Yeni aldığı çok cici arabasıyla götürdü
arabanın tekeri eğriydi düzeldi:)
Yol boyunca Blogdan Ankara'ya gelen arkadaşlarımızı artık
daha rahat ettiririz diye konuştuk..
Bizim için bu tür detaylar oldukça önemli çünkü..
sonra gittiğimiz çağ kebabçısının en güzel
köşesine kurulduk ve bir şiş,iki şiş,üç şiş
ve altıncı şişleri de yedikten sonra bir aylık açlığımızı gidererek
aldığımız büyük tadın keyfiyle paraya hiç dayanmayan,
hesabı hiç dert etmediğiz ama asla
birbirimize külfet yaratmayacak,
nezaketten uzak bir tavir sergilemeden
yıllardır sürdürdüğümüz dostluğumuzun
tadını çaylarımıza şeker olarak ekledik...
Bu güzel günün ardında perşembe günü doktorum
aradı yeniden yatmam gerektiğini söyledi..
Nafile yatacaktım.
üzülmem hiç bir şeyi değiştirmedi
yeniden bu sıkıntıyı çekmek istemiyorum ama
bir gün yatakta bu nedenle
ölmüş olmaktansa kablolar ve ben mutlu olabilirdik
ve hatta ortak kullanım alanlarımıza rağmen:)))
çok sevgiyle..........