26 Ekim 2010 Salı

Çakırcalı Ali Opera mutluyum...Leylanın Evi

25 ekim sabahı 06.30 da başlayan günüm, akşam saat 17.00 ye kadar okulda geçti
İki senedir Lorenzonun yağı isimli filmi izliyoruz.
Aslında insanın içini acıtmasa,
Ölü Ozanlar Derneği'nden sonra,
her ailenin izlemesine inandığım bir sinema klasiği.
Araba, hararet yaptı ufak bir alevlenme sonrası
araba acilen bakıma girdi.
oysa bizim akşam sekizde gösteride olmamız gerekiyordu..
Ertesi gün matematik sınavına girecek
oğluşa sürpriz ayarlamıştık:))
hızla yeni bir plan geliştirdik..

Oldum olası kalabalık
beni hem mutlu eder, hem ürkütür..
Hosta da dönerlerimizi yedik,dolaştık ve metro ile
operaya gittik, gençlik parkının içerisinden yürüdük
yıllardır köhne duran parkın yeniden canlanması mutlu
etti beni.Leylakdalı, geçenlerde yazısında bahsettiğinde
ne zamandır o tarafa gitmediğimi düşündüm ama işte bir tesadüfte burda oldu yolum oraya da düştü:))) Yoksa hiç bir kuvvet beni parka götüremezdi.

Tam bir ışık parkına çevirmişler
valla fena olmamış,ilk defa yaptıkları bir işi beğenir gibi oldum:)))
Opera binasının önüne geldiğimizde ,yol boyunca istenirse Ankara'nın
ulus semtinin müthiş bir turistik potansiyel
olacağı düşüncemi yineledim.

Yaşar Kemal'in en önemli eserlerinden
Çakırcalı Ali Efe'yi Cem İdiz'in müziği ile
Devlet opera balesinde izledik..
Bu güzel binanın ve küçük tiyatronun tarihçesi için

Efe kendi adının yazdığı bu Afişi ve sürprizimizi çok beğendi.
Hey gidinin Efesi dedikçe egomuzu bol bol tatmin ettik.:)

"Artık bize bir Efe armağan edersin diyerek "
oğlumuzun isim babası Demirel'i sevgiyle andık..
Efeliğin bir çete olmanın ötesi durumunu, oyun çok ileri boyutta anlatmıştı
Danslarla anlatılan öyküler sıradanlığı yıkmıştı.
Çok lezzetlenerek, bol alkışlar içinde tarihi binanın
tüm güzelliğini soluklayarak ayrıldık..
Otobüsle evimize döndük...
Oğluş derslerini yaptı:))
Bazı güzellikler
fedakarlık ister, istenirse bir araya sığdırabileceğini o da gördü..
Az uyudu belki ama bir sonraki gün bunu telafi etti..
Bense akşam bunları yazmak yerine mailime gelen çok samimi
bir soruya yaklaşık iki ikibuçuk saat hiç sıkılmadan, keyifle cevap yazdım.
gece üçte yatıp
26 Ekim 2010 sabahına 06.30 da Efeyi okula göndermek için uyandım..
saat 11.00de hasta ziyaretine gittim..
Kanser hastası Sevinç teyzenin yaşamına kattığı değerleri severim.
Mesala etrafı kendi bahçesinden toplattırdığı ve getirttiği
güllerle doluydu..Rozalinda gülünü ise özellikle koklattırdı
gerçekten çok güzel kokuyurdu... Sevinç teyze ayrı bir yazı konusudur.
Sevdiği şeyleri bastıra bastıra söylemeyi sever yine öyle yaptı..

oradan çıktım.
Ferda ile evlendiğimiz yıl arka arkaya gelin geldiğimiz
apartmana gittik 19 sene önce tanıştığımız apartmanın
önünde fotoğraf çektirdik.
sonra evimize geldik. iki saat sonra
gümüşayla buluştuk ve bu kez üçümüz
Zülfü Livaneli'nin eseri Leylanın Evi ni izleme gittik
Muhteşemdi

Kitabını epeyce önce okumuştum
Konu bilindik, sonucu bilindik
yaşamın içinden önemli kareler,
Nedim Saban uyarlama işinide başarısını ispatlamış
bence oyunun yıldızı Ayça Varlıer


Melda Gür üzerine düşen rolü güzel canlandırmış
ve oyunun 66 yaşındaki
Leylası oyun bitiminde yüzündeki hüznü devam ettirerek
gönlümüzde yerini aldı.
hafif bir sarhoşluk etkisi yarattı bizde
işte tiyatrodaki en büyük haz izlemek,hissetmek ,öğrenmek
paylaşmak....