Küçüklüğümdeki Almanya fotoğraflarını anımsattığı için,internetten alıntıdır
İki üç gün önce, arkadaşımın annesine hoş geldin demek için uğradım. Kayın validesi de oradaydı.
Sağolsun büyükler benimle sohbeti çok severler İki dünür yan yana,çaktırmadan yarış halinde bana
anlatıyorlar, hangisine kafamı çevirip hangisinin gözüne baksam:)
Arkadaşım "Anne neden bize anlatmadığın şeyleri anlatıyorsun"dedi
İri yarı, karakaşlı,karagözlü 77 yaşında dişli bir kadın Fadime teyze
pratikten dikiş dikermiş, 23 Nisan törenlerinde diktiği fırfırlı etek
ve üst nedeniyle dönemin belediye başkanı ya da valisi tarafından
teşekkür mektubu ile ödüllendirilmiş. Aynı anne babadan tek kızmış.
Boylu poslu delikanlıya, develerle gelin gitmiş.
Kayınpederler asker arkadaşıymış o yüzden senelerce çektiği çilelere
babasının hatırı için katlanmış, yaşamaktan umudu hiç bitmemiş,
zengin olduklarını neredeyse yeni yeni anlıyormuş.
6 kız bir erkek çocuk annesi Fadime teyzenin
içini alev alev yakan en büyük derdi, sarışın alman kadınmış,
Almanya'ya gönderdiği kocası onu hem terzi olarak çağırttıracakmış.
kayınvalidesi istememiş.Türlü oyunlar yapmış.
Amcamız arkadaşlara uymuş (Koç olacak kuzu koçun yanına yatarmış)
Sonra dedikodular gelmeye başlamış. Bir de duymuş ki
Bir izninde Ankara'ya kadınla gelmiş. Bir akrabasına götürmüş,
O akraba hadi ordan, bu da kim deyip,içeri almadığından
Fadime teyzenin en sevdiği insanmış.
Sonra Almanya'ya Fadime' nin dilinden, ağzından mektup gitmiş
'' Ey benim yarim, dolanır gelir lafın
sen beni soysuz mu sandın, bebemle beraber babamdadır artık halim''
mektup Almanya'ya ulaşırken o da yola düşmüş,
şimdi evliliklerinin 60.senesindeler.Diyor ki kızından gizli,
bu derdi hiç unutamadım. ''Ne el oldum ne de yabancısı''
Benim sınavlarım bitti.Ara tatile girdim.
Az önce Abimm filmini izledim.Film boyunca
zeka özrü olan abi, abi olmasına rağmen, kardeşine abimm dedikçe
çok tuhaf yerlerde, tuhaf duygular içine gittim. Abi eğer bir uzuv olsaydı
önce göz, sonra da sağ kol olurdu diye düşünüyorum.
Çok ufak yaşlarında annemin eline emanet edilmiş
3 abim var benim.
Sonra
annemle babam ayrılınca onlar İstanbul'da ben Mersin'de
ayrı evlerde büyüyen ama kanın hep çektiği, bir türlü
özlemimizi uzun sevinçlere bırakmayan kavuşmalarımız oldu.
En büyük abim, benim en çok özlediğim
babamdan bile daha çok özlediğim...
uyumam için kulağıma hep şarkılar söyleyen
biraz daha büyük olduğu için diğer ucu tutulmuş battaniyenin,
iki ucundan tutup beni sallayan...
Sanki özlediği sıcaklığı annem de
bulduğu için minnettarlığını bana olan sevgisiyle göstermeye çalışan,
garip bir kuş.
Ondaki yeteneği fark eden babam ve annem,
desteklerini o okulunu bitirinceye kadar sürdürür.
Onu sahnenin üzerinde izlerken ne kadar kanatlandığım, ne kadar uçtuğum, gün gibi aklımda.
O günden sonra bir daha görme şansım da olmadı. Devlet Tiyatrosu sanatçısı olan abimm,yurtdışına giden tiyatrocular kervanına katılmak istiyor, bunu gözyaşları içerisinde ta İstanbul'dan Mersine gelen sevdiceği, arkadaşı sanatçı T.S anneme anlatırken öğreniyorum."Lütfen lütfen bir tek siz ikna edersiniz gitmesin"...
Yıldız Kenter'in öğrencisi Genco Erkal'la sahne paylaşmış önemli rollerde oynamış
mesleğinde iyi çizgisi olan bu genç, gittiğine göre çok önemli sebebleri vardı.
aklımda hep o genç ve güzel hali, bana anlatıldığından dolayı güzel sesi,
yumuşacık kalbi,bana benzeyen huyları ve mis kokulu boynuna sarıldığım abimm olarak kaldı...Öz ya da üvey iyi insan hep iç titretir. Hiç söyleme fırsatım olmadı,
seninde bunu okumaya hiç imkanın olmayacaktır.Daha da ertelemek istemedim.
Ben kulağa fısıldıyayım, sana kadar gelecektir özlemlerimle seni çok seviyorum Abimm..
"Bitmiş olamaz"
Alkışlar gösteriyor oyun bitti. Anlamsız bakışlar, sinek vızıltısı fısıldaşmalar var, sanatçılar içeri giderken sesler yükseliyor, bu ne ?
Ne saçma bir oyundu.Hiç bir şey anlamadım, birbirine bakan boş gözler.
gelmeseydik diyen çiftler, ucuzda değildi tühlemeleri. Anlamlandırılamamış
çok ama çom fikirceler.
Kafamdaki soru çok açık.Yılların oyuncusu bu oyun için
"Hayatımın oyunu kariyerimin rolü" demiş,koskoca Can Gürzap bir şey demiş olmalı
fazla uzun sürmedi fikir şimşekler halinde oluştu,yağmur gibi yağmaya başladı.
İstemediğimiz şeyleri yaşıyor olmanın verdiği sıkıntısı,şizofren düzeyde
anlatmış ve bizden bu yorumu çıkarmamızı beklemişler.
Daha önemlisi''Armut piş ağzıma düş'' tutumu içindeyiz her şey bize direk
söylenmezse, anlatılmazsa üzerine kendimizden tek kelime koyamayız.
Sinema tiyatro,ya da kitap sevgimiz de böyle ilerler oldu.
Açık anlaşılır olacak kafamızı yormayacak. Düz mantık ve kolay....
Neden? Evet, neden diye sorgulayamıyoruz bile artık.Günahla başlıyor her şey
sorgulamak günah, sormak ayıp, böyle olunca tüm ilişkiler çözülemeyen bir düğümle
ilerliyor.Bir an bu yanılgıya düşmekten bile utanabilirdim.
Her oyun bir öğreti değil,
ama bu oyun bir öğretiydi hem de yorumlaması bize kalmış,yorumlamazsan mutsuz
belkide oyuna geldiğin için pişman olacak kadar aciz.
Uykuya geçirmeyecek kadar bulma merakıyla doluyum.
Polisi kim çağırmıştı,polis neden gelip gidiyordu?Karısı ve zenci çocuğun davranışını
çözdükten sonra en çok kafama polis takıldı.
Doinggg!!
Biz,sadece şizofrenin zamanını paylaştık.Her şey bir hayaldi.
O saatlerde kendini akıllı zanneden birer hastaydık...Kendi hayatını
sorgulamaktan kaçan ya da sorgulamayı bilmeyen birer hasta...
Polis sadece sorgulamanın temsiliydi.
Mutluyum:)
Vize dönemi nasıl sıkışıksa, final dönemi o kadar rahat.
Çünkü vize bir haftaya sıkışıyor, final iki hafta ve hafta
sonları sınav olmuyor.Yarın son sınavım var,yarın teslim edeceğim
iki dosya için bugün çok çalışacağım,
Okulumun en garip özelliği inanılmaz bir ders karmaşası var
kalifiye bir elaman yetiştirir gibi her dersten koymuşlar
Transcript'imi aldığım zaman çok hoş olacak.
geçen dönem, 7-8 ay önce Linolyum baskı yapmıştım
hoca ilk söylediğinde waw ! Ne ki bu linolyum diye
bir düşünümüş çıka çıka karşıma mineflo diye bildiğimiz yer
döşemesini bulmuştum.
Linolyum:
Beziryağı, doğal reçine, mantar tozu, talaş, kalker ile sıvanmış
kendir dokumasından yapılan bir malzemeymiş.
Basite aldığımız bazı şeylerin, içeriğini öğrendiğimizde nasıl da
daha farklı gözle bakıp,tüh! diyoruz..(ilişkiler de böyle zaman zaman)
bu döşeme kumaşını kesip,tersinden modeli çizip çeşitli aletler
ile(en pahallısı bu aletler)oyuyoruz..
desen ortaya çıkınca Matbaa mürekkebine batırılmış ruloyu
desenin üzerine özenle sürüyoruz...Sonra baskı yapacağımız kağıdın üzerine
ters çevirip ciddi bir ağırlıkla (Oklava,merdane)baskı yaparak
kağıda çıkmasını sağlıyoruz.....
Benim gibi senelerini nakışa vermiş,birisi için bu çalışmalar
biraz eğreti gibi durduysada insan kendi yapınca pek kıymetli
oluyor . Bu çalışmadan sonra Canvas
baskı yapmıştık ki o da bildiğiniz kanvas kumaşın üzerine
deseni çizip kumaş boyasıyla boyamak değilmiymiş...Baskı filan yok
bildiğiniz kumaş boyama:)))adı canvas baskı.
Bu dönem grafik sanatlar dersinde corel ve photoshop öğrendim
iş görecek kadar..
Dün akşam oyunu izledikten sonra,yıllar önce izlediğim ilk oyunu
Ferhangi şeyler, içinden tramway geçen adam, fername gibi muhalif, aydınlatıcı
ve söyleyecek sözü olan bu adamı daha çok tanımak istedim,sonra birileri o
kadar iyi tanıtmıştı ki, okuyup buraya özet yapmaktansa özüne sadık kalarak
paylaşmak istedim.
Birinin ne demek istediğini eğitimi, kişiliği, duruşu ile ilgili ne kadar
bilgiliyseniz o kadar doğru anlıyorsunuz..Oyun aralarındaki geçişlerde kopukluk vardı, birde Ali Çatalbaş çok iyi oynuyordu.Fakat iki hanımın diyalogları
ne yazık ki sönüktü. Zaman zaman bu kopuş bize yansıdı ama anlatılmak istenen
doğru anlatıldı, gerisi teferruata girdi:))
Aşağıdaki yazıyı
yazan arkadaşın kalemine sağlık.
1980 sonrasının karanlık ortamında politik tiyatro yaparak varlık gösterebilen ve belli bir toplumsallık yakalayan az sayıda tiyatrolardan birisidir SES Tiyatrosu-Ortaoyuncular.
Devekuşu Kabare’nin önemli iki adamından birisi olan Metin Akpınar açılım kahvaltılarına sessiz sedasız katılırken, Şensoy tiyatro seyircisinin giderek azaldığı günümüzde her türlü zorluğa karşın ayakta tuttuğu tiyatrosuyla Almanya’da Hitler’in parlamenter yollarla iktidara geldiğini vurgulayarak, “kan bağı” taşıdığı Alman Tiyatro sanatçısı Karl Valentin’in Nazi İktidarı döneminde ve savaş sonrasındaki yaşamını anlattığı Ruhundan Tramvay Geçen Adam oyunuyla çıkar seyircinin karşısına.
Yıllar önce, Nazi iktidarının arefesinde İçinden Tramvay Geçen Şarkı ile gene faşizm tehlikesine dikkat çekmiştir tıpkı ‘80’den sonra Şahları da Vururlar oyunuyla gericilik gündemine dikkatleri çektiği gibi. “Elektrik iyi kontaklanırsa sağlama yangın çıkar” diye dalgasını geçmeyi de unutmaz, düpedüz yakılan tiyatroya “kontak” raporu tutanlarla… Tiyatro yakılmıştır çünkü Muzır Müzikal oyunu “gericilerin” tepkisini çekmiştir fena halde. Şan tiyatrosunun yakılması yetmezmiş gibi “zeytin yağdanlıktan akar” gibi mahkemeye vermişler ve 21 gün hapis de yatırmışlardır Ferhan Şensoy’u.
Hem oynayan hem yazan, sözcüklerle oynayan bir yazardır aynı zamanda. Deve Kuşu Kabare’ye skeçler yazar. Ali Poyrazoğlu’nun tiyatrosunda kendi yazdığı oyunda rol alır. Gerekirse ki “gerekir” Kazancı Yokuşu kitabını bile yazar o dönemde. Kitap’ta Münir Özkul bir karakter olarak bile karşımıza çıkabilir.
Ustalara saygı, usta çıkarak ilişkisi bir “adet yerini bulsun” değil kuraldır O’nun için. Bakarsınız Mücap Ofluoğlu’na yönettirdiği oyunda dekorları da yapıp en iyi erkek oyuncu ödülünü alabilir ’81 yılında.
Kendi değişiyle “tesadüfün iğne deliği” girmiştir konservatuvara. Galatasaray Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarında açılan kompozisyon sınavında herkesin “ah ortak Pazar, canım ortak Pazar” güzellemelerine o “neyimiz ortak ki pazarımız ortak olsun ulan” babında cevap vermiş, Fransızlar’ın “ulan kim bu adam” demesi üzerine kompozisyon yarışmasında 1. seçilmiş ve öyle gitmiştir Fransa’ya. Gene “tesadüfün iğne deliği” Fransa’daki konservatuvarın önünden geçmiş ve ailenin ilk “serserisi” olmayı göze alarak denemiştir şansını ve kazanmıştır da. Sınavda istenen bir klasik yazar bir modern yazardan metin şartındaki modern yazar kendisidir çünkü. Galatasaray Lisesi’ne Dö Gol’ün yaptığı ziyaretten baş gösteren ve tabiri caizse gösterisini izleyen tüm arkadaşlarını “altına ettiren” anlatısını sergilemiştir kallavi Fransız tiyatro adamlarının karşısında. Lise’de başka sınıflara “turne” yapmasını sağlayan taklidi Şensoy’un Fransa’da konservatuvara kabul edilmesini sağlamış, dünyanın dört bir tarafından gelen tiyatroların dekorlarını yaparak harçlığını çıkarmış ve bu sayede pek çok tiyatro akımını pratik olarak tanıma imkânını sağlamıştır O’na.
Okul yıllarında karşılılaştığı Magic Circus’a katıldıktan ve sirkle birlikte dünyayı dolaştıktan sonra da tiyatro görüşü köklü biçimde değişmiş ve bugünkü tiyatrosunun temelleri atılmıştır Ferhan Şensoy’un.
Dekor tasarlayan, yapan, oyun, deneme, Ferhanca kitaplar yazan, yöneten ve oynayan bir tiyatro adamı olarak, Kabare başta olmak üzere deneyimlediği ve izlediği bütün batı tiyatrosu biçimleriyle ortaoyunu, meddah gibi Türk tiyatrosu biçimlerini başarılı bir biçimde sentezleyerek kendine has bir ekol kurmuştur.
Her sanatçı kadar hayalci olmuş ancak kafasında kurduklarını hayata geçirmenin de her zaman bir yolunu bulmuştur. Yüzen tiyatro hayal etmiştir mesela. O limandan bu limana uğrayan, uğradığı her limanda o ülkenin tiyatrocularını da ekibe katarak oyunlar oynayan sonra başka limana yol alan bir gemi tiyatrosu. Bu fikir Amerikalıların çok ilgisini çekmiştir Kırk Ambar Gece Tiyatrosu’nda anlattıklarını şahit gösterecek olursak. Ancak tahmin edileceği üzere bu ilgide bir “Amerikalılık” olduğu kısa sürede ortaya çıkmış, projenin Amerika’nın çıkarlarına hizmet eder noktaya çekilmeye çalışılması üzerine Şensoy Amerikalılara “Hasgittir”i çekmiştir. Sonuç olarak birazcık kazıklanarak da olsa aldığı hurda bir gemiyi restore ederek “Aşkımızın Gemisi Fındık Kabuğu” demiştir perde denmesine bir gün kala geminin camına konan martı kardeşle konuşarak…
Amerika’ya bunu diyen Ferhan Şensoy piyasa işi senaryo yazması için baskı yapan yapımcılara dersini vermeden nasıl dursun peki? Yazıyor Afitap’ın Kocası İstanbul’u, veriyor senaryo yok mu diyen kalantorların eline teklifler “şak” diye kesiliyor. Köşe Dönücü’yü çekmeyi ihmal etmiyor gene de kendi olanaklarını zorlayarak…
Şensoy’un en önemli özelliklerinden birisi de güncellikle sanatsal yaratı arasındaki ilişkiyi “rüzgârı yakalamak” bayağılığına düşmeden, “şimdi ne yaparsam tutar” sorusuna yaslanmadan kuruyor olmasıdır. Marketleşme kavramının ülke gündemine girdiği dönemlerde Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı’yı oynuyor örneğin. Kendine has dili, ince mizah anlayışı, ekol sayılabilecek estetik kurgusu içerisinde memleketin sokulduğu yolu, marketleşmenin kapitalizm, sermaye ve emekçiler açısından ne anlama geldiğini ustalıkla anlatıyor örneğin. Kuş kafese nasıl sokuluyor (müşteri markete), bakkallar neden yok ediliyor, ucuz gibi görünen uzun vadede nasıl pahalıya patlıyor ve allah baba neden Samsun 216 içiyor, Tekel ve Gümrük melekleri nasıl kıyak geçiyor hepsini bir kahkaha tufanı içinde izliyor ve sonra da marketler ve bakkallar üzerinden kapitalizme yan gözle bakmaya başlıyorsunuz.
Yahut Parasız Yaşamak Pahalı oyunuyla parasız yaşamak neden pahalı, aklınıza kazınan şarkı sözleriyle kavrıyor ve altında imzası olmasa da, adı sanı hiç geçmese de Ferhan Şensoy’un yazdığına yemin edebileceğiniz bir oyun izliyorsunuz.
Kimi sanatçılar vardır. Mesela Gogol Siyasette devrimci değildir, monarşi yanlısıdır, Çarcıdır düpedüz ama sanatta devrimcidir. Romanları devrimcilerin elinde bir silah olarak kullanılmıştır. Pek çok sanatçı vardır siyasette devrimcidir ama sanatta devrimci değildir. Kendisinden önce sanatta gelinen noktayı alt üst edecek hiçbir şey yapmamıştır eserlerinde. Vasattır düpedüz. Ferhan Şensoy hem siyasette hem de sanatta devrimci olan ender sanatçılardan tiyatro adamlarından birisidir. Kurduğu tiyatro ve ortaya koyduğu oyunlar Türkiye’de daha önce yapılmamış pek çok şeyi yapmış, günceli sanata yansıtırken sanatın dışına düşmemiştir. Siyasette her zaman emekten, eşitlikten yana saf tutmuş, son dönemde AKP’den demokrat üretmeye kalkmayan, kararlı bir karşı duruş sergileyen, Ergenekon zokasını yutmayan az sayıda aydının arasında adını korumayı başarmıştır.
Tiyatrosunun 30. yılında 2019 oyunuyla dinci iktidarı gülünçleştirerek, cemaatlerin yarattığı tehlikeye gene tiyatronun dışına düşmeden dikkat çekmiş, hemen peşinden Ruhundan Tramvay Geçen Adam oyunuyla Karl Valentin’in yaşamı üzerinden faşizmin parlamenter yolla da iktidara geldiğini göstermiş ve bunun hangi toplumsal koşullarda geçekleştiğinin ülkemiz koşullarının koşutluğuyla kör göze parmak yapmadan altını çizmiştir.
Şimdi de yeni oyunu İşsizler Cennete Gider’in Dünya ve Türkiye prömiyerini gerçekleştirecek. Memleketin en büyük sorunlarından biri olan işsizliği kendi tiyatro üslubu içerisinde, ince mizah anlayışıyla ilk kez burada sergilemiş olacak.
Memleketin aydınlık insanlarına, solcularına, sanat severlerine orada olmak, ülkenin en önemli tiyatro adamlarından birisinin heyecanını paylaşmak yakışmaz mı peki?
Çünkü Ferhan Şensoy’un söylediği gibi “İşsizler Cennete Gider”… İşçiler Cenneti Kurar çünkü iktidarı aldıklarında…
Sabah 11'de ki sınavımdan sonra,sınavın güzel geçmesini de fırsat bilerek, Eymir Gölü'ne gittim.Eymir ormanları sakin huzur verici, dingindi.
Kayıkhane restorana inerken peşimden gelen bu kedicik,paspasın arasındaki
suları içmeye başladı:(
Gölden görünen bu daireler (eski parayla) bir buçuk trilyon civarında
yok ama olsa da bu parayı oraya vermem verenede akıllı demem:))
kırmızıyla işaretlediğim daireyi gezmiştik.Dörtte biri etmez o paranın
gölü o kadar uzaktan görüyor ki, Ankaralıların manzaralı ev
anlayışıda beni öldürecek:))

A
h! Bu karabataklar hepsi mi böyle aç?
Bunlar dalıyor dipten solucana benzer şeyler alıp yiyorlar
fakat doyurmuyor solucan bunları, ekmek attığım an uçarak geliyorlar
Kapanın ağzında kalıyor, uçarak kaçıyor. Hepsi kovalamaya başlıyor,deli
gibi bağırıyor kovalayan
onların dünyasında da bir farklılık yok anlaşılan:)
çokca tavşana ev sahipliği yapar burası, bugün fazla çıkan olmamıştı
ben bu kaçağı yakalayabildim
Ve muhteşem yol görüntüsü, bir yerde bitiyor tekrar
dönüyorsun hayata, biyoloi sınavına zor yetiştim.
Bugünlerde fırsat bulmuşkan bunları bolca resimleyip
notl alıyorum.Her ne vesile ile olursa
olsun sunulan güzellikleri farketmek,paylaşmak,değerlemek,tuşelemek
anlamlandırmak çok güzel şey........
Dün sabah,saat 10 da sınavım vardı.(x kare-6,yxkare9)un fonksiyonel eğrisini
çiziniz.3 soru ama sadece ikisini cevaplayınız yazıyor.
kısa yoldan bir soruyu yapan elli puanı alacak yani.
çizdim ama uydurdum bence:) öyle olunca zaman da bana hediye
olunca kös kös evde oturmak yerine
Mogan'a doğru yol aldık. Her gün sislerin içerisinde
gidip geliyorum zaten, fotoğraflamam lazımdı. Sisli bir görüntü
Bakmasını bilene, doğa tüm güzelliğini sergilemişti.:)
göl taşmış bankları içine almış,kaldırımın üzerine çıkmış karabataklar
park gezintisindeler:) Çok açlardı çok
attığınız ekmeğe bir koşuyorlardı, hiç onlar olmak istemedim.
Şömine ateşinde,üşüyen ellerimizi ısıttık, demli çaylarımızı içtik .İçimizi ısıtan
bu ortam bitmesin diyordum, hadi biraz daha gezelim.
Ankara'nın bir ucundan bir ucuna Hamamönü' ne gittik
Biraz,S afranbolu, biraz Beypazarı çakması düzenlemeler yapılmış. Neden özüne yakın düzenlemeler yapmazlar bilmem .Ayrıca Ankara'nın buraları
tarih kokar.Toprak altı değil, toprak üstü,yani çok da büyük
paralar gerektirmeyen düzenlemeler yapılabilir, tarih bilen bir başkan
kısa ringlerle buraları yaşanabilir, gezilebilir
hale getirebilir. Sadece iki üç sokak düzenlenmiş,koca semt hala
mezbelelik gibi. Düzen her zaman güzeldir, elde bunlar var buna şükür.
Ucube Ankara keçisi heykelinide fotoladım nolur nolmaz:)
Az ileride M.Akif Ersoy'un mezarı var, dışından fotoğrafladım. İstiklal Marşı'nı
yazdığı evi ve sokağıda burda.
Simit kafede çaylarımızı içerek dinlendik.
Buradan kaleye çıkalım kararı aldık.
Saat kulesi ve yapılan ufak meydanda Ersoy' a
biraz durum bildirdim. Fotoğraf çektim ama bu karanlık
olan daha çok hoşuma gitti:)
El salladık kim bilir bir daha ne zaman giderim bu taraflara.
Oradan kaleye çıktık, kalede bir değişiklik yok.Eltimin annesinin
buralarda evi vardı, eltim vefat etmeden bir yıl önce annesine burayı
sattırdı. Sincan'dan bir daire aldı. Aklım bir türlü ermedi
bu mantıksızlığa, her kaleye gidişimde aklıma gelir, üzülürüm.
Rahmi Koç müzesinin içinde bulunan Divan restoranda soluklandık.
Daha öncede gezmiştim,
Tarih bilen biriyle gezmekte ayrı bir keyif,burada sanayii
devrimini dinlerken, koçların arabalarının yanında kırmızımı
Koç'un şerefine içtim.Kendi dolma kalemiyle yazdığı şu söz
" Rahatınız için gerekli olan hiç bir şeyden
kendinizi yoksun etmeyin. Ama size onur veren bir sadelikte,
sorumluluk içinde, son nefesinize kadar çalışın"
Çok da zorlanılmamış bu cümlenin içinde yatan derinlik
karşısında feyz almamak mümkün mü? Değil son nefes
toprağın altında bile kazanmaya devam ediyorsun diye düşündüm.
Çini örnekli Menüden siparişimizi seçtik, siparişlerimiz
gelsin diye beklerken getirdikleri kekikli ekmek, gerçekten
nefis bir yağ ile sunuldu .Keten masa örtüsü ve peçetesi tamamlayıcıydı.
masamızda,Tevek köfte, Asma yaprağına sarılmış, yoğurtlu sos ile.
ve harika sunumuyla Biftekli pidelerimizi yedik
Karabatakların açlığını bir an unutmuş olsam da aklımdan çıkmadılar, vergiyi
neden ödüyordum acaba.
Kaleden oğlumuzun okuluna doğru yola çıktık,çiftlikten geçerken
Tekel fabrikası ve kurulma heyecanını dinledim tarih ansiklobedisinden:))
sonra büyük büyük binalar başlıyor zaten 50 yıl sonra bu AVM'ler ne olur
bir türlü oturtamadım,az önceki Çengelhan kadar kıymetli olur mu?
Oğlanın isteği üzerine Gordiona uğradık,gordionla küstük ama, tavşan dağa misali:))
eve saat 18'de geldim. Fotoğraf makinamı ve telefonumu şarza taktım.
üzerimi değiştirdim,elimi yüzümü yıkayıp, biraz evde kalacaklara tembihler
yapıp 19'da kızlarla evin aşağısında buluştum.
çok süslenmiş,çok da güzel olmuş arkadaşlarım
gümüşay yeni saç rengi ve kırık fönüyle pek güzeldi. Hemen yola çıktık.
Bu kez bileti direk gişeden alalım diye hesaplamıştım.
salona gittik ortalık epeyce sessiz,eyvah dedim.
kızları yanlış bir tarihte getirdim herhalde,
Gişenin önündeki çift bir türlü ayrılmıyor ki soralım,
sonradan anladık ki onlar biletlerini internetten almış
veee konser iptal edilmiş, teker teker dökülmeye başladı insanlar
biz biraz şaşkın ne yapacağını bilmeyen çocuk gibiydik.
Onlar durumu çözmeye çalışırken, biz Kırmızı kafeye gittik.
müziği sevmeyince içeri girmedik. Park caddesine
uğradık baktık ki orada da ortam bizi sarmıyor
Gümüşayın çok beğendiği
Mado'da çaylarımızı içtik,
Kürkçü dükkanı misali evimize döndük.
Gülme krizine girmiş şirin arkadaşım:)
Arkadaşlarına, Adolesan dönemini henüz tamamlamadığını düşündüren, öğrencilerinin fularlı hocası, etiğin "Romantik delikanlısı"
1936 Doğumlu, Prof.Dr.Yaman Örs hocanın kitap sunumundaydık bir kaç saat önce.
Bilenle bilmeyenin, sevenle sevmeyenin ayrımını rahatlıkla
hissedeceğiniz çok güzel sunumdu. Tıp doktoru olan Örs
Felsefe merakını 1991 yılında Odtü de tamamlıyor.
Atatürk,Felsefe ve Yaşam isimli kitabını
genç hukukçu Burcu Baytemir ile beraber yazmış.
Kitap sunumundan sonra dinleyicilere söz hakkı verildiğinde
ortaya, zengin bilgilerden oluşan Atatürk ve yaşamı çıktı.
Özellikle Efe paşayı da götürdüm.Tıpkı müzik gibi
kulağında aşinalık olsun istiyorum. O kısıtlı dönemde
Atatürk bu kadar kitaba nereden ulaşmış, bilgi kaynağını nereden
bulmuştu? Darülfünundan aldığı ödülün tarih konusunda
olmasını neden istemişti? Atatürk Aristokrat bir aileden
gelmemesine rağmen, hedeflerinin sebebi ne olabilirdi.
Halktan biri olmasa devrimlerde başarılı olabilir miydi?
Tüm bu sorular ve cevaplarını orada bulunanlar tartıştık.
Kitabın içeriğinden çok uzaktaydık ama felsefenin
tam da içinde sayılırdık, çok akıcı , çok kaymak bir gündü.
Misali o ki,10 kuruşunun 5 kuruşunu mutlaka kitaba veriyor,
çocukluğundan getiriyor alışkanlığını ,kitap okuma konusunda çok seçici
asla kafasına hammalık yaptırmıyor ,eleştirel okuma yapıyor.
Faydası ve sohbeti bol günler diliyorum.
2010' nun bana bıraktıklarından biri kandırıldığım
alışverişler oldu, aklımda kalan iki tanesini resimlemiştim
bloğuma ekleyip feyz almak için:))
2010 Yılın başında
Tekin Acar'dan aldığım Sensai marka fondotene
toplamda 300 tl parayı her ay bir fiil kartımla ödedim.
kullanmaya başladığımda nedenini bilmediğim
köklü sivilce havasında tuhaf bir sertleşme oldu.
yüzünde hiç sivilce olmayan ben deliye
döndüm çünkü ne uç veriyor ne de geçiyor.
aradan geçen zamanda anladım ki (epey bir zaman geçti)
bu sivilcemsi sertleşme, bu fondoteni sürdüğümde oluyor.
yüzümde hafif bir leke bıraktı bile.
Onlar buna çok anlam veremediler çünkü, alırken renk testi
yapılınca hemencecik alerji yaptığı belli olurmuş:(
bu da şu demek oldu bildiğin markadan şaşmayacaksın.
Ayrıca şuan fiyatı internette 170 li rakamlarda dolaşıyor ki
görmemezlikten geleceksin:))
Gelelim yılın sonuna
Gazetede "ANINDA KAZAN"Başlıklı bir reklam var.
Şöyle yazıyor devamında
(bu yazıyı irternetten kopyalıyorum.)
3 Aralık 2010-5 Ocak 2011 tarihleri arasında Gordion AVM'den yapacağınız her 50 TL'lik alışveriş karşılığında, kazanacağınız yeni yıl kuponunu kazıyın, anında altını ya da mağazalardan hediyeyi kazanın...
Madem alışveriş yapacağım,gidiyim burdan yapayım en doğal hakkım.
alışverişimi tamamladım.Kazınacak kuponu almak için epeyce uzun sıraya girdim.
ufak ufak söylenmeler başladı,kızanlar hafifçe sesi yükselenler
ne olduğunu anlamak için arkamdakine döndüm, önümdeki bana döndü
Efenim her elli tl ye bir kupon veriyorlar ama
tek seferde yapılan elliye,yani bir mağazadan 30 diğerinden 20 kabul
görmüyor.Neyse ben çok parçalanmamıştım ama millet haklıydı,haklıydık.
Derken sesler daha çok yükseldi beteri geldi:)
Verdikleri kazıma kuponlarının hemen hepsi boş çıkıyor..
Meğer sokaktaki gibi üç aynı mağaza ismini
bulursan bir hediye kazanıyorsun:)))
Gördüğünüz gibi benim bütün kuponlarım iki de kaldı.
sadece benim mi etrafımdaki herkesin:))Koskoca AVM
işin hilesine kaçmış ayrıntıları sadece bu masanın üzerinde
minik broşürlere yazmış işini sağlama almış:))
Şu an sokakta bilbordlarda yeni yıldan kalma
afişleri hala duruyor.Gazete ilanlarında ayrıntı yok
şimdi afişide buldum.Okuyun aksini düşünen varsa söylesin.
Tüketici aşkına:))
7 Ocak 2011

T
rakya halkını hiç incitmeden,neredeyse bire bir
yansıtarak,yok denecek kadar az küfür ile
bu kadar güzel komedi yapılabilirdi.
Ata iyi iş çıkarmış Recep İvedik
kadar gişe yapmazsa çok üzülürüm. Çanakkale ve civarının tüm güzelliği
sergilenmiş. İyi senaryo iyi oyuncular, senden ötürü güzel olmuş sevgili Ata.
Hüseyin Badem'in yavrusunu da merak ettim.Özge Borak iyi oynamış,
çok da yakışmışlar:)
8 Ocak 2011
AV MEVSİMİ
Şener Şen, Çetin Tekindor, Okan Yalabık zaten iyi oyuncular.
Cem Yılmaz da filmdeki karakterine çok yakışmış
Bir çok Şener Şen filminin yönetmeni olan Yavuz Turgul'u Doğan Hızlan'ın programında
dinledim.
Filmi izlemeye gidirken bir cinayet filminden çok, insan ilişkileri, töre cinayetleri, sömürü, ülkem gerçeklerinden bir kesit olacağını biliyordum.
Senaryonun yazılma nedeninin iyi bir polisiye değil,
kişilerin ve olayların duygularının yansıtılması olduğunu biliyordum.
İyi ki dinlemişim. Bu gözle bakınca film çok güzeldi.
Fakat bihaber gitseydim, eleştirenler gibi aynı yanılgıya düşerek
"E ben katilin kim olduğunu anladım" cümlesini kurabilirdim,
Kime yaptırıldığı nasıl olduğunu anlamak epeycede zordu bence.
.....
Final sınavlarım öncesi iyi oldu
internet günlüğümü yazdığıma
göre,yarın iki dersten sınavım var Efe Paşa'nın Matematikten
yazılısı var.E çalışmak lazım :))