26 Haziran 2014 Perşembe

Küçük Frigya


Eskişehir, gezilesi görülesi şehir. Yüksek hızlı trenle başlayan yolculuğumuz bir saat on dakika sürdü.
Tertemiz bir gar, içine girildiğinde, hazırlanmış olan el sanatları ürünleri sergisi bizi nelerin beklediğinin habercisi gibiydi.
Otele doğru yolda yürürken, odun pazarının içine yerleştirilen  At, Eşek arabaları, dokusu bozulmadan onarılmış odun pazarı evleri, yedi yüz den fazla fotoğraf var şu an elimde ve ben hangi birini buraya koyacağımı bilemedim. İki gündüz bir gece bu şehri gezmeme yetmedi. Fransızca şarkılarla karşılanıp uğurlandığımız Abacı Konak Oteldeki dekorasyonun güzelliği, 3 boyutlu tabloların içe alış halleri, bir konakta güne merhaba deme gibi özelliğinin yanında tarihi Odunpazarı'nın içinde bulunması ve tam dibindeki müzeler ile benim başımı döndürmeye yetti. İki farklı cam müzesi var bu nedenle çoğunlukla çarşı içindeki gezilip bu otelin karşısında bulunan, Çağdaş Cam Sanatları Müzesi ve Kent Belleği Müzesi, turlar tarafından götürülmeden es geçilmekte. Eskişehir' e kesinlikle turla gidilmemeli en az 3 gün ayrılmalı bu şehre, kent belleği müzesini gezerken başkan Büyükerşen'e hayranlığınız başlıyor. Birinci kat Çağdaş Cam Sanatları, Canlı Tarih Sahnesi, Yıldız Moran Resim Sergisi, Kütüphane, Okuma Odasından 2. kat Kent Belleği Müzesi ve ödül alan çalışmalar sergilerinden oluşturulmuş. Dünya standartlarını çoktan yakalamış bu çalışmaları görmeyen kalmamalı . Hemen yan taraftan bir merdivenle inerek Bal mumu müzesine giriş yaptık
Ankara' ya bir alışveriş merkezi getirmişti iyi de para vererek bunun sadece yüzde birini görmüştüm. Eskişehir'de müze giriş fiyatlarına inanamadım öğrenci 1,5 sivil 2 Lira  Bu sergiyi gezince ve bu çalışmaların tümünün Büyükerşen ve atölye arkadaşlarınca yapıldığını öğrendiğimde ise  hayranlığım tavan yaptı. İşte istenen beklenen ve özlenen Belediye Başkanı. 

Bunlarla kalmamış, Kentpark adında yapılan park'a denizi getirmiş,kumsalı bile var. Esbot ile gidebilir.Meşhur çibörek (çiğbörek değil) burada bulunan kırım börekçisinde yenmeli. İçinden fışkıran yağ değil et suyu olmalı ki yediğinizin gerçek bir çibörek olduğunu anlayasınız. Her gidildiğinde bir ünlüye rastlama olanağından bizim payımıza düşen Ozan Doğulu oldu. Sorba çorbası çok lezzetli ancak Hürrem tatlısı gereksizdi ..
Sazova parkı gidilmeli görülmeli Büyükerşen' e bir daha hayran olunmalı
Pırıl pırıldı. Lavanta çiçekleriyle bezeli girişinde Sabancı Uzay Bilim Merkezi bahçesi ve içindekilerle hem sizin hem de gençlerin ve çocukların ilgi odağı olacak, Hayvanat bahçesi, masal kulesi, masal gemisi işçiliğiyle beğeni uyandıracak.. Sabiha Gökçen'nin orjinal uçağı ve Devrim arabalarından biri bu şehirde, Porsuk Çayı,daha niceleri fotoğraf çekmelere doyamayacaksınız. İster istemez Ankara ile yaptığım karşılaştırmalar sonucunda benim gibi, başkentin yakışığının Eskişehir olduğu kanısına varacaksınız. Melih, bir hafta gizli gizli dolansa buralarda, sonra onca sene de mış olmak için yaptığı çalışmaları bir gözden geçirse bilmem ki utanır mı?
Yıllar sonra bu yazıya döndüğümde az bile yazmışım diyeceğimi biliyorum. İlk fırsatta ,gidip görmeye vaktimin yetmediği yerleri de göemek istiyorum. Yürekten alkış Eskişehir halkına 
''Cehennemin yolu altınla kaplıdır'' tasarım
Kıyma makinesi, Kum girer cam çıkar tasarım
Otoportre Sihirli Ayna 
Sazova Masal Şehir
Barkodlu şehir seni pek çok sevdim. 









21 Haziran 2014 Cumartesi

İğneler

Sipariş verdiğim kitaplarım bu kez gecikti, Kitapyurdu' ndan memnunum ancak ikidir gecikme oluyor. Sebebini biliyorum artık, sipariş verdiğim kitaplardan birini bulamazlarsa e-postama bakıp onay vermemi bekliyorlar. Fakat e-postayı geç gönderiyorlar, onay verdikten sonra,  ödemesini yaptığım parayı ne yapmalarını istediğimin onayını bekliyorlar. Bu kez ne yazık ki ellerinde okumayı çok istediğim ''Lezzetli Öyküler'' kitabı yokmuş. Gecikme bundan ötürü yaşanmış.

Bu sürede biraz kafamı rahatlatmak, dinlendirmek için ahşap boyama malzemelerini çıkardım. Kutunun tüm işlemi bitmiş, yıllar önce dönem çalışmaları yaparken kullanıp atmaya kıyamadığım Cameon' lu broşu da yerleştirmiştim ki (iğneledim) kargo geldi.
Jaleciğimin iğneleyerek tavsiye ettiği!  Selgin GB kitabı elimdeydi. Bu kitabı okumak için planladığım mekân Hacettepe Beytepe Kampüsü' ydü.
Bir süre kitap kapağıyla ilgilendim. 
Kapak Tasarımı: Savaş Çekiç, başka tasarımlarına da ulaştıktan sonra genel çizgisiyle ilgi fikir sahibi oldum.

Toparlandım, Beytepe Kampüsü'ne gittim. Birinci öyküyü, ikinci öyküyü derken üçüncü öyküyü okudum.
Birinci öyküde yazarın, çocuğun gözünden anlatmakta ne kadar başarılı olduğunu düşündüm. '' O Şarkı'' isimli öyküyü,'' güzel, güzel '' iç sesimle tamamladım. Öykünün kurgusu çok iyi, başlı başına tek bir kitap konusu olacak kadar özeldi. Umarım yazar, bu öyküyü genişletir ve biz okuyucularla yeniden buluşturur. Çok az rastlanacak ''Tesadüfün iğne deliği'' denecek kadar bir ihtimal olması öykünün zengin ve güçlü olmasını sağlamıştı. Yazarın ortam aktarımındaki başarısını ise bu öyküyle sınırlamak yeterli olmazdı elbette. Nasıl yaptı, nasıl kıydı bilemiyorum, o anahtarı eline alıp çizdiği an, ben birden Macide Hanım olmuştum. Kitabı kapattım. Yaklaşık üç saat kitabı yeniden elime alamadım. Bildiğin okuyucu kaprisi yaptım.

Yazar nasıl olur da bu öyküyü bitirirdi, o üç saat boyunca bir yandan yazarla kavga edip, bir yandan devamını merak etmekle geçirdim. Dilek'in bu öyküyü bilmesi gerektiğine inandım fakat bir anahtar darbesiyle yapılan hareket tüm gerçeklerin saklanma olasılığı, başlanacak yeni bir ilişki olma ihtimaline karşı adaşım Dilek'le arabada sohbet ederek evime geldim.

Yeniden kaldığım yerden devam ettim. ''Kar'' isimli öyküye kadar, dil ile inşa edilen dünyada nesnelerin, insandan topluma geçen çok önemli detaylar olduğunu düşündüm. Öyküleri okudukça iğnenin tamamlayıcı, birleştirici, toparlayıcı özelliğinin yanı sıra, iğnenin bir cinsiyeti var gibi geldi bana. Muhtemelen iğne çok dişi bir nesneydi.

''Ziyaret''  öyküsünde, beş yaşındaki kızın duygularıyla anlatan yazar ''Kar'' isimli öykü de kocaman yürekli bir anne olmuş, ancak yaşayanın, bileceği kadar içten samimi bir aktarım yapmıştı.

Annem, kız meslek lisesi öğretmeniydi. Branşı olan nakış nedeniyle iğneler onun ekmek parasıydı demek yanlış olmazdı. Dikiş- nakış makinelerinin hem satıcısı hem de öğreticisi olduğu yıllar benim de içinde büyüdüğüm yıllardı. Müthiş bir sistematiği olan bu makinelerde, iğne olmazsa bütün işiniz durabilir. Yedek parça olarak satılan iğne ve ayrılmaz parçası iplik, bu işin içinde, elektrikten daha önemlidir.
İğnenin işlevi batırmak bir nevi temas ile sağlamlaştırmaktır.

'' İğde'' isimli öyküde iki kardeşin sitemlerine eşlik eden, iğneleyici sözler dahi sağlamlaştırıcı bir hareket ve düşünceyle neticelenmişse, iğnenin bu kitapta kimlik kazanması doğrudur.

Okuyucuların, bu kitapta kendi öykülerine çok tanıdık satırlar bulacağına inanıyorum. Birey ve nesnelerin, kendi özellik ve koşulları değiştirilmeden kaleme alınmış olması okuyucuyu mutlu edecektir.

Kitabı bitirdikten sonra kapakla yeniden bakıştık. ''İ ''harfi çengelli iğne, küçük ''e'' harfinde bir minik inci, etrafta belli belirsiz biraz kalabalık, iğnelerin bir kısmı dışa dönük oluvermişti. 

Arada, bazı öyküleri sanki radyoda biri okuyor ben dinliyor gibiydim. Zaman zaman da kahve içerken arkadaşımla sohbet ederken ki konuşmalarımızdan bir anmış gibi. Doğallık kaynaklı diye düşünüyorum.

Bu güzel öykülerle buluşturduğu için ve o şarkının devamını da çok istediğim için yazarın kalemine sağlıklar diliyorum. 







14 Haziran 2014 Cumartesi

SIĞ



Bloğum da bu konu yer almalı diye düşünüyorum.
Bir daha böylesi denk gelmeyebilir. Nice yazarlar okudum, nicelerini tanıdım da hiç bu kadar kelime dağarcığı az, düşünme yönetme yetisi kıt, okuyucusunu hiçe sayan, anlamsız çıkışlar yapanını görmedim.
Günlerce kitabı hakkında yapılan bir yorumu beğenmediği için facebook üzerinden yorumu yapan başta olmak üzere sayfayı okuyanların hepsine söylemedik laf bırakmadı yazarımız. Sayfa sahiplerinin bir açıklama yapmasını bekledim, ben gibi diğerleri de yorum yapmak için aynı şeyi beklediler
Sayfa sahiplerinin, eğitim düzeyindeki kaliteyi verdikleri naif cevaplar, akıcı cümlelerden görmek mümkün.
Gözümüzde ne çok büyütüyoruz bazen bir iş başaranı
oysa bir yazarın yazdıklarına bakarak onun, dolu olduğunu düşünüyoruz da  birde bakıyoruz ki tın..

Açık mektup savunmasına yaptığım yorum da yazdığım gibi, bir yazarın tüm cevabı eserlerindedir.
Okuyucusuna sürüler diyen yazardan ne gibi beklentimiz olabilir ki,
 umarım yazarlar camiası bir şekilde haberdar olur da okuyucusunu sığ bulan bu zihniyeti kendi  derinliklerinde boğarlar...

 Bir yazarın kendi emeğini sonuna kadar savunmasını saygıyla karşılıyorum. Yer yer seçtiği cümlelerin hoşuna gitmemiş olmasını, tepki göstermesini de normal buluyorum. Yazarın, direk hedef kitle olarak seçtiği edebiyata yakın kişilerce gerekli övgüyü aldığı hatta önemli bir ödül ile taçlandırıldığını da görmekteyiz. Bu başarısı nedeniyle, bu sayfa aracılığıyla kendilerini tebrik ediyorum. Kitap okuma seviyesi düşük olan bir ülkede, kitap düşkünleri, her biri akademik süreçlerini tamamlamış, mesleklerinde yeterliliklerini ispatlamış, okumayı seven, okumayı bir alışkanlık edinmiş, okuduklarını da arkadaşları, eşi ve dostuyla paylaşarak, genel okura hitap eden bir sayfa oluşturmuşlardır. Seçtikleri her kitabı 5 ayrı yorumdan görme şansı vermekte ve her bir yorumda bir kitap hediye ederek, kitap sever dostlarına, bir yazarı ulaştırmışlardır.Kitap seçiciliklerinde ki kaliteyi de yazar J..e S..... ismini seçerek ortaya koymuşlardır.
Buraya kadar,hem yazar hem de okurun iyi niyetinde bir art niyet aramak yanlış olurdu. Yazarın, yazdığı her cümleyi, bu değerli eseriyle ilgili, genel okura bir faydası dokunacak, edebi açıdan veya konuyla ilgili teknik, aydınlatıcı bilgide bulanacaktır düşüncesiyle okudum.
”Kim bunlar”
Sınıfsal toplumsal eşitsizlikleri, ötekileştirmeleri işlediği bu yapıtından sonra, bireysel eleştirilerinin yanında okuyucuyu da hedef alan aşağılayıcı cümlelerine ise şaşkınlığımı ifade etmeliyim.. Yazar, değerli eserleri olan daha önce kitaplarını okuduğum, anneliğini ise yetiştirdiği sanatçı evladıyla bildiğimiz kıymetli bir edebiyatçıdır. Bu vurguyu annelikle edebiyatın ne ilgisi var sözüne istinaden yazıyorum. İlgi kurmasaydık Süreyya’nın anne modelini ele almazdınız. Edebiyatla alakası olmayan konu mu var?
Yazarın, okurlarından beklediği üslup ile biz genel okurların da yazardan beklediğimiz üslubunda ciddi bir hayal kırıklığı yaşanmıştır. Daha hükümsüz, ahkam sız bir tavır gerekmez miydi? Türk yazı tarihine katkılarınızın yanında kişileri hafife alıcı yazılarınızı okumasaydık. Eserleriniz daima soruna, sorunlara cevaptır.

https://www.facebook.com/bibliyomanyaklar?ref=stream&hc_location=timeline

Yazarın gün geçtikçe yaptığı yorumlar dümbüllü  ödüllerine yollanacak   enfes bir kitap olma yolunda ilerlemekte...

10 Haziran 2014 Salı

Haftasonu


Merhaba,  güzel bir hafta sonu geçirdik. Cumartesi günü, çoluklu çocuklu Ankara Kalesi'ne gittik
Dönemin tüm siyasi partilerine ses sistemi ustası olarak hizmet eden Zenger Erkal'ın Zenger Paşa Konağı'nda
çok lezzetli bazlama,gözleme v.s ile tadında kahvaltımızı yaptık. Ardından kale ve sokaklarını dolaştık.
Mahallenin çocukları oyununu kurmuş oynuyorlardı

Gezi için Kızılcahamam' dan gelen bu çocuklar havuzun yanına foto için gelince yerlisi bir süreliğine oyunundan oldu tabii
Tadilat için bekleyen boş bir evin bahçesinde görmekten hep üzüntü duyduğum oyuncak bebek başı
kimlere arkadaş olmuştu acaba?
Kale kedisiz olmaz, kendilerine yukarıdan atılacak ekmeği beklerken 
Rahmi Koç Müzesi' nde fotoğraf çektirmeye gelen gelin ve damadın tercihleri bu gelin arabası olmuş. çok şirindi.
Prinç Han' da, biz kahvemizi yudumlayıp, Yapalak Ayşe'nin bebeklerini izlerken kendi bebeklerimizi de resimlemeyi unutmadık :D 
Yapalak Ayşe' nin sahibi Ayşe Lale Kayıhan ve Spiker Metin Kayıhan'ın (arkada oturan) sahip olduğu bu şirin mağazanın çin mallarına yenik düşmemesini diliyorum
Karınları çok tok olmasına rağmen Sadık Usta'nın yerinde Oltu kokusuna dayanamayan çocuklar, yemeklerini
ufacık çatı katında
Gökyüzünü seyrederek Oltu Kebabını yediler.
Akşamında 
biz büyükler Nispet Bar 'da günün yorgunluğunu atarak çokça eğlenerek geçirdik. Fasıl ruhumuzu dinlendirirken  Ankara'nın meşhur Medyumu Deniz Güneş'in kırık esprileri ama güzel sesiyle de TSM dinledik.
Uzun süren yorgunluklarımıza arada böylesi molalar gereklidir.









.

3 Haziran 2014 Salı

Sinetivi 2


Başka bir kadın
Gösterime girdiği ülkelerde sinema eleştirmenlerinin ve sinemaseverlerin büyük beğenisini kazanan Başka Bir Kadın'ın yönetmeni  Sylvie Testud, senaristleri de Sylvie Testud ve Claire Lemaréchal ‘dır. Fransa, Belçika ve Lüksemburg ortak yapımı olan film, konusu ve oyuncu kadrosu itibariyle keyifli saatler vaat ediyor. 29. yaş gününü kutladıktan sonra sevgilisiyle beraber uykuya dalan Marie uyandığında bambaşka gerçeklerle karşılaşır. 10 yaşında bir çocuğu olan anne, zengin bir iş kadını ve çok sevdiği adamla düşman iki yabancı olarak uyanmıştır. Gençliğinde çok sevdiği insanların hiç biri hayatta değildir. Marie, onları nasıl kaybettiğiyle ilgili olarak kendisini sorgular.
Bir diğer tanıtım
Yeni haftanın romantik komedi türündeki tek filmi olma özelliği taşıyan Başka Bir Kadın'ın ana karakteri 40'lı yaşlarını yaşayan Marie. Marie, bir sabah uyanacak ve kendisini 25 yaşındaki haliyle bulacaktır. Aynaya baktığında büyük bir şaşkınlık yaşayacak olan Marie için yaşamının 15 yılını unutmuş olması da şaşkınlığa uğratacaktır. Marie, tam da boşanmak üzere olduğu bir dönemde bu trajikomik olayı yaşayacak ve evliliğini kurtarmak için sadece birkaç gününün olduğunu fark edecek. Başka Bir Kadın'da Juliette Binoche ve Mathieu Kassovitz muhteşem performanslarıyla büyük beğeni topluyor
''Çok kadınca,çok insanca severek izledim. Beni de gören sürekli film izliyorum zannedecek. Çok çok yoğun bir dönemin ardından sakin geçirmeye ve dinlenmeye söz verdiğim bir haftaya girdim,isabet oldu  sinetivinin test yayınlarının karşısında buldum kendimi .... 
GÜNEŞ İMPARATORLUĞU
Günes Imparatorlugu : Fotograf Christian Bale
Bir mükemmel bir film daha 
Jim Graham, ailesiyle birlikte Şanghay’da iyi koşullarda bir yaşam sürmektedir. Fakat İkinci Dünya Savaşı’nın bütün dünyayı saran ateşinden Şanghay da kurtulamaz ve Japonya tarafından işgal edilir. 

İşgal sonucu değişen bütün hayatlar gibi, Jim ve ailesi için de herşey altüst olur. Anne ve babasından koparılarak Japonya’daki bir toplama kampına götürülen Jim, sahip olduğu müthiş hayal gücüyle yaşadığı korkunç ortamı, bir maceranın parçası haline getirmeye çalışır ama koşulların sertliği, Jim’in hayal gücünün bile başa çıkamayacağı kadar keskindir.

Steven Spielberg’in, J.G. Ballard’ın yarı otobiyografik romanından uyarlayarak çektiği Güneş İmparatorluğu’ndaChristian Bale, on üç yaşındaki haliyle izleyici karşısında. İleriki yıllarda şekillenecek başarılı kariyerin ilk sinyallerinin bu filmde yoğun bir şekilde hissedildiğini söylemek mümkün.

Bir diğer yorum

Güneş İmparatorluğu’/ Empire of the Sun (1987)

Spielberg’ün filmografisinin en özel filmlerinden biri olan ‘Güneş İmparatorluğu’, ünlü yazar J. G. Ballard’ın aynı adlı yarı otobiyografik romanından uyarlama. Aynı zamanda günümüzün yıldız oyuncularından Christian Bale’ın çocuk oyuncu olarak başrolde kendisini dünyaya tanıttığı film. Bale, filmde Şanghay’da yaşayan varlıklı bir İngiliz ailenin oğlu olan Jim lakaplı Jamie’yi canlandırıyor. Jamie, Japon işgali sırasında ailesinden ayrılmak zorunda kalır. Önce İngiliz ailelerin terk ettiği lüks mahallede tek başına yaşasa da, bir süre sonra yakalanarak bir çalışma kampına sevk edilir. Burada zor şartlar altında hayatta kalmak zorundadır. Savaşı arka plana almış olsa da, ‘Güneş İmparatorluğu’ çekilmiş en iyi büyüme hikayelerinden biri. Ayrıca Spielberg, savaşla ilgilendiği dönemin ilk sinyallerini de bu filmle verdi.

2 Haziran 2014 Pazartesi

SİNETİVİ

YENİ AİLEM

Geçmişin Fransa'sında Arap olmak...

Sinetivi test yayını nedeniyle bol bol film yayınlıyor. Bu da karşısında yapılacak işim olduğundan ona da zaman ayırma olanağı sağlıyor.

1960-61'ler. Arap kökenli Fransızlar, yıllardır bu ülkede yerleşmiş olsalar da ağır bir baskıya uğramakta ve kimi yerlerde kovalanıp eziyet görmektedirler. Annesi hastanede olan iki Cezayirli küçük kardeş, babaları tarafından bir tür çocuklar yurduna emanet edilir ve orada, dönemin uygulaması gereği birer Fransız ailenin yanına evlatlık olarak verilir. Çocuksuz Gisele ve George çiftinin yanına giden Mesud, kendisini çevrenin tepkisinden korumak isteyen Gisele tarafından Fransızlaştırılır: siyah saçları sarıya boyanır, adı Michel yapılır, kilise korosunda Hıristiyan şarkıları söylemeye itilir. Ama küçük oğlan, ana-baba bellediği çifte ve çevreye alışacak, özellikle kaba-saba 'babası' George'u yoğun bir sevgiyle sevecek ve ayrılık zamanı geldiğinde de yıkılacaktır.Artılar hanesinde, Depardieu-Baye çiftinin inandırıcı oyunları, başarılı bir dönem duygusu (arabalardan vitrinlere, dükkân afişlerinden okul sınıflarına) ve özellikle, Fransa gibi kendisini hep özgürlükler şampiyonu sayan bir ülkede, 40 yıl önce var olan koyu ırkçılık ve yabancı düşmanlığının sapasağlam biçimde verilmesi var. Özellikle başlarda hayli ırkçı gözüktüğü halde giderek olup bitenin farkına varan baba/Depardieu karakterinin finalde söylediği "Ben de Arabım, ben de Yahudiyim," sözü, bizdeki yakın dönem sloganı "Hepimiz Ermeniyiz,"i hatırlatıyor ve filme bizim için özel bir boyut katıyor.

Dorsay, filmi böyle anlatmış, konuya göre biraz uzun bulmuş filmin saatini, bu işin uzmanı o ama bir izleyici olarak ben çok beğendim. Kültürlerin birleştiği bir memlekete büyüdüğüm için bana çok samimi geldi..Bir diğer film

COCO CHANEL 
Kadınların bir pastaya benzettiği giyim tarzını, sadeleştiren, kadını korseden kurtarıp rahat hareket etme imkanı sunarak modada devrim yaratan, günümüzün de fenomenlerinden biri olan Coco Chanel
Hikaye, Coco'nun ablasıyla birlikte yetimhaneye bırakıldığı dönemden başlayarak kaberede şarkıcılık yaptığı, oradan da zengin bir adamın hayatına -önceleri biraz da zorlama olarak- girerek kaderini çizmeye başladığı ve modada yer ettiği zamanlara kadar geliyor.
Filmde görüyoruz ki, Coco'nun istediği sadece 'ünlü' olmaktır, kabul edilmediği züppe ortamlarında baş köşede yer almak. Kabareye çıktığı dönemde terziliği karnını doyurmak için yapıyordur. Ünlü olmak içinse 'Şarkıcı mı olsam oyuncu mu olsam?' sorusu arasında gidip giderken, 'Ben çalışmak istiyorum!' kararıyla zengin adamın dostlarına, kumalarına şapka yapmaya başlar. Ve orada tanıştığı Boy'la hayatının yönü tamamen değişir. Mirasyedi bir zengin kadın avcısı olarak, 'İngiliz asilzadesi' nişanlı Boy'un kuması olur Coco. Ve onun desteğiyle bir şapka dükkanı açar önce ve ardından bir moda imparatorluğunun sahipliği gelir.

Chanel' in iş hayatı için 
http://thebrandage.com/sapkadan-marka-cikaran-kadin-chanel/

Şu an ''Başka bir kadın'' filmini izliyorum.Yaşasın biten dersler 


31 Mayıs 2014 Cumartesi


Edebiyat günü
Bunlar hiç yaşanmasa, şairi,romancısı,öykücüsü, aydını hep geleceğin güzelliklerini,bilimin sanatın,doğanın gelişimin ,duygunun aşkın yaşama katkılarını yazsa. 
Küçükten büyüğe evreni anlaya anlaya yaşasak ve bitirsek bir ömrü. 
Mümkünsüz gibi gözüküyor dimi 
Gezi ve Berkin için yazılmış bir öykü ve kazanılan bir belge ve bir kitap. 
Mutlu muyum ? Sonuç ölüm olmasaydı ve  hiç yazılmasaydı.


28 Mayıs 2014 Çarşamba

Kapalı kutu



Nasıl bir yerde yaşıyoruz?
Cumartesi gününden bu yana ülkemin mühendisi,kimyageri,biyoloğu ve teknik öğretmenin girdiği sınava dair binlerce sıkıntı var, kimsenin elinden bir şey gelmiyor, şıklar sorularla karıştı, sorular muamma, tek bir doğruda yoğunlaşılamadı, sınavı ilk kez osym yaptı, sınav tarihinden sonraki 3 iş gününe kadar sınava girenlerin  itiraz hakkı var ama son saatler olmasına rağmen ne soru ne de cevapları açıklandı.
Para ve bilgiye sahip meslek sahibi bu insanlar her çeşit yolu deniyor, ama bir çözüm bulunamıyor, bu insanlar çözüm bulamazken liseye geçiş, üniversiteye giriş, kamu personeli olma, sınavlarına girenlerin çaresizliğini düşündükçe...



Şeffaf olsun istiyoruz ama kapalı kutu oynamaktan yoruluyoruz. Entelektüel atalet yoksunluğu devam ediyor. Bekle ve gör 
Bugün kendine gelen bu raporu yayınlayan öğretmen arkadaşın, içine düştüğümüz hileci hurdacı olma yolunda ilerleyen,kendini akıllı diğerini salak yerine koyan nesilleri yetiştiren kocaman bir zavallı toplum olma yolunda başarıyla ilerliyoruz. 




22 Mayıs 2014 Perşembe

Selfie




Şakacı TDK Bilim Kurulu kendi Özçekimlerini de yaparak yayınladılar ...

Gözün aydın Türkiye'm bir sorununu daha çözdün.
 "Sosyapoz", "Başyapıt", "Bengil", "Beyani", "Cepimge", "Çekendi", "Çekerol", "Çekinti", "Çeklaçek", "Çektirim", "Çeksun", "Eday", "Ferdi", "Görsel Salım", "Seyfi" ve "Kendirme" gibi sözcükler arasından
  Bilim Kurulu bugünkü toplantısında "" sözcüğünün Türkçe karşılığını "" olarak belirledi.