
Y
aşasın sanat!
Eğer, güzel bir ses duymuşsam, güzel bir görüntü görmüşsem,
ve ışık aydınlatmaya devam ediyorsa istediğim türden
ben huzurla yatıyorum o akşam...
4 oktavlık ses ile doğaçlama yapılan programla
bir caz festivalinin bir gecesinde daha ruhum dinlendi.
Bu akşam için kızlarla gideceğimz kesindi
Ferda'nın annesi bu sabah ameliyat olduğu için
gümüşaycığımında oğlu önemli bir diş problemi yaşadığı için
gelemediler, biz de ev ahalisi gittik. Her şey de bir hayır vardır
basın için bir kit hazırlamışlar bir tane bu kitten aldık
çok mutlu oldum tabii..Her biri kendi dalında ünlenmiş
müzisyenler havayoları mağduruydular çok yorgundular
prova yapmadan, yanımızda gelişti her şey işin mutfağına
girdik :))Yıldız İbrahimova'yı bundan tam 17 sene önce bir yemekte
tanımıştım. Rahmetli eşi sevdiğim bir siyasetçiydi, ortamdakileri
kırmamış üç dört eser (doğaçlama) söylemişti.
Hatta o gün ortamda bulunan Muazzez Abacı (Kapris yüküdür)
kulisten alkışlayarak gelmiş şaşkınlığını ve beğenisini sunmuştu)
Balkan türklerinden örnekler ve romanların marş olarak kabul ettiği
bir parçayı da dinledik, en az kendi kadar ünlü işinin piri
klarnetçi İvo Papasov ile..
Melodilerin ritmiyle oynarken onlar içimden geçti
biri bana müjdelesin istedim diğer tarafta da konserler
gösteriler ve sanat olsun diye:)))
Cazz dinlemeyi seviyorum. Hayat seni seviyorummmmmmm
Az önce bir bloğa yorum yazarken avazımca
YAŞAMAK İSTİYORUM diye haykırdım, ne kadar kaliteli
ne kadar standart üstüdür bilmiyorum ama yaşama arzumun
varlığı bir başkasının hayatının yok olmasını da istemeyecek
kadir asil.
42 yaşında üniversite okumak (yol ve zaman) keyfi kadar zorda.
paşam güzel bir karne getirdi, annesi de ona güzel karne verdi:)
sonuçlar açıklanıncaya kadar bilgisayar başından ayrılamadım.
tatilde stres atmak için akşamları bilgisayarda okey oynuyorum.
müthiş bir yer orası, Türkiye profilini gördüğünüz bir alan.
bayan ismiyle oynadığımda her masa açık
slm
as
bş mu
bş
tşk
rc
diye başlayan konuşma bir süre sonra
nerden
hımmla devam ediyor, asılan erkekler kadar
bana asılsanıza diyen cüretkar hatunlar da var.
böyle cüretkar davranışlar birazda maya işi olunca
oğluşun facebook'undan katılıyorum.Erkek ismiyle
gayet rahat oyunumu oynuyorum. Kim bilir kaç kişi böyle yöntemler
le idare ediyor. Bu gün son gün bundan sonra büyük temizlik ve
ikinci dönem için hazırlıklar var bir de acilen okunacak iki kitap.
Bu arada kafama yazdığım tarihler var sizde de olur mu bilmem
her yıl 31 ocak da gümüşaycığımın kızının doğum gününü kutlarım
içimden:)) sonra bir öğrenirim ki 30 ocak doğum günü
yuhh yani taktım bu tarihe, bir de isimler konusunuda
birine bir isim yakıştırırım, öldürsen bir daha kimse değiştiremez
onu aklımdan,ufak tefek arızalar dışında fena sayılmam:)
Defne'nin ölümü de gösteriyor ki,boşa kürek boşa yürek
Ben yaşamak istiyorum var mı itirazı olan:))))
Uf ya meydan okumaya da gelmiyor:))
Küçüklüğümdeki Almanya fotoğraflarını anımsattığı için,internetten alıntıdır
İki üç gün önce, arkadaşımın annesine hoş geldin demek için uğradım. Kayın validesi de oradaydı.
Sağolsun büyükler benimle sohbeti çok severler İki dünür yan yana,çaktırmadan yarış halinde bana
anlatıyorlar, hangisine kafamı çevirip hangisinin gözüne baksam:)
Arkadaşım "Anne neden bize anlatmadığın şeyleri anlatıyorsun"dedi
İri yarı, karakaşlı,karagözlü 77 yaşında dişli bir kadın Fadime teyze
pratikten dikiş dikermiş, 23 Nisan törenlerinde diktiği fırfırlı etek
ve üst nedeniyle dönemin belediye başkanı ya da valisi tarafından
teşekkür mektubu ile ödüllendirilmiş. Aynı anne babadan tek kızmış.
Boylu poslu delikanlıya, develerle gelin gitmiş.
Kayınpederler asker arkadaşıymış o yüzden senelerce çektiği çilelere
babasının hatırı için katlanmış, yaşamaktan umudu hiç bitmemiş,
zengin olduklarını neredeyse yeni yeni anlıyormuş.
6 kız bir erkek çocuk annesi Fadime teyzenin
içini alev alev yakan en büyük derdi, sarışın alman kadınmış,
Almanya'ya gönderdiği kocası onu hem terzi olarak çağırttıracakmış.
kayınvalidesi istememiş.Türlü oyunlar yapmış.
Amcamız arkadaşlara uymuş (Koç olacak kuzu koçun yanına yatarmış)
Sonra dedikodular gelmeye başlamış. Bir de duymuş ki
Bir izninde Ankara'ya kadınla gelmiş. Bir akrabasına götürmüş,
O akraba hadi ordan, bu da kim deyip,içeri almadığından
Fadime teyzenin en sevdiği insanmış.
Sonra Almanya'ya Fadime' nin dilinden, ağzından mektup gitmiş
'' Ey benim yarim, dolanır gelir lafın
sen beni soysuz mu sandın, bebemle beraber babamdadır artık halim''
mektup Almanya'ya ulaşırken o da yola düşmüş,
şimdi evliliklerinin 60.senesindeler.Diyor ki kızından gizli,
bu derdi hiç unutamadım. ''Ne el oldum ne de yabancısı''
Benim sınavlarım bitti.Ara tatile girdim.
Az önce Abimm filmini izledim.Film boyunca
zeka özrü olan abi, abi olmasına rağmen, kardeşine abimm dedikçe
çok tuhaf yerlerde, tuhaf duygular içine gittim. Abi eğer bir uzuv olsaydı
önce göz, sonra da sağ kol olurdu diye düşünüyorum.
Çok ufak yaşlarında annemin eline emanet edilmiş
3 abim var benim.
Sonra
annemle babam ayrılınca onlar İstanbul'da ben Mersin'de
ayrı evlerde büyüyen ama kanın hep çektiği, bir türlü
özlemimizi uzun sevinçlere bırakmayan kavuşmalarımız oldu.
En büyük abim, benim en çok özlediğim
babamdan bile daha çok özlediğim...
uyumam için kulağıma hep şarkılar söyleyen
biraz daha büyük olduğu için diğer ucu tutulmuş battaniyenin,
iki ucundan tutup beni sallayan...
Sanki özlediği sıcaklığı annem de
bulduğu için minnettarlığını bana olan sevgisiyle göstermeye çalışan,
garip bir kuş.
Ondaki yeteneği fark eden babam ve annem,
desteklerini o okulunu bitirinceye kadar sürdürür.
Onu sahnenin üzerinde izlerken ne kadar kanatlandığım, ne kadar uçtuğum, gün gibi aklımda.
O günden sonra bir daha görme şansım da olmadı. Devlet Tiyatrosu sanatçısı olan abimm,yurtdışına giden tiyatrocular kervanına katılmak istiyor, bunu gözyaşları içerisinde ta İstanbul'dan Mersine gelen sevdiceği, arkadaşı sanatçı T.S anneme anlatırken öğreniyorum."Lütfen lütfen bir tek siz ikna edersiniz gitmesin"...
Yıldız Kenter'in öğrencisi Genco Erkal'la sahne paylaşmış önemli rollerde oynamış
mesleğinde iyi çizgisi olan bu genç, gittiğine göre çok önemli sebebleri vardı.
aklımda hep o genç ve güzel hali, bana anlatıldığından dolayı güzel sesi,
yumuşacık kalbi,bana benzeyen huyları ve mis kokulu boynuna sarıldığım abimm olarak kaldı...Öz ya da üvey iyi insan hep iç titretir. Hiç söyleme fırsatım olmadı,
seninde bunu okumaya hiç imkanın olmayacaktır.Daha da ertelemek istemedim.
Ben kulağa fısıldıyayım, sana kadar gelecektir özlemlerimle seni çok seviyorum Abimm..
"Bitmiş olamaz"
Alkışlar gösteriyor oyun bitti. Anlamsız bakışlar, sinek vızıltısı fısıldaşmalar var, sanatçılar içeri giderken sesler yükseliyor, bu ne ?
Ne saçma bir oyundu.Hiç bir şey anlamadım, birbirine bakan boş gözler.
gelmeseydik diyen çiftler, ucuzda değildi tühlemeleri. Anlamlandırılamamış
çok ama çom fikirceler.
Kafamdaki soru çok açık.Yılların oyuncusu bu oyun için
"Hayatımın oyunu kariyerimin rolü" demiş,koskoca Can Gürzap bir şey demiş olmalı
fazla uzun sürmedi fikir şimşekler halinde oluştu,yağmur gibi yağmaya başladı.
İstemediğimiz şeyleri yaşıyor olmanın verdiği sıkıntısı,şizofren düzeyde
anlatmış ve bizden bu yorumu çıkarmamızı beklemişler.
Daha önemlisi''Armut piş ağzıma düş'' tutumu içindeyiz her şey bize direk
söylenmezse, anlatılmazsa üzerine kendimizden tek kelime koyamayız.
Sinema tiyatro,ya da kitap sevgimiz de böyle ilerler oldu.
Açık anlaşılır olacak kafamızı yormayacak. Düz mantık ve kolay....
Neden? Evet, neden diye sorgulayamıyoruz bile artık.Günahla başlıyor her şey
sorgulamak günah, sormak ayıp, böyle olunca tüm ilişkiler çözülemeyen bir düğümle
ilerliyor.Bir an bu yanılgıya düşmekten bile utanabilirdim.
Her oyun bir öğreti değil,
ama bu oyun bir öğretiydi hem de yorumlaması bize kalmış,yorumlamazsan mutsuz
belkide oyuna geldiğin için pişman olacak kadar aciz.
Uykuya geçirmeyecek kadar bulma merakıyla doluyum.
Polisi kim çağırmıştı,polis neden gelip gidiyordu?Karısı ve zenci çocuğun davranışını
çözdükten sonra en çok kafama polis takıldı.
Doinggg!!
Biz,sadece şizofrenin zamanını paylaştık.Her şey bir hayaldi.
O saatlerde kendini akıllı zanneden birer hastaydık...Kendi hayatını
sorgulamaktan kaçan ya da sorgulamayı bilmeyen birer hasta...
Polis sadece sorgulamanın temsiliydi.
Mutluyum:)
Vize dönemi nasıl sıkışıksa, final dönemi o kadar rahat.
Çünkü vize bir haftaya sıkışıyor, final iki hafta ve hafta
sonları sınav olmuyor.Yarın son sınavım var,yarın teslim edeceğim
iki dosya için bugün çok çalışacağım,
Okulumun en garip özelliği inanılmaz bir ders karmaşası var
kalifiye bir elaman yetiştirir gibi her dersten koymuşlar
Transcript'imi aldığım zaman çok hoş olacak.
geçen dönem, 7-8 ay önce Linolyum baskı yapmıştım
hoca ilk söylediğinde waw ! Ne ki bu linolyum diye
bir düşünümüş çıka çıka karşıma mineflo diye bildiğimiz yer
döşemesini bulmuştum.
Linolyum:
Beziryağı, doğal reçine, mantar tozu, talaş, kalker ile sıvanmış
kendir dokumasından yapılan bir malzemeymiş.
Basite aldığımız bazı şeylerin, içeriğini öğrendiğimizde nasıl da
daha farklı gözle bakıp,tüh! diyoruz..(ilişkiler de böyle zaman zaman)
bu döşeme kumaşını kesip,tersinden modeli çizip çeşitli aletler
ile(en pahallısı bu aletler)oyuyoruz..
desen ortaya çıkınca Matbaa mürekkebine batırılmış ruloyu
desenin üzerine özenle sürüyoruz...Sonra baskı yapacağımız kağıdın üzerine
ters çevirip ciddi bir ağırlıkla (Oklava,merdane)baskı yaparak
kağıda çıkmasını sağlıyoruz.....
Benim gibi senelerini nakışa vermiş,birisi için bu çalışmalar
biraz eğreti gibi durduysada insan kendi yapınca pek kıymetli
oluyor . Bu çalışmadan sonra Canvas
baskı yapmıştık ki o da bildiğiniz kanvas kumaşın üzerine
deseni çizip kumaş boyasıyla boyamak değilmiymiş...Baskı filan yok
bildiğiniz kumaş boyama:)))adı canvas baskı.
Bu dönem grafik sanatlar dersinde corel ve photoshop öğrendim
iş görecek kadar..
Dün akşam oyunu izledikten sonra,yıllar önce izlediğim ilk oyunu
Ferhangi şeyler, içinden tramway geçen adam, fername gibi muhalif, aydınlatıcı
ve söyleyecek sözü olan bu adamı daha çok tanımak istedim,sonra birileri o
kadar iyi tanıtmıştı ki, okuyup buraya özet yapmaktansa özüne sadık kalarak
paylaşmak istedim.
Birinin ne demek istediğini eğitimi, kişiliği, duruşu ile ilgili ne kadar
bilgiliyseniz o kadar doğru anlıyorsunuz..Oyun aralarındaki geçişlerde kopukluk vardı, birde Ali Çatalbaş çok iyi oynuyordu.Fakat iki hanımın diyalogları
ne yazık ki sönüktü. Zaman zaman bu kopuş bize yansıdı ama anlatılmak istenen
doğru anlatıldı, gerisi teferruata girdi:))
Aşağıdaki yazıyı
yazan arkadaşın kalemine sağlık.
1980 sonrasının karanlık ortamında politik tiyatro yaparak varlık gösterebilen ve belli bir toplumsallık yakalayan az sayıda tiyatrolardan birisidir SES Tiyatrosu-Ortaoyuncular.
Devekuşu Kabare’nin önemli iki adamından birisi olan Metin Akpınar açılım kahvaltılarına sessiz sedasız katılırken, Şensoy tiyatro seyircisinin giderek azaldığı günümüzde her türlü zorluğa karşın ayakta tuttuğu tiyatrosuyla Almanya’da Hitler’in parlamenter yollarla iktidara geldiğini vurgulayarak, “kan bağı” taşıdığı Alman Tiyatro sanatçısı Karl Valentin’in Nazi İktidarı döneminde ve savaş sonrasındaki yaşamını anlattığı Ruhundan Tramvay Geçen Adam oyunuyla çıkar seyircinin karşısına.
Yıllar önce, Nazi iktidarının arefesinde İçinden Tramvay Geçen Şarkı ile gene faşizm tehlikesine dikkat çekmiştir tıpkı ‘80’den sonra Şahları da Vururlar oyunuyla gericilik gündemine dikkatleri çektiği gibi. “Elektrik iyi kontaklanırsa sağlama yangın çıkar” diye dalgasını geçmeyi de unutmaz, düpedüz yakılan tiyatroya “kontak” raporu tutanlarla… Tiyatro yakılmıştır çünkü Muzır Müzikal oyunu “gericilerin” tepkisini çekmiştir fena halde. Şan tiyatrosunun yakılması yetmezmiş gibi “zeytin yağdanlıktan akar” gibi mahkemeye vermişler ve 21 gün hapis de yatırmışlardır Ferhan Şensoy’u.
Hem oynayan hem yazan, sözcüklerle oynayan bir yazardır aynı zamanda. Deve Kuşu Kabare’ye skeçler yazar. Ali Poyrazoğlu’nun tiyatrosunda kendi yazdığı oyunda rol alır. Gerekirse ki “gerekir” Kazancı Yokuşu kitabını bile yazar o dönemde. Kitap’ta Münir Özkul bir karakter olarak bile karşımıza çıkabilir.
Ustalara saygı, usta çıkarak ilişkisi bir “adet yerini bulsun” değil kuraldır O’nun için. Bakarsınız Mücap Ofluoğlu’na yönettirdiği oyunda dekorları da yapıp en iyi erkek oyuncu ödülünü alabilir ’81 yılında.
Kendi değişiyle “tesadüfün iğne deliği” girmiştir konservatuvara. Galatasaray Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarında açılan kompozisyon sınavında herkesin “ah ortak Pazar, canım ortak Pazar” güzellemelerine o “neyimiz ortak ki pazarımız ortak olsun ulan” babında cevap vermiş, Fransızlar’ın “ulan kim bu adam” demesi üzerine kompozisyon yarışmasında 1. seçilmiş ve öyle gitmiştir Fransa’ya. Gene “tesadüfün iğne deliği” Fransa’daki konservatuvarın önünden geçmiş ve ailenin ilk “serserisi” olmayı göze alarak denemiştir şansını ve kazanmıştır da. Sınavda istenen bir klasik yazar bir modern yazardan metin şartındaki modern yazar kendisidir çünkü. Galatasaray Lisesi’ne Dö Gol’ün yaptığı ziyaretten baş gösteren ve tabiri caizse gösterisini izleyen tüm arkadaşlarını “altına ettiren” anlatısını sergilemiştir kallavi Fransız tiyatro adamlarının karşısında. Lise’de başka sınıflara “turne” yapmasını sağlayan taklidi Şensoy’un Fransa’da konservatuvara kabul edilmesini sağlamış, dünyanın dört bir tarafından gelen tiyatroların dekorlarını yaparak harçlığını çıkarmış ve bu sayede pek çok tiyatro akımını pratik olarak tanıma imkânını sağlamıştır O’na.
Okul yıllarında karşılılaştığı Magic Circus’a katıldıktan ve sirkle birlikte dünyayı dolaştıktan sonra da tiyatro görüşü köklü biçimde değişmiş ve bugünkü tiyatrosunun temelleri atılmıştır Ferhan Şensoy’un.
Dekor tasarlayan, yapan, oyun, deneme, Ferhanca kitaplar yazan, yöneten ve oynayan bir tiyatro adamı olarak, Kabare başta olmak üzere deneyimlediği ve izlediği bütün batı tiyatrosu biçimleriyle ortaoyunu, meddah gibi Türk tiyatrosu biçimlerini başarılı bir biçimde sentezleyerek kendine has bir ekol kurmuştur.
Her sanatçı kadar hayalci olmuş ancak kafasında kurduklarını hayata geçirmenin de her zaman bir yolunu bulmuştur. Yüzen tiyatro hayal etmiştir mesela. O limandan bu limana uğrayan, uğradığı her limanda o ülkenin tiyatrocularını da ekibe katarak oyunlar oynayan sonra başka limana yol alan bir gemi tiyatrosu. Bu fikir Amerikalıların çok ilgisini çekmiştir Kırk Ambar Gece Tiyatrosu’nda anlattıklarını şahit gösterecek olursak. Ancak tahmin edileceği üzere bu ilgide bir “Amerikalılık” olduğu kısa sürede ortaya çıkmış, projenin Amerika’nın çıkarlarına hizmet eder noktaya çekilmeye çalışılması üzerine Şensoy Amerikalılara “Hasgittir”i çekmiştir. Sonuç olarak birazcık kazıklanarak da olsa aldığı hurda bir gemiyi restore ederek “Aşkımızın Gemisi Fındık Kabuğu” demiştir perde denmesine bir gün kala geminin camına konan martı kardeşle konuşarak…
Amerika’ya bunu diyen Ferhan Şensoy piyasa işi senaryo yazması için baskı yapan yapımcılara dersini vermeden nasıl dursun peki? Yazıyor Afitap’ın Kocası İstanbul’u, veriyor senaryo yok mu diyen kalantorların eline teklifler “şak” diye kesiliyor. Köşe Dönücü’yü çekmeyi ihmal etmiyor gene de kendi olanaklarını zorlayarak…
Şensoy’un en önemli özelliklerinden birisi de güncellikle sanatsal yaratı arasındaki ilişkiyi “rüzgârı yakalamak” bayağılığına düşmeden, “şimdi ne yaparsam tutar” sorusuna yaslanmadan kuruyor olmasıdır. Marketleşme kavramının ülke gündemine girdiği dönemlerde Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı’yı oynuyor örneğin. Kendine has dili, ince mizah anlayışı, ekol sayılabilecek estetik kurgusu içerisinde memleketin sokulduğu yolu, marketleşmenin kapitalizm, sermaye ve emekçiler açısından ne anlama geldiğini ustalıkla anlatıyor örneğin. Kuş kafese nasıl sokuluyor (müşteri markete), bakkallar neden yok ediliyor, ucuz gibi görünen uzun vadede nasıl pahalıya patlıyor ve allah baba neden Samsun 216 içiyor, Tekel ve Gümrük melekleri nasıl kıyak geçiyor hepsini bir kahkaha tufanı içinde izliyor ve sonra da marketler ve bakkallar üzerinden kapitalizme yan gözle bakmaya başlıyorsunuz.
Yahut Parasız Yaşamak Pahalı oyunuyla parasız yaşamak neden pahalı, aklınıza kazınan şarkı sözleriyle kavrıyor ve altında imzası olmasa da, adı sanı hiç geçmese de Ferhan Şensoy’un yazdığına yemin edebileceğiniz bir oyun izliyorsunuz.
Kimi sanatçılar vardır. Mesela Gogol Siyasette devrimci değildir, monarşi yanlısıdır, Çarcıdır düpedüz ama sanatta devrimcidir. Romanları devrimcilerin elinde bir silah olarak kullanılmıştır. Pek çok sanatçı vardır siyasette devrimcidir ama sanatta devrimci değildir. Kendisinden önce sanatta gelinen noktayı alt üst edecek hiçbir şey yapmamıştır eserlerinde. Vasattır düpedüz. Ferhan Şensoy hem siyasette hem de sanatta devrimci olan ender sanatçılardan tiyatro adamlarından birisidir. Kurduğu tiyatro ve ortaya koyduğu oyunlar Türkiye’de daha önce yapılmamış pek çok şeyi yapmış, günceli sanata yansıtırken sanatın dışına düşmemiştir. Siyasette her zaman emekten, eşitlikten yana saf tutmuş, son dönemde AKP’den demokrat üretmeye kalkmayan, kararlı bir karşı duruş sergileyen, Ergenekon zokasını yutmayan az sayıda aydının arasında adını korumayı başarmıştır.
Tiyatrosunun 30. yılında 2019 oyunuyla dinci iktidarı gülünçleştirerek, cemaatlerin yarattığı tehlikeye gene tiyatronun dışına düşmeden dikkat çekmiş, hemen peşinden Ruhundan Tramvay Geçen Adam oyunuyla Karl Valentin’in yaşamı üzerinden faşizmin parlamenter yolla da iktidara geldiğini göstermiş ve bunun hangi toplumsal koşullarda geçekleştiğinin ülkemiz koşullarının koşutluğuyla kör göze parmak yapmadan altını çizmiştir.
Şimdi de yeni oyunu İşsizler Cennete Gider’in Dünya ve Türkiye prömiyerini gerçekleştirecek. Memleketin en büyük sorunlarından biri olan işsizliği kendi tiyatro üslubu içerisinde, ince mizah anlayışıyla ilk kez burada sergilemiş olacak.
Memleketin aydınlık insanlarına, solcularına, sanat severlerine orada olmak, ülkenin en önemli tiyatro adamlarından birisinin heyecanını paylaşmak yakışmaz mı peki?
Çünkü Ferhan Şensoy’un söylediği gibi “İşsizler Cennete Gider”… İşçiler Cenneti Kurar çünkü iktidarı aldıklarında…
Sabah 11'de ki sınavımdan sonra,sınavın güzel geçmesini de fırsat bilerek, Eymir Gölü'ne gittim.Eymir ormanları sakin huzur verici, dingindi.
Kayıkhane restorana inerken peşimden gelen bu kedicik,paspasın arasındaki
suları içmeye başladı:(
Gölden görünen bu daireler (eski parayla) bir buçuk trilyon civarında
yok ama olsa da bu parayı oraya vermem verenede akıllı demem:))
kırmızıyla işaretlediğim daireyi gezmiştik.Dörtte biri etmez o paranın
gölü o kadar uzaktan görüyor ki, Ankaralıların manzaralı ev
anlayışıda beni öldürecek:))

A
h! Bu karabataklar hepsi mi böyle aç?
Bunlar dalıyor dipten solucana benzer şeyler alıp yiyorlar
fakat doyurmuyor solucan bunları, ekmek attığım an uçarak geliyorlar
Kapanın ağzında kalıyor, uçarak kaçıyor. Hepsi kovalamaya başlıyor,deli
gibi bağırıyor kovalayan
onların dünyasında da bir farklılık yok anlaşılan:)
çokca tavşana ev sahipliği yapar burası, bugün fazla çıkan olmamıştı
ben bu kaçağı yakalayabildim
Ve muhteşem yol görüntüsü, bir yerde bitiyor tekrar
dönüyorsun hayata, biyoloi sınavına zor yetiştim.
Bugünlerde fırsat bulmuşkan bunları bolca resimleyip
notl alıyorum.Her ne vesile ile olursa
olsun sunulan güzellikleri farketmek,paylaşmak,değerlemek,tuşelemek
anlamlandırmak çok güzel şey........