8 Mayıs 2011 Pazar

Tadılacak duygular


Her geçen gün annemin ne kadar özel,
ne kadar farklı olduğunu anlıyorum ve onu çok seviyorum.
Blog vesilesiyle tanıdığım tüm güzel insanların
bu yüce gününü kutluyor,en içten sevgilerimi yolluyorum.
Hazır açmışken iki kelam edeyim.
Öncelikle Gülay' cım,yeni yaşını bir kez de burdan kutlarım. Nice yaşlarında
beraber olmak dileğiyle bitanem.

Nasıl yoğun bir döneme girdiysem kendimde inanamıyorum bunca olup bitene
hafta bir günüm boş diye sevinirken beş altı haftadır evime yakın,
bir ilköğretim okulunun anasınıfında uygulamaya gidiyorum, çok ama çok yorucu bu iş...kesin bana göre değil aslında sistem bana göre değil :))
resimde gördüğünüz hamur bebek Furkan tarafından bana yapıldı
"Bak bu sensin" diyerek sevgiyle verdi:))Benziyorum dimi yusyuvarlak tostoparlak:))

Okul tam gaz gidiyor, meğer ne zormuş eğitim dersleriyle
branş derslerini bir arada götürmek.
Ödev yapmaktan bilgisayarın karşısında uyuklamaktan,
sürekli sunum hazırlamaktan ve sunmaktan bu koca bedenim çok ama çok yoruldu.
Bu arada da hafta sonları 4 haftalık bir mutfak kursu bitirdim.
Birde üstüne zaman ve stres yönetimi seminerine katılarak belgemi aldım.
oğlumun derslerine daha fazla önem vermesi için ayakta uyuyorken vaazlar verdim.
Kurdukları grubun elemeleri kazanmasıyla çok mutlu oldu. İnanamıyorum ama solistlik yapıyor :))Californication söylerken anne olduğum için bir kez daha tanrıya şükrediyorum. Tadılacak ne güzel bir duygudur bu.
Herşeye rağmen zaman sevmeye yetecek kadar var. Sevilmeye yetecek kadarda yüreğim........
Sabah beni ne bekliyor bilmiyorum.Ama tek bildiğim,
yüreğimde sevgisi hep büyüyen annem ve evladımın sıcaklıkları var olacak.
hepinize kocaman sevgimle.......
Evrene kocaman br gülücük yolluyorum kimin gölgesine düşerse:))

10 Nisan 2011 Pazar

İstanbul'a dönüşü güzel Ankara


Tam hadi görüşürüz,çok memnun oldum sözlerini birbirimize söylerken,
mini minicik fakat yüreği epeyce büyük, şirin mi şirin bir kızın sımsıkı
sarılması,o sıcaklığı bana geçirmesi,dünya üzerinde yok olmaya
başladığını düşündüğüm,bir çok duygunun bu nesilde de bitmediğinin
habercisiydi.
Sevgili Gamze gamze öğrencilerini tanıma fırsatım olsaydı eğer
derdim ki "Her biriniz,bu sevgi pınarının kollarında büyürken ,o kolun
dalları olacağını düşünmek beni çok ümitlendiriyor."
Sarılmak ne yüce bir iş,,,
hep bu sıcaklığında kal canım...
Lale ve Leylak dalı girdikten sonra restorana,
ortalığı saran hoş koku tüm gece boyunca sürdü.
Gümüşay ve ben, doğal ve sıcacık bir akşam geçirdik.
Eğer ben bu akşamı resimleseydim.
Gümüş bir vazo içine lale ve leylakları dizer,
elinde bal gibi tatlı kahvesini yudumlayan bilge kızın keyfini
resmederdim.
hepinizi tanımak,duygularınızı paylaşmak,bazısı özel,bazısı genel
hayatınızdan kesitler dinlemek,anlatmak, dokunmak, özel ve güzeldi
sağlıcakla kalın.

3 Mart 2011 Perşembe

Büyülendim.

Ne oluyor nasıl oluyor anlamakta çok zorlandım
Böyle bir karar olabilir mi?Bloger sayfama Ben günlüğüm gibi bakıyorum
cidden çok üzücü.Ayrıca madem digütürk maçlarıyla ilgili bir sorun var video
ekle ayrıntısını kaldırırsın olur biter.
Neyse bakalım google üzerinden buralara ulaştım
Çünkü dün akşam izlediğimiz konser, bir günlüğün
baş yapıtı olacak nitelikte,şahaserdi.
İlk kez bir ruhun dolaştığını hissettim.Fazıl Say öyle bir
atmosfer yarattı ki,bir başka zamanın içinde kendi hükümdarlığında
farkedilmesi güç bir büyülü ortamdaydım.
Bu nasıl bir tılsımdıki, beyniniz bir an kopsa yeniden içine bir nefes gibi çekiyordu.Oysa Fazıl Say seyirciyle değil,pianosuyla eğelenen bir çocuk
hatta kadınını seven bir erkek,bazen de sahibin benim diyecek kadar
güçlüydü.Bazen gözlerine bakıyordu Atatürk'ün, bu senin için
dediğini hissettiğim bakışlar atıyordu.
Diyorum ya bir başka ruh vardı,coşkusu coşkumuza karışmış
yüce bir ruh.Klasik müziği seviyorum.Bugün hayatımda kimler varsa seviyorum.
O anı yaşadığım için yaşamayı seviyorum......

27 Şubat 2011 Pazar

Bazen İstemeden


işte böyle Gamze' cim seni seviyorum:)
Geçenlerde abilerle ilgili bir yazım olmuştu, orayla ilgili
bambaşka gelişmeler var:))Dilek ağacı gibi benim burası
çok çabuk kabul oluyor:)Hahaha deneyin isterseniz:))

Ay ne güzel bir gece geçirdim çarşamba akşamı, Zekai Tunca coştu coşturdu
o gecenin ertesinde de üniversiteden kızlarla Buz pateni,Bowling
ve Bilardo aktiviteleri yapınca pilim sinyal vermeye başladı.

Oğluş
gece aniden ateşlenince uykusuz ve yorgun
cuma günü tüm gün okulda da olunca, bittimmm .Eve geldiğimde ne gözümde
Buket Uzuner'le yapılacak sohbet,nede davetli olduğum Zerrin Özer'in
programda olduğu ödül töreni umrum da olmadı.

20 Şubat 2011 Pazar

Ayhan Sicimoğlu


Sen nasıl bir adamsın? Doğuştan karizma hastanız hasta...
Ev halkına gecikmemem lazım dedim. Erkenden hazır olunacak gidilecek
500 bilet bir çırpıda satılınca 1000 bilet ertesi gün tükenince
1500 bilet bile yetmeyince 2000 bilet de dur denince biliyordum ki
kalabalık ve trafik öyle böyle olmaz. Bilkent otel konferans salonu yıkılır.
gittiğimizde son provalarını yapıyorlardı dışarı çıktılar
paşamla acil bir fotoğraf çektirdim.

Nar çiçeği kırmızısı pantolonu değişmemiş, üzerine çiçekli bir gömlek giymişti
fit ötesi bir durum:) Anlamadığım şey bu pantolonu gömleği eşimiz dostumuz giyse durum bambaşka olur da bu keratalara nasıl yakışıyor:)
Tamı tamına 61 yaşındaymış inanılır gibi değil henüz 40 yaş çizgileri
yeni çıkıyor gibi,alnını bakmayın mimik o.

Başka hangi sevgi beş saate yakın ayakta durdurabilirdi ki beni. Eve geldiğimde bel ağrım, ayak ağrım dayanılmazdı ama mutluydum. Protokol için kenarlara sandalye koymuşlar.Kimmiş protokol, ateşeler konsolosluklar,ABD'nin Ankara Büyükelçisi Francis Joseph Ricciardone olay adam:) 

walla üçümüz ve diğer gelenler doya doya dans ettik.Latin all star grubunun tek tek üyeleri harikaydı caz festivaliydi ama
latin müziği dinledik ziyadesiyle.Türkçe parçalardan çok
bir küba parçasında bittim. Oğluşun acil dans kursuna gitmek isteğini bildirmesi o akşamın müthiş geçmesiyle ilgiliydi:)
Uzun yıllar MFÖ üçlüsüyle çalışan
Sicimoğluna, Mazhar Alanson şu şarkıyı yazıyor."Peki peki anladık"
adamın tarzı bu "en iyiyi ben yaparım".Tüm hobilerini paraya çevirmiş
iyi bir usta, yakında Show Tv de haberlerde bir şeyler yapacakmış.
Dansı seviyorum, latin seviyorum. Ayhan Sicimoğlu'nun hastasıyımmmm
Yaşam seni seviyorummm.

12 Şubat 2011 Cumartesi

Yıldız İbrahimova ''Dört oktav''


Yaşasın sanat!
Eğer, güzel bir ses duymuşsam, güzel bir görüntü görmüşsem,
ve ışık aydınlatmaya devam ediyorsa istediğim türden
ben huzurla yatıyorum o akşam...
4 oktavlık ses ile doğaçlama yapılan programla
bir caz festivalinin bir gecesinde daha ruhum dinlendi.

Bu akşam için kızlarla gideceğimz kesindi
Ferda'nın annesi bu sabah ameliyat olduğu için
gümüşaycığımında oğlu önemli bir diş problemi yaşadığı için
gelemediler, biz de ev ahalisi gittik. Her şey de bir hayır vardır
basın için bir kit hazırlamışlar bir tane bu kitten aldık
çok mutlu oldum tabii..Her biri kendi dalında ünlenmiş
müzisyenler havayoları mağduruydular çok yorgundular
prova yapmadan, yanımızda gelişti her şey işin mutfağına
girdik :))Yıldız İbrahimova'yı bundan tam 17 sene önce bir yemekte
tanımıştım. Rahmetli eşi sevdiğim bir siyasetçiydi, ortamdakileri
kırmamış üç dört eser (doğaçlama) söylemişti.
Hatta o gün ortamda bulunan Muazzez Abacı (Kapris yüküdür)
kulisten alkışlayarak gelmiş şaşkınlığını ve beğenisini sunmuştu)
Balkan türklerinden örnekler ve romanların marş olarak kabul ettiği
bir parçayı da dinledik, en az kendi kadar ünlü işinin piri
klarnetçi İvo Papasov ile..

Melodilerin ritmiyle oynarken onlar içimden geçti
biri bana müjdelesin istedim diğer tarafta da konserler
gösteriler ve sanat olsun diye:)))
Cazz dinlemeyi seviyorum. Hayat seni seviyorummmmmmm

2 Şubat 2011 Çarşamba

İstiyorum


Az önce bir bloğa yorum yazarken avazımca
YAŞAMAK İSTİYORUM diye haykırdım, ne kadar kaliteli
ne kadar standart üstüdür bilmiyorum ama yaşama arzumun
varlığı bir başkasının hayatının yok olmasını da istemeyecek
kadir asil.
42 yaşında üniversite okumak (yol ve zaman) keyfi kadar zorda.
paşam güzel bir karne getirdi, annesi de ona güzel karne verdi:)
sonuçlar açıklanıncaya kadar bilgisayar başından ayrılamadım.
tatilde stres atmak için akşamları bilgisayarda okey oynuyorum.
müthiş bir yer orası, Türkiye profilini gördüğünüz bir alan.
bayan ismiyle oynadığımda her masa açık
slm
as
bş mu
bş
tşk
rc
diye başlayan konuşma bir süre sonra
nerden
hımmla devam ediyor, asılan erkekler kadar
bana asılsanıza diyen cüretkar hatunlar da var.
böyle cüretkar davranışlar birazda maya işi olunca
oğluşun facebook'undan katılıyorum.Erkek ismiyle
gayet rahat oyunumu oynuyorum. Kim bilir kaç kişi böyle yöntemler
le idare ediyor. Bu gün son gün bundan sonra büyük temizlik ve
ikinci dönem için hazırlıklar var bir de acilen okunacak iki kitap.
Bu arada kafama yazdığım tarihler var sizde de olur mu bilmem
her yıl 31 ocak da gümüşaycığımın kızının doğum gününü kutlarım
içimden:)) sonra bir öğrenirim ki 30 ocak doğum günü
yuhh yani taktım bu tarihe, bir de isimler konusunuda
birine bir isim yakıştırırım, öldürsen bir daha kimse değiştiremez
onu aklımdan,ufak tefek arızalar dışında fena sayılmam:)
Defne'nin ölümü de gösteriyor ki,boşa kürek boşa yürek
Ben yaşamak istiyorum var mı itirazı olan:))))
Uf ya meydan okumaya da gelmiyor:))

25 Ocak 2011 Salı

Kazı bakalım yüreğini


Küçüklüğümdeki Almanya fotoğraflarını anımsattığı için,internetten alıntıdır

İki üç gün önce, arkadaşımın annesine hoş geldin demek için uğradım. Kayın validesi de oradaydı.
Sağolsun büyükler benimle sohbeti çok severler                                          İki dünür yan yana,çaktırmadan yarış halinde bana
anlatıyorlar, hangisine kafamı çevirip hangisinin gözüne baksam:)

Arkadaşım "Anne neden bize anlatmadığın şeyleri anlatıyorsun"dedi

İri yarı, karakaşlı,karagözlü 77 yaşında dişli bir kadın Fadime teyze
pratikten dikiş dikermiş, 23 Nisan törenlerinde diktiği fırfırlı etek
ve üst nedeniyle dönemin belediye başkanı ya da valisi tarafından
teşekkür mektubu ile ödüllendirilmiş. Aynı anne babadan tek kızmış.
Boylu poslu delikanlıya, develerle gelin gitmiş.
Kayınpederler asker arkadaşıymış o yüzden senelerce çektiği çilelere
babasının hatırı için katlanmış, yaşamaktan umudu hiç bitmemiş,
zengin olduklarını neredeyse yeni yeni anlıyormuş.
6 kız bir erkek çocuk annesi Fadime teyzenin
içini alev alev yakan en büyük derdi, sarışın alman kadınmış,
Almanya'ya gönderdiği kocası onu hem terzi olarak çağırttıracakmış.
kayınvalidesi istememiş.Türlü oyunlar yapmış.

Amcamız arkadaşlara uymuş (Koç olacak kuzu koçun yanına yatarmış)
Sonra dedikodular gelmeye başlamış. Bir de duymuş ki
Bir izninde Ankara'ya kadınla gelmiş. Bir akrabasına götürmüş,
O akraba hadi ordan, bu da kim deyip,içeri almadığından
Fadime teyzenin en sevdiği insanmış.
Sonra Almanya'ya Fadime' nin dilinden, ağzından mektup gitmiş
'' Ey benim yarim, dolanır gelir lafın
sen beni soysuz mu sandın, bebemle beraber babamdadır artık halim''

mektup Almanya'ya ulaşırken o da yola düşmüş,
şimdi evliliklerinin 60.senesindeler.Diyor ki kızından gizli,
bu derdi hiç unutamadım. ''Ne el oldum ne de yabancısı''

Abimm


Benim sınavlarım bitti.Ara tatile girdim.
Az önce Abimm filmini izledim.Film boyunca
zeka özrü olan abi, abi olmasına rağmen, kardeşine abimm dedikçe
çok tuhaf yerlerde, tuhaf duygular içine gittim. Abi eğer bir uzuv olsaydı
önce göz, sonra da sağ kol olurdu diye düşünüyorum.
Çok ufak yaşlarında annemin eline emanet edilmiş
3 abim var benim.
Sonra
annemle babam ayrılınca onlar İstanbul'da ben Mersin'de
ayrı evlerde büyüyen ama kanın hep çektiği, bir türlü
özlemimizi uzun sevinçlere bırakmayan kavuşmalarımız oldu.
En büyük abim, benim en çok özlediğim
babamdan bile daha çok özlediğim...
uyumam için kulağıma hep şarkılar söyleyen
biraz daha büyük olduğu için diğer ucu tutulmuş battaniyenin,
iki ucundan tutup beni sallayan...
Sanki özlediği sıcaklığı annem de
bulduğu için minnettarlığını bana olan sevgisiyle göstermeye çalışan,
garip bir kuş.
Ondaki yeteneği fark eden babam ve annem,
desteklerini o okulunu bitirinceye kadar sürdürür.
Onu sahnenin üzerinde izlerken ne kadar kanatlandığım, ne kadar uçtuğum, gün gibi aklımda.
O günden sonra bir daha görme şansım da olmadı. Devlet Tiyatrosu sanatçısı olan abimm,yurtdışına giden tiyatrocular kervanına katılmak istiyor, bunu gözyaşları içerisinde ta İstanbul'dan Mersine gelen sevdiceği, arkadaşı sanatçı T.S anneme anlatırken öğreniyorum."Lütfen lütfen bir tek siz ikna edersiniz gitmesin"...

Yıldız Kenter'in öğrencisi Genco Erkal'la sahne paylaşmış önemli rollerde oynamış
mesleğinde iyi çizgisi olan bu genç, gittiğine göre çok önemli sebebleri vardı.
aklımda hep o genç ve güzel hali, bana anlatıldığından dolayı güzel sesi,
yumuşacık kalbi,bana benzeyen huyları ve mis kokulu boynuna sarıldığım abimm olarak kaldı...Öz ya da üvey iyi insan hep iç titretir. Hiç söyleme fırsatım olmadı,
seninde bunu okumaya hiç imkanın olmayacaktır.Daha da ertelemek istemedim.
Ben kulağa fısıldıyayım, sana kadar gelecektir özlemlerimle seni çok seviyorum Abimm..

23 Ocak 2011 Pazar

Kim bu adam?


"Bitmiş olamaz"
Alkışlar gösteriyor oyun bitti. Anlamsız bakışlar, sinek vızıltısı fısıldaşmalar var, sanatçılar içeri giderken sesler yükseliyor, bu ne ?

Ne saçma bir oyundu.Hiç bir şey anlamadım, birbirine bakan boş gözler.
gelmeseydik diyen çiftler, ucuzda değildi tühlemeleri. Anlamlandırılamamış
çok ama çom fikirceler.
Kafamdaki soru çok açık.Yılların oyuncusu bu oyun için
"Hayatımın oyunu kariyerimin rolü" demiş,koskoca Can Gürzap bir şey demiş olmalı
fazla uzun sürmedi fikir şimşekler halinde oluştu,yağmur gibi yağmaya başladı.
İstemediğimiz şeyleri yaşıyor olmanın verdiği sıkıntısı,şizofren düzeyde
anlatmış ve bizden bu yorumu çıkarmamızı beklemişler.

Daha önemlisi''Armut piş ağzıma düş'' tutumu içindeyiz her şey bize direk
söylenmezse, anlatılmazsa üzerine kendimizden tek kelime koyamayız.
Sinema tiyatro,ya da kitap sevgimiz de böyle ilerler oldu.
Açık anlaşılır olacak kafamızı yormayacak. Düz mantık ve kolay....

Neden? Evet, neden diye sorgulayamıyoruz bile artık.Günahla başlıyor her şey
sorgulamak günah, sormak ayıp, böyle olunca tüm ilişkiler çözülemeyen bir düğümle
ilerliyor.Bir an bu yanılgıya düşmekten bile utanabilirdim.
Her oyun bir öğreti değil,
ama bu oyun bir öğretiydi hem de yorumlaması bize kalmış,yorumlamazsan mutsuz
belkide oyuna geldiğin için pişman olacak kadar aciz.
Uykuya geçirmeyecek kadar bulma merakıyla doluyum.
Polisi kim çağırmıştı,polis neden gelip gidiyordu?Karısı ve zenci çocuğun davranışını
çözdükten sonra en çok kafama polis takıldı.
Doinggg!!
Biz,sadece şizofrenin zamanını paylaştık.Her şey bir hayaldi.
O saatlerde kendini akıllı zanneden birer hastaydık...Kendi hayatını
sorgulamaktan kaçan ya da sorgulamayı bilmeyen birer hasta...
Polis sadece sorgulamanın temsiliydi.

Mutluyum:)