21 Kasım 2010 Pazar

Temiz bir gün


Temiz ve bol kuru havanın burnuma verildiği
gecenin sabahından,merhaba!
Dediler ki bi alışırsan bir daha
evladın gibi ayıramayacaksın yanından...

Kabloların hepsi yeniden sarmaşınca bana
bir sinirdir kapladıysada beni
tanınmış olmanın verdiği mahcubiyetle anladım ki
onlarda düşünüp beni, yarım doz
hazırlamışlar kırmızı reçeteyle verilen enerjiyi:))
Direndim yine de direndim ama
düştüm ağlarına....
en kısa sürede dönecekler bana..

Günün sabahında evime geldim.
Efe'ye ben okudum o yazdı çirkin el
yazısını düzeltmeye çalışarak..
10 şairin hayatını yazarken baktı ki
ortak bir noktadır mapus..
Ohhooo!!
Şiir miir yazmam kardeşim
hepsini hapse atmışlar diyerek
gülümsetsede bizi,çok yerimizi acıttı,
bir çocuğun korkusu....

Bir kaç gün önceden randevulaşıp
saatinde hazır olduğumuz arkadaşım gümüşayla
karşılıklı çaylarımızı yudumlarken
İstanbul'un doyumsuz semtlerini, bu kez gezilip
görülmüş cadde sokak ve müzesini keyifle dinledim..
minik minik çekiştirdiysek de eşi dostu
sonucunu bağladığımız hep aynı yer olan
iyi niyeti bırakmadık elden ve dürüstlük
sanat ve kazanımlarımız, kazandı bugünü...


Not:İmza günleri

4 Aralık, Domuşuk Sevim
6 Aralık Esra Ceyhan
5 Aralık Ahmet Ümit imza günü nedeniyle
optimum ADA kitapevinde olacaklar
Benim Ahmet Ümit Hayranlığımı
bilenler bilir, en son çıkan kitabı da dahil olmak üzere
hepsi imzalı olmasına rağmen yine de gitmek istiyorum:)))
Diğer iki hanıma vaktim olmaz ama:))
Ahmet Ümit ve Kukla benim favorimdir..
Kukla'yı okudunuz mu??

20 Kasım 2010 Cumartesi

Şair baba ve damdakiler

Türkçe öğretmeni araştırma,yaratıcılık, inceleme performansını gözlemleme 

Az mı oldu? Oldukça ayrıntı isteyen bir ödev vermiş..
günlerdir uğraşıyor, konusu barış şiirleri,şairleri ,antoloji kavramı,
duygu düşünce hepsi el yazısı görüntülü sunum vb..
Araştırırkende gördük ki mutluluk şiirleri hep azınlıkta kalmış
gurbet ve acı kokulu şiirlerin yanında.
Esas bu konuyu buraya yazma sebebime gelince;
Barış şiirleri yazınca gelen sayfalar!
antolojide kimin ünlü kimin ünsüz olduğunu anlamak
mümkün değil..

Ama blogcuda her salı bir şiir etkinliği düzenlenmiş:))
teşekkür için yazılan yazıdan yola çıkarak
kaç barış şiirine ulaştım bir bilseniz:))
2007'de yaptığımız bu etkinliğin bir gün karşıma
gereklilikle geleceğini tahmin bile etmek zor dimi.))
Süreyyam ve yolcununda emeği ve istekleri çoktu..
Burdan selam olsun onlarada:))
Yolcunun yazılardaki havasını hep leylakdalına
benzetiyorum..
ne çok insanla yazışıyor sonrada puf olup uçuyoruz
zamanla beraber, bir anıdır kalıyor internet günlüklerimiz.

En son gittiğim Tiyatro

Şair baba ve damdakiler
Ressam İbrahim Balaban ve Nazım Hikmet'in tanışmalarını
konu alan bu oyun özellikle kareografi açısından
çok güzeldi..
Nazım biraz geri plandaydı
gerçek hayatında da ürkek ve cılız bir sesi varmış
benim için ne kadar önemli iyi ki
tanımadan seviyorum,tanıyınca yerine oturamıyor
taşlar.
Tanımak, seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli
kıvamına geliyor bazen...

Sonra,

Prensesin uykusu
bir çağan ırmak klasiği
beğendim.
Duygu yüklüydü,inanmanın gücünü görmek
beni kamçıladı yeniden...
Oyuncular akıcı
ama Genco Erkal dev ya dev işte:))
tarifi kolay ama yaşanması güç duygular
gecikmemeliyim.
Az sonra oksijen aleti için hastanede yatmaya gideceğim..
sevgiler, nice bayramlarda yazmak,okumak dileğiyle...

17 Kasım 2010 Çarşamba

...


Sınavın son günü, önde giden arabanın
üzerinde kalınca sarılmış bir şeyler var
nasıl dikkat çekiyor:))
bir türlü de yollarımız ayrılmıyor
kampüse girdim. 
Yine aynı yoldayız
nihayet içinden inenler çok tanıdık geldi
Yanımdaki arkadaş, camı açarak ''ay sizi çok beğeniyoruz''
dedi fotoğraf da çektirmeyi ihmal etmedi
o yüzden montajlayarak koydum buraya..
Behzat Ç dizisi burnumun dibinde çekiliyormuş da haberim
yokmuş:))
okulumun hemen yanı alkol ve uyuşturucu tedavi merkezi
burda ne işi varsa??
aslında bizim orda ne işimiz varsa demek doğru
onlar oranın çok önceden sahibi:))
sınavdan sonra gittim şöyle bir bakındım
kostümcü,oyuncular orada seçilen hastalar
heyecanlıydı herkez.
izlemeye fırsatım olmayan bu diziyi
merakla izledim evelsigün)
güzel güzel de, dijitürk'de criminal izleyeniniz
varsa aradaki uçurumları fark edecektir
bi kere kesinlikle müzik olmuyor
kanınızı dondurmak değil adamların amacı
beyninizi harekete geçirmek
bizimkilerde ise korkutmak amaç..
Kanıt daha hoş yapıldı sanırım.

pazar günü Turgut Özakman Hocaya
kitap imzalatma heyecanlıydı:))
önümüzde bir kaç kişi daha var bakalım..
Bayramla aramız güzel
tam istediğim gibi dinlenerek geçiriyorum:))
yarın bi tiyatro bi de sinema planım var.
Efe biraz öksürüyor,şu an bisikletle
dolaşıyorlar.
Bu arada bayram mesajı yazdım bir çoğunuza
dalgınlığıma gelen olduysa affola
hani bütün sene görüşmeyip
sadece bayramda sevabına görüşmek gibi olmasın durum:))
sevgiler...

15 Kasım 2010 Pazartesi

Kurban bayramı 2010


Ay ne kadar bize benziyorlar:))

çok çok neşeyle geçen güzel bir bayram diliyorum
kocaman sevgilerle kutluyor,
hepinizi yanaklarınızdan öpüyorum..

12 Kasım 2010 Cuma

Bal gibi duyumsuyordum;))




Merhabalar,
ah nasıl mutlu bir akşam ve bir o kadar da
buruk...
canım ders çalışmak istiyor
ama sınavlarım bugün bitti
11 dersten sınava girdim.
grafik sanatlar uygulamalıydı
diğerleri ezber ezberrr
uyku ile olan problemime rağmen iyi çalıştım
iyi notlarıda hakkettim...
Lale ablanın mimini geciktirdiğim için
özür
zaten durum ortada
ayrıca kaç kişiyiz:))
Ne demişler Sen Ben bide keloğlann
yani okuyacak da belli yorumlayacak da:))
Öncelikle mimin şartlarını uygulamak üzere
çalışma odamıza kütüphanemizin önüne gittim
ama hangi kapağa hangi yöne gitsemde öyle
gözümü kapatsam diye çok düşündüm
4000 e yaklaştığını bildiğimiz bu kitaplardan
bana ait olanlardan bir bölüm de durdum
diğer bölümdeki çokca kitabı ben okumadım
okuduğu için sahibine sadece aşık oldum:))

gözlerimi açtığımda parmağımın ucundaydı
eski günleri anımsayacağım sararmış
sayfaları, özlemle karıştırdım.

jean Philippe Toussaint
Çeviren Mustafa Balel
Kitabın adı:Banyo
kitabın ilk sayfasını açtığımda
3 Kasım 1990 Şebnem
yazıyor
Kitabın konusuna dair hiç bir şey hatırlamıyorum..
ama Şebnem'e dair çok şey ,çok şey hatırlıyorum.
Kıbrıs'tan gelmişti,
Aslen, babası Kıbrıslı annesi İngilizdi.
Babasının kaptan olması nedeniyle çok ülke gezmiş,
çok sıradışı fikirleri olan,konuşunca etkileyen
ingilizce ve kıbrıs şivesi karışımı bir aksanı olan
çok zeki bir kızdı.
Tatiller sonrası herkes,kolilerle
annesinin böreklerini getirirken,
O çok şık valızinden,paket paket confleks çıkarırdı.
Düzenli sütünü içer sınavın en yoğun olduğu dönemde
bile lenslerinin temizliğini saatlerce yapar,
iki satırda olsa kitap okumadan uyumazdı.
İçe içe bastığı minicik ayaklarıyla daima
bir balerin edasıyla yürürdü
kıvırcık dalgalı saçları,minicik bakımlı elleri
siyah gözleri bol rimelli kirpikleri ile anımsıyorum ki o bir fettan
güzeldi.Çoğu anadoludan gelen yurt kızlarının içinde
Şebnem güne düşmüş çiğ tanesi gibi parlıyordu.
Sebebini şimdi anladığım
garip bir Ankara bilgisi vardı.
Ankara'da beni bir gün kuaföre götürmüştü
diyebilirim ki en güzel kesim ve permayı
bana bu az buçuk dönme :)) kuaför yapmıştı..
Dönme olduğu için
bir daha gitmeye cesaret edememiştim:)
o yıllarda yani bundan 21-22 sene önce
tuhaftı her şey ya da biz tuhafdık ona göre,

Bu kitabı birbirimize hediye, faslında almıştık.
Onun bildiği çok şık bir kafede vermiştik birbirimize
tesadüf o ki.
Kitabın 55.sayfası bir kafede geçiyor.
Garson kız masanın başında bekliyordu.
Sırf onun tepemde daha fazla beklemesini önlemek
ve bir an önce uzaklaşmasını sağlamak amacıyla
bir damblanş ısmarladım.
Önümdeki damblanşın eriyişine bakıyordum.Sıcak çikolata tabakasının
altında vanilyanın fark edilmeyecek bir biçimde
eriyişini seyrediyordum.Daha kısa bir süre önce tamamen topak
halindeyken,şimdi beyazlı,kahverengili akıntılar
halinde ağır ağır ilerleyişine bakıyordum.Kıpırtısızca durmuş
gözlerim tabağa dikili hareketsiz bakıyordum.Kıpırdamıyorum.
Tüm gücümle hareketsizliği korumaya,onu alıkoymaya
çalışıyordum.,Ancak hareketin gövdemde de
aktığını bal gibi duyumsuyordum
...

.........
Bir yandan,
okuyup bir yandan buraya yazarken damblanşın nasıl birşey
olduğunu anlamasamda, hayal gücüm var olana yakın
bir şeyler izlettirdi bana ve evimin salonunda
bir camekanda duran küçük parfüm şişesi kolleksiyonumun
arasındaki aşk bahçesi isimli
parfümü bana hediye eden güzel dostum, şebnemi
ve
kitap gibi güzel bir dostu,
kitap gibi bir arkadaşı bana hatırlattığı için
mim fırsatını veren,lale ablaya sonsuz teşekkürler ediyorum.
iz bırakan insanlara,güzel arkadaşlıklara
ve hep güzele sebep olan kitaplara
bol okumalı bol dinlenceli bol seyirli günler...

iyi bayramlar...

5 Kasım 2010 Cuma

Maça kızı tiyatro


Sergeyeviç Puşkin in ünlü eserinden Alexander Slavutski tarafından fantasi türünde tiyatroya uyarlanmıştır. Genç subay Germann yaşlı Kontes Anna Fedotovna nın tuhaf bir sırra sahip olduğunu tesadüfen öğrenir. Kontes, kazanan üç kağıdı üst üste çekebilmektedir. Bu ilginç durum genç subayı müthiş bir şekilde etkiler. Germann, ne olursa olsun yaşlı Kontes in sırrını öğrenmeye karar verir. Eve sızmak amacıyla Liza - yaşlı Kontes in zavallı evlatlığı - ile aşk yaşamaya başlar. Ama kader, kendi yolunu çizmektedir."
Ama ne tiyatroymuş,görevli kız elimize harika bir broşür
tutturunca ağzımızın suları akmaya başladı,
üzerinde "oyun ara vermeden devam etmektedir" yazıyor
Kaç saat sürüyor canım? dedim.
Kocaman iki saat, eyvah
dizim tutulabilir, totolarımız acıyabilir,
ama biz bir tiyatro severiz iki saat su gibi de geçebilir.
Kocaman simgeli maskeleriyle çıkan dansçı grup ve üzerlerindeki
giysiler bizi etkiledi üç beş saniye sonra
konuşmalar başladı nasıl kaba bir dil bu rusça
birde türkçe üst yazıyı okumak için, kafamızı yukarı kaldırmaktan
sahnede ki oyunu göremiyoruz.
oyunun konusunu anlayınca yazıya bakmayı kestim.
Duyguları bize geçmedi iki saat bitmek bilmedi.
ara ara yaptıkları danslar iyiydi
En eski oyuncularından 1952 doğumlu Svetlana Romanova
en iyisiydi.
Tataristan'ın 220 yıllık kaçalov tiyatrosuymuş.
tataristanada bekliyorlarmış bizi
hayatta gitmem:))
onlarda gelmesin:))
gelmişken bizim devlet tiyatrolarından
bir ikisini izlesinlerde
oyunculuk görsünler.
Neden oyunun aralıksız olduğu belli
kesin arada kaçan çok
olurdu, zaten çıkışta konuşmaların çoğu bu yöndeydi.
gümüşaycım buraya yani günlüğüme yazıyorum
kutsama sahnesinde bir kutsanmamız eksikti o da oldu
gecenin esprisiydi,ama yapacak çok iş var
henüz aya çıkmadık:)))
yarın sabah sınavım var ben gece gece
puşkinin güzel eserinin katlini izliyorum:))
ah bir tiyatro sorsalar:)))

;)



" Tüm kalbiyle inanan tek kişi çoğunluktur. "

3 Kasım 2010 Çarşamba

gitti gidiyor


Bu sıra takmış durumdayım,
İzmirli bir hanımdan, polland malı iki fincan aldım.
sağlam paket yapmış,ekstradan el örgüsü tepsi örtüsü
el örgüsü lavantalık ve şık kedi figürlü
minik bir biblo göndermiş.
kedinin cam gibi parlayan şirin gözleri var,
kargo paketini açınca bu gözlerle ilgili sessiz düşüncemi
ogluş bir saat sonra bibloyu gördüğünde seslice dile getirdi
''Anne bunun içinde kamera mı var öyle gibi geldi''
oysa biblonun nerden geldiğine dair fikri bile yok
ne üzücü, aramızdaki yaş farkına rağmen paronoya
yaratan bu durumdan kim suçlu acaba:)))
Şu an kedi bana bakıyor :))


Geçenlerde uyku apnemle ilgili doktorumdan sonuç aldım
Gece uykuda bir saat içerisinde 17 kez nefesim kesiliyor
bunun en uzun olanı 49 saniye sürüyor.
şimdi oksijen maskesiyle uyuma ve derece ayarlama
sebebi ile bir gece daha orada yatacağım.
bundan sonra da evimde maskeyle uyuyacağım.
Teşhisin bir yerinde pozisyon bağımlısı yazıyor
buna önce çok güldüm,
hastanede yatmak için vize sınavından
sonraki bir günü düşünüyorum doktor hanım da
yurtdışına gidecekmiş...

Fakat dün sabah telefonla bölümdeki
bir başka doktor aradı, yarın sabah sizi
kardiyolojiye bekliyoruz.
pozisyon bağımlılığında kalp kontrolü yapılmalıymış
sabahı sabah ettim.Bugün ordaydım ve sonuç olumlu çıkınca çok
sevindim.Tansiyonum yükseldiğinde kalbime dikkak dikkat edecekmişim.
şöyle derin ve güzel bir uykuyu çok özledim.......

Dün anneciğimin elleriyle işlediği kadife üzerine
sim sırma işimi çıkardım
gönlümce salonuma serdim.Huzurluyum...

2 Kasım 2010 Salı

Made ın Balkahve



CANIMIN TA İÇİSİN SEN

Söyle naz mı bu kaş çatış
Benden uzaklara kaçış
Sensiz baharım olur kış
Canımın ta içisin sen
Nasıl severim bir bilsen
Dargınlığı sen çıkardın
Dilimden hiç düşmez adın
Beni üzmek mi maksadın
Canımın ta içisin sen
Nasıl severim bir bilsen
Sana fedadır canım bak
Kaçma benden bucak bucak
Pişman olursun çabucak
Canımın ta içisin sen
Nasıl severim bir bilsen..
İyi ki doğdun birtanem

1 Kasım 2010 Pazartesi

yaban


Türk edebiyatının en güzel eserlerinden biridir Yaban,
Okumayan yoktur elbette.
Açık söylemeliyim, kendimi yaban(cı) hissettiğim dönemler
olmuştur. Ankara' ya ilk geldiğim yıllar, Ankara'da geçirdiğim şu günler:))
Oyunu izlerseniz göreceksiniz ki ömrünüzün bir döneminde
kendinizi yaban hissetmişsiniz.
Bu, her ortama uyarım düşüncesiyle ilgisi olmayan bir durum...
Kısa kısa ama vurucu düşünceler sade ve yalın bir dille anlatılmış.
oyunda oyucularda çok iyiydi.

Tiyatro öncesi bi tarihte okumak üzere Peter Straup 'un blue rose serisinden almak için
Dosta uğradım ,
Sessizlikte kitap seçmek ne iyiydi!!
Babasına avazınca bağıran 7.sınıf kızın derdi
Anafen yayınlarının soru bankasını istiyor olmasına rağmen
babası neden esen yayınlarına bakıyordu ki
kahrolsun o baba:((

Sonra 3 ya da 4 yaşındaki minik ufuğun ağlamaklı suratla
'' Ama babacığım ben kitap seçemiyorum ki
annem benim için kitap seçsin bende bakuganlara bakayım''
sözüyle ayıktım...
babasının kızan ifadesi çok fenaydı , baba eşinin yanına gitti
adının ufuk olduğunu duyduğum minikte mutlu bir ifadeyle bakuganlara bakmaya,
geçen yıl iyi para verdiğim bakuganların bu yıl yerini basket malzemeleri aldı
bizde de öyle oldu her yıl değişen istekler ve çoğu kez
ona hiç bir şey katmayacağını bile bile...

Kırtasiye ile kitapevi karışır oldu, çocuklar D&R' a plastik bileklik
fermuardan yapılan kalem kutusu için gidiyorsa
oyuncağın satıldığı bir kitapevinin anlamı kalmamıştır.
Birinin ufuğun anne ve babasına şunu hatırlatması gerekir
çocuklar kitap alan anne babayı değil evinde kitap okuyan anne ve babayı
daha çok örnek alıyorlar..
Sessizliği bozan şey kitabevinin ekonomik kaygıları,anne ve babanın
aman okusunda düşüncesiyle kitapevinde soru bankası alan kızına
'ŞŞttt ' dememesi olmalı...
sessizce kitap seçmek ne güzel şey.
gitgide kendimize de yaban mı kalacağız.