12 Ekim 2010 Salı

Yanardöner



Okul tam gaz devam ederken,  hayatımda ilk kez oğluşu arkadaşa bırakıp hastanede uyuyacağım bu akşam. Uyku apnesi umarım büyük sorunlar yaratmaz.

Haberlerde izlemişsinizdir
üniversiteli bir gencin kediye yaptıklarını,inanamadım insan mı bunlar.
korkudan yanına yaklaşamam hiç bir hayvanın ama sevgiden de
kıllarına zarar gelsin istemem..Yazıklar olsun 600tl ceza ile salıverdiler.

Paylaşmazsam olmazdı kısmı için
oğluşun okulunda çimlerin arasında çitlerle çevrili bir bölüm var orayı
her yeni gelen dördüncü sınıf teslim alır.

Oğlum görevini çoktan yaptı bitirdi. 
Yanar döner çiçeğini bileniniz var mı?

Dünyada sadece Ankara Gölbaşı’nda Hacı hasan köyü civarında
yetişen ve halk arasında
‘yanar döner’ olarak bilinen ‘sevgi çiçeği’ koruma altına alınanlardan.
gelin düğmesi, türbe ya da kırmızı peygamber çiçeği olarak da bilinen
‘sevgi çiçeği’ yok olma tehlikesinden kurtulmaya çalışıyor.
Bu çiçek güneş ışınlarını yansıtırken rengi mordan kırmızıya dönüyor.
Ankara' dakiler bilir kır çiçekleri satan çiçekçilerde bolca bulunur
işte bu toplayıp satmalar çiçeğin soyunu kurutmaya noktasına getirince
koruma yapılması gerekmiş. ,şimdilik işe yaramış gibi.

10 Ekim 2010 Pazar

Görünmez ip olmak


Görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
Atilla İlhan ölür...


kelimeler bildikdir, mühim olan onları yanyana
getirebilmektir,
içimi ürperten şair, çıkmıyor uzun zamandır
oysa ne kolay gelir hepimize şiir yazmak

cepdelik cepken delik
hani bir Orhan Veli daha çıktı mı?
özlemle anıyorum onları..

Şevval Sam'ın da desteği
ile düzenlenen yatılı ilköğretim çocuklarına yardım
gecesinde hüzünlü çocukların sevinçli anlarını
yaşadık.
Bir kızımız vardı boncuk mavisi gözleri
hiç görmemesi gerekirken annesinin babası tarafından
bıçaklandığını görmüştü.
oysa babasından kaçıp sığındıkları anneannesinin
evinde güvendeydiler,
babası oraya giderken,
bir komşu aramıştı kaç kocan geliyor demişti annesine
ama annesi "Ben Nazlı kızımı kimselere bırakıp kaçamam"diye
cevap vermişti, az sonra öleceğini bilmeden.
Nazlı kız bu kötü masalı kendi kelimeleriyle anlatırken
annesinin kendisini bırakmamasını öyle gururla
anlattıki ölmüş ne gam..
.
Nazlı kız bize emanetti,yolu açık olsun.
Bir daha kılıçları kalem olan insanlarla karşılassın.
Şevval Sam , yüksek temposu, farkındalığı
ortama saygısı, yaptığı iyiliğe hürmeti ile
mükemmel bir akşam yaşattı.

Moliere'in
insanlar birbirine görünmez iplerle bağlıdır savı
üzerinden hareketle sıkı bir gece geçirdik.
Romantizm, gençler ve bulutlar harikaydı.

Cemal Süreyya' ya da selam olsun..
Vapurdaydık
Vapur kıyıda gidiyordu
Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu
Uzanmış seni usulca öpmüştüm
Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu.
............................................
görünmez iplerle tuttum ellerinizi,
sevgiyle kalın.. yanınızdan geçen balıklara
selam olsun..
bloglarında likör ve kanyak dan bahseden
arkadaşlarıma da aşk olsun:)

5 Ekim 2010 Salı

Düş Hekimi ve MFÖ Konseri



Piknik Büfe 'nin  tamamen kapandığını öğrenince
elinden ekmegi alınmış çocuga döndüm.

Tıpkı bugünlerde ülkece hissettiğimiz gibi
para var aşk var tarih var ırk var
acı var diriliş var insan var...
Bu yazıyı yazan
Düş hekimi var bu akşam yazmak istiyordum..
lale abla farketti bile:))
Yalçın Ergir' ı,  yıllar önce bir davette tanımıştım..
Çok az insan ''yüreğinden fışkıran karizmasına'' hayran bırakır.
sadece görüntüyle değildi beğenim. Naif hallerine hayranım
tamam budur, dersiniz ya reklamdaki gibi hıh ! işte hıh!
kuralları olan bir insan hem de gönül kuralları var internette bolca
okuyabilirsiniz hakkında bir çok bilgi, şiiri ve  düzy azıları var.
Tabak da yemeginiz azalsın ama masadan bir tabak eksilmesin
diyen hoş adam.

Ne hoş bir dilek dilemiş..Tanımayanlar tanısın derim bu sevgi adamını..
http://www.yagmurdamlasi.net/ancyra.htm
düş hekiminin bir düşü

Biz pazar akşamı çoluk çocuk MFÖ konserindeydik,
burun buruna denecek mesafede bildik şarkılarına
eşlik ettik, gittik geldik eski günlerimize.

Onların ışığı çoktu bizim de özlemimiz..
soğuk, az yağmurlu bir akşam 
belki de bildiği tek şarkıları olan sarı laleler aldım
çiçek pasajından dizelerini olanca gücüyle söyleyen oğluşumun
elimde bıraktığı sıcaklık hala hissedilir halde.

Özkan Uğur mükemmel bir solo yaptı..rengarenkdi
Mazhar Alonson karizma takılıyordu :) (gönülden fışkırandan
değildi ama hoş bir karizmaydı.
Fuat Güner sakin, kenarda izleyici gibiydi onu gizemli
kılan sessizliğini merak ettim..az önce kimdir necidir araştırdım
ünlü fotoğraf sanatçısı,babasıyla fotoğrafını yan yana getirdim..
ne çok benziyorlar:
sonra, zaman saniye saniye bir yerlere götürüyor insanı
sözümü hatırladım.
buyrun fotoğrafın sahibine bakın :))
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi-8Mxjxaevkk3Iwpt1IT4_RIvlcWVvIkrpWtIIt55xYAH7xAjS8Wr_D77bfpk4qocbItVB7YXxW2QS5ehWMeW4nmOCr3hn1_SiQTzW0o1GByMaWnuMmk_JWPpOgr59Cm_JpYrcsgW_XZFH/s1600/sami_guner.jpg

Piknik Büfe


Saniye saniye bir yerlere götürüyor zaman..
Bilgisayarın başına oturduğumda az sonra gitmeye niyetlendiğim
Tuna caddesinin adresini almak için google danışmanıma başvurdum.
belki de bana çok sıradan gelen bir büfenin
bir tıkla ülkenin tarihine şahitliğini o büfenin içinden
gördüm.
Paylaşmazsam mutlu olmazdım.
Ankara'lılar çok iyi bilirler Piknik büfe kafe bu öyküyü mutlaka okuyun.
sonra avucumun içinden akıp giden tüm güzelliklere
hayıflandım.
Avucumun içinde ne kaldı farketmek için
düşünmeye başladım.İnandığım ne varsa daha sıkı sarıldım.
duygularım, ömrüm, dar günüme sığmış aşklarım,
dostlarım, varlık sebeplerim, geleceğim, oğlum,
gençliğim, seni seviyorum.......................
bir kaşık sevgiyle, bir tık kadar yakın,
kocaman zamanlar diliyorum.....

24 Ağustos 2010 Salı

41 kere maşallahhhhhhhh


Bu anlamlı gerçek benim bloğumda yer almalı diye düşündüm.
Kimya biliminin dehası Lavoisier'nin, asıl eğitimi hukuk idi ve Paris Barosu'na kayıtlı bir avukattı. Bilimsel gözlem ve yorum üzerine yaptığı konuşmaları ile ünü bütün dünyaya yayılmıştı.

Kimya bilimini reddeden yobazların kafasını gösterip "Bu kelleler hiçbir şeye yaramaz" dediği için tutuklandı. Aynı gün yargılanıp ölüme mahkum edildi.

Lavoisier, matematikçi Lagrange'i çağırdı. "Kellem giyotinden sepete düştüğünde gözlerime bak; eğer iki kere kırpıyorsam, insan kafası kesildikten sonra bir süre daha beyninin düşünmekte olduğunu anlarsınız."

Lavoisier’nin kafası kesildikten sonra sepete düştü ve gülerek iki kere göz kırptı.

Matematikçi Lagrange diyor ki, "Lavoisier’nin son saniyedeki ispat arayışı, bilimselliğin yüzyıllar sürecek meşalesidir. Ama o yobaz kafalar ufunet üretmek için asırlarca karanlıkta sürüneceklerdir…"

Ben de dahil,
Ne çok insanın anlamsız yaşadığını düşündürdü bana,
doğum günüme anlamlı bir öğretiyle başlayınca günün en güzel hediyesi olarak
kabul ettim doğrusu ve güzel sesler duydum annemin oğluşumun,eşimin, dostumun
sonra mesalar aldım birsürü kopyalanmamış içten,
İlk kez tam gününde kızlarla doğum günümü kutladım.
Gülay ve Ferda Beyzade restoranda iftar ve doğum günü yemeğini ayarlamışlar
ezandan sonra fasıl eşliğinde sohbetleyerek kutladık
çok mutlu oldum arkadaşlarım ve zaman müthiş güzel hediyelerdi..
geçenlerde çok beğendiğim bir fincanın koleksiyonumda yerini almasına
çok sevindim...Ferda yıllar önce gerçekten antika bir fincanımı
kırmıştı:)))Çenemden kurtulmak içinmi getirdi bilmem:))
ama yaşlanıncaya kadar söylerim artık
aynısını bulurmu bilmem yoksa kurtuluşu yok...
yemekten sonra bir başka fasıllı yere gittik
özlemişiz birlikte olmayı..
Oğlum basket maçına gitti galiba benim doğum günümden daha
fazla heyecan duydu :)))
haksızda sayılmaz annesi bir süredir hiç çekilmez bi kadın olmuştu:))
Türkiye yenilmiş çok üzgün ama basketin devlerini görmekten çok mutlu
anasının kollarına döndü gerisi ne gam............
İşte sevgili Lavoisierciğim sen gittiğinden beri
değişen hiç birşey yok..........saygıyla
çok sevgiyle

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Hotel Kaya Belek -Dışa vurum


KOCAMAN MERHABALAR
Anlıyorum ki ben belirsiz şeyleri sevmiyorum.
Hayatımda ki her şeyin raflara dizilmiş kitaplar
dosyalanmış faturalar gibi olmasını istiyorum.

Dün insülin direncimin geliştiğini ve şirin bir şeker hastası
olduğumu öğrendim. Rahatladım.
Bu kadar hızla kilo alıyor olmamın nedeni olabilirdi dimi:)
Gözümde bir süredir gariplik hissediyorum.
kontrollere gidiyorum ama yakını görme probleminden
başka bir şey bulamıyorlar
ısrarcı oldum gözüm için yılmadan gittim.
göğüs hastalıklarına sevk ettiler, kısa sürede sanırım Pazartesi
kontrolu gideceğim.Çok nadir görülen göz kapağı gevşemesi
rahatsızlığı geçiriyormuşum.
enteresan bir rahatsızlık.Uyku apnesi yada kalpte ki bir problem den
kaynaklanabiliyor.
sağa yatmamam gerekiyor mesela.
operasyon geçireceğim ama bu bir yıl içinde olacak.
olsun teşhis kondu ya.
öncelikle kilo vermem gerekiyor insülin direncini kıran
ilaçtan ümitliyim..Zor bir dönem geçirdim

Çok kişiyi hayatımda görmek istemediğimi söylemeden öyle davrandım.
beni yoran her şeyden bir çırpıda kaçtım.
bugün çok mutluyum o yüzden bloğuma yazmak istedim
mutlu olduğum zamanlar paylaşmayı seviyorum..
mutlulukların paylaştıkça büyüdüğüne inanıyorum...
Hatır için çiğ tavuk yemiyorum.
Bende benim için özel olan insanlarla vakit geçiriyorum.
yorgunluklarım yavaş yavaş geçiyor...

Annemle beraber Hotel Kaya Belek' de tatildeyim 
Annem havuzdan mikrop kapmış aşırı kansızlık ve
çeşitli dirençsizlikler gösterince vücudu, çok ağır geçirdi ama bir ay
daha rahatsızlıkları devam edecekmiş çok zayıf olmanında zararı var anacım
ne muammalı bir dünya:))
çok öptüm

24 Haziran 2010 Perşembe

Seni tanımak (ASİS)


O, güzel geçen zamanın içerisine sığdırdığın
gözüne biriken duygu yüklü gözyaşlarına sakladığın
ve sözlerinle anlamlandırdığın geçmiş ve gelecek zaman
için sana çok çok teşekkürler asisciğim...

Gümüşay ve ben seni ağırlamaktan,seni tanımaktan büyük mutluluk duyduk.
geniş zamanlarda, belki de bir kırmızının arkasına sığınarak
seni dinlemek, seni anlamak ve bir kahkaha ile hayata
selam vermeyi çok istiyorum.....
şimdilik hoşçakal...............

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Ali Poyrazoğlu ve bıraktığı beyaz köpükler


Oh be!
iki gün üst üste Tiyatro ve iki gün üst üste Ali Poyrazoğlu
Bu dönem, ne kadar az tiyatro geldi Ankara'ya.

Geçen yılın tekrarı oyunlar vardı.
Topuk dikenimin ağrıları bile tiyatroda dinlenince geçti.
Ali Poyrazoğlunun tek kişilik gösterisi Ödünç Yaşamlar
gerçekten mükemmeldi.O kadar çok hayatttan dersler verdi ki
yer yer kafamızın içindekileri ayıklayıp
yeniden yerleştirdi.
Çok şeyi halledip ya da
halletmek gerekliliği ile çıktık oyundan..
Minik bir zelzele
gibi ayaklandırdı yerimizden.Yaşantılarımızı çivilediğimiz zaman
nasılda hızlı akıyormuş. Ne çok çivi çakıyorlar beynimize ve biz ne çok
çivi çakıyoruz birilerine...
Ve istemeden neler neler yapıyoruz..

İkinci gün Nilgün Belgün ile 'İyi günde kötü günde"
isimli oyunu oynadılar
Bir gün öncenin mükemmelliğini aradık
düne göre, biraz daha durgundu oyun.
Sonra sonra sonradan
hatta bugüne şu saatlere kadar etkisi sürünce
işte dedim ne kadar düzgün bir oyun izlemişiz.
Az önce arkadaşım geldi beraber çay içtik
izlediğimiz oyunu konuşurken ikimizinde sinüsleri boşaldı
ağlamaktan, Ne güzel ağlamıştı akşam
Poyrazoğlu kelimeler düğümlenmişti boğazında şimdi bizim de
boğazımızda düğümlenmiş yaşamlar yaşanmamış yaşamlara
üzüntü ya da sevinçler var.
Bir köpük gibi pıtırdayacak haylazlıklar.

9 Mayıs 2010 Pazar

Annem benim




















O günde olduğu gibi hep sana hayranlıkla baktım,

boylarımız değişti ama senin büyüklüğün, yenilikçi
kişiliğin,
geniş ufkun hiç değişmedi...
O günde olduğun gibi, bugünde hep omuzlarımı tutan en iyi
arkadaşsın ve arkamdaki en sağlam dağ sensin....
gözlerimdeki ışık, oğlumun anneannesi ve onun da
en düşünenisin...
Değil seni sevmek tapsam yeridir...
Seni çok seviyorum..Hep başımda kal.

Canım bloger arkadaşlarım sevgiyle anneler gününüzü kutluyor
evlatlarınızınla birlikte uzun ve sağlıklı ömürler diliyorum.

7 Mayıs 2010 Cuma

Merhabalarrrrr

Biber ve Kabak















İçimde yaşamanın, insan olmanın
ve hakikatin sevinci var.
Bu coşkuyu da sizlerle paylaşmak
istedim. Bugün 7 Mayıs benim için hiç bir özelliği
olmayan sıradan bir gün..
Bugünü özel kılan tek şey içimdeki heyecan..
Bir önceki yazıma verdiğiniz anlamlı yorumlar
için hepinize çok teşekkür ederim.
Not: Aynı şehir dar geliyordu bana:))
diyorlar ya zaman herşeyin ilacı
Çarşamba günü okula gitmek için hazırlığımı yaptım
sıcaklar nedeniyle arabayla gidiyorum bir kaç gündür.
Benzin İstasyonuna uğradım.Üst yıkama için anahtarı verdim.
Kendime güvenli bir yer seçip beklemeye başladım.
Cep telefonumla ilgilendiğim bir anda öne doğru şiddetle savruldum
yere kapaklanmadan toparlandım ki,  arkamda kocaman
bir otomobil belimi ayırırcasına yüksekçe olan tamponuyla
vurdu bana...O kadar güvenli bir yerdeydim ki..
Orada çalışan bir genç arabanın içini temizlemek için
eline araba geçmiş olmasının da heyecanıyla
o kel alaka yere girip arkam dönük olduğu için elbette benzin
istasyonunda ses çok olduğu için ben duymadım, o  vurdu.
Arkadan bir darbe yedik işte..
O zaman kafamızı toparlamanın zamanın geldiği andı galiba.
Biraz daha hızı olsa altındaydım..
O zaman ne bir önceki yazıya üzülecek,
ne de bugünkü kadar sevinç ve
coşkuyla dolacaktım.
Yıkanan arabama bindim 45 dakika otobanda
düşünerek gitiğim Gölbaşı'nda bir de ders anlatımım var
dı..
Bu arada derslerim epeyce zorlaştı ama
fena gitmiyor gibi..
İçimdeki coşku geçmeden hepinize uğrayıp yorum yazmak istiyorum..
Sevgi ve huzurla kalın...