İçinde sevgi dolu bir paket aldım:)
Sevinçle açtım zarfı nasıl sıcak cümlelerle
anlatılmışsın sevgini sevgili asisciğim..
Gerçekten tüm duygular karşılıklı...
yüzünü sesini bilmediğin birisinden bu kadar güzel elektrik almak
güzel ve safiyane duygularla ablalığına inanmak
bu inanışın karşılığını güzel cümlelerde görmek
çok büyük mutluluk.....
Mis gibi gurbet kokuyordu..Ahududulu çikolatayı kaç saniyede yedik
Efeciğimle bilmiyorum...Efe kendisine özel gelen hediyelerine
çok sevindi..minik kırmızı çantayı ve yerküre
kalem traşı ezmiş kargocular ufak bir müdahale ile dünyamızı
yeniden kurtardık:))
minik çantanın içerisinde elyaf olmasına rağmen nasıl ezdiler
anlayamadık..Sonra Hayatımda yediğim en lezzetli çikolatalar
dan biri olduğuna inandığım portakallı çikolata
yı açtık...Ferda ve iki çocuğuyla önemlide bir konuyu
konuşurken ağzımızı tatlandırdık...
Portakallı çikolatanın biri gümüşaya özel olduğu için
özenle dolabımıza kaldırdık...
anahtar kılıfını efeciğimin maskot koleksiyonuna
kalemlerini ve silgiyi çantasına
tükenmez kalemi ve blog notu kullanmak üzere
kendi çantama yerleşterdik...
Bu tatlı heyecan için hem blog dünyasına
ve sevgili asisciğime çok ama çok teşekkür ediyorumm.
Efe özel teşekkürünü şöyle ifade etti....
""Ne kadar iyi bir ablaymış""
Çikolataların tadını alınca
Heidi'nin şimdi alp dağlarında neden koşturduğunu
sütlerinden ne tatlı çikolatar yapıldığını anladık.))
Tek kelimeyle nefis...
Güzel gönlüne ve bizimle paylaştıklarına sonsuz teşekkürler
asisciğim..Ben de seni tanımak için sabırsızlıkla
bekliyorum Alplere kocaman sevgilerle....
Sevgiyle açılan her yolu çok seviyorum..
Sürekli program yapmak, planlamak ve bunları
yerine getirmek çabasıyla çok yorulduğumu
anlıyorum..Bu yorgun halimle bile kendime
bir şeyler katma çabası içerisindeyim..
mesela Efeciğime yaptığım program bile
benim kendime yaptığım programa
dönüşüyor. Arkadaşıma kattıklarım
kendime bir iyiliğe dönüşüyor...Bu
programlara arkadaşlarımın sıkıntılarına
yardımcı olmak gibi mevzular girincede ben kendimi
fazlaca dinliyor, derin bir sessizliğe bürünüyorum..
Bu onu asla yapmaz gibi bir intiba bırakan bir arkadaşın
sınırsız hata yaptığını görmek beni çok üzüyor..
Pazartesi benim okulum başlıyor, heyecanlıyım..
en son gümüşaycığım bana geldiğini yazmıştı.
o gün o güzel bilgisiyle ve gönülden bir istekle
efe ben ve gümüşay güzel dualarla besledik birbirimizi
Gümüşay teyzesini ilk kez kuran okurken gören Efe'nin
Oooo benim din dersi öğretmenimden bile daha çok biliyor
neden dinbilgisi öğretmeni olmadı ki sorusundan da
anlaşıldığı üzere baya etkili olmuş...
''Kahramanlar öldü mü'' isimli tiyatro oyununda
hem oyuncuların oyun gücünü hem de eski idealist
insanların yok oluşunu izledik..Çok beğendiğim etkilendiğim
hatta kendi ideallerimi çocuğuma öğretmenin gerekliliğini
bir kez daha anımsadım..
Efeciğin okul açılışı ile tatil rehavetinin
bitişi çabuk dank etti...
okulun ikinci günü Baran arkadaşı Efe ve Doruğun
yanına gelerek "Oğlum biz ilkem'le ayrıldık
güzel bir kız bulursanız beni tanıştırın" diyince
-Güzel bir kız bulursak sana niye ayarlayalım
kendimiz çıkma teklif ederiz oğlum diye cevap
veren Efe beyse bir kaç günün en keyifli anektodu
olarak bizi güldürdü...
Sevgililer günü için Efeciğime istediği çikolata kokulu parfümü
ve kısmetse bugün başlayacağı Fotoğrafçılık kursunu
hediye ettim....
Hayata sevgiyle bakan,sevgiyi onuruyla taşıyan
güzel insanların sevgi ve sevgililer günü kutlu olsun...
Bir tatilin sonu daha yaklaşırken,
Ev epeyce düzene sokuldu..
Tozlanmış olan her yere detaylıca girildi..
Bugün tüm gün oğluşa ayrıldı..
sinema önünde karar vermede epeyce zorlandık.
kiminin saati, kiminin yaşı uymadı.
Yahşi Batı filmine babasıyla gitmişti,
biraz gülmek umuduyla kutsal damacanaya
girdik...Efe'nin isteğiyle) oh oh!Kulaklarımız küfre doydu.
gülen gülene tabi..Kitapçıdan A.Efe'me
istediği kitabın üçüncüsünü de aldık.Koleksiyonuna
bir de araba...Hamburgercinin oyuncuklarına bakmaya
gitmedi:))Geldiğimizde benim ayaklarım davula dönmüştü.
Yarın gümüşay'la oturacağız...Cumartesi Tiyatro'muz var.
yapacak işimiz,gezilecek yerimiz var..
Arda Efe için oy kullanma isteğinizi belirten tüm yorumlar için
çok teşekkür ediyorum. Ancak inanın o kadar adaletsiz olacak ki
bunun için sizleri asla yormak istemem.
Ödüller bu kez büyük ve sahte maille üyelik sınırsız...
gel gelelim yarışmanın özü, Atatürk'e onun izinde olduğumuzu
ve gelecekten bahsedilecekmiş..
Efemiz şöyle yazmış.
Benim en büyük şansım senin gibi bir lidere sahip olmam. Senin ilke ve inkılaplarından öğrendiğim en önemli zenginliğim hiçbir işi şansa bırakmamam gerektiğidir. Büyük Atam;
Ülkemizin aydınlık yüzü tüm dünyayı ışıldatıyor. Ülkemize hâlâ gözleri kamaşarak bakan ülkeler var. Gelecekte Türkiye Cumhuriyeti'nin bilgi toplumu olacağını, hatta yenilikçi, atılımcı çocuklar sayesinde bilgiyi üreten bir nesil olacağımızı düşünüyorum. Önümüzdeki çağın yıldızı Türkiye Cumhuriyeti'nin çocukları olacak. Bilimi öğreniyoruz.
Bizler artık gözle değil, akılla çözüyoruz. Aklın olduğu her ülke geleceğin, o çağın lideri olur. Barış içerisinde yaşayan geleceğinle daima gurur duymaya devam edeceksin. Bize güvenerek emanet ettiğin bu toprak ve cumhuriyeti, bilim, sanat ve akılla tüm dünya ülkelerinin tarihlerine çizeceğiz.
İşte bence ödül bu.
Öyleyiz.
Hem de çok derinden ve çok inanarak izindeyiz..
Bir sürpriz daha yaşıyoruz..
Önemli bir çocuk sitesinin düzenlemiş olduğu
Atam izindeyiz başlığı altında
Atatürk'e bir mesaj yazılacakmış.
Kaç kişi arasından olduğunu bilmiyorum
ama ön elemeyi geçip, elli finalist arasına girdi
oğluşum..
biraz kendi kelimelerinden biraz da benimle ve
babasıyla yaptığı
sohbetden katmış yazısına..
Hevesle açıklanacağı günü bekliyordu.
Aman aman oğluşumun sevinç naraları nasıl sevindirdi beni.
şimdi elli finalisten biri olunca bir kitap
kazandı...Sırada derece beklentisi var...
işte adalet burda bozuluyor..
çünkü üye olup oylamaya katılabiliyorsunuz.
yani çevreniz ne kadar genişse ya da ne kadar
hile yapıp üye olursanız o kadar oy kullanabiliyorsunuz..
Bazen ne çok şeye itiraz etmek istiyorum..
Kardeşim jürin elli finalisti belirledi de
ilk üçü mü belirleyemiyor?

İ
ki kez burnumun ucuna kadar geldi de gidemedim görmeye.
Beğeniyorum bu adamı:)
Havasını yakıştırmasını sunumunu ve konuşmasındaki kendine olan güveni.
-Neden kendinize yamak diyorsunuz? Diye soran gazeteciye
-Kendisine terzi diyen birinin yanında ben kendime ne
diyebilirdim ki elbette yamak,diyecek kadar zeki:))
son zamanlarda ne çok tasarımcı üredi..
Sanki hepsi çitlerin ardındaydılarda salı verildiler.
Bence, tasarım,doğuştan genlerinizle getirebileceğiniz
genetik bir özellik değil..
düşünce, hayal ve gözlemler oluşturur tasarımları.
Yakıştırma başka bir şeydir örneğin
sarı bir bluz üzerine takacağınız beyaz
kolye bahar havasında ama itici durabilir
mor kolye idda yaratabilir, kahve rengi bir kolye sonbaharı
anımsatabilir.
iyi bir yakıştırıcı iseniz. Sarı bir bluzu
hiç tercih etmez ya da siyahla giyip arıya
benzemezsiniz. Kırmızı ile cim bomu, lacivertle
feneri anımsatmak istemezsiniz...
Evinizde bulduğunuz herşeyi birbirini üstüne takmak
ya da hiç düşünülmemiş gibi heyecana kapılarak
gazoz kapağını boyamak iyi bir tasarım değildir.
atıkları değerlendirme diyoruz biz buna...
ya da alın üstüne mor morun üstüne dal
takmak bir stil değildir. Eğer bir şeyi uyarlamış
ve onu bir biçim haline getirmişseniz
ve o söylendiğinde, görüldüğünde akla siz geliyorsanız
bir stil oluşturmuşsunuz demektir.
Tasarımın giyim kısmından baktım ben olaya
İyi tasarlanmış bir kıyafet bir çok anlamda
kollektif olandır.
Barboros Şansal bunu başaran bir yamaktır.
tasarımda eğitim farkını ortaya koyduğunu düşünüyorum
ki en çok erkek giyiminde fark yaratabilmek önemlidir
Doğa, bence yaratıcının yarattığı en iyi düşünce,hayal
ve gözlemi içinde barındıran tasarımdır..
en çok esinlendiğimiz ve en çok bozduğumuz...
"Resim,Eğmir gölü"
Her son bir başlangıçtı.
Bu arada oğluşun fotoğraf yarışmasından
ödülü geldi. Bir yıllık ücretsiz abonelik,
sıkıştırılmış kartondan hazırlanmış
hoş bir plaket. Çocuk her zaman çocuktur işte
çok sevindi ama çaktırmasada içinden
bir hediye çıkmasını bekledi gibi geldi bana:))
Koskoca National Geographic Kids dergisinin uluslararası
ödülünü almış ama hediyesi yok..
Kıyamam ben ona yaa..Yüzü pek bi garipti:)
okulların açılması ile birlikte koşuşturmacamıza devam
edecegiz...
Açıklanan sonuçlarımdan şükür memnunun..
''Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi ''-Ayfer Tunç,
başladım umarım bir haftada bu yoğunluktada olsa bitirebilirim..
şu an canım sadece ama sadece kapalı havuzda olmak istiyor..
Bir önceki yazım için sağolsun mavianne benim
yazımı okumaları için yönlerdirme yapmıştıya
bir an şöyle Timsal hanımı tanımayan, Zeya'nın
durumunu bilmeyen bir blogcu okuduysa ne düşündü
diye bi kaç kez okudum yazıyı:))
Vay be! vay demişlerdir heralde:))
kocaman sevgiyle
Sakın kimse benim fotoğrafımı yayınlamasın dedim.
Flu yaparız dediler öylemi buyrun o zaman:)))
Sondan başa gidecek bir güzelliğin öyküsü,
bugün insan ömrünün başına getirebileceği en hoş talih kuşlarından
bir kaçı kondu başucuma.
Ben yüzündeki hüznü, sesindeki tınıyı, elbette
sırtındaki sorumluluğu taşıyışını seviyorum..
Hayranlık denebilir, bunca coşkuyla anlatışını bir dönemi.
Öyle bir dönem ki, kaderler değişiyor...
Herkez bir yudum suyun kıymetini ancak susadığında
anlar dimi, atalarımızda böyle bir dönemde var etti ülkeyi
Susamış ciğerleri suladılar. Ve biz çöle döndürdük emanetlerini.
Bugün suya yeniden ihtiyacımız var...
Bugün Başbuğ konuştu,bugün Timsal hanım konuştu
ben sığındığım bir limanda içimde akan gözyaşlarıma
en çok da akın akın gelen dalgalara karşı
güç buldum...
Sanki bir dua okur gibiydi
şiirin sözleri ve ben kulağımdan çıkaramadım..
"Türkyılmaz"
Yılmayacaktık yılmamalıydık.Yılmayacağız..
Yüreğinize sağlık, ellerinizden hürmetle öpüyor
bu sorumlulukta payımıza düşeni
sonsuz bir inançla yerine getirebilmenin ancak sözünü verebiliyorum..
Bu anları yaşarken Sevgili Mavianne
ne yazık ki aramızda değildi.
İş yerinden kısıtlı bir izin almıştı..Son derece şık
cicileri ile bizi mutlu etti.Sohbetinden büyük bir keyif aldık.
büyüklerinin sağlıkla ilgili yaşadığı problemlerinin
bir an önce şifa bulmasını temenni ediyorum..
Yeniden görüşmek,dileğiyle aramızdan ayrıldı.
Sevgili Zeya,
O mütevazı halinden ne çok etkilendiğimizi
söylemezsem ayıp etmiş olurum...
Blog aracılığı ile tanışmamız başka boyuta geçti
kendimi yılların dostlarıyla
sohbette buldum. Abin ve yengenle tanışmak
Annenle sohbet etmek planladığımızdan
çok daha derin şıklıkta geçen bir güne imzanı attın.
Fotoğraflarından daha zayıf olduğunu bir kezde burdan
söyliyeyim..Bir delil bırakalım dimi.
Ne iyi ettin buluşalım dedin..
Bana kalsa sittin sene bu cesareti göstermezdim:))
Hadi dedim Lale ablamızı arayalım.
Hiç itirazsız aradın, bulamadık bişeyler yarım kalacaktı ki
o döndü bize...İşte harika bir ses.
Aman allahım o güzel yazıları şimdi bu güzel sesi
duyarak okuyacağım.
Sesini duymak çok güzeldi...
Zeyacığım,ve Lale ablamız Ankara'ya her zaman bekliyoruz..
yaklaşık 4-5 saat nasıl su gibi geçti bilmiyorum..
aslına bakarsan daha çok zaman geçirmek güzel olurdu.
hani konuşmuştuk ya çoluk çocuk meselesi:)))
Bir kez daha yaşattığın tüm güzellikler için teşekkürler
ve bize bir ömür hatıralarımızdan çıkmayacak
hediyen için teşekkürler.
Sevgili Gümüşay,
geçmişten bugüne çok ortak yaptığımız işlerimiz
oldu..Günlerimiz,sivil toplum çalışmalarımız,
sanat faliyetlerimiz ve şimdi teknolojinin bize sunduğu nimetlerden
biri olan blogcu ya da blogger dostluğunda beraberiz..
sanırım ömrümüzün bir çok dönemlerinde daha çok güzellikleri
beraber yaşayacağız.
kollar kollara ,yollar yollara değdikçe
büyürüz biz güzel dostluğun, şık hediyen ve
zamanı paylaşımın için sanada teşekkür ederim..
Kocaman sevgiyle
bugünü yaşamanın sevinciyle hepinizi tek tek öpüyorum..
Yazmam gereken, yazmak istediğim o kadar çok duyguyla doluyum ki..
fakat bir şiirle bu güzel günü belleğime
ve yüreğime yazıyorum...Paylaşmama ne dersiniz?
UYAN
EY TÜRK OĞLU! SEN SESSİZSİN SENİ HERKES ALDATTI.
ERDİM DİYEN, DÖNDÜM DİYEN ÇENBERİNDEN ATLATTI.
ÇİFTLİK GİBİ MAHSÜLÜNÜ SENDEN ALIP SATARLAR,
SEN TOPRAKTA ONLAR KUŞ TÜYÜNDE YATARLAR.
UZUN SÜRDÜ BU SAFLIĞIN ALTTA ÜSTTE KALMADI,
HİÇ BİR MİLET BİZİM GİBİ UYKULARA DALMADI.
MAL SENİNDİR, MÜLK SENİNDİR AL İŞİNİ EHLİNE.
BAŞA GELEN, CELLATLARLA SALTANATA KALKIYOR,
HAKİMİYET MİLLETİNKEN SANA BİR HAK KALMIYOR.
Hayatla dalga geçen bu kadına hayran olunmaz da ne yapılır?
Hayatım boyunca hiç amuda kalkmadım ben:)
Gerçekten hiç hatırlamıyorum:)Hoş, biraz amuda kalksam
belli olurdu da:)oynadığı her oyuna büyük enerji katan
Yıldız Kenter' i büyülenmiş gibi izledim.
Fikir, günümüze uyarlanmış bir Shakespeare oyunuydu.Kraliçe Lear
performans izlemek içinde,oyun içinde mutlaka gidilmeli diyorum.
Benim sınavlarım bitti.Yeni yeni normal yaşama dönüyorum:)
Biriken bütün işlerimi hızla halletmenin çabası içerisindeyim.
Yarın benim için çok önemli bir gün sebebini kısmetse
yarın ki yazımda anlatayımda daha keyifli olsun...
şimdilik hepinize kocaman sevgiler.
80 li yaşlarınızda amuda kalkabilmeniz temennisiyle:)
Koyun kurt ile gezerdi
fikir başka başka olmasa
Eh, öyleyse fikirlerimiz başka olmasına rağmen gezdiysek bir şeyleri daha başarmışız demektir:))
Yoğun final günleri yaşadığım biliyosunuz, ayın 22 sine kadar da sürecek sonra hemen bir koku festivaline katılacağım..
Turunç kokusu, deniz kokusu,yosun kokusu,elbette sevdiklerimin kokusu..
Bekle beni Mersin tüm çocukluğum ve gençliğim özlemle geleceğim sana.
Sınavlarımı,
biletlerini ta bir ay önceden aldığım tiyatrolara denk getiriyorlar
özellikle mi yapıyorlar ? Anlamadım:))
Arkadaşım gümüşay dün gittiğimiz oyunu pek beğenmediğini yazmış evet önde oturan bir teyze de biraz seslice bu duygusunu dile getirdi.
Vakit olsaydı teyze ile fikirleşmek isterdim.
gülmek, meraklanmak, çoşkulanmak gibi beklentilerimin değil de
düşünsel beslenmemi sağlayan bu oyun beni çok mutlu etti.
ayrı ayrı her karekterin oyuna kattığı öfke ve yüzleşmeler vardı.
ben en çok yüzleşmeleri severim..En çok da kendimle olanı:)
Dejenere olmuş bir toplumun,haberleri izlerkenki duygularını
seksi bir haber spikeri ile sağlayan medyanın esiri olması
çok iyi vurgulanmıştı.
Kendi kültürünün dışında bir topluluğa
girmeye çalışan ve
resim yaparak sanatçı kimliği kazanmaya çalışan kadının
ezik ama zuhal Olcay'ın
kocası ile ilişkiye girecek kadar cesur olduğunu gördük.
Yaşanmıyor mu bunlar ?
Hepsi aynen var bu toplumda...
Kocası Zuhalciğimi basamak olarak kullanıyor:)
Zuhal Olcay yılların birikimini sık sık yaptığı yemekli
toplantılardan birini daha düzenliyor ve
bence ikramdan tutunda her saniyesi çok ince düşünülerek
müthiş bir sonla bitiyor. Şölene dönüşüyor.
Beyin fırtınası yaşıyorsunuz ve birden aklınıza şu
geliyor ya ben olsaydım.
Ne yapardım? Yüzleşmek.
Kadınca, ki yazarı da bir kadın olarak aldatılmanın
acısını öfkeyi çok güzel betimlemiş..
Yer yer oyuncularla beraber öfkelendim bende.
final bile acı vermek için hesaplanmıştı.
Öfke ile düzenlenmiş bir şölenin sonunda da
zararlı çıkan ne yazık ki öfkesi olan oldu.
Nietzsche' nin öfke üzerine kurduğu yazılarından
da esinlenmişlerdi.Nietzsche sevenler bilirki
din de dahil,yozlaşmalara karşı çıkar..
oyun içerisinde her kurumda ki yozlaşmanın
öfkesini saniye saniye soluklandırdılar.
Zuhal Olcay' a gelince
Çok beğeniyorum yüzündeki tuhaf hüznü çok seviyorum.
Haluğu kaybeden sen olsaydın ne hissederdin:))))
Cimri isimli oyundan bana geriye kalan o döneminde
yaşınılması zor olduğu ile ilgili.Cinsellik her dönemin başbelası olmuş.
Fakirlik, açlık,bu dürtüleri kimi için zevke kimileri için eziyete dönüştürmüş.
Yok yok şükür ki bu dönemde yaşıyorum diyeceğim ama,
ilerlemiş teknoloji dışında pek de bir fark göremiyorum:)))
Bundan üç yıl önce oğluşuma Mavi Zamanlar isimli bir kitap almıştım.
Yazı tekniği açısından farklı çocuk kitabı, biraz daha
çığır açıcı, çocuk kitaplarını okumayı sevdiğim için rahatça
söyleyebiliyorum:))
Sonra Oğluş yazarıyla yazışmaya başladı.Oğluşa bir yazarı
sevdirmek çok önemliydi benim için.Bir yazarın da yoğunluğuna
rağmen vakit ayırması ve gönderdiği kitaplarla onurlandırması
ne çok doğruydu.
Geçenlerde Mavisel Yener oğluşun okuluna geldi.
Bunu duyan oğlum çok sevindi..Bu arada yazarın adının güzelliğine ne demeli.
..
Resmini gördüğünüz bu güzel çiçeğin bir süre sonra
evimize nohut olarak gireceğini öğrenmek,nohutun içini dışını
embriyo halini görmek
beni çok mutlu etti.Hazırlanan ödevlerimin bir faydası da
öğrenmek öyleyse bu dünyada en güzel şeylerden biridir
öğrenmek. 45adet çizim daha yapacağım hatta az sonra
ütopya,ütopik bir resim çizeceğim acaba hayallerimizin
yok olduğu bu ülkede cumhuriyet fazilettir resmi çizsem çok mu
ütopik kaçar diye düşünmekteyim...
Ben bunları düşünüyorken dünyanın bir ucunda evrenin bebeklik
halini bizlere gösteren bu insanlara da
imrenmekten başka ne yapabilirim ki.
http://hubblesite.org/
keyifli yazılarla görüşmek dileğiyle...