19 Kasım 2009 Perşembe

Tartüf Tiyatro


Yıl 2009-2010 uzay çağı,internet çağı,bilim çağı...
17 kasım 2009 internete her zamanki gibi haber yağıyor.
Birine gözüm takılıyor.
Adana'da
"Öldüm dirildim" diyen hoca mahallenin kızlarına
tecavüz ediyor. Göstermelik bir iş yeri açan adam
maddi manevi sömürüyor..Detaylarına girmeyelim
vay salaklar diyoruz ama bir taraftan da yuh halamı
inanıyorsunuz demekten geri duramıyorum(Z)...
Tamda 17 si akşamı izlediğimiz tiyatronun
konusu bu idi..Gözümün habere takılmasının sebebi de bu.
Tiyatro biletlerimi alırkan, sıralamam şöyledir
kimin yazdığına, kimin oynadığına, konusuna, tarih ve saatine
bakar bileti alır ya da almam...

Molier' in eserini Nazım Hikmet uyarlıyor.
dramaturji uyumuna özen gösterirken olayın seyrini
biraz değiştiriyor Nazım.
Aslında bize daha uygun hale getiriyor.
Komedi ile dram arasındaki bir çizgide gidip geliyor
eser.

ortak noktaları iki yüzlülükleri,
kendi çıkarlarını korumaları,
zekaları, insanları etkilemeyi iyi bilmeleridir.
insanları sürekli pohpohlayarak, onun aptallığını egosunu çıkarları
için en iyi şekilde kullanmaktır
birde tartüfleri kullanan tartuffe ler var. Tartuffe dini söylemleri kullanır..
yeni yöntemlerden, teknolojik aletlerden, şantaj yapmaktan, politik söylemlerden yararlanır.
Bunların yanında rüşvet vermek,
armağanlar ile göz boyamak, yerine getirilmeyecek sözler vermek vb durumlar sayılabilir. İşte insanların zaaflarından faydalanan uyanıklar.

Nefis bir konu değil mi?
İyi bin oyuncu,iyi dekor ve iyi kostümle
harikalar yaratılabilir...Çift zamanlı güldürü ve tam eleştri.

Tiyatroda 15. yılını kutlayan maskara tiyatrosu da
bu oyunla hem sanat yönetmeninin hem de tiyatronun
kuruluşunu kutlamak istemişler.

Fakat, okul tiyatroları ya da anasınıfı gösterileri
bile daha kaliteli kostümle yapılıyor..
daha çok dekor kullanılıyor.
Düşünün ki normal pantolonları kesip lastik geçirerek
kraliyet bermudaları yapmışlar
50 li yaşlarında ki adamcağızın ağ yeri yırtılıp
beyaz çamaşırı ortaya çıkınca içiniz cız etmeye başlıyor.
normal ayakkabıların üzerine kırmızı kurdelayı
silikonlamışlar..(Derya Baykal işi)
Bütün kostümler ütüsüz ve kızların
tuvaletleri naylon şifondan ama;
Sanırım Nazım bu oyunu izlese.
İçimi acıtır sanatta ki yerin
sormayın dostlar yaram pek derin
uzatmayın oyunu;
ağlatmayın koyunu.
kurutmayın oyunculuğun soyunu.
Çıkartmayın oyunun............

derdi ama nazım benim gibi kafiye yapmazdı:))
Biz de ikinci perdeyi izlemeden ilk defa bir oyundan
ayrıldık...


Tartuffe:Dindarlık taslayan kimse

15 Kasım 2009 Pazar

Pazar günkü cinayet


Kaliteli müzik zevki olan,
mucit bir eş nasıl olurda karısı
tarafından bir cinayetin zanlısı olarak
gösterilmek istenir...
Bir anda pasif bir adamken kahraman ilan edilir.
Nihayetinde katil olmadığı anlaşılır,
ama kadın 180 derece dönüşle kocasına saygısını
yeniden yitirir.Oysa onu bekleyen sondan habersizdir.
Bu pohpohlanma ve düzenin içinde kendini James Bond
zannetmeye başlayan adam karısını öldürür ve
oyun biter.Üçüncü sayfa haberleri aslında bu tür
malzemeler,bu tür hayatlarla dolu..
Oyundan sonra, bir hırsla kocasına araba aldırtan
kadından ne farkı var diye düşündüm.

Ağzımızda yarım bir tad bıraktı oyun.
Daha daha iyi kurgulanabilirdi.
Hadi boş oturmayalım da şunuda oynayalım
aradan kalksın hesabı gibiydi.Günceldi ama
çağdaş komedi denmemeliydi.

Kibarlık budalası gibi bir eserden sonra
Haldun Dormen'e bu oyun gitmemişti.
1945 doğumlu, Deniz Gökçer oyunu tek başına sırtlanmıştı.
Aman efenim kadıncağızdan asalet akıyor,
tevekkeli Devlet sanatçısı Cüneyt Gökçer, tiyatro
sanatçısı Meliha Gökçer ve Ayten Gökçer'in üvey kızıymış:)

Bu bile önemli değil mi ?
Buralar işin dedikodusu,
1944 doğumlu,Deniz Türkali
beni başka yerlere götürdü...
Doğrusu ondan çok ,Babası Vedat Türkali'nin
18 yaşımda okuduğum ve beni çok etkileyen
kitabı Bir Gün Tek Başına isimli
Türk klasiği kitabıyla yüzleştim yeniden..
Eski bir dostun kokusu gibiydi hatırlattıkları bana,

Kocası Atıf Yılmaz ve Ah Belinda

sonra dedim ki bir izler bırakmalı insan
bir ses, bir ışık ve bir umut bırakmalı insan.
Kocaman yüreklere sığmalı yaşam.

14 Kasım 2009 Cumartesi

2 Temmuz Genco Erkal


Merhabalar,,
Yoğun bir gündü. Gece uyumakta zorlandım.Sürekli
kopya çekerken yakalanıyordum.
Kabus gördüm ama ilginç olan
kopya hazırlamamış olmam:)
Niyetlenmedim mi?Kesinlikle hayır..

Genco Erkal'ın usta oyunculuğunu bu kez de
Sivas 93 isimli oyunda izleme şansı bulduk.
Ne balık hafızalıyız ama...
Saniye saniye anlatılınca, yaşanan ihmallere çok üzülüyor insan,
ve oyuna gitmeden önceki "mendil aldın mı"? beklentilerimize inat
tek bir göz yaşı dökmeden geldik evimize.
İşte,amaç acıtasyon değil, tamamen unutturmamak..Saygı ve
bir daha böyle olaylar istemeyenlere bir öğüt belki de.
Ne niyetteydiler ellerinde karanfillerle geldiler şehre

Oyunda bir oyuncumuz daha vardı tiyatrolarda
çok yıldızı parlamayanlardan daha çok dizilerden tanıdığım
Meral Çetinkaya, belki bir daha bloğuma yazma fırsatı olmaz diye
not düşmek istedim buraya

Çok iyi ama çok iyi bir oyunculuk sergiledi.....
Bizimkiler dizisinden sonra binbir gece masallarıyla
hafızalarımızda kaldı
1945 doğumlu sanatçıya kocaman bir alkış..

13 Kasım 2009 Cuma

Sır saklamak


Heyecan tavan yapmış durumda,
12 ders ten sınavım var yarın sabah
2 si olmak üzere,
tüm hafta boyunca her gün
sınavlara girip çıkacağım ama
5 tanede tiyatro biletim var. Hem de akşam saat 8'de
yani zaman nasıl yetecekte ben ezber yapıp
12 dersten sınavda başarılı olacağım bilemiyorum..

Sevgili Zeya'nın İçimdeki ''at şahlanınca'' benzetmesinden
çok etkilendiğimi söylemeliyim...
Aynen öyle olacak kocaman bir maşallah
sonra ya allah....
Çalışmadan başarı olmaz, olsada
sonu gelmez...

Aslında söylenecek söz çok ama
bugün size gençlerle ilgili bir şey
söylemek istiyorum.
Genç kızlarımız hiç laf tutamıyorlar
ağızlarında:)
cidden şaşırıyorum bu duruma,bir dakika önce
yaşanan bir olay olduysa bir başkasının ağzından
duyuyorsunuz...
bazen ya, Dilek abla diye; gelenler oluyor
hemen tecrübelerim devreye giriyor...
yaptığınız çok yanlış canım benim diyorum..
mümkünse dinlemeden mevzuyu kapatıyorum.

Eften püften ama büyürse sorun olur...
Bu bir huy diye düşünürüm. Sır saklayamayanlar
daha çok kendi sırlarından korkanlardır diye düşünürüm.

Kırsalın kırsal düşünceleri beni hep ürpertmiştir
öylede olmaya devam ediyor..
Bazen koca kadınlar yapıyor ama
tecrübeyle biraz daha dikkatli yapıyorlar galiba:)))

Perşembe akşam saatleri dersi kaynatmak
amaçlı öğretmenim bende çinko
eksikliği varmış diyen delikanlıya,
öğretmen et yiyormusun? Diye sordu.
Delikanlı
yutkunarak ve bir kaç saniye düşünerek
bulursam yiyorum dedi. Kısık bir sesle,
biraz mahçup ama çokça utanarak............
yüreğinizdeki sevgiler varolsun.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Bağırdın mı?


En son ne zaman bağırdığımı düşündüm?
Acaba hangi olaya ve kime bağırmıştım.
Kafamı epeyce zorlamam gerekecek.

Ben içinde bağıranlardan birisiyim...
Yüksek sese hiç tahammülüm yoktur.
Bağırana hiç hiç...
Bağırarak neyi halledebilirdim ki?
Ya halledemediklerim, bağırmadığım için olabilir mi?
Bardağı taşıran son damla ne?
Ben bu yazıyı neden yazıyorum...

Allah allah! durduk yere sinirimi bozacak bu yazı:))
kırmadan kırılmadan gittim ben:))
sevgiler

9 Kasım 2009 Pazartesi

Ayrılışının 71. yılı



Güneş batmakta... Ovada gecenin
gölgeleri büyür, büyür, sararır...
Ağaçlıklar, akar sular, bir serin
Rüzgâr ile dalgalanır, kararır.
Kuşlar ötmez, yuvalar boş... görünmez
Bir ışıltı uzaklarda, yazık ben
Öksüzüm, şimdi bu yolda giderken...
Gök bile yıldızlarına bürünmez.
Eski izler, çirkin, korkunç lekeler
Kılavuzluk eder.
Zavallı atım,
Şüphelenir bu gidişten ve kişner...
Gece gelir; ıssızlık sanki solur,
Ve ruhum uyur, uyanır, her adım,
Atımın nal sadası ninni olur...”

8 Kasım 2009 Pazar

Fosforlu Cevriye


1969 yılında Suat Derviş "Fosforlu Cevriye"romanını Şöyle imzalar Gülriz Sururi'ye:
"Sevgili ve büyük Gülriz Cezzar'a en derin sevinçle Fosforlusunu teslim eder"

O günden sonra hep aklındadır. Nihayet geçen yıl müzikalleştirir ve
Ankara Devlet Tiyatrosu işbirliğiyli hayat bulur..

1930 yıllarda geçen bu olay Galatanın en ünlü Fahişelerinin
yaşamlarını anlatmaktadır.Sinemada Türkan Sultan
devleştirmiştir Cevriyeyi...Cevriye hayatı çok sevmektedir
o nedenle yıldızların her birinin biz olduğumuza inanır ve kendi yıldızını
gökyüzüne çivilemek ister....

Her oyunda, her kitapta kısacası her solukta İstanbul'un
olmadığı an var mı ?
Ben bile baba tarafımın yedi göbek istanbul'lu olmasından kendim kendime
haz alırken İstanbul' u bir fiil yaşayan padişahlar nasıl gittiler bu dünyadan:)

Ağız tadıyla izlediğim, verilmek istenenin doğru anlatıldığı bir oyun
Şive yapabilen oyuncularla doluydu sahne
hepsini büyük bir hayranlıkla izledik. Doğrusu başrol oyuncusunu
ikinci plana atacak kadar büyük oynayanlar
vardı:)

Başrol oyuncusunun sesi çok güzeldi.Yakalarsanız izleyin...
Ben inanıyorum,
Tanrı oyuncuları,sanatçıları ayrı bir özenle yaratıyor.....
çikita muz söyleyenleri basın yaratıyor:)

7 Kasım 2009 Cumartesi

Cevizli tarçınlı ekmek


Ne güzel. ne gül seni sevmek ah ne güzel ne güzel.
Malzemeler
.400 gr un
.5 gr kuru maya
.240 gr ılık su
.8 gr tuz
.10 gr toz şeker
.40 gr margarin.
.0,5gr tarçın
.50 gr dövülmüş ceviz.

İşlem basamakları
Un ve kuru maya harmanlanıp bir kenara alınır.
Hamur yoğurma kabına ılık su ve şeker ilave edilir
şeker suya yedirildikten sonra oda sıcaklığındaki margarin ve un
karışımı özlenerek yoğrulur. Tarçın da yedirildikten sonra
kırık ceviz parçacıkları karıştırılır.
ılık bir ortamda mayalanma sağlanır.Hamur iki dk daha yoğrulur
maya kırma işlemi yapılır.20-25 dakika daha mayalandırılıp
arzu edilen şekil verilir.alt üst pembeleşinceye kadar pişirilir..
İşte Beslenme teknolojisi dersinde yaptığımızbir ekmek çeşidi..
bizim amacımız fizikokimyasal değişiklikleri incelemek.
bundan başka sade ve üzümlü ekmekde yaptık.
böyle bir ortamda açlıktan ölsem kimse bana bir şey yediremez
diyen ben bile tarçın ve cevizin kokusuna dayanamayarak
bir parça yedim..Nefis bir lezzetti.
Ölçüler konusu fazlasıyla komik ama
siz göz kararı da uygulayabilirsiniz gibi geliyor bana:)

5 Kasım 2009 Perşembe

Sokakta dans Okuduğum Kitaplar


Yapabileceğim çok şey var biliyorum.
Ama yapmak isteyipte yapamayacağım isteklerimde olmuyor değil
Allahtan dahice istekler değil bunlar:))

Bu yaz Kuruçeşme arenada çamlıca gazozun düzenlediği bir eğlenceye
katılmıştım.
Tıpkı oradaki gibi çok sevdiğim 1957 model chevrolet arabada
gezip, kloş eteğim paund papuçlarım(babet)
kocaman iri kemik gözlüklerimle, hayatın ritminde
dans etmek istiyorum.Sokakta dansedebilen insanlar istiyorum.
Sıyırmış olanlar değil, mutluluktan dans edenler istiyorum.
Bugün ben dans etmek istiyorum, hem de bedenime inat tüm
estetiğiyle........................
Not:

Dünkü kitapları okudum zaten arkadaşlar
ve sahibine dün akşam teslim bile ettim.

Bir dahinin güncesi:
Açıkça ifade etmeliyim ki güncel kitaplar kadar sade bir dile sahip değil
bence psikoloji sevenler için ya da biraz psikoloji bilenler için daha tad alınabilir bir kitap.
Eğer bir dahiyseniz elbette diğerlerinden farklı işleyecektir sisteminiz.
Bazen çok akıllıca bazen zır delice ama aptalca.Ya da kime göre.Ve bir dahiyseniz
estetikleriniz de bazen şarlatanlık bazen de tanrısallık boyutu olacaktır.
Hissettiklerini,yaşadıklarını günlüğüne aldığı bir kitap.

Kaplumbağa terbiyecisi:
Bu kitabı daha önce okumuştum. Hafif bir tekrar oldu benim için
Osman Hamdi Bey' in eseri Kaplumbağa terbiyecisinin yapılış
ya da yapanın öyküsü demek doğru olur.Tablo tartışmalı
olunca bundan iyi bir kitap çıkar diye düşünülmüş ve araştırılıp
yorumlanmış bir kitap.

Theo'ya mektuplar:
İntihar etmeden iki gün öncesine kadar,17 yıl boyunca Van Gogh'un kardeşine yazdığı mektuplar.Kısaca böyle anlatılıyor kitap
ama bulursanız en keyifle okuyacağınız kitapta bu.
İlginç .Zeytin ağaçlarındaki ışıltı beni çok etkiledi mesela.
Yalnızlık, karabasanlar,üzüntü,sanatın gücü ama yaratıcılıkla yaratılma
arasındaki sıkışmalar..
özel bir kitap....

Az sonra gümüşay'da kahvede olacağım Sonra gölbaşına gideceğim
6 ders saati beslenme teknolojisi dersi göreceğim.Üzümlü ekmek
yapacağım.Ordan Tiyatroya gideceğim(Fosforlu Cevriye)

ACTİON güzel şey..................
HAYAT SENİ SEVİYORUMMMMMMMMMMMMMMM

4 Kasım 2009 Çarşamba

Kitap



Kişinin iç dünyası ile köyün dış dünyası arasında ki bu güzel kitapları benimle paylaşan,
farklı seri ,farklı bir konu ararken önüme serilen eserler
beni mutlu etti.