12 Ocak 2009 Pazartesi

histanbul




Övül Avkıran ve Mustafa Avkıran, 1995 yılından beri politik tavırlarını, sanatsal seçimlerini, ürettikleri işlere taşıdılar. Kendilerini ulusal ve uluslararası platformda bağımsız yapıtlar üzerinden var etmeyi seçtiler. İçinde bulundukları zaman, çalıştıkları disiplinler arası platform, yaşadıkları toprak, o toprağın sosyo-politik olayları ve bunları anlatma ihtiyacından hareket ederek; göç, azınlık, kadın, öteki olmak gibi kavramları kendi kişilikleri üzerinden derinleştirdiler.

Her yeni proje ile kullandıkları dili, seçimlerini, bazen tüm üretim araçlarını yeniden gözden geçirerek sorguladılar. Seçtikleri fikrin, dilin ihtiyaçlarına göre kendi metinlerini oluşturdular, ya da oluşumuna aracılık ettiler. Dramaturgi, ışık, müzik, hareket anlayışını sorgulayıp, projenin hangi disiplinler ile ilişki kurabileceğini araştırdılar.

Ne söyledikleri , nasıl söyledikleri hep öncelikli oldu.

Yeni projeleri Histanbul'da, Kemal Gökhan Gürses'in aynı adlı çizgi romanından yola çıkarak besteci Evrim Demirel ile ortaklık kurdular. Bu işlerinde de farklı disiplinlerden yaratıcılarla bir araya geldiler.

Zemin etüdleri yapan mühendis Ali Bora’nın bir sokak arasında karşılaştığı kadının İstanbul mu, yoksa bir tahayyül mü olduğunu anlaması için yedi tepeyi dolaşması gerekiyor. Yedi meze tarifi, yedi şarkı, yedi episod, yedi animasyon... Şarkılar, şiirler hep İstanbul için söylenmiş ama, acaba hangi İstanbul için? Oyun, toprakları çiğnene çiğnene iğdiş edilmiş bir kentin karmaşasında depremin tedirginliğiyle ilerliyor.
......................
Öncelikle oyunun sıradışı anlatımı, karikatürün tiyatroyla uyumu
oyuncuların sahne kullanımı çok farklıydı..
Bazı oyuculara oynadıkları dizi karekteri çok
yapışıyor. Memolide öyle oldu malesef.
Fakat Roza Erdem'e bayıldım...4 şarkı söyledi
mükemmel bir ses..
İstanbul' a Hisli bir bakış yaptık...
İyi bir akşamdı....
İstanbul'la bir öyküsü olmayan var mı acaba?