26 Kasım 2008 Çarşamba

ya herro ya merro:))


Neyin nesiydi bu?
Önce çarşaf yoktu. Çarşaftan önce, çuha, sof, arkası ve yakası uzun, bol ve kloş, koyu renk, kırmızısı zenginlerin modası olan ferace vardı.
Lale Devri'nde eğlence aleminin gelişmesi, kadınların renk renk ferace, şemsiye ve eldivenle
gezmeye başlamaları değişimin başlangıcı oldu..
1725 yılında yaka büyüklüğü ve çevresine geçen şeritler için düzenlemeler getirildi.
1811 yılının sonlarında fermanlar çıkarıldı 1812'nin başlarında terzi dükkanlarının önüne bu fermanlar asıldı. Baba ve kocalar hapis ve dayakla cezalandırılacak diye hükümler getirildi.
Ancak saray kadınları öncülük etti ve Fransa'dan gelen kumaşlarla dikilen feraceler giyildi ve
bu modanın önünü alamadılar.
1870 yılında ferace için dirençler kırıldı ve tümden yasaklandı.
Tanzimattan sonra Çarşaf çıktı. Yatak çarşafı gibi tek parçaydı,etekleri kemere sokulur
şakaklardan iğnelenir, başa dallı yemeni örtülürdü.
Arabistan ve İran'dan Türkiyeye giren çarşaf Farsça (çader-şeb)Gece örtüsü anlamındadır.
halen İran' da resmi daireler dahil kadınların ev dışında lacivert ve siyah çarşaf giymeleri mecburdur. Avrupa ürettiği kumaşlardan (saten, tafta, vigoni, krepdöşin, ipek, pamuklu
yapılan çarşaflarıyla modaya yeniden girdi. 1889 da iyice yaygınlaştı.
Arka kümbetli dursun diye eteğin altına turnür denilen ufak yastık takılır,kaytanla bağlanırdı.
pamuktan göğüslükler dolar ya da içyeleklerine bezler tıkıştırırlardı.
II.Abdülhamid döneminde Şehzade Camii' inden bir mukabele çıkışı ekabirden birinin
kadınlarına yapılan sataşma büyüyünce, çarşafların boyu zaptiyece denetlenmeye başlanır.
Bir yandanda Abdülhamid'in erkekler çarşafla suikast düzenleyebilir diye korkutulduğu
dedikodular arasındadır. 1892'de çarşaf yasaklanır. Ancak bu yasak sadece saraya girilirken uygulanır. Sinekli bakkal' ın kahramanı Rabia' nın saraylı konağına girerken yeldirme ve başörtüsünü çıkardığını hatırlarsınız...
1900' lü yılların kadınları kat kat giyinmişler. Neredeyse sırtlarında bir gardırop gezdirmişler.
Kilolarının iki misli giysiler varmış üstlerinde.
Zamanla üstbaş hafiflemiş. Birmandan kombinezonlar revaç bulmuşve çarşaflar biraz daraltılmış.
Yıl 2008 olmuş. Kadının giysisi üzerinden hala ellerini çekmemiş insanlar.
Ne yaptılarsa kadınlar süsünden püsünden vazgeçmemişler. Son dönemde kapanan bir çok genç
kardeşimiz adeta defileden fırlamışcasına bir bakım, renklerde cıvıltı, gözlerde rimel topağı
kafada yumruk gibi tepelik ile bakılmaktan kendini ala koyamamışlar..
Kadınların sırtındaki yük hiç bitmek bilmemiş. Hep beğenilme ve kapanma arasında kalmışlar..
Bıraksalar doğruyu bulacakdı kadınlar. Nihayetinde hep tehdit altında yaşamışlar.
Üç beş kadın dışında, taa o günden bugüne kara çarşaf giyselerde kafaları kararmamış kadınların...Kullanılmışlar. Kullanılıyorlar.
Ulu önder ATATÜRK ' ün yolu daima aydınlıktı.
Karanlıkta kim kaldı?
Öyleyse kolkola girip kuyunun dibinden birilerini çıkarma çabası hepimizin olmalı
bir kez daha şans vermeliyiz. Dibindeki karanlığa. Unutmadan bununda bir oyun olduğunu..
Bu da benim çarşafımın içindeki düşünceler:)))