28 Kasım 2008 Cuma

Kuzguncuklu fazilet


Yılmaz Karakoyunlu "Kuzguncuklu Fazilet" oyununu
1940’ lı yıllarda Kuzguncuk’ da yaşayan halkın öyküsünden esinlenerek
yazmış.
Ordu Belediyesi’nin kurduğu Tiyatro
Kulübü de sahnelemiş. Oyuncular o kadar gönüllerini
koymuşlar ki, samimiyetleri oyunun tamamında
hissedildi. Umarım her belediye kendi belediyesi sınırları
içerisinde en az bir tane tiyatro salonu olması için çabalar.
Köy enstitülerinin ihtiyacı nasıl karşıladığı da bu durumlarda
ortaya çıkar…
Kuzguncuk İstanbul’ un en eski yerleşim yerlerinden
biriymiş. Değişik inanışları olan topluluklara ev sahipliği yapmış
son zamanlarda orda oturan halk sürekli kuzguncukta film ve dizi
çekilmesinden rahatsız bile oluyormuş.

Kuzgun, karakarganın mavimsi ve parlak olan bir cinsiymiş
o nedenle Kuzguna yavrusu şahin görünürmüş;))))

Kuzguncuk: Hapishane kapılarındaki demir kafesli pencere demekmiş.
İsmin oraya verilmiş olmasının nedeni hakkında bir çok rivayet olsa da
benim aklıma yatan olmamış.;)))
Fazilet, ailesi tarafından eğitimli yetiştirilir. Ancak eski saf memur tiplemelerinden
biriyle evlenir. Buna rağmen evde bir hizmetçileri vardır.Fazilet
mülkiyeli okumuş ama tipsiz bir delikanlıyı hizmetçisi ile evlendirir.
"olağanüstü savaş koşullarının yarattığı yüksek kârlılığı vergilemek"
üzere varlık vergisi çıkar.
Varlık vergisinin çıkması Fazilet gibi uyanığın işine yarar
düzeni bozanların başında gelir. Zenginlerin açıklarından faydalanıp
devlete vergi vermemelerini Mülkiyeli damat aracılığıyla sağlar.
Üzerine mallar edinir.….. Konu size de ne kadar tanıdık geldi dimi;)))
Aradan geçen 70 yılda hiçbir şey değişmez.
26 Kasım 2008, ANKARA

Kuzguncuk
Beykoz`da oturmalı
Beykoz`da çalışan adam.
Fakat Kuzguncuk şirin yerdir
ve gayet nefis yapar gül reçelini
pansiyoncu Madam
ve kızı Raşel...
Aynada bir kartpostal :
bir manzara Nis şehrinden.
İskemle, karyola, konsol... v Denize nazırdı pencereleri...
Güneşte tavana suların ışıltısı vurur,
karanlık şilepler geçerdi geceleri
insanı olduğu yerde
eli böğründe bırakarak...
Selim`in odası havadardı.
Kırmızı yazmalar kururdu yandaki boş arsada.
Sağda Cevdet Paşa yalısı.
Yalıda bir tavus kuşu
bir de Mebrure Hanım vardı.
Mebrure Hanım
tafta entariler giyerdi.
Çok ihtiyardı
ve mavi gözleri kördü.
Tentene işlerdi Mebrure Hanım.
Uyanır bir beyaz güle başlar,
uyurken dağıtırdı gülünü...
Merhum Cevdet Paşa yalısında
Mebrure Hanımı unutmuşlardı...
Beykoz`da oturmalı
Beykoz`da çalışan adam.
Fakat Kuzguncuk şirin yerdir
Ve kırmızı yazmalar kuruyan boş arsadan
dünyayı zapta gidecek olan
pulsuz balıklar gibi çıplak çocukların
her akşam dinlerdi çığlıklarını Selim...

Nazım Hikmet