Aman allahım!
William Shakespeare oyununun katlini izledim dün gece:(
Griptim,o nedenle mi keyif almadım diye düşündüm
Bu oyun özünde dünya tiyatro edebiyatında
en komikler arasında
Afişte görüldüğü üzre sahtekarlığa kaçılmış
Tamer Karadağlı adı üzerinden satış planlanmış.
Tamam da adınız çıktımı beklentilerinde artacağını
bilmek gerekir dimi:))Oyunun birinci perdesinde
Haluk tiplemesini birebir izledik o nedenle
Shakespeare oyunundan ziyade çocuklar duymasın
çekiminde gibiydik.
Dikilen kostümler
tasarım o kadar kötüydü ki..
İkinci perde de rol içinde rol vardı.
Kentten bir grup esnafın dük'ün düğününde tiyatro yapma çabası,
afişin
altındaki üç genç çok iyiydi.
Zaten sırtladılar ve götürdüler.Tamer Karadağlı'nın
ağzındaki sakız o yüzündeki sakil gülüş berbattı.
Bir tek,eşek rolünü güzel oynadı:)))
Fakat Ankara izleyicisinin sağduyusu geniştir
layıkınca alkışladılar....
Oyunun yönetmeni Hakan Altıner çok şaşırttı beni.
Şimdi bu oyun Devlet tiyatrosunda oynayacak
ve o disiplin içinde Tamer'de böyle bir oyun sergileyecek
en az üç sene oyun oynatmazlardı..
Disiplinin gözünü seveyim:))))
"Anılarınızla, anılarınızın değeriyle ve onları yüklediğiniz eşyalarla ilgili bir yazı"
İstediğinizce mimleyebilirsiniz beni.
Mim severim ben:))Leylakdalı beni, ben de Asis ve Gumusay'ı mimledim:)))
Bir yaz günü, büyük olasılıkla bir pazar günü, Susanoğlu'nun git git bitmez uzunluğunda ve bir türlü derinleşmeyen o güzelim denizinde
aile dostlarımızla beraber eğleniyorduk.Anneme tuvaletimin geldiğini
söyledim.
O kadar açılmışız ki,
su bir büyüğün gögüs hizasında.
Annem gözüne sabitlediği bir noktadan kıyıya doğru yürüdüğünü düşünürken
aslında ordan uzaklaştığımızı da fark ediyor.(Akıntı götürüyor)
Kıyıya yaklaşmamıza az kaldı,kucağıma gel dedi.
Annemin kucağına çıkmamdan bir iki saniye sonra
büyük okyanusun içinde bir yerde gibi derinlerdeydik
Dönüyorduk ve büyük bir şiddetle fırlatılıp yeniden içine
giriyorduk.
Bu fırlatma anından birinde annemin imdaaaaaaaattttt
sesini duyanlardan birisi de aile dostumuz Hasan abiymiş.
Çok şanslıydık o gün büyük bir yüzme kulübünün üyeleri de durumu fark ederek
bize doğru yüzüyorlarmış.
Ben kendimi 1.90 lık boyuyla ayaklarımı kocaman avuçlarıyla
sıkı sıkı kavramış,
tepe taklak tutarak, yuttuğum suları boşaltan Hasan abinin ellerinde buldum.
o günden sonra denize girmek istemedim..
Bu durumu fark eden Hasan abi,,
(Annem ve diğer çalışanlar gündüz işe gider akşam üzeri gelirler oralara
çocuklar ve çalışmayan hanımlar gündüz denizde olurduk)
bir ikna konuşmasında,bana ve diğer iki arkadaşıma
sizi işyerime götüreceğim dedi.
Akşamdan annemden izin alındı,
ertesi gün hayatımda ilk ve son kez Mersin Limanı'na geldik.
Uzaktan uzaktan gördüğüm o gemiler ne büyükmüş meğer,
İstanbul'da İzmir'de bindiklerime hiç benzemiyor...
Hadi bakalım şu gemiye çıkıyoruz dedi.
Ama geminin merdivenleri çok sallanıyor, iplerden tutunca daha da çok
sallanıyor.Hasan abinin yardımıyla çıktık.
Merdiven bittiğinde hayatımda gördüğüm en koyu tenli
insanla(zenci) ile karşılaştım:))
ürkekçe baktım gözlerine ve hasan abinin elini sıkıca kavradım.
Bu durumu gören, beyazlar içindeki kaptan ya da ne ise işi,
Ahçımız dedi,az sonra sizi pişirecek yamyam bu.
Gülümsedi.
Hele zenci gülümsediğinde daha çok korttum çünkü kocaman ve bembeyaz
dişlerini gördüm..İngilizce konuşuyorlardı muhtemel.
Bir kaç kat gezdik, resimde gördüğünüz beyaz alan gibi
bir yerde,artık konforlu bir evde gibiydik.
Beyazlı adamlar,zenciye anlamadığım bir dilde bir şeyler söyledi.
Az sonra büyük bir tepside, kocaman bardaklar içinde
Ananas suyu ve büyük büyük portakallı büsküviler geldi.
Biz çocuklar kikirdeşerek yedik içtik.
Tadını şu yaşta bile unutmadım.
Gözüm beyazlı adamla Hasan abinin elindeki fincana takıldı
üstündeki amblemi görmek için çabalıyordum.
İçmek istermisin? diye sordu.
Si içerim,fincanı göstererek, bu bardakta dedim.
Az sonra zenci getirdi.
Ben alamadım zencinin elinden,Hasan abi aldı ve bana verdi.
Kahveleri bitince bizi ufak bir gezintiye çıkardılar.
Geminin etrafı ne kadar büyük,gemi denizden ne kadar yüksekte.
Hasan abi, bu gemiyi nasıl taşıyor bu deniz? dedim.
Gülümsedi.
Ve hayatıma bir gemici düğümü attı.
Bu soruyu sormanı çok istedim.Bak bu gemiden burda ne kadar çok
var ve deniz hepsini taşıyor,
deniz seni ve anneni de taşır..
Biliyormusun? O gün balıkçılar balık tutmak için geceden
"Dinamit" atmışlar.
Anlamsızca baktım.
Gülümsedi.
Balıklar dinamitin sesinden korkuyorlar ve onların ağına doğru
kaçıyorlar,balıkçı amcalar senin korkacağını düşünmemişler.Dedi.
Yavaş yavaş inanmaya başladım ona.
Koskoca deniz,bu kadar gemiyi batırmayan deniz, bir beni, bir de
annemi mi batıracaktı.
Hem dinamitin açtığı deliği artık kapatmışlardı.
Çok inandım ona
Alasmaladık vakti geldiğinde, korkunç merdivenlerden
Hasan abinin yardımıyla indim.
Koşarcasına yetişti zenci,Hasan abiye
beni göstererek anlamadığım bir dilde eline bir şeyler verdi.
Hepimiz kocaman gemiye son kez döndük beyazlı adamlar el sallıyordu.
Biz de onlara el salladık..
Akşam üzeri Susanoğluna döndük.
Elindeki poşeti bana verdi.Bu senin.
İçinde iki paket büsküvi var onlarda Birgül ve Songül'ün
içinden çıkardım onlara verdim büsküvileri
hadi annen gelince gel yüzeceğiz hep beraber dedi.
Annemin gelmesini beklemeden açtım paketi
bir büsküvi ve az önce çok beğendiğim fincanı
bana vermişlerdi.
Sessizce çığlık attım.
Evimizdeki 40' a yakın fincan kolleksiyonuna
bir yenisi gelmişti.Hem de benim tarafımdan.
Mayomu giydim.Üstüme havlu elbisemi.
Koşarak çadırlarının kapısını çaldım
oynamaya başladık çocuklarla..
Annem geldiğinde,
denize bir daha hiç küsmemecesine girdim.
Ama en çok denizi, yüksek bir yerden izlemeyi sevdim..
Bir sonbahar günü,
bir bayram temizliği sırasında
fincanların hepsini leğene koyup mutfağa
götürmek isteyen Rezzan elinden hiç istemeden
bırakıverdi, ben sadece ikisini kurtarabildim...
gerisi annemin üzüntüyle ama sessizce süpürüp
çöpe yollamasıyla son buldu.
İşte kurtardığım o iki fincandan biri
Hasan abinin hatırasıydı,O benim hayatımı
kurtardı,ben de onun bana verdiği fincanın.
Şimdi ebedi hayatını yaşarken, belki bu yazıyla
onu gülümsettim...
Seni ve emanetini hiç unutmadım.
Bir varmış bir yokmuş oldu
daha çok yeni izlemiştik Leyla'nın Evi'nde
1979 doğumlu, gençliğin baharında en verimli çağında
öldüğü gün daha yeni bir araba almış kendine
herşeyin hayırlısı dedikleri bu işte...
Gumüşay,akşam saatlerinde ben okuldan
dönerken haber verdi bana..
Bir oyunda selam vermiştik ona neyseki çok alkış
hakketmişti,çok da alkışlamıştık...
Geleceğe dair çok önemli planları bir başka zamana kaldı
yolu açık olsun...
Ve twetter da en son paylaşımı
*bir trafik kazası sonucu ölmek. pardon kaza oldu.
* Verdiğim tüm sözleri geri alıyorum banane :)
* 'Yarın uyanırız' diye bile söz verme. Gün gelir, kalkamaz halde uyanamaz bedenin.
Yarabbim hep mi malum olur...
Allah hepimize hayırlı ömürler nasip etsin...
sevgiyle
Oyyyy!!!
Oyyyyyy!!!!
Oy anam oyyyyyyy!!!!
Ah!!!
Ah anam Ahhh!!!!
Bir çıtanın iki ucunda birine bağlanmış dengedir öğretmen.
Eğitimini yansıtması bakımından,iyisi kötüsü vardır elbet...
öğretmeyi öğrenmiş olmalı öğretmen
Öğretmenlerimizin çoğu aklımızda tutum,hal ve davranışlarıyla
kalmıştır.
Giyimi,konuşması,komik mi,sert mi,rahat mı?
Bir kelimeyle çok şey anlatan öğretmenler vardır,
iz bırakan öğretmenler.
Ama bunlar hayatın bir tek okul döneminde çıkmazlar karşımıza
Köylünün biri, gazete kağıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli
yanmış, "Alın bunu kendi içsin" diyerek Atatürk'e küfretmişti.
Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu
mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.
Etrafına verdiği bu ders kaç kitaptan anlatılabilirdi ki.
"Sigarayı dönem şartlarından" kabul ediyoruz:))
Yabancı dile verdiği önem en az Türk Diline verdiği değer kadar
önemliydi.Matematik öğretim hayatının en başarılı dersiydi.
yazdığı geometri terimlerini hala kullanıyoruz...
Cumhuriyetin erdemini öğreten, milletçe topyekün çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmayı hedefleyen ve bu hedefe ulaşmak için de
kararlılıkla yürüyen öğretmenlerimiz.
Kazanımlarımızdır öğretmen.
Öğretmen sadece aktarmaz
öğretmen yenilenerek öğretir....
En büyük eğitimci Mustafa Kemal ATATÜRK’e
duyduğum en büyük saygıyı derinden hissettim...
okulunu temsilen bugün Atatürk'ün huzurunda bulunacak oğluma
bırakabileceğim en büyük mirasa saygıyla
Bir sanat eserini; sadece kimin yaptığı değil, hangi koleksiyondan çıktığı da değerli kılar.
Ne anlamlı bir söz!
Ankara'da doğan Akçağlılar Paris'te yaşadığı 7 yıl içerisinde Cordon Bleu'da mutfak sanatı eğitimi aldı ve yüksek iktisat doktorasını tamamladı. Evet, 21 yıl sadece salata ile beslendi, kilo almamak için su bile içmekten sakındı ama mutfağa hep ilgi duydu. İstanbul'a döndükten sonra S Restaurant, S Cafe'yi açtı, Butterfly çikolata ve pastanelerini kurdu. Çikolata zinciri vardı oysa o çikolatanın tadını bile bilmiyordu. Trajediyle 51 yaşında son bulan Leyla Hanım'ın hayatı başarılarla olduğu kadar yaptığı sosyal sorumluluk projeleriyle de dolu. Kız kardeşi Tabori'nin anlattıklarına göre, Akçağlılar her sene yüksek sayıda okuttuğu öğrencilerle şahsen ilgileniyor, hepsinin derslerini takip ediyordu. Çocuk esirgeme kurumlarını ziyaret ediyor, çocukların güncel ihtiyaçlarını karşılıyordu. Bir yandan da Tekfen Holding toplantılarına katılıp, baba Necati Akçağlılar'la birlikte tüm iş seyahatlerine iştirak ediyordu. Ama zayıf bedeni 2008'e kadar dayanabildi. 2008'in Eylül ayında hayatını kaybetti.Şimdi tüm birikimleri müzayede de satılacak
çağdaş yaşama derneğine katkı olacak.
Gazetede okuyunca bu haberi çok üzüldüm
koleksiyoner olmak farklı bir bilinç ister,hep hayranlık duyarım..
Bir de üzerine bu kadar vericilik varken hiç yoktan
bir zayıf kalma çabasına girmek niye?
Böbrekler iflas ettiği bir noktada klimadan kaptığı bir
mikropla ölüyor bu hanımefendi...
...............................................
Komik
Mardin Belediye Meclisi, her yıl 21 Kasım'da kutlanan 'Mardin'in Kurtuluş Gününü', 'Mardin'in Onur Günü' olarak değiştirilmesini oy birliğiyle kabul
etti. çünkü;
Mardin hiç işgal edilmemişti:))
90 yıldır kutlanan Mardin'in kurtuluş günü artık kutlanmayacak..
Ay çok fena bir durum 90 yıldır kim bilir her yıl ne emek
verildi bugünün kutlamalarına:)))
......................................................
Fatihin üzerine bir de Fetih projesi gelecektir:)))
......................................................
Dertleşmek depresyona yol açıyor
bilinen ne varsa yanlışmış,
yani "Derdini söylemeyen derman buluyor":)))
önemli konu es geçmeyelim:))
yaşasın haklı çıktım:))
.......................................................
Kpss de şeffaf şişeyle suya izin çıkmış
yani (z)emaat cevapları suya okuyabilir:)))
Temiz ve bol kuru havanın burnuma verildiği
gecenin sabahından,merhaba!
Dediler ki bi alışırsan bir daha
evladın gibi ayıramayacaksın yanından...
Kabloların hepsi yeniden sarmaşınca bana
bir sinirdir kapladıysada beni
tanınmış olmanın verdiği mahcubiyetle anladım ki
onlarda düşünüp beni, yarım doz
hazırlamışlar kırmızı reçeteyle verilen enerjiyi:))
Direndim yine de direndim ama
düştüm ağlarına....
en kısa sürede dönecekler bana..
Günün sabahında evime geldim.
Efe'ye ben okudum o yazdı çirkin el
yazısını düzeltmeye çalışarak..
10 şairin hayatını yazarken baktı ki
ortak bir noktadır mapus..
Ohhooo!!
Şiir miir yazmam kardeşim
hepsini hapse atmışlar diyerek
gülümsetsede bizi,çok yerimizi acıttı,
bir çocuğun korkusu....
Bir kaç gün önceden randevulaşıp
saatinde hazır olduğumuz arkadaşım gümüşayla
karşılıklı çaylarımızı yudumlarken
İstanbul'un doyumsuz semtlerini, bu kez gezilip
görülmüş cadde sokak ve müzesini keyifle dinledim..
minik minik çekiştirdiysek de eşi dostu
sonucunu bağladığımız hep aynı yer olan
iyi niyeti bırakmadık elden ve dürüstlük
sanat ve kazanımlarımız, kazandı bugünü...
Not:İmza günleri
4 Aralık, Domuşuk Sevim
6 Aralık Esra Ceyhan
5 Aralık Ahmet Ümit imza günü nedeniyle
optimum ADA kitapevinde olacaklar
Benim Ahmet Ümit Hayranlığımı
bilenler bilir, en son çıkan kitabı da dahil olmak üzere
hepsi imzalı olmasına rağmen yine de gitmek istiyorum:)))
Diğer iki hanıma vaktim olmaz ama:))
Ahmet Ümit ve Kukla benim favorimdir..
Kukla'yı okudunuz mu??
T
ürkçe öğretmeni araştırma,yaratıcılık, inceleme performansını gözlemleme
Az mı oldu? Oldukça ayrıntı isteyen bir ödev vermiş..
günlerdir uğraşıyor, konusu barış şiirleri,şairleri ,antoloji kavramı,
duygu düşünce hepsi el yazısı görüntülü sunum vb..
Araştırırkende gördük ki mutluluk şiirleri hep azınlıkta kalmış
gurbet ve acı kokulu şiirlerin yanında.
Esas bu konuyu buraya yazma sebebime gelince;
Barış şiirleri yazınca gelen sayfalar!
antolojide kimin ünlü kimin ünsüz olduğunu anlamak
mümkün değil..
Ama blogcuda her salı bir şiir etkinliği düzenlenmiş:))
teşekkür için yazılan yazıdan yola çıkarak
kaç barış şiirine ulaştım bir bilseniz:))
2007'de yaptığımız bu etkinliğin bir gün karşıma
gereklilikle geleceğini tahmin bile etmek zor dimi.))
Süreyyam ve yolcununda emeği ve istekleri çoktu..
Burdan selam olsun onlarada:))
Yolcunun yazılardaki havasını hep leylakdalına
benzetiyorum..
ne çok insanla yazışıyor sonrada puf olup uçuyoruz
zamanla beraber, bir anıdır kalıyor internet günlüklerimiz.
En son gittiğim Tiyatro
Şair baba ve damdakiler
Ressam İbrahim Balaban ve Nazım Hikmet'in tanışmalarını
konu alan bu oyun özellikle kareografi açısından
çok güzeldi..
Nazım biraz geri plandaydı
gerçek hayatında da ürkek ve cılız bir sesi varmış
benim için ne kadar önemli iyi ki
tanımadan seviyorum,tanıyınca yerine oturamıyor
taşlar.
Tanımak, seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli
kıvamına geliyor bazen...
Sonra,
Prensesin uykusu
bir çağan ırmak klasiği
beğendim.
Duygu yüklüydü,inanmanın gücünü görmek
beni kamçıladı yeniden...
Oyuncular akıcı
ama Genco Erkal dev ya dev işte:))
tarifi kolay ama yaşanması güç duygular
gecikmemeliyim.
Az sonra oksijen aleti için hastanede yatmaya gideceğim..
sevgiler, nice bayramlarda yazmak,okumak dileğiyle...
Sınavın son günü, önde giden arabanın
üzerinde kalınca sarılmış bir şeyler var
nasıl dikkat çekiyor:))
bir türlü de yollarımız ayrılmıyor
kampüse girdim.
Yine aynı yoldayız
nihayet içinden inenler çok tanıdık geldi
Yanımdaki arkadaş, camı açarak ''ay sizi çok beğeniyoruz''
dedi fotoğraf da çektirmeyi ihmal etmedi
o yüzden montajlayarak koydum buraya..
Behzat Ç dizisi burnumun dibinde çekiliyormuş da haberim
yokmuş:))
okulumun hemen yanı alkol ve uyuşturucu tedavi merkezi
burda ne işi varsa??
aslında bizim orda ne işimiz varsa demek doğru
onlar oranın çok önceden sahibi:))
sınavdan sonra gittim şöyle bir bakındım
kostümcü,oyuncular orada seçilen hastalar
heyecanlıydı herkez.
izlemeye fırsatım olmayan bu diziyi
merakla izledim evelsigün)
güzel güzel de, dijitürk'de criminal izleyeniniz
varsa aradaki uçurumları fark edecektir
bi kere kesinlikle müzik olmuyor
kanınızı dondurmak değil adamların amacı
beyninizi harekete geçirmek
bizimkilerde ise korkutmak amaç..
Kanıt daha hoş yapıldı sanırım.
pazar günü Turgut Özakman Hocaya
kitap imzalatma heyecanlıydı:))
önümüzde bir kaç kişi daha var bakalım..
Bayramla aramız güzel
tam istediğim gibi dinlenerek geçiriyorum:))
yarın bi tiyatro bi de sinema planım var.
Efe biraz öksürüyor,şu an bisikletle
dolaşıyorlar.
Bu arada bayram mesajı yazdım bir çoğunuza
dalgınlığıma gelen olduysa affola
hani bütün sene görüşmeyip
sadece bayramda sevabına görüşmek gibi olmasın durum:))
sevgiler...
Ay ne kadar bize benziyorlar:))
çok çok neşeyle geçen güzel bir bayram diliyorum
kocaman sevgilerle kutluyor,
hepinizi yanaklarınızdan öpüyorum..