Bir çıtanın iki ucunda birine bağlanmış dengedir öğretmen. Eğitimini yansıtması bakımından,iyisi kötüsü vardır elbet... öğretmeyi öğrenmiş olmalı öğretmen Öğretmenlerimizin çoğu aklımızda tutum,hal ve davranışlarıyla kalmıştır. Giyimi,konuşması,komik mi,sert mi,rahat mı? Bir kelimeyle çok şey anlatan öğretmenler vardır, iz bırakan öğretmenler. Ama bunlar hayatın bir tek okul döneminde çıkmazlar karşımıza Köylünün biri, gazete kağıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli yanmış, "Alın bunu kendi içsin" diyerek Atatürk'e küfretmişti. Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi. Etrafına verdiği bu ders kaç kitaptan anlatılabilirdi ki. "Sigarayı dönem şartlarından" kabul ediyoruz:)) Yabancı dile verdiği önem en az Türk Diline verdiği değer kadar önemliydi.Matematik öğretim hayatının en başarılı dersiydi. yazdığı geometri terimlerini hala kullanıyoruz... Cumhuriyetin erdemini öğreten, milletçe topyekün çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmayı hedefleyen ve bu hedefe ulaşmak için de kararlılıkla yürüyen öğretmenlerimiz. Kazanımlarımızdır öğretmen. Öğretmen sadece aktarmaz öğretmen yenilenerek öğretir.... En büyük eğitimci Mustafa Kemal ATATÜRK’e duyduğum en büyük saygıyı derinden hissettim... okulunu temsilen bugün Atatürk'ün huzurunda bulunacak oğluma bırakabileceğim en büyük mirasa saygıyla
Bir sanat eserini; sadece kimin yaptığı değil, hangi koleksiyondan çıktığı da değerli kılar. Ne anlamlı bir söz! Ankara'da doğan Akçağlılar Paris'te yaşadığı 7 yıl içerisinde Cordon Bleu'da mutfak sanatı eğitimi aldı ve yüksek iktisat doktorasını tamamladı. Evet, 21 yıl sadece salata ile beslendi, kilo almamak için su bile içmekten sakındı ama mutfağa hep ilgi duydu. İstanbul'a döndükten sonra S Restaurant, S Cafe'yi açtı, Butterfly çikolata ve pastanelerini kurdu. Çikolata zinciri vardı oysa o çikolatanın tadını bile bilmiyordu. Trajediyle 51 yaşında son bulan Leyla Hanım'ın hayatı başarılarla olduğu kadar yaptığı sosyal sorumluluk projeleriyle de dolu. Kız kardeşi Tabori'nin anlattıklarına göre, Akçağlılar her sene yüksek sayıda okuttuğu öğrencilerle şahsen ilgileniyor, hepsinin derslerini takip ediyordu. Çocuk esirgeme kurumlarını ziyaret ediyor, çocukların güncel ihtiyaçlarını karşılıyordu. Bir yandan da Tekfen Holding toplantılarına katılıp, baba Necati Akçağlılar'la birlikte tüm iş seyahatlerine iştirak ediyordu. Ama zayıf bedeni 2008'e kadar dayanabildi. 2008'in Eylül ayında hayatını kaybetti.Şimdi tüm birikimleri müzayede de satılacak çağdaş yaşama derneğine katkı olacak. Gazetede okuyunca bu haberi çok üzüldüm koleksiyoner olmak farklı bir bilinç ister,hep hayranlık duyarım.. Bir de üzerine bu kadar vericilik varken hiç yoktan bir zayıf kalma çabasına girmek niye? Böbrekler iflas ettiği bir noktada klimadan kaptığı bir mikropla ölüyor bu hanımefendi... ............................................... Komik Mardin Belediye Meclisi, her yıl 21 Kasım'da kutlanan 'Mardin'in Kurtuluş Gününü', 'Mardin'in Onur Günü' olarak değiştirilmesini oy birliğiyle kabul etti. çünkü; Mardin hiç işgal edilmemişti:)) 90 yıldır kutlanan Mardin'in kurtuluş günü artık kutlanmayacak.. Ay çok fena bir durum 90 yıldır kim bilir her yıl ne emek verildi bugünün kutlamalarına:))) ...................................................... Fatihin üzerine bir de Fetih projesi gelecektir:))) ...................................................... Dertleşmek depresyona yol açıyor bilinen ne varsa yanlışmış, yani "Derdini söylemeyen derman buluyor":))) önemli konu es geçmeyelim:)) yaşasın haklı çıktım:)) ....................................................... Kpss de şeffaf şişeyle suya izin çıkmış yani (z)emaat cevapları suya okuyabilir:)))
Temiz ve bol kuru havanın burnuma verildiği gecenin sabahından,merhaba! Dediler ki bi alışırsan bir daha evladın gibi ayıramayacaksın yanından... Kabloların hepsi yeniden sarmaşınca bana bir sinirdir kapladıysada beni tanınmış olmanın verdiği mahcubiyetle anladım ki onlarda düşünüp beni, yarım doz hazırlamışlar kırmızı reçeteyle verilen enerjiyi:)) Direndim yine de direndim ama düştüm ağlarına.... en kısa sürede dönecekler bana.. Günün sabahında evime geldim. Efe'ye ben okudum o yazdı çirkin el yazısını düzeltmeye çalışarak.. 10 şairin hayatını yazarken baktı ki ortak bir noktadır mapus.. Ohhooo!! Şiir miir yazmam kardeşim hepsini hapse atmışlar diyerek gülümsetsede bizi,çok yerimizi acıttı, bir çocuğun korkusu.... Bir kaç gün önceden randevulaşıp saatinde hazır olduğumuz arkadaşım gümüşayla karşılıklı çaylarımızı yudumlarken İstanbul'un doyumsuz semtlerini, bu kez gezilip görülmüş cadde sokak ve müzesini keyifle dinledim.. minik minik çekiştirdiysek de eşi dostu sonucunu bağladığımız hep aynı yer olan iyi niyeti bırakmadık elden ve dürüstlük sanat ve kazanımlarımız, kazandı bugünü... Not:İmza günleri 4 Aralık, Domuşuk Sevim 6 Aralık Esra Ceyhan 5 Aralık Ahmet Ümit imza günü nedeniyle optimum ADA kitapevinde olacaklar Benim Ahmet Ümit Hayranlığımı bilenler bilir, en son çıkan kitabı da dahil olmak üzere hepsi imzalı olmasına rağmen yine de gitmek istiyorum:))) Diğer iki hanıma vaktim olmaz ama:)) Ahmet Ümit ve Kukla benim favorimdir.. Kukla'yı okudunuz mu??
Türkçe öğretmeni araştırma,yaratıcılık, inceleme performansını gözlemleme Az mı oldu? Oldukça ayrıntı isteyen bir ödev vermiş.. günlerdir uğraşıyor, konusu barış şiirleri,şairleri ,antoloji kavramı, duygu düşünce hepsi el yazısı görüntülü sunum vb.. Araştırırkende gördük ki mutluluk şiirleri hep azınlıkta kalmış gurbet ve acı kokulu şiirlerin yanında. Esas bu konuyu buraya yazma sebebime gelince; Barış şiirleri yazınca gelen sayfalar! antolojide kimin ünlü kimin ünsüz olduğunu anlamak mümkün değil.. Ama blogcuda her salı bir şiir etkinliği düzenlenmiş:)) teşekkür için yazılan yazıdan yola çıkarak kaç barış şiirine ulaştım bir bilseniz:)) 2007'de yaptığımız bu etkinliğin bir gün karşıma gereklilikle geleceğini tahmin bile etmek zor dimi.)) Süreyyam ve yolcununda emeği ve istekleri çoktu.. Burdan selam olsun onlarada:)) Yolcunun yazılardaki havasını hep leylakdalına benzetiyorum.. ne çok insanla yazışıyor sonrada puf olup uçuyoruz zamanla beraber, bir anıdır kalıyor internet günlüklerimiz. En son gittiğim Tiyatro Şair baba ve damdakiler Ressam İbrahim Balaban ve Nazım Hikmet'in tanışmalarını konu alan bu oyun özellikle kareografi açısından çok güzeldi.. Nazım biraz geri plandaydı gerçek hayatında da ürkek ve cılız bir sesi varmış benim için ne kadar önemli iyi ki tanımadan seviyorum,tanıyınca yerine oturamıyor taşlar. Tanımak, seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli kıvamına geliyor bazen... Sonra, Prensesin uykusu bir çağan ırmak klasiği beğendim. Duygu yüklüydü,inanmanın gücünü görmek beni kamçıladı yeniden... Oyuncular akıcı ama Genco Erkal dev ya dev işte:)) tarifi kolay ama yaşanması güç duygular gecikmemeliyim. Az sonra oksijen aleti için hastanede yatmaya gideceğim.. sevgiler, nice bayramlarda yazmak,okumak dileğiyle...
Sınavın son günü, önde giden arabanın üzerinde kalınca sarılmış bir şeyler var nasıl dikkat çekiyor:)) bir türlü de yollarımız ayrılmıyor kampüse girdim. Yine aynı yoldayız nihayet içinden inenler çok tanıdık geldi Yanımdaki arkadaş, camı açarak ''ay sizi çok beğeniyoruz'' dedi fotoğraf da çektirmeyi ihmal etmedi o yüzden montajlayarak koydum buraya.. Behzat Ç dizisi burnumun dibinde çekiliyormuş da haberim yokmuş:)) okulumun hemen yanı alkol ve uyuşturucu tedavi merkezi burda ne işi varsa?? aslında bizim orda ne işimiz varsa demek doğru onlar oranın çok önceden sahibi:)) sınavdan sonra gittim şöyle bir bakındım kostümcü,oyuncular orada seçilen hastalar heyecanlıydı herkez. izlemeye fırsatım olmayan bu diziyi merakla izledim evelsigün) güzel güzel de, dijitürk'de criminal izleyeniniz varsa aradaki uçurumları fark edecektir bi kere kesinlikle müzik olmuyor kanınızı dondurmak değil adamların amacı beyninizi harekete geçirmek bizimkilerde ise korkutmak amaç.. Kanıt daha hoş yapıldı sanırım. pazar günü Turgut Özakman Hocaya kitap imzalatma heyecanlıydı:)) önümüzde bir kaç kişi daha var bakalım.. Bayramla aramız güzel tam istediğim gibi dinlenerek geçiriyorum:)) yarın bi tiyatro bi de sinema planım var. Efe biraz öksürüyor,şu an bisikletle dolaşıyorlar. Bu arada bayram mesajı yazdım bir çoğunuza dalgınlığıma gelen olduysa affola hani bütün sene görüşmeyip sadece bayramda sevabına görüşmek gibi olmasın durum:)) sevgiler...
Merhabalar, ah nasıl mutlu bir akşam ve bir o kadar da buruk... canım ders çalışmak istiyor ama sınavlarım bugün bitti 11 dersten sınava girdim. grafik sanatlar uygulamalıydı diğerleri ezber ezberrr uyku ile olan problemime rağmen iyi çalıştım iyi notlarıda hakkettim... Lale ablanın mimini geciktirdiğim için özür zaten durum ortada ayrıca kaç kişiyiz:)) Ne demişler Sen Ben bide keloğlann yani okuyacak da belli yorumlayacak da:)) Öncelikle mimin şartlarını uygulamak üzere çalışma odamıza kütüphanemizin önüne gittim ama hangi kapağa hangi yöne gitsemde öyle gözümü kapatsam diye çok düşündüm 4000 e yaklaştığını bildiğimiz bu kitaplardan bana ait olanlardan bir bölüm de durdum diğer bölümdeki çokca kitabı ben okumadım okuduğu için sahibine sadece aşık oldum:)) gözlerimi açtığımda parmağımın ucundaydı eski günleri anımsayacağım sararmış sayfaları, özlemle karıştırdım. jean Philippe Toussaint Çeviren Mustafa Balel Kitabın adı:Banyo kitabın ilk sayfasını açtığımda 3 Kasım 1990 Şebnem yazıyor Kitabın konusuna dair hiç bir şey hatırlamıyorum.. ama Şebnem'e dair çok şey ,çok şey hatırlıyorum. Kıbrıs'tan gelmişti, Aslen, babası Kıbrıslı annesi İngilizdi. Babasının kaptan olması nedeniyle çok ülke gezmiş, çok sıradışı fikirleri olan,konuşunca etkileyen ingilizce ve kıbrıs şivesi karışımı bir aksanı olan çok zeki bir kızdı. Tatiller sonrası herkes,kolilerle annesinin böreklerini getirirken, O çok şık valızinden,paket paket confleks çıkarırdı. Düzenli sütünü içer sınavın en yoğun olduğu dönemde bile lenslerinin temizliğini saatlerce yapar, iki satırda olsa kitap okumadan uyumazdı. İçe içe bastığı minicik ayaklarıyla daima bir balerin edasıyla yürürdü kıvırcık dalgalı saçları,minicik bakımlı elleri siyah gözleri bol rimelli kirpikleri ile anımsıyorum ki o bir fettan güzeldi.Çoğu anadoludan gelen yurt kızlarının içinde Şebnem güne düşmüş çiğ tanesi gibi parlıyordu. Sebebini şimdi anladığım garip bir Ankara bilgisi vardı. Ankara'da beni bir gün kuaföre götürmüştü diyebilirim ki en güzel kesim ve permayı bana bu az buçuk dönme :)) kuaför yapmıştı.. Dönme olduğu için bir daha gitmeye cesaret edememiştim:) o yıllarda yani bundan 21-22 sene önce tuhaftı her şey ya da biz tuhafdık ona göre, Bu kitabı birbirimize hediye, faslında almıştık. Onun bildiği çok şık bir kafede vermiştik birbirimize tesadüf o ki. Kitabın 55.sayfası bir kafede geçiyor. Garson kız masanın başında bekliyordu. Sırf onun tepemde daha fazla beklemesini önlemek ve bir an önce uzaklaşmasını sağlamak amacıyla bir damblanş ısmarladım. Önümdeki damblanşın eriyişine bakıyordum.Sıcak çikolata tabakasının altında vanilyanın fark edilmeyecek bir biçimde eriyişini seyrediyordum.Daha kısa bir süre önce tamamen topak halindeyken,şimdi beyazlı,kahverengili akıntılar halinde ağır ağır ilerleyişine bakıyordum.Kıpırtısızca durmuş gözlerim tabağa dikili hareketsiz bakıyordum.Kıpırdamıyorum. Tüm gücümle hareketsizliği korumaya,onu alıkoymaya çalışıyordum.,Ancak hareketin gövdemde de aktığını bal gibi duyumsuyordum... ......... Bir yandan, okuyup bir yandan buraya yazarken damblanşın nasıl birşey olduğunu anlamasamda, hayal gücüm var olana yakın bir şeyler izlettirdi bana ve evimin salonunda bir camekanda duran küçük parfüm şişesi kolleksiyonumun arasındaki aşk bahçesi isimli parfümü bana hediye eden güzel dostum, şebnemi ve kitap gibi güzel bir dostu, kitap gibi bir arkadaşı bana hatırlattığı için mim fırsatını veren,lale ablaya sonsuz teşekkürler ediyorum. iz bırakan insanlara,güzel arkadaşlıklara ve hep güzele sebep olan kitaplara bol okumalı bol dinlenceli bol seyirli günler... iyi bayramlar...
Sergeyeviç Puşkin in ünlü eserinden Alexander Slavutski tarafından fantasi türünde tiyatroya uyarlanmıştır. Genç subay Germann yaşlı Kontes Anna Fedotovna nın tuhaf bir sırra sahip olduğunu tesadüfen öğrenir. Kontes, kazanan üç kağıdı üst üste çekebilmektedir. Bu ilginç durum genç subayı müthiş bir şekilde etkiler. Germann, ne olursa olsun yaşlı Kontes in sırrını öğrenmeye karar verir. Eve sızmak amacıyla Liza - yaşlı Kontes in zavallı evlatlığı - ile aşk yaşamaya başlar. Ama kader, kendi yolunu çizmektedir." Ama ne tiyatroymuş,görevli kız elimize harika bir broşür tutturunca ağzımızın suları akmaya başladı, üzerinde "oyun ara vermeden devam etmektedir" yazıyor Kaç saat sürüyor canım? dedim. Kocaman iki saat, eyvah dizim tutulabilir, totolarımız acıyabilir, ama biz bir tiyatro severiz iki saat su gibi de geçebilir. Kocaman simgeli maskeleriyle çıkan dansçı grup ve üzerlerindeki giysiler bizi etkiledi üç beş saniye sonra konuşmalar başladı nasıl kaba bir dil bu rusça birde türkçe üst yazıyı okumak için, kafamızı yukarı kaldırmaktan sahnede ki oyunu göremiyoruz. oyunun konusunu anlayınca yazıya bakmayı kestim. Duyguları bize geçmedi iki saat bitmek bilmedi. ara ara yaptıkları danslar iyiydi En eski oyuncularından 1952 doğumlu Svetlana Romanova en iyisiydi. Tataristan'ın 220 yıllık kaçalov tiyatrosuymuş. tataristanada bekliyorlarmış bizi hayatta gitmem:)) onlarda gelmesin:)) gelmişken bizim devlet tiyatrolarından bir ikisini izlesinlerde oyunculuk görsünler. Neden oyunun aralıksız olduğu belli kesin arada kaçan çok olurdu, zaten çıkışta konuşmaların çoğu bu yöndeydi. gümüşaycım buraya yani günlüğüme yazıyorum kutsama sahnesinde bir kutsanmamız eksikti o da oldu gecenin esprisiydi,ama yapacak çok iş var henüz aya çıkmadık:))) yarın sabah sınavım var ben gece gece puşkinin güzel eserinin katlini izliyorum:)) ah bir tiyatro sorsalar:)))