8 Kasım 2009 Pazar

Fosforlu Cevriye


1969 yılında Suat Derviş "Fosforlu Cevriye"romanını Şöyle imzalar Gülriz Sururi'ye:
"Sevgili ve büyük Gülriz Cezzar'a en derin sevinçle Fosforlusunu teslim eder"

O günden sonra hep aklındadır. Nihayet geçen yıl müzikalleştirir ve
Ankara Devlet Tiyatrosu işbirliğiyli hayat bulur..

1930 yıllarda geçen bu olay Galatanın en ünlü Fahişelerinin
yaşamlarını anlatmaktadır.Sinemada Türkan Sultan
devleştirmiştir Cevriyeyi...Cevriye hayatı çok sevmektedir
o nedenle yıldızların her birinin biz olduğumuza inanır ve kendi yıldızını
gökyüzüne çivilemek ister....

Her oyunda, her kitapta kısacası her solukta İstanbul'un
olmadığı an var mı ?
Ben bile baba tarafımın yedi göbek istanbul'lu olmasından kendim kendime
haz alırken İstanbul' u bir fiil yaşayan padişahlar nasıl gittiler bu dünyadan:)

Ağız tadıyla izlediğim, verilmek istenenin doğru anlatıldığı bir oyun
Şive yapabilen oyuncularla doluydu sahne
hepsini büyük bir hayranlıkla izledik. Doğrusu başrol oyuncusunu
ikinci plana atacak kadar büyük oynayanlar
vardı:)

Başrol oyuncusunun sesi çok güzeldi.Yakalarsanız izleyin...
Ben inanıyorum,
Tanrı oyuncuları,sanatçıları ayrı bir özenle yaratıyor.....
çikita muz söyleyenleri basın yaratıyor:)

7 Kasım 2009 Cumartesi

Cevizli tarçınlı ekmek


Ne güzel. ne gül seni sevmek ah ne güzel ne güzel.
Malzemeler
.400 gr un
.5 gr kuru maya
.240 gr ılık su
.8 gr tuz
.10 gr toz şeker
.40 gr margarin.
.0,5gr tarçın
.50 gr dövülmüş ceviz.

İşlem basamakları
Un ve kuru maya harmanlanıp bir kenara alınır.
Hamur yoğurma kabına ılık su ve şeker ilave edilir
şeker suya yedirildikten sonra oda sıcaklığındaki margarin ve un
karışımı özlenerek yoğrulur. Tarçın da yedirildikten sonra
kırık ceviz parçacıkları karıştırılır.
ılık bir ortamda mayalanma sağlanır.Hamur iki dk daha yoğrulur
maya kırma işlemi yapılır.20-25 dakika daha mayalandırılıp
arzu edilen şekil verilir.alt üst pembeleşinceye kadar pişirilir..
İşte Beslenme teknolojisi dersinde yaptığımızbir ekmek çeşidi..
bizim amacımız fizikokimyasal değişiklikleri incelemek.
bundan başka sade ve üzümlü ekmekde yaptık.
böyle bir ortamda açlıktan ölsem kimse bana bir şey yediremez
diyen ben bile tarçın ve cevizin kokusuna dayanamayarak
bir parça yedim..Nefis bir lezzetti.
Ölçüler konusu fazlasıyla komik ama
siz göz kararı da uygulayabilirsiniz gibi geliyor bana:)

5 Kasım 2009 Perşembe

Sokakta dans Okuduğum Kitaplar


Yapabileceğim çok şey var biliyorum.
Ama yapmak isteyipte yapamayacağım isteklerimde olmuyor değil
Allahtan dahice istekler değil bunlar:))

Bu yaz Kuruçeşme arenada çamlıca gazozun düzenlediği bir eğlenceye
katılmıştım.
Tıpkı oradaki gibi çok sevdiğim 1957 model chevrolet arabada
gezip, kloş eteğim paund papuçlarım(babet)
kocaman iri kemik gözlüklerimle, hayatın ritminde
dans etmek istiyorum.Sokakta dansedebilen insanlar istiyorum.
Sıyırmış olanlar değil, mutluluktan dans edenler istiyorum.
Bugün ben dans etmek istiyorum, hem de bedenime inat tüm
estetiğiyle........................
Not:

Dünkü kitapları okudum zaten arkadaşlar
ve sahibine dün akşam teslim bile ettim.

Bir dahinin güncesi:
Açıkça ifade etmeliyim ki güncel kitaplar kadar sade bir dile sahip değil
bence psikoloji sevenler için ya da biraz psikoloji bilenler için daha tad alınabilir bir kitap.
Eğer bir dahiyseniz elbette diğerlerinden farklı işleyecektir sisteminiz.
Bazen çok akıllıca bazen zır delice ama aptalca.Ya da kime göre.Ve bir dahiyseniz
estetikleriniz de bazen şarlatanlık bazen de tanrısallık boyutu olacaktır.
Hissettiklerini,yaşadıklarını günlüğüne aldığı bir kitap.

Kaplumbağa terbiyecisi:
Bu kitabı daha önce okumuştum. Hafif bir tekrar oldu benim için
Osman Hamdi Bey' in eseri Kaplumbağa terbiyecisinin yapılış
ya da yapanın öyküsü demek doğru olur.Tablo tartışmalı
olunca bundan iyi bir kitap çıkar diye düşünülmüş ve araştırılıp
yorumlanmış bir kitap.

Theo'ya mektuplar:
İntihar etmeden iki gün öncesine kadar,17 yıl boyunca Van Gogh'un kardeşine yazdığı mektuplar.Kısaca böyle anlatılıyor kitap
ama bulursanız en keyifle okuyacağınız kitapta bu.
İlginç .Zeytin ağaçlarındaki ışıltı beni çok etkiledi mesela.
Yalnızlık, karabasanlar,üzüntü,sanatın gücü ama yaratıcılıkla yaratılma
arasındaki sıkışmalar..
özel bir kitap....

Az sonra gümüşay'da kahvede olacağım Sonra gölbaşına gideceğim
6 ders saati beslenme teknolojisi dersi göreceğim.Üzümlü ekmek
yapacağım.Ordan Tiyatroya gideceğim(Fosforlu Cevriye)

ACTİON güzel şey..................
HAYAT SENİ SEVİYORUMMMMMMMMMMMMMMM

4 Kasım 2009 Çarşamba

Kitap



Kişinin iç dünyası ile köyün dış dünyası arasında ki bu güzel kitapları benimle paylaşan,
farklı seri ,farklı bir konu ararken önüme serilen eserler
beni mutlu etti. 

2 Kasım 2009 Pazartesi

Seninle yaşamak


Bana, anne olma duygusunu tattıran yüce rabbime şükürler olsun.
Bir tanem doğum günün kutlu olsun.

1 Kasım 2009 Pazar

Bana ne gerek sütlü börek Lüküs Hayat


Mutlaka izlenmesi gereken oyunlar vardır, dile kolay
26 yıldır kulağımıza misafirdir
Lüküs Hayat.

Gözüm Suna Pekuysal'ı aramadı dersem yalan olur.
Onun sesinin tonu, kulağımda çınlamadı dersem yalan olur..
Uzun yıllardır görmek isteyipte göremediğim bir dostu,
sarmalar gibiydim dün akşam.
Sevdiğimiz her güzel insandan bir tutam tuz var oyunda,
Cemal Reşit Rey, Haldun Dormen, Nazım Hikmet, Vasvi Rıza Zobu, Hazım Körmükçü,
Bedia Muvahhit, Esin Engin, Suna Pekuysal ve Zihni Göktay.
Zihni Göktay son dönemlerde dizilerin olmazsa olmazı oldu.
Çocukların aklında Cennet Mahallesi'nin Gotingenli Ethem'i
olarak kalsada, 1946 doğumlu Zihni Göktay Lüküs Hayat'da
Kadırgalı Rıza rolüyle mesleğinin doruğunu yaşıyor, yaşatıyor.
Haldun Dormen önceleri Göktay'ın yaptığı doğaçlamalara
kızıyor. Yapmamasını istiyor, ancak Zihni Göktay
bugün dahi savunuyor ki benim doğaçlamalarım olmasa
Lüküs Hayat Lüküs Hayat olmazdı diye. Evet
haklılık payı yok değil en çok alkışı o alıyor
özellikle yaptığı doğaçlamalar samimi geliyor insanlara.

Hanım gider sen gidersin
Gündüzleri çaydan çaya
Gece olur,davetlisin,
Ya dine'ye ya baloya!
Burada geçen ''Dine'' ne demek ? Onu merak ettim.
Efenim dine; içkili ziyafet anlamına geliyormuş.
Bana ne gerek sütlü börek:)

Oyunda,klarnetçiye takılıyor Göktay
Oğlu olduğunu bilmiyor izleyici ama başka kim bu kadar
sıcak bakar ki klarnetçiye...

28 Ekim 2009 Çarşamba

86.yılında


Harabeye dönmüş bir imparatorluğun küllerinden kurulan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk ulusuna armağan ettiği Türkiye Cumhuriyeti' nin 86. yılı
Kutlu olsun.

Mustafa Kemal Atatürk ve Tüm silah arkadaşlarının ve dağlarda vatanı için şehit olmuş evlatlarımızın ruhu şad olsun.
Ve bugün dağlarda bekleyen Mehmetçiklerimize,Cumhuriyeti yol etmiş Türk ulusunun
bireylerine selam olsun..

Sevgili arkadaşlar,
geçenlerde bloglar arasında gezinirken zaman zaman okuduğum
sarhoş balık ve topal martı isimli blogcu arkadaşımıza uğradım.
Bugüne kadar kendisine hiç yorum bırakmadığım için bu konuda da
yorum yazmadım.Blog adımıda henüz vermedim.
Bazı bloglarda yazılarımız özet olarak verildiği için,
bu önemli konuyu tek başına yazmadım.
Ama verdiği mail adresinden ulaştım..

Uzun süredir tayin bekliyordu.Nihayetinde İstanbul'a tayini çıktı.
Funda hanım İstanbul'un göbeğinde Ana sınıfı öğretmenliği yapmaya
başladı.Ya da yapamıyor mu demek lazım.Ciddi anlamda malzeme sıkıntısı
çekiyor. Ana sınıfındaki öğrencileri, kullanılmış kitap, oyuncak, oyun hamuru,Cd gibi malzemelere ihtiyaç duyuyor. Son iki yazısından önceki yazılarını okumanızı çok arzu ederim.
Şimşeği allah çaktırır yağmuru peygamber yağdırır diyen çocuğa ne söylesem bilemiyorum.Yağmur bak bugün benim gözlerimde diyemiyorum........
İşte bu söz bir öğretmenin ağzından,Cumhuriyetin 86. yılında devleti hortumlamışlara armağan olsun.
Ha; bir de doğu batı diye bu ülkeden bir haber yaşayanlara!!

26 Ekim 2009 Pazartesi

Maskeliler Tiyatro Levent Üzümcü


Orta Doğu 'nun hesaplarının döküldüğü yerdir Filistin.
Bu oyunda da filistinli üç kardeş dökülmüş gözler önüne ancak
şapkayı şöyle bir önünüze koyarsanız.
hesaplaşmalarda kardeşi kardeşe düşman eden
oyunların hep var olduğunu görüyoruz..

"Onların diz boyu bir çocuğun baş hizasıdır"
vurgusundan da anlaşılacağı üzere çocuklar öne atılmış.
bir kardeşe vaatler sunulmuş. Kardeş kardeşi satmış
en sonunda da vurmuş.Elde var sıfır.
Maskelerini takmış insanlar arasında kimin neci olduğunu
bilmeden yaşamaktayız...Maskeliler isimli oyun
bizde tuhaf bir hüzün bıraktı.

Grip bendenizi pek korkuttuğu için çantamda bir dezenfektan ve
maske ile gittim oyuna.
Ne de iyi etmişim.Işıklar kapanır kapanmaz tıksırmalar,
öksürükler başladı. Çantamdan hızla çıkarıp taktım maskemi.
((Ne zaman maskelilere hastalıklıymış gibi bakmaktan vazgeçeceğiz?))
Gümüşay ve Ferda çok güldüler tabi bende..Ama
Gümüşayın önünde küçük bir kız çocuğu gripti.
arkadaki adamcağızda oyun sonuna kadar burnunu çekti.
Bizim kızlar huylandı. Bence güldüklerine çok pişman oldular:))
Oyun tek perdeydi.
Çalan telefon sahibinin çantada telefonunu bulamaması,aynı kadının sürekli sakız veya şekerleme çıkarması ve bu kadının gümüşayın tam yanında oturması
ve grip mücadelesi nedeniyle dikkatimizi toplamamız zor oldu.
Levent Üzümcü, sakallarından ötürü çirkin ama oyunculuğu çok güzeldi.
Avrupa yakasından en ufak bir esinti yoktu...Bu arada sakalı Abimm isimli film
için bırakmış..
Sevgilerrrrrrrr

23 Ekim 2009 Cuma

Mavi göz



Güzel bir hafta sonu olsun,
biraz sakin, bol dezenfekteli,
hafif neşeli ama sağlık dolu olsun.

Geçtiğimiz hafta beni en şaşırtan haber
tüm mavi gözlülerin kökeninin Karadeniz
olduğunun açıklanmasıydı.

Human Genetics dergisinde yayınlanan araştırma, OCA2 olarak adlandırılan bir gende meydana gelen mutasyonun yaklaşık 8,000 yıl önce Karadeniz'in Kuzey Doğu kıyılarına yakın bir yerde gerçekleştiğini gösteriyormuş.

20 Ekim 2009 Salı

bulogurlu köyüne hoşgeldiniz


Bu zayıf kollar bana ait değil haberiniz ola.

Bir bu eksikti buda girdi hayatıma:))
Tekstil teknolojisi dersi görmeye
başlayınca dokuma tezgahıylada tanışmış oldum.
4,buçuk saatte 3 kişi 10 cm eninde çözgü hazırladık:))
haftaya da dokumaya başlayacağız..ikinci dönem
dokuma olmadığını duyunca çok sevindim.
saatlarce bebe yününü o küçücük delikten geçirme
çabam sonucunda uzun hayallere daldım..

Efenim tezgahımın başına oturmuş
tak tak tak tak sesleriyle eğleşiyorum
çok susadığımı fark edip eve doğru yürürken çeşmede sıra bekleyen
hatunları görüyorum. Bizim lalecik eline almış yünü eğiriyor bir
yandanda anlatıyor.

Etrafına toplanan köylünün kahkaha sesleri derenin kenarında
torunlarının miss gibi çamaşırını yıkayan asise kadar gidiyor..
Asis genetiğinde katkısıyla tokacına vururken alp dağları
için bestelenen karşı ki dağlar isimli türküyü söylüyor.

Köyün delikanlısı Maho ağa, köyün tek okumuş kızı Fatma'nın
peşinde dolanıyor...Mavi gözleri, sarı saçlarıyla kimselere
pas vermeyen fatoyu köyün öğretmeni Hamdiye Filiz hanım ikna ediyor.
Düğün hazırlıkları yapmaya başlayan
(bulogurlu) köylüleri tüm hazırlıkları tamamlıyor.

Vaktiyle köyden ayrılan büyük ağanın torunları düğün
için ta İtalya'dan geliyor. Güzeller güzeli
Zeya düğün hediyesi olarak getirdiği otomatik dokuma tezgahını
muhtarın evine bırakıyor.

Köy kahvesinde okey oynayan görümceler ekibi
büyük bir merakla muhtarın evine koşuyor..
Köyün muhtarının eşi gümüşay:)) Muhtar eşi olmasının
verdiği havayla burnundan kıl aldırmıyor..
Bir daha ki seçimleri düşünen muhtar, hanımını
çaktırmadan uyarıyor.

Davulla zurnanın sesi uzaktan hoşgeliyoooorrrrr
yavaş yavaş bulogurlu köyüne dökülen gençlerden biri
elindeki iguanayı kaçırıyor..Bu duruma üzülen köyün bilge kadını
L ale hatun göldeki balıklardan birini gence verip
iguana ile balık arasında bir fark olmadığına ikna ediyor...
Dokuma tezgahında fazlaca vakit geçirip yemeği, aşı unutan
bense  derin hayalden
uyanıp..Paşaların paşası Efeyi beşşiğinde uyutmaya gidiyorum.
ninniler söyleyeceğim elbet..
sonra sevdamı,alın yazımı dokuyacağım kilimin düşüyle uyuyacağım..
Yokk artıkkkkk:))))