21 Aralık 2010 Salı

Tamamlanan parçalar, Suavi


Çok güzel bir hafta olacağı, çok uzak diyarlardan gelen bir dost
telefonunudaki sıcaklıktan belliydi.
Pazartesi akşamı Suavi konseri vardı. Organizasyon için
telefonlaşamadık kızlarla, pazar gecesi aşure yaptım. Onları tek tek
kutulara doldurup süsleyip, pazartesi sabahı okuldaki arkadaşlarıma
götürdüm. Çoğu oruçlu olan arkadaşlarım saat 16.30 da okunan ezanla
yediler aşurelerini. Oruçlu olmayanlar zaten tadını çok beğendiklerini söylemişlerdi.
saat 17.15 de okuldan çıktım, çok yoruluyorum derslerim tüm gün olduğunda,
18.30 gibi evdeydim. 18.45 civarı gümüşay aradı. Üç dakikada organize olduk
hiç gidilmeyecekken 19.10 da buluştuk,bilet olmamasına rağmen
Suavi dinlemeye gittik.Saat sekize üç vardı kapıdaydık.
biletler alındı hem de ön sıralardan ve bizi ne beklediğini çok da bilmeden,
belki ömrüm boyunca unutamayacağım bir lezzet, farkındalık,
ayrıcalık, akıcı ,dinledirici , yüreklendirici bir konserin içinde 61 yaşındaki
bir delikanlının evinde ağırlanıyorduk.Tam üç buçuk saat ayakta
ve zaman zaman mikrofonsuz, söylediği parçalarla büyüledi bizi
sohbeti ve taklit başarısı, ironiler,
alkışlandığında bir çocuk havasına bürünen ifadesi, o gülümseme....

İyi ki varsın, iyi ki hayattayım ve iyi ki seni dinleme şansı buldum.
Ve elbette arkadaşlarım iyi ki varlar hadi dediğinde, hayde diyen
güzel dostlar.
Yaşamımı bir puzzle gibi görüyorum, her gün yeni bir parçası
ekleniyor,bir bütün oluşuncaya dek, her gün bir parçası veriliyor.
bazı günlerde ise o puzzle' ın yapıştırıcısı hediye ediliyor
işte suavi ile zaman bu kadar sağlamdı .Eğer dinleme şansı bulursanız
o konserini kaçırmamalısınız ki,hayatınızda bir şeyler eksik kalmasın.

14 Aralık 2010 Salı

Beceriler üzerine


Yap yapıştır, tak takıştır,
yaptığı her işi yakıştırabilenlerdense kişi
gayet yaratıcı ve zarif duruyor.
Kadınlarımızın, gerek mutfak, gerek el becerileri
bence tavan yapmış durumda...
Her yıl bir ürün moda oluyor, tığ ile yapılan,
şiş ile yapılan, makrome, hatırlarsınız pul ve teli bükerek
yapılan çiçekler hatta bunun boyutlarının bir metreyi bulanlarını
gördüm ben. Sonra ahşap boyama çıktı. O kadar kötü boyayanlar vardı ki
bunlardan biride sitemizde bulunan çarşılardan birinde iş yeri açan
bir hanımdı. Herhalde 5 sene önce filandı. Kötü boya kullanıyor
taklidinde taklidi çalışmalar yapıyor, neyse sonradan
tuhafiye ye döndürdü de gözümüz kurtuldu.
Hoş bu kez de neyi var neyi yok ortaya sepetlere dökmeye
başladı:)) Ruhu kalabalık bir kadın. İp alacağınızı söylerseniz
şiş verir, şiş alacağım derseniz dikiş iğnesi verir.
Dam der kapı der, sizin dediğinizi bir türlü anlamaz,
kendi satmak istediğine konuyu getirir, sizin de vaktiniz
yoksa bu saçmalıklara eyvallah der bir başka tuhafiyeye
gidersiniz. Uzunca bir süre mağzasına giren bir daha çıkmıyormuş
söz o ki önce kimse bunu anlamamışta, kulaktan kulağa duyulmuş
içerde bir arkadaşı fal bakıyormuş.
Uyanık falla herkesi mağazasına abone etmiş, arkadaş olmuş.
Şimdi sitemizde bıraksan muhtar olur .Ferda' nın kayınvalidesi
bile her geldiğinde uğrar dertleşirmiş onla :))
ya !"Sevinç teyzecim senin bu kadınla ne işin var diye sorulunca
safım demezmi ki, abdestli namazlı kadın o yüzden..
Dış görünüş hepimizi olduğu kadar, Sevinç teyzemide yanıltıyor.
Ben bu konuya nerden geldim,
bugüne kadar Türk bloglarının arasında gezdiğim,
en yaratıcı ve en hoş kaliteli bulduğum çalışmalar. Seveceksiniz eminim.
http://favoritehometovisit.blogspot.com/
kendi evi ve diğer çalışmalarına yazılarına göz atın lütfen
bu siteyi biliyorda olabilirsiniz ama bilmeyenlere tavsiye olsun.
bloğumuzun da vatandaşa faydası olsun.
Ece Aymer'in de ellerine sağlık.
bu siteden de arkadaşlarına tıklayın gerçekten zevkli seçimler göreceksiniz.
Bir de şu bloğa bakmanızı isterim.
hepsini, yaratıcılıklarını kutluyorum.

11 Aralık 2010 Cumartesi

Küflendirmeyelim


Biz horozların,türkülerine eğlenip duralım onlar,
arabesk dinleyerek mutlu oluyorlarmış..

Bir kümese girip sıcak ama gerçekten çok sicak
yumurtaları alıp hoplattığımızda 7-8 yaşlarındaydım.
Gezmeye gitmiştik, ev sahibinin izniyle
girmiştik kümese, tabi ben korkak olunca
tavuğu horozu, kümesin kenarına almışlardı.
Aman ne heyecanlanmıştım..Gerçi ilk domates, patlıcan
kabak karpuz tarlasına girdiğimde de uçmuştum sevinçten
Öğretmen çocuğu olmanın en güzel yıllarıydı o yıllar
kolunuza kim girecek, kim gezdirecek diye birbirine girerdi
çocuklar.
Öğretmenler hak ettikleri değeri yeniden görürler.
Hediye filan değil kastım .Öğretmenin anası babası olmak,
çoluğu çocuğu bile olmak saygı değerdi dimi..
Kaç kez anneme gelmiştir bu horozlardan kaç kez geri
göndermiştir, bir geldiğimizde yeriz inşallah diye.
Yeşilliğin ,sebzenin,meyvenin dolup taştığı çantalar
evimize girerken boşalırdı.
Eve bir bağ maydonoz,
bir kilo meyve ancak kalırdı.
Biz dağıtttıkça çoğalırdı haftaya yine dolardı.
Almazsanız da çok gücenirlerdi.O yıllarda
Onların en çok sevdiği somun ekmek, küp şeker,
sarı su (fanta) çay' da onlara gidilirken
götürdüklerimizdendi. Annemden para alır
bakkaldan oval bisküvi ile sade lokum
alırdım aman ne afiyetle yerdik çocuklarla....

Eski her gün kendini yeniliyor
Bugünle kendini dengeliyor..
hayat devam ediyor.
toprak altından, altın bulmuş kadar sevinmem de
bundan on yıl önce Nevşehir'de patates bulduğum andır:))
Eskiyi küflendirmeyelim.
Tiyatrosuz günlere serpiştirelim ki
dönüp bakınca yüzümüzü güldürelim.
Öyle bağıra çağıra anlatamayınca duygularımızı,
ayıp biliriz çünkü duyguları ortaya yaymayı.
bir çocuk gibi o günün masumiyetini,sıcaklığını
ve bir kümesten hoplatılan yumurtayı paylaşalım istedim..

kar helvası


Horozumu kaçırdılar
damdandama uçurdular
Suyuna da pilav pişirdiler
Bili gah bili gah bili bili gah gah
Küpeli horozum
Kar beyazım

Bir sabah kalktım
Avluya baktım
Aradım taradım bağırdım çağırdım
Bili gah bili gah bili bili gah gah
Küpeli horozum
Kar beyazım

Kanadı var kilim gibi
İbiği var elim gibi
Acısı var ölüm gibi
Bili gah bili gah bili bili gah gah
Küpeli horozum
Kar beyazım
X X X X X X X
Ankara karlar altına girmiş,
sabahın ilk neşesi,inanılan o ki tüm pisliklerin
üstü kapanmış.Salgın nezle ve grip mikrobu için
çok iyi olacak. Günlerdir gelmek için trafikte bekleyen
kar, hıncını fena almaz diye umuyorum.
"Kar ne kadar çok yağsa yaza kalmaz"
atasözümüzü de anımsayarak
nihayetinde sudan olup eriyeceğini,buralardan
vakti gelince gideceğini bilir.

Sabah camdan dışarı baktım
bir dede elinde bir horoz ya da tavuk, nasıl koşuyor,
arkasında da bir çocuk.
Hem gülme geldi hem bu şarkı dilime takıldı.
ay ne korkunç bir şarkı :)))

Büyüdüğüm şehirde sadece yaylalarda
kar olurdu.Şimdi o da yok.
temiz kovalarla getirdikleri karı, büyük tepsilere
yerleştirir üzerine pekmezi dökerler
ne güzel bir görüntüdür o.
ilk ikram edildiğinde biraz itiraz etmişte,
sonra tadına doyamamıştım.
Temmuz ağustos aylarında yediğim kar helvasının
lezzeti damağımda bu sabah.
Demek pekmezli bir kahvaltı hazırlamalıyım.
Bu kirli kara değil, tahine katık yapmalıyım.

9 Aralık 2010 Perşembe

Dayanç


Sohbet vardır, keskin bir kılıca benzer;
bostanı, ekini kış gibi kesip biçer.
Sohbet vardır, ilkbahar gibidir.
Her tarafı yapar, sayısız meyveler verir.
İhtiyat ve tedbir ona derler ki, "kötü zannı gideresin,
kaçıp kötülüklerden kurtulasın."
Hz.Mevlana

6 Aralık 2010 Pazartesi

BEKA


İçmeden sarhoşum,
duyguları ayıkınca yazarsın balkahve.
Saat:09:36
Çoktan ayıktım, yeni güne başladım.
Doyumsuz bir lezzet aldım. Akşam
Müşfik Kenter izleyeceğim diye çok heyecanlandım.
Sabah dokuz akşam beşe kadar okuldaydım.Bazı kızlara söyledim
kim abla dediler,
Diplomat Ahmet Naci Kenter ve Olga Cynthia'nın oğlu,Yıldız Kenter'in
kardeşi,Orhan Veli'nin sözcüsü Kadriye Kenter'in eşi
Ne değişir ki bunları söylesem
O kim demiyecekler mi?

Gümüşay ve kızı, Ferda ile oğlu, hep beraber gittik.
Benim oğlum da evde Orhan Veli şiirlerinden birini
resimlemek ve betimlemek ödevini yapıyordu
Tesadüf o ya öğretmeni bu güzel ödevi vermişti.
Müşfik kenter sahne aldığında,
bir de piyano gördük, bir ara şiirlerin sesini o kadar
bastırıyordu ki, çok kaygılandım.
Neyse, sesi ısındı biz zamana ısındık
güneş gibi yüzü ısıttı salonu, çıt çıkmadı salondan
kimse öksürmedi, kimse üf demedi.
Büyük isim, işinin erbabı olmak böyle bir şeydi.
şimdi doktora gitmek zorundayım dönünce yazarsın balkahve
Doktordan döndüm. 
Maskeyle rahat uyumuşsunuz o nedenle size maske
vereceğiz üç gün sonra gelin raporunuzu verelim dediler
bunu demek için benim ne kadar zamanımı yediler
oysa telefonda da söyleyebilirlerdi, üç gün sonra raporu almaya
gidebilirdim dimi.
Ferda da benle geldi, oralarda bir işi varmış
beraber Serender'de sahlep içtik ikişer tane de
minik kavrulmuş fındıklı kurabiye yedik nefisti.
acele acele döndük evimize..
Ev gezmesine nadir giden birisi olduğum anlaşılıyordur:))
Uzun zamandan sonra ev gezmesine gittim:)
Gümüşay'ın annesine, kendileri apartman komşumdur:))
gümüşayda geldi:)) aman efendim neler yapmamıştı ki
Peynirli su böreği(Erzurum usulü)
kete,poğaça,mercimekli köfte,sarımsaklı soslu patates
salata,v.s az yemek için çok gayret gösterdiysemde, sevgiyle
hazırlandığından lezzetleri ye beni diyordu.
evimdeyim.
...........
Nerde kalmışım?
Çok yaşlanmış Müşfik Hoca,sesi yaşlanmamış
78 yaşın ona armağanı olmalı, ayakta durmaya korkuyordu,
oturarak okudu ama
piyano neden var şimdi daha iyi anlıyorum.
bazı şiirleri çok sıradan, bazılarını ise
göklerde uçarak okuyordu.Ne de olsa o da
yaşanmışlıklarını buluyordu.
Bir daha nerde denk gelir nerde dinlerim bilmem de
iyi ki gittim iyi ki onu canlı canlı dinledim.

Evin kapısını açtığım da ödev bitirilmemiş hararetle
yapılmaya devam ediyorlardı, böyle ödevler bizi de heyecanlandırdığından
evin içine yayılan Orhan Veli'nin kendi sesinden şiir dinlemek
gecenin sürpriziydi .

Bir gün önce izlediğimiz Çelik Manolyalar
isimli oyunda evladını kaybeden psikolog annenin
mücadelesi ,eşi dostu ve küçük bir kasabadaki
birlik, boğazımızda düğümlenen sorular,
bir tuhaf burukluk ama komedi...
Nedim Saban televizyonda çok itici gelmesine rağmen
Tiyatro da harika işler çıkarıyor.Tiyatro Kare'ye
kocaman tebrikler. Kenterler çok yaşasın.

5 Aralık 2010 Pazar

Çardaş opera


Opera opera
var mı senden güzeli.
düz ve sıradan bir konuşmacıyı, bir eserde dinlerken
o kişi birden devleşiyor.
Dün akşam Viyana'daydım.Kast değişikliği olur mu
diye çok korktum ancak, bir önceki dünya da benim oğlum
olduğuna inandığım (Tenor) Murat Karahan:)) Edwin rolündeydi.
Çocuğun haberi yok ama ben onu çok anaç duygularla beğeniyorum.

Operat daha önce izlemeyenler ve yeni başlayanlar
için iyiydi ancak benim gibi biraz daha klasik opera sevenler
için hafifti.
Kalbin düzenli attığı saatleri seviyorum.
O düzen içinde Atatürk'ü daha çok seviyorum.
Sahne tasarımı özellikle giyside özgürlük heykeli
güzeldi, slwya kostümleri çok estetikti.
Halk ve aristokrat arasındaki çelişkilerden bahseden
oyun tür ve benzerlerine yakındı.
zaman zaman hatırlatmak lazım
seni seviyorum balkahve:)))

3 Aralık 2010 Cuma

Gereklilik



Taze taze,sıcacık,mis mis. 2761 sayfa
Kitap okumayı sevmeyen çocuklara ve kelime seven büyüklere.

Bir dostun gülü


Yine huzur doldu gönlüm bu gece.
Pir Sultan Abdal'ın şiirleri ile dize geldik.
Cem Özer, Melike Öcalan oyunun aslarıydı.
Cem Özer beklenenin dışında bir oyunculuk sergiledi.
Pir Sultan Abdal rolünün üstesinden gelmişti.
Bak su kışa, bak su güze
CiĞer kebap oldu köze
Muhammet'i bir top beze
Saran dünya değil misin?
Oyun bütünüyle seyirciyi içine alan,oyuncunun ve
seyircinin pür dikkat dinlemesi gereken,ibret dolu
sözler içeriyordu. Durum böyle olunca bu tiyatrodan
keyif alınmaz mı?
Oyun bitmesin istedik ,bitmesini istemediğimiz şey
büyük olasılıkla inançtı, güzele doğruya
ve mücadele ruhuna olan bağlılık bitmesin istedik.
Bozuk düzenin içinde, dönen çarkın içine girmek istemedik.
Eşin dostunu kandırmadığı o güzel rüyadan uyanmak
istemedik...
Oyun bitti alkışlar başladı tam da daha coşkuyla
alkışlanıyorlard ıki,
Cem Özer,
alkışları durdurup onu bunu şunu alkışlattı
fakat oyunun en önemli karakteri anlatıcı ve
müzisyeni Sadık Gürbüz'ü özel alkışlatmayı
unuttu. Ustayı tanımayan var mıdır bilmem.
Türkünün kare aslarındandır..
Bana tanıtan dostuma da buradan kalpten selam olsun,
24 sene evveline götürdü beni üstad.
konserine filan girmenin pek mümkün olmadığı
yıllara.
O zamanın, sıcaklığında anılar kalıyor.
Sadri Alışık Tiyatrosuna bravo.

..................
Şu Kanlı Zalımın Ettiyi İşler
Garip Bülbül Gibi Beni Zareyler
Yağmur Gibi Yağar Taşlar Başıma
İllede Dostun Bir Fiskesi Yaralar Beni
Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni

Dar Günümde Dustum Düşmanı Beli Oldu
Bir Derdim Var İdi Şimdi El Oldu
Ecel Fermanı Boymuna Takıldı
Gerek Vura Gerek Asa lar Beni
Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni

Pir Sultan Abdalım Can Göye Almaz
Haktan Emir Olmasa ı Rahmet Yağmaz
Şu Ellerin Taşı Bana Hiç Degmez
İllede Dostun Bir Tek Gülü Yaralar Beni
Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni.

1 Aralık 2010 Çarşamba

hissi kablel vuku


İçimde iki gündür tuhaf bir sıkıntı var,
ev halkıyla paylaştım.Bir şeye üzülecekmişim gibi..
Evrene selam, pozitif eneri gönderdim ama,
buraya bambaşka bir yazı eklemek için açtığımda
Sevgili Asis'in yazısını gördüm.
Bu kez çok ciddi, diğerlerinde minik bir gülümseme
payı vardı ama bu kez yok gibi...
Oldum olası ayrılık sahnelerini sevmem
dayanamam çünkü o nedenle çok güçlüyü
oynarım hatta o gitmeden terk ederim sahayı.
fakat asis önce davrandı , ben kaldım.

@@ sevgili asis,
geride bıraktığımız dört yıl için teşekkürler
tuhaf bir güven duygusu veriyorsun,
çok samimi ve çok naifsin bu özelliklerin
bizler için çok değerli.
Saygı duymaktan başka yapacak hiç bir şey bırakmamışsın...
Alplere kocaman selammmm,Kuzularına öpücük,
benden sana kocaman sevgilerrrrrrrrrrrrrrrrrr