11 Aralık 2010 Cumartesi

kar helvası


Horozumu kaçırdılar
damdandama uçurdular
Suyuna da pilav pişirdiler
Bili gah bili gah bili bili gah gah
Küpeli horozum
Kar beyazım

Bir sabah kalktım
Avluya baktım
Aradım taradım bağırdım çağırdım
Bili gah bili gah bili bili gah gah
Küpeli horozum
Kar beyazım

Kanadı var kilim gibi
İbiği var elim gibi
Acısı var ölüm gibi
Bili gah bili gah bili bili gah gah
Küpeli horozum
Kar beyazım
X X X X X X X
Ankara karlar altına girmiş,
sabahın ilk neşesi,inanılan o ki tüm pisliklerin
üstü kapanmış.Salgın nezle ve grip mikrobu için
çok iyi olacak. Günlerdir gelmek için trafikte bekleyen
kar, hıncını fena almaz diye umuyorum.
"Kar ne kadar çok yağsa yaza kalmaz"
atasözümüzü de anımsayarak
nihayetinde sudan olup eriyeceğini,buralardan
vakti gelince gideceğini bilir.

Sabah camdan dışarı baktım
bir dede elinde bir horoz ya da tavuk, nasıl koşuyor,
arkasında da bir çocuk.
Hem gülme geldi hem bu şarkı dilime takıldı.
ay ne korkunç bir şarkı :)))

Büyüdüğüm şehirde sadece yaylalarda
kar olurdu.Şimdi o da yok.
temiz kovalarla getirdikleri karı, büyük tepsilere
yerleştirir üzerine pekmezi dökerler
ne güzel bir görüntüdür o.
ilk ikram edildiğinde biraz itiraz etmişte,
sonra tadına doyamamıştım.
Temmuz ağustos aylarında yediğim kar helvasının
lezzeti damağımda bu sabah.
Demek pekmezli bir kahvaltı hazırlamalıyım.
Bu kirli kara değil, tahine katık yapmalıyım.

9 Aralık 2010 Perşembe

Dayanç


Sohbet vardır, keskin bir kılıca benzer;
bostanı, ekini kış gibi kesip biçer.
Sohbet vardır, ilkbahar gibidir.
Her tarafı yapar, sayısız meyveler verir.
İhtiyat ve tedbir ona derler ki, "kötü zannı gideresin,
kaçıp kötülüklerden kurtulasın."
Hz.Mevlana

6 Aralık 2010 Pazartesi

BEKA


İçmeden sarhoşum,
duyguları ayıkınca yazarsın balkahve.
Saat:09:36
Çoktan ayıktım, yeni güne başladım.
Doyumsuz bir lezzet aldım. Akşam
Müşfik Kenter izleyeceğim diye çok heyecanlandım.
Sabah dokuz akşam beşe kadar okuldaydım.Bazı kızlara söyledim
kim abla dediler,
Diplomat Ahmet Naci Kenter ve Olga Cynthia'nın oğlu,Yıldız Kenter'in
kardeşi,Orhan Veli'nin sözcüsü Kadriye Kenter'in eşi
Ne değişir ki bunları söylesem
O kim demiyecekler mi?

Gümüşay ve kızı, Ferda ile oğlu, hep beraber gittik.
Benim oğlum da evde Orhan Veli şiirlerinden birini
resimlemek ve betimlemek ödevini yapıyordu
Tesadüf o ya öğretmeni bu güzel ödevi vermişti.
Müşfik kenter sahne aldığında,
bir de piyano gördük, bir ara şiirlerin sesini o kadar
bastırıyordu ki, çok kaygılandım.
Neyse, sesi ısındı biz zamana ısındık
güneş gibi yüzü ısıttı salonu, çıt çıkmadı salondan
kimse öksürmedi, kimse üf demedi.
Büyük isim, işinin erbabı olmak böyle bir şeydi.
şimdi doktora gitmek zorundayım dönünce yazarsın balkahve
Doktordan döndüm. 
Maskeyle rahat uyumuşsunuz o nedenle size maske
vereceğiz üç gün sonra gelin raporunuzu verelim dediler
bunu demek için benim ne kadar zamanımı yediler
oysa telefonda da söyleyebilirlerdi, üç gün sonra raporu almaya
gidebilirdim dimi.
Ferda da benle geldi, oralarda bir işi varmış
beraber Serender'de sahlep içtik ikişer tane de
minik kavrulmuş fındıklı kurabiye yedik nefisti.
acele acele döndük evimize..
Ev gezmesine nadir giden birisi olduğum anlaşılıyordur:))
Uzun zamandan sonra ev gezmesine gittim:)
Gümüşay'ın annesine, kendileri apartman komşumdur:))
gümüşayda geldi:)) aman efendim neler yapmamıştı ki
Peynirli su böreği(Erzurum usulü)
kete,poğaça,mercimekli köfte,sarımsaklı soslu patates
salata,v.s az yemek için çok gayret gösterdiysemde, sevgiyle
hazırlandığından lezzetleri ye beni diyordu.
evimdeyim.
...........
Nerde kalmışım?
Çok yaşlanmış Müşfik Hoca,sesi yaşlanmamış
78 yaşın ona armağanı olmalı, ayakta durmaya korkuyordu,
oturarak okudu ama
piyano neden var şimdi daha iyi anlıyorum.
bazı şiirleri çok sıradan, bazılarını ise
göklerde uçarak okuyordu.Ne de olsa o da
yaşanmışlıklarını buluyordu.
Bir daha nerde denk gelir nerde dinlerim bilmem de
iyi ki gittim iyi ki onu canlı canlı dinledim.

Evin kapısını açtığım da ödev bitirilmemiş hararetle
yapılmaya devam ediyorlardı, böyle ödevler bizi de heyecanlandırdığından
evin içine yayılan Orhan Veli'nin kendi sesinden şiir dinlemek
gecenin sürpriziydi .

Bir gün önce izlediğimiz Çelik Manolyalar
isimli oyunda evladını kaybeden psikolog annenin
mücadelesi ,eşi dostu ve küçük bir kasabadaki
birlik, boğazımızda düğümlenen sorular,
bir tuhaf burukluk ama komedi...
Nedim Saban televizyonda çok itici gelmesine rağmen
Tiyatro da harika işler çıkarıyor.Tiyatro Kare'ye
kocaman tebrikler. Kenterler çok yaşasın.

5 Aralık 2010 Pazar

Çardaş opera


Opera opera
var mı senden güzeli.
düz ve sıradan bir konuşmacıyı, bir eserde dinlerken
o kişi birden devleşiyor.
Dün akşam Viyana'daydım.Kast değişikliği olur mu
diye çok korktum ancak, bir önceki dünya da benim oğlum
olduğuna inandığım (Tenor) Murat Karahan:)) Edwin rolündeydi.
Çocuğun haberi yok ama ben onu çok anaç duygularla beğeniyorum.

Operat daha önce izlemeyenler ve yeni başlayanlar
için iyiydi ancak benim gibi biraz daha klasik opera sevenler
için hafifti.
Kalbin düzenli attığı saatleri seviyorum.
O düzen içinde Atatürk'ü daha çok seviyorum.
Sahne tasarımı özellikle giyside özgürlük heykeli
güzeldi, slwya kostümleri çok estetikti.
Halk ve aristokrat arasındaki çelişkilerden bahseden
oyun tür ve benzerlerine yakındı.
zaman zaman hatırlatmak lazım
seni seviyorum balkahve:)))

3 Aralık 2010 Cuma

Gereklilik



Taze taze,sıcacık,mis mis. 2761 sayfa
Kitap okumayı sevmeyen çocuklara ve kelime seven büyüklere.

Bir dostun gülü


Yine huzur doldu gönlüm bu gece.
Pir Sultan Abdal'ın şiirleri ile dize geldik.
Cem Özer, Melike Öcalan oyunun aslarıydı.
Cem Özer beklenenin dışında bir oyunculuk sergiledi.
Pir Sultan Abdal rolünün üstesinden gelmişti.
Bak su kışa, bak su güze
CiĞer kebap oldu köze
Muhammet'i bir top beze
Saran dünya değil misin?
Oyun bütünüyle seyirciyi içine alan,oyuncunun ve
seyircinin pür dikkat dinlemesi gereken,ibret dolu
sözler içeriyordu. Durum böyle olunca bu tiyatrodan
keyif alınmaz mı?
Oyun bitmesin istedik ,bitmesini istemediğimiz şey
büyük olasılıkla inançtı, güzele doğruya
ve mücadele ruhuna olan bağlılık bitmesin istedik.
Bozuk düzenin içinde, dönen çarkın içine girmek istemedik.
Eşin dostunu kandırmadığı o güzel rüyadan uyanmak
istemedik...
Oyun bitti alkışlar başladı tam da daha coşkuyla
alkışlanıyorlard ıki,
Cem Özer,
alkışları durdurup onu bunu şunu alkışlattı
fakat oyunun en önemli karakteri anlatıcı ve
müzisyeni Sadık Gürbüz'ü özel alkışlatmayı
unuttu. Ustayı tanımayan var mıdır bilmem.
Türkünün kare aslarındandır..
Bana tanıtan dostuma da buradan kalpten selam olsun,
24 sene evveline götürdü beni üstad.
konserine filan girmenin pek mümkün olmadığı
yıllara.
O zamanın, sıcaklığında anılar kalıyor.
Sadri Alışık Tiyatrosuna bravo.

..................
Şu Kanlı Zalımın Ettiyi İşler
Garip Bülbül Gibi Beni Zareyler
Yağmur Gibi Yağar Taşlar Başıma
İllede Dostun Bir Fiskesi Yaralar Beni
Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni

Dar Günümde Dustum Düşmanı Beli Oldu
Bir Derdim Var İdi Şimdi El Oldu
Ecel Fermanı Boymuna Takıldı
Gerek Vura Gerek Asa lar Beni
Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni

Pir Sultan Abdalım Can Göye Almaz
Haktan Emir Olmasa ı Rahmet Yağmaz
Şu Ellerin Taşı Bana Hiç Degmez
İllede Dostun Bir Tek Gülü Yaralar Beni
Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni.

1 Aralık 2010 Çarşamba

hissi kablel vuku


İçimde iki gündür tuhaf bir sıkıntı var,
ev halkıyla paylaştım.Bir şeye üzülecekmişim gibi..
Evrene selam, pozitif eneri gönderdim ama,
buraya bambaşka bir yazı eklemek için açtığımda
Sevgili Asis'in yazısını gördüm.
Bu kez çok ciddi, diğerlerinde minik bir gülümseme
payı vardı ama bu kez yok gibi...
Oldum olası ayrılık sahnelerini sevmem
dayanamam çünkü o nedenle çok güçlüyü
oynarım hatta o gitmeden terk ederim sahayı.
fakat asis önce davrandı , ben kaldım.

@@ sevgili asis,
geride bıraktığımız dört yıl için teşekkürler
tuhaf bir güven duygusu veriyorsun,
çok samimi ve çok naifsin bu özelliklerin
bizler için çok değerli.
Saygı duymaktan başka yapacak hiç bir şey bırakmamışsın...
Alplere kocaman selammmm,Kuzularına öpücük,
benden sana kocaman sevgilerrrrrrrrrrrrrrrrrr

29 Kasım 2010 Pazartesi

Bir yaz gecesi rüyası


Aman allahım!
William Shakespeare oyununun katlini izledim dün gece:(
Griptim,o nedenle mi keyif almadım diye düşündüm 
 Bu oyun özünde dünya tiyatro edebiyatında
en komikler arasında
Afişte görüldüğü üzre sahtekarlığa kaçılmış
Tamer Karadağlı adı üzerinden satış planlanmış.
Tamam da adınız çıktımı beklentilerinde artacağını
bilmek gerekir dimi:))Oyunun birinci perdesinde
Haluk tiplemesini birebir izledik o nedenle
Shakespeare oyunundan ziyade çocuklar duymasın
çekiminde gibiydik.
Dikilen kostümler
tasarım o kadar kötüydü ki..
İkinci perde de rol içinde rol vardı.
Kentten bir grup esnafın dük'ün düğününde tiyatro yapma çabası,
afişin
altındaki üç genç çok iyiydi.
Zaten sırtladılar ve götürdüler.Tamer Karadağlı'nın
ağzındaki sakız o yüzündeki sakil gülüş berbattı.
Bir tek,eşek rolünü güzel oynadı:)))
Fakat Ankara izleyicisinin sağduyusu geniştir
layıkınca alkışladılar....
Oyunun yönetmeni Hakan Altıner çok şaşırttı beni.
Şimdi bu oyun Devlet tiyatrosunda oynayacak
ve o disiplin içinde Tamer'de böyle bir oyun sergileyecek
en az üç sene oyun oynatmazlardı..
Disiplinin gözünü seveyim:))))

28 Kasım 2010 Pazar

Ayrıntıdadır hassasiyet

"Anılarınızla, anılarınızın değeriyle ve onları yüklediğiniz eşyalarla ilgili bir yazı"
İstediğinizce mimleyebilirsiniz beni.
Mim severim ben:))Leylakdalı beni, ben de Asis ve Gumusay'ı mimledim:)))

Bir yaz günü, büyük olasılıkla bir pazar günü, Susanoğlu'nun git git bitmez uzunluğunda ve bir türlü derinleşmeyen o güzelim denizinde
aile dostlarımızla beraber eğleniyorduk.Anneme tuvaletimin geldiğini
söyledim.
O kadar açılmışız ki,
su bir büyüğün gögüs hizasında.
Annem gözüne sabitlediği bir noktadan kıyıya doğru yürüdüğünü düşünürken
aslında ordan uzaklaştığımızı da fark ediyor.(Akıntı götürüyor)
Kıyıya yaklaşmamıza az kaldı,kucağıma gel dedi.
Annemin kucağına çıkmamdan bir iki saniye sonra
büyük okyanusun içinde bir yerde gibi derinlerdeydik
Dönüyorduk ve büyük bir şiddetle fırlatılıp yeniden içine
giriyorduk.
Bu fırlatma anından birinde annemin imdaaaaaaaattttt
sesini duyanlardan birisi de aile dostumuz Hasan abiymiş.
Çok şanslıydık o gün büyük bir yüzme kulübünün üyeleri de durumu fark ederek
bize doğru yüzüyorlarmış.
Ben kendimi 1.90 lık boyuyla ayaklarımı kocaman avuçlarıyla
sıkı sıkı kavramış,
tepe taklak tutarak, yuttuğum suları boşaltan Hasan abinin ellerinde buldum.
o günden sonra denize girmek istemedim..
Bu durumu fark eden Hasan abi,,
(Annem ve diğer çalışanlar gündüz işe gider akşam üzeri gelirler oralara
çocuklar ve çalışmayan hanımlar gündüz denizde olurduk)
bir ikna konuşmasında,bana ve diğer iki arkadaşıma
sizi işyerime götüreceğim dedi.
Akşamdan annemden izin alındı,
ertesi gün hayatımda ilk ve son kez Mersin Limanı'na geldik.
Uzaktan uzaktan gördüğüm o gemiler ne büyükmüş meğer,
İstanbul'da İzmir'de bindiklerime hiç benzemiyor...
Hadi bakalım şu gemiye çıkıyoruz dedi.
Ama geminin merdivenleri çok sallanıyor, iplerden tutunca daha da çok
sallanıyor.Hasan abinin yardımıyla çıktık.
Merdiven bittiğinde hayatımda gördüğüm en koyu tenli
insanla(zenci) ile karşılaştım:))
ürkekçe baktım gözlerine ve hasan abinin elini sıkıca kavradım.
Bu durumu gören, beyazlar içindeki kaptan ya da ne ise işi,
Ahçımız dedi,az sonra sizi pişirecek yamyam bu.
Gülümsedi.
Hele zenci gülümsediğinde daha çok korttum çünkü kocaman ve bembeyaz
dişlerini gördüm..İngilizce konuşuyorlardı muhtemel.

Bir kaç kat gezdik, resimde gördüğünüz beyaz alan gibi
bir yerde,artık konforlu bir evde gibiydik.
Beyazlı adamlar,zenciye anlamadığım bir dilde bir şeyler söyledi.
Az sonra büyük bir tepside, kocaman bardaklar içinde
Ananas suyu ve büyük büyük portakallı büsküviler geldi.
Biz çocuklar kikirdeşerek yedik içtik.
Tadını şu yaşta bile unutmadım.
Gözüm beyazlı adamla Hasan abinin elindeki fincana takıldı
üstündeki amblemi görmek için çabalıyordum.
İçmek istermisin? diye sordu.
Si içerim,fincanı göstererek, bu bardakta dedim.
Az sonra zenci getirdi.
Ben alamadım zencinin elinden,Hasan abi aldı ve bana verdi.
Kahveleri bitince bizi ufak bir gezintiye çıkardılar.
Geminin etrafı ne kadar büyük,gemi denizden ne kadar yüksekte.
Hasan abi, bu gemiyi nasıl taşıyor bu deniz? dedim.
Gülümsedi.
Ve hayatıma bir gemici düğümü attı.

Bu soruyu sormanı çok istedim.Bak bu gemiden burda ne kadar çok
var ve deniz hepsini taşıyor,
deniz seni ve anneni de taşır..
Biliyormusun? O gün balıkçılar balık tutmak için geceden
"Dinamit" atmışlar.
Anlamsızca baktım.
Gülümsedi.
Balıklar dinamitin sesinden korkuyorlar ve onların ağına doğru
kaçıyorlar,balıkçı amcalar senin korkacağını düşünmemişler.Dedi.
Yavaş yavaş inanmaya başladım ona.
Koskoca deniz,bu kadar gemiyi batırmayan deniz, bir beni, bir de
annemi mi batıracaktı.
Hem dinamitin açtığı deliği artık kapatmışlardı.
Çok inandım ona
Alasmaladık vakti geldiğinde, korkunç merdivenlerden
Hasan abinin yardımıyla indim.
Koşarcasına yetişti zenci,Hasan abiye
beni göstererek anlamadığım bir dilde eline bir şeyler verdi.
Hepimiz kocaman gemiye son kez döndük beyazlı adamlar el sallıyordu.
Biz de onlara el salladık..
Akşam üzeri Susanoğluna döndük.
Elindeki poşeti bana verdi.Bu senin.
İçinde iki paket büsküvi var onlarda Birgül ve Songül'ün
içinden çıkardım onlara verdim büsküvileri
hadi annen gelince gel yüzeceğiz hep beraber dedi.
Annemin gelmesini beklemeden açtım paketi
bir büsküvi ve az önce çok beğendiğim fincanı
bana vermişlerdi.

Sessizce çığlık attım.
Evimizdeki 40' a yakın fincan kolleksiyonuna
bir yenisi gelmişti.Hem de benim tarafımdan.
Mayomu giydim.Üstüme havlu elbisemi.
Koşarak çadırlarının kapısını çaldım
oynamaya başladık çocuklarla..
Annem geldiğinde,
denize bir daha hiç küsmemecesine girdim.
Ama en çok denizi, yüksek bir yerden izlemeyi sevdim..

Bir sonbahar günü,
bir bayram temizliği sırasında
fincanların hepsini leğene koyup mutfağa
götürmek isteyen Rezzan elinden hiç istemeden
bırakıverdi, ben sadece ikisini kurtarabildim...
gerisi annemin üzüntüyle ama sessizce süpürüp
çöpe yollamasıyla son buldu.
İşte kurtardığım o iki fincandan biri
Hasan abinin hatırasıydı,O benim hayatımı
kurtardı,ben de onun bana verdiği fincanın.
Şimdi ebedi hayatını yaşarken, belki bu yazıyla
onu gülümsettim...
Seni ve emanetini hiç unutmadım.

27 Kasım 2010 Cumartesi

malum olma durumu.


Bir varmış bir yokmuş oldu
daha çok yeni izlemiştik Leyla'nın Evi'nde
1979 doğumlu, gençliğin baharında en verimli çağında
öldüğü gün daha yeni bir araba almış kendine
herşeyin hayırlısı dedikleri bu işte...
Gumüşay,akşam saatlerinde ben okuldan
dönerken haber verdi bana..
Bir oyunda selam vermiştik ona neyseki çok alkış
hakketmişti,çok da alkışlamıştık...
Geleceğe dair çok önemli planları bir başka zamana kaldı
yolu açık olsun...

Ve twetter da en son paylaşımı
*bir trafik kazası sonucu ölmek. pardon kaza oldu.
* Verdiğim tüm sözleri geri alıyorum banane :)
* 'Yarın uyanırız' diye bile söz verme. Gün gelir, kalkamaz halde uyanamaz bedenin.

Yarabbim hep mi malum olur...
Allah hepimize hayırlı ömürler nasip etsin...
sevgiyle