14 Ağustos 2010 Cumartesi

Hotel Kaya Belek -Dışa vurum


KOCAMAN MERHABALAR
Anlıyorum ki ben belirsiz şeyleri sevmiyorum.
Hayatımda ki her şeyin raflara dizilmiş kitaplar
dosyalanmış faturalar gibi olmasını istiyorum.

Dün insülin direncimin geliştiğini ve şirin bir şeker hastası
olduğumu öğrendim. Rahatladım.
Bu kadar hızla kilo alıyor olmamın nedeni olabilirdi dimi:)
Gözümde bir süredir gariplik hissediyorum.
kontrollere gidiyorum ama yakını görme probleminden
başka bir şey bulamıyorlar
ısrarcı oldum gözüm için yılmadan gittim.
göğüs hastalıklarına sevk ettiler, kısa sürede sanırım Pazartesi
kontrolu gideceğim.Çok nadir görülen göz kapağı gevşemesi
rahatsızlığı geçiriyormuşum.
enteresan bir rahatsızlık.Uyku apnesi yada kalpte ki bir problem den
kaynaklanabiliyor.
sağa yatmamam gerekiyor mesela.
operasyon geçireceğim ama bu bir yıl içinde olacak.
olsun teşhis kondu ya.
öncelikle kilo vermem gerekiyor insülin direncini kıran
ilaçtan ümitliyim..Zor bir dönem geçirdim

Çok kişiyi hayatımda görmek istemediğimi söylemeden öyle davrandım.
beni yoran her şeyden bir çırpıda kaçtım.
bugün çok mutluyum o yüzden bloğuma yazmak istedim
mutlu olduğum zamanlar paylaşmayı seviyorum..
mutlulukların paylaştıkça büyüdüğüne inanıyorum...
Hatır için çiğ tavuk yemiyorum.
Bende benim için özel olan insanlarla vakit geçiriyorum.
yorgunluklarım yavaş yavaş geçiyor...

Annemle beraber Hotel Kaya Belek' de tatildeyim 
Annem havuzdan mikrop kapmış aşırı kansızlık ve
çeşitli dirençsizlikler gösterince vücudu, çok ağır geçirdi ama bir ay
daha rahatsızlıkları devam edecekmiş çok zayıf olmanında zararı var anacım
ne muammalı bir dünya:))
çok öptüm

24 Haziran 2010 Perşembe

Seni tanımak (ASİS)


O, güzel geçen zamanın içerisine sığdırdığın
gözüne biriken duygu yüklü gözyaşlarına sakladığın
ve sözlerinle anlamlandırdığın geçmiş ve gelecek zaman
için sana çok çok teşekkürler asisciğim...

Gümüşay ve ben seni ağırlamaktan,seni tanımaktan büyük mutluluk duyduk.
geniş zamanlarda, belki de bir kırmızının arkasına sığınarak
seni dinlemek, seni anlamak ve bir kahkaha ile hayata
selam vermeyi çok istiyorum.....
şimdilik hoşçakal...............

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Ali Poyrazoğlu ve bıraktığı beyaz köpükler


Oh be!
iki gün üst üste Tiyatro ve iki gün üst üste Ali Poyrazoğlu
Bu dönem, ne kadar az tiyatro geldi Ankara'ya.

Geçen yılın tekrarı oyunlar vardı.
Topuk dikenimin ağrıları bile tiyatroda dinlenince geçti.
Ali Poyrazoğlunun tek kişilik gösterisi Ödünç Yaşamlar
gerçekten mükemmeldi.O kadar çok hayatttan dersler verdi ki
yer yer kafamızın içindekileri ayıklayıp
yeniden yerleştirdi.
Çok şeyi halledip ya da
halletmek gerekliliği ile çıktık oyundan..
Minik bir zelzele
gibi ayaklandırdı yerimizden.Yaşantılarımızı çivilediğimiz zaman
nasılda hızlı akıyormuş. Ne çok çivi çakıyorlar beynimize ve biz ne çok
çivi çakıyoruz birilerine...
Ve istemeden neler neler yapıyoruz..

İkinci gün Nilgün Belgün ile 'İyi günde kötü günde"
isimli oyunu oynadılar
Bir gün öncenin mükemmelliğini aradık
düne göre, biraz daha durgundu oyun.
Sonra sonra sonradan
hatta bugüne şu saatlere kadar etkisi sürünce
işte dedim ne kadar düzgün bir oyun izlemişiz.
Az önce arkadaşım geldi beraber çay içtik
izlediğimiz oyunu konuşurken ikimizinde sinüsleri boşaldı
ağlamaktan, Ne güzel ağlamıştı akşam
Poyrazoğlu kelimeler düğümlenmişti boğazında şimdi bizim de
boğazımızda düğümlenmiş yaşamlar yaşanmamış yaşamlara
üzüntü ya da sevinçler var.
Bir köpük gibi pıtırdayacak haylazlıklar.

9 Mayıs 2010 Pazar

Annem benim




















O günde olduğu gibi hep sana hayranlıkla baktım,

boylarımız değişti ama senin büyüklüğün, yenilikçi
kişiliğin,
geniş ufkun hiç değişmedi...
O günde olduğun gibi, bugünde hep omuzlarımı tutan en iyi
arkadaşsın ve arkamdaki en sağlam dağ sensin....
gözlerimdeki ışık, oğlumun anneannesi ve onun da
en düşünenisin...
Değil seni sevmek tapsam yeridir...
Seni çok seviyorum..Hep başımda kal.

Canım bloger arkadaşlarım sevgiyle anneler gününüzü kutluyor
evlatlarınızınla birlikte uzun ve sağlıklı ömürler diliyorum.

7 Mayıs 2010 Cuma

Merhabalarrrrr

Biber ve Kabak















İçimde yaşamanın, insan olmanın
ve hakikatin sevinci var.
Bu coşkuyu da sizlerle paylaşmak
istedim. Bugün 7 Mayıs benim için hiç bir özelliği
olmayan sıradan bir gün..
Bugünü özel kılan tek şey içimdeki heyecan..
Bir önceki yazıma verdiğiniz anlamlı yorumlar
için hepinize çok teşekkür ederim.
Not: Aynı şehir dar geliyordu bana:))
diyorlar ya zaman herşeyin ilacı
Çarşamba günü okula gitmek için hazırlığımı yaptım
sıcaklar nedeniyle arabayla gidiyorum bir kaç gündür.
Benzin İstasyonuna uğradım.Üst yıkama için anahtarı verdim.
Kendime güvenli bir yer seçip beklemeye başladım.
Cep telefonumla ilgilendiğim bir anda öne doğru şiddetle savruldum
yere kapaklanmadan toparlandım ki,  arkamda kocaman
bir otomobil belimi ayırırcasına yüksekçe olan tamponuyla
vurdu bana...O kadar güvenli bir yerdeydim ki..
Orada çalışan bir genç arabanın içini temizlemek için
eline araba geçmiş olmasının da heyecanıyla
o kel alaka yere girip arkam dönük olduğu için elbette benzin
istasyonunda ses çok olduğu için ben duymadım, o  vurdu.
Arkadan bir darbe yedik işte..
O zaman kafamızı toparlamanın zamanın geldiği andı galiba.
Biraz daha hızı olsa altındaydım..
O zaman ne bir önceki yazıya üzülecek,
ne de bugünkü kadar sevinç ve
coşkuyla dolacaktım.
Yıkanan arabama bindim 45 dakika otobanda
düşünerek gitiğim Gölbaşı'nda bir de ders anlatımım var
dı..
Bu arada derslerim epeyce zorlaştı ama
fena gitmiyor gibi..
İçimdeki coşku geçmeden hepinize uğrayıp yorum yazmak istiyorum..
Sevgi ve huzurla kalın...

7 Nisan 2010 Çarşamba

Dünyayı güzellik kurtaracak


Çarşamba akşamı için program yapabildik ama
Sevgili Zeya'ya uymayınca Salı günü bir önceki buluşmanın
benzerini gerçekten sohbeti özlemiş olarak tekrarladık..
Mavianne ve Zeya elbette gümüşay birbirimize zamanı
hediye etmenin keyfini yaşadık..
Birbirinden şık ve zarif hediyeler için çok teşekkür
ederim..
Daha çok sormak daha çok dinlemek daha çok
zamanımız olsun isterdim..
Zeya'dan Amsterdam gezisi ile ilgili yahut moda tasarım
okulunun detayları ile ilgili sorular soracaktım:)
öğrenecek çok şey yarım kaldı.

Maviannenin son İstanbul gezisi çok renkliydi
sorulacak dinlenecek çok şey kaldı.
Gumuşayla arkadaşlığımız kesintisiz devam ettiğinden
soracak sorum yoktu:))
sabah altı buçukta başladığım maratonu
vizelerim nedeniyle gününde kutlayamayacağımız için
bugün 12 nisanda doğum günü olan sevgili gumuşay
arkadaşımın
Doğum günü yemeği için Cepa' da buluştuk.
ayağımı burkmasaydım eğer Gönlümün gittiği çok yerde olmak
hatta bu gece sabaha kadar şiir okumak istiyordum...
Yemekten sonra dolaşırken D&R da
elimize geçen Ömer Hayyam
şiirlerini yüksekçe bir sesle birbirimize
okuduk üç arkadaş....

Ay yırttı gecenin kara giysilerini;
Kalk, tam zamanıdır, doldur şarap kasesini.
Keyfine bak, çünkü bu ay, sonsuz yıllarca,
Mezarda upuzun yatar görecek seni.

Hayyamında dediği gibi oturmanın değil
yaşamanın zamanı şimdi...
yaşarken hayatıma renk katan
güzel blog dostlarına ve sesiyle ikidir neşemize
neşe katan sevgili lale ablaya
sıcacık sevgilerimi gönderiyorum..

bir insanı sevmekle başlayacak her şey...

1 Nisan 2010 Perşembe

Nisan 1 Leman Sam


Merhabalar
durup durup ancak aktivite ekleyince hal biraz
komik ama bunları da kaydetmek hoş oluyor..
Neredeyse Gumusay'la bile Gündoğarken' den bugüne görüşemedik..
Bu dönem Efeciğimin ve evin, tüm yükü üzerimde
okulda işin cabası..ev ödevlerim bitmiyor ayın 12 sinde
vizelerim var..
Arada eğlenmeye de fırsat bulmasam patlarım herhalde..
Dün akşam Leman Sam ile birlikteydik..
Yanık sesinden dinlemeyi sevdiğim bir çok parçasına
eşlik ede ede akşamı bitirdik...
Gümüşay ile fotoğrafını çektim ama gümüşaya
şarz bitti çekemedim dedim.Sevineceğini biliyorum...
Livaneli şarkılarını çok güzel yorumluyor.

1951 doğumlu Sam,59.yaşında hop oturuyor hop
kalkıyor o kadar hareketli ki çektiğim
fotoğrafların hepsinde saçları havada:)
Bir Nisan heyecanıyla dolu, sevinçli bahar ışıltısında
huzurlu ve sağlıklı günler diliyorum..

20 Mart 2010 Cumartesi

Öz'den Öz'e


Uzun ama uzunca bir süredir
duymak isteyip duyamadığım
ermek isteyipte eremediğim,
kaygılanmaktandan ötürü üzüntüsünün
ta derinlerde büyüdüğü, gönlümün
şahı Hz.Mevlana ve Kadın ile ilgili
sohbette çokça değerli bilgiler edindim..
Öz'den Öz'e sohbetlerden feyz aldım.
Dç.Dr.Öznur Özdoğan'ın hazırladığı bir
sohbete katıldım..İlahiyatçı bir bayanın
dilinden Atatürk ve Din nasıl yakışırmış
yanyana gelen bu iki kavram anlamını
yitirtenlere inat nasılda
devleşirmiş, duyduk işittik..Edindiğim
bilgilerden biriside Hz.Ayşe ile ilgiliydi
Peygamber efendimizle 9 yaşında evlendiği
öne sürülen ve bir çoğumuzun inandığı ama
anlamlandıramadığı bu durumun açıklaması
uzun araştırmalar sonucunda çıkar ortaya
arap kültürü gereği adet gören kız yaşını
bir olarak almaya başlıyor ki Hz.Ayşe
de adet gördüğünün 9.yaşında iken peygamber
efendimizle evleniyor.Yani 18-19 yaşlarında iken
bir minik ayrıntı bir sonucu nasıl değiştiriyor değil mi.

paylaşmak istediğim bir diğer bilgide
şöyle Kuran-ı Kerim de bir hadisde şöyle yazıyormuş
"Eşek sesi ki o ne kötü bir sesdir"
Neden, neden eşek sesi hakikaten kafaya takılmayacak
gibi değil.
Mevlana bu sorunun cevabını bulanlardan biri.
Eşşek bir acıktığında(susadığında)
bir de çiftleşmek istediğinde
anırırmış...Bu yüzden kuşların cıvıltısı
atın kişnemesi, ördeğin vak vakından farklıymış..

.Arif olan erkek evinde kadına mağlup olandır.
sence olmayacak bir söz söylese bile.

.Kadına gizlen diye emredildikçe onda kendini gösterme
isteği çoğalır...

Dinin adalet anlayışını üç dönemde görmek.
Hz.Musa'nın öğretisi(Ben)
Sana vurana dön ve sen de ona vur.
Hz.İsa'nın öğretisi(Sen)
Sana vurana diğer yanagını da dön
ki sonu o yüzden çarmık olmuştur.
Hz.Muhammed'in öğretisi(Biz)
Sana vuranın elini tut.

Kendini önemse ve kimsenin sana acı vermesine
müsade etme..En çok meme kanserinin
Anaç duyguları fazla gelişmiş kişilerde görüldüğünü
biliyor muydunuz?
Öyleyse anne de olsan bunun bir sınırı olduğunu unutma.

Kadınlar unutmadan affediyorlar..

Sizler bu güzel bilgileri mutlaka biliyorsunuzdur da
ben çoğunu yeni öğrendim.Yazarak daha da hafızamda
kalacağını düşündüm.
Dönüp baktığımda bugün gibi mutlu edecektir bu yazı beni.

11 Mart 2010 Perşembe

Gündoğarken


Nefis bir akşam daha geçirdik.
Kulaklarımız da hoş bir tını kaldı.
Penceremin perdesini havalandıran rüzgar,
Denizleri köpük köpük dalgalandıran rüzgar,
Gir içeri usul usul beni bu dertten kurtar,
...............
Amca yoktu, Burhan hoştu...
Bazı şarkılarda amcanın sesini
duymak istedi kulaklarımız....
çok keyiflendik.Ancak bugün okulu
ekmek zorunda kaldım...o kadar yorgundum ki
sabah Efe'yi gönderdikten sonra dersini yapmamış suçlu
bir çocuk olduğumdan okula gitmedim..
Bugün bilgisayardaki işlerimi ve ev ödevlerimi tamam
layacağım..
Salı günü arkadaşlarla
Ümitköy Liva' da nefis lezzetlerle,
mor sohbetler yaptık:))
Barboros Şansal'dan sonra bir süre mide krampları
geçirdik hepimizde aynı etkiyi bırakmasının nedeni
eşcinsel olduğunu söylediği an değişti.
oysa o kadar erkeksi ve şık...

Liva sohbetimizden sonra bununda
bizim aşmamız gereken bir toplum
sorunu olduğunu ya da toplum gerçeği
demek doğru olur, konuşa konuşa hazımla kabul ettik..
Her yaş, her an bir öğreti değil miydi?
Sonunda onu tekrar ilk düşündüğümüz yere oturtturduk..
Ancak onunla iletişime geçmek çok kolay
olmasına rağmen bir adı dışlamak olan
davranışı kendimize de itiraf edemeden yaptık..
Grup gündoğarkenin sakinleştirdiği ruhumuzla
başbaşayız...
hepinize sevgiler....

7 Mart 2010 Pazar

Bazıları gölgede kalır. Suzan Kardeş, Şansal



Suzan Kardeş'in sahnesinin çok iyi olduğunu duymuştum
Hatta İstanbul'da bir Meyhanesi olduğunuda ..
Niyet etmiş gidememiştim. Suzan Kardeş'le beraber
Film festivaline Güven Kıraç, Nilüfer Açıkalın ve
Nejat İşler gelecekti ve geceye katılacakları duyurulmuştu.
3 bayan süslendik püslendik aklandık paklandık.
Eğlencenin yollarına aktık:))

Fasıl grubu bizi coşturmaya başlamıştı. Bir anda yanımızda
Barboros Şansal'ı gördük.
Ve yanındaki hatunu kibarca bırakıp
40 yıldır tanışıyormuşcasına
masamıza gelip

"Düşündüğün dilde SEVIS, düşmanının dilinde savaş"
dedi .. Şaşkınlığımız uzun sürmedi hemen açıkladı
(Moda konferansının adıymış)
Ve arka arkaya çok sevdiği hicivlerinden sıraladı.
Biz ne olduğunu anlamaya çalışırken onun
enerjisinden çok etkilendik.
Elbette niyeti bozmadık zekasına hayranlığımız ...
Onun hayranlığı da bizim ilgi dolu bakışımıza olacak 

Ortama bir türlü ısınamayan Suzan Kardeş'in
Tüm kaprisli halini Şansal unutturdu bize ...
Güven Kıraç neden saçların beyazlamış arkadaşla
Nilüfer Açıkalın harika bir balkan türküsüyle
ve Suzan kardeşin fasıl grubu nefis ve Çalgı
vokalistin sesiyle eğlendirdi bizi ...

Barboros ŞANSAL sahneden hiç inmedi diyebilirim.
masamızdan ayrılırken bütün gece buradayız
mutlaka bir fotoğraf çektiririz dedi.
gümüşay pistteyken elinde rakısıyla
masamıza gelen Barboros:)) Samimiyiz ya artık:)))
Kadeh kaldırdı ama bizim içkiler bitmişti
bizim su bardaklarını gümüşayın
bardağına boşaltıp rakısını Ferda ve benle paylaştı
ve tokuşturup içtik anlayacağınız kız kıza çok eğleniyorduk ki
gümüşay koşa koşa geldi:))
hemen yerini veren Barboros ayakta ve neredeyse 20 dakika
S. Özal, la başlayıp diğer Semra, Berna
Aman Allahım kimseler kalmadı masaya yatırmadığı ..
anlattıda anlattı hem de burun Bburuna
Allahım
tam da 30 Ocaklı yazımda şöyle demişken
iki kez burnumun ucuna kadar geldi de görmeye gidemedim

al sana burnunun ucu :)))))
Bugün de Ankamal AVM de 
Davet etti ama ne yazık ki çok dersim var ayrıca bir gün önce

Vekalet verdik izlemeye gitti Gümüşay.
Nejat İşler gelmedi. 

Etrafımızda enerjisi güzel insanlarla var olsun.
Hepinizi çok özledim kocaman sevgiler.

Gel gelelim alışık olmadığımız bu durum git gide itici gelmeye başladı:((