Bugün bayram iki kere geldi bize.
İki mi? yok yok üç ya da dört.
geçen ay önemli bir derginin açtığı fotoğraf yarışması
na katılmıştı oğluşum.
Üç dört gün önce bizi aradılar ve kullanım hakklarıyla ilgili
evraklar istediler ancak derecesiyle ilgili
bilgi vermediler.Zaten sadece birincinin ödülü belliydi.
Washington'a gidecekti..
Ya olursa ya olursa ben nasıl gönderirim diye, sancılanıp
bir sürü senaryolar yazdım kafamda.
Efe joniur'a hiç birşey söylemedik
derecesini bilmediğimiz için dergiden öğrensin istedik.
Bugün babamız çalıştığı için iş yerine gelen dergiyi getirdi.
Efe'ye
-Aaaa sonuçlar açıklandı mı acaba? sorusuyla gerekli ivmeyi
kazanarak mutfaktaki işlerime devam ettim.
Biraz sonra ev içerisinde çığlıklar atan bir çocuğun
sevinç naralarının beni bu kadar heyecanlandıracağını bilemezdim.
Herhalde yaradanın en büyük lütfu bu annelere:) Şükürler olsun
Kendi adını ve çektiği resmini görünce çok mutlu oldu.
Sanırım 724 resim arasından üçüncü oldu.
Bu demekki Washington'a cebimizden bir parayla gideceğiz ilerleyen yıllarda:))
Oh! aman şükürler olsun dedikten sonra üçüncülüğümüzü kutladık.
Ödülümüz henüz belli değil.
İyi bayramlar blogeercı arkadaşlarım.
Dereyi görmeden paçayı sıvayanlar:))
Dün sabah itibariyle mesaj ve gelen telefonlar gösteriyor ki
benim okul arkadaşlarım çoktan havaya girmişler.
Sevgili hocam,
Öğretmenler gününüzü kutlar
diye gelen mesaj mı yoksa
Sevgili meslaktaşım,
diye başlayan mı.Vallahi hem çok güldüm
hem çok keyiflendim. Bilmiyorlar ki önlerinde bitecek
koca iki buçuk yıl, ardından Kpss, ardından atama
ve bir sürü yolları var...
Ama şimdiden o havayı solumak geldi içlerinden anlaşılan.
Seviyorum gençleri:))
Efenim bugün kuaförde geçti vaktim.
Güzelleştim mi diye sormuyorum kendime
Çünkü benim güzelliğim içimde:))
Fiziken kocaman bir fil gibiyim ama
fil gibi olan kocaman da bir yüreğim var.
Kendimi seviyorum ben yaw:))
Şu kilolar var ya takmıyorum ama
sağlık sorunum haline geldi ona üzülüyorum.
İştahı yerinde filan da değilim .
polikistik over ve troid, beni çok olumsuz etkiledi
sigarayı bıraktıktan sonra aldığım kilonun haddi hesabı yok..
Şaka değil ha!Gerçekten sorun.
Yürümemi,aktivitelerimi azalttı.
zaman zaman bloglar arasında gezinirken kilolu insanlara dair
çok incitici, tiye alan, haddini aşmış bir iğneleme
görüyorum. Üstelik onun bunu hiç yapmaması lazım diyorum..
Sırf bu yüzden diğer yazılarını beğenmeme rağmen yazmadıklarım var:))
herkesin her şeyi mi güzel? Kiminin saçı az, kiminin boyu kısa
kiminin ağzı yamuk, kiminin dişi kırık,
ne yapalım yani ?
Neyse uzun lafın kısası insanların fiziklerine olan hayranlığımızdan
çok beyinlerine hayran olmamız gerekir dimi ama..
yani beyni yoksa güzel gönlü vardır..Ararsan güzeli bulursun ..
..
Bu bayramda çokça dinlenmek, dosya ödevlerimi bitirmek,
kitap okumak, geleceği düşünüp keyiflenmek istiyorum..
içimden bir ses her şeyin çok güzel ama çok güzel olacağını söylüyor.
Öğretmenim,arkadaşım,kız kardeşim,abim,evim direğim,
yediğim yemek aldığım nefes,sebeplerim nedenlerim,
bakışım, sevgim, saygım, öğrendiklerim ve yaşadıklarım
hepsi sensin.
ANNEMSİN
Öğretmenler günün kutlu olsun, bugün öğrencilerin
telefonla ve yanına ziyaretleriyle
yine seni çok mutlu edecekler.
Hepsinin hayatına çok anlam kattığını da biliyorum...
o kadar şanslıydım ki,
seninle yaşamak öğrenmek demekti.......
Seninle hep gurur duydum,sen hergün büyüyerek
bana yerinde saymanın ölüm demek olduğunu öğrettin.
Seni çokkkkkkkkk seviyorum....
"Kağnının tekerleği,öküzün ayaklarını nasıl izlerse,
davranışlarımız da düşüncelerimizi öyle izler."
Fikrimiz neyse biz oyuz.
Nasıl bir evde büyüdüğümüz, kiminle yaşadığımız,
nasıl eğitildiğimiz ne denli önemli.
Öğretmen olmak ve öğretmen çocuğu olmakta güzel bir duygu.
Eğitime ışık tutanların yolu aydınlık olsun
Yürüyen değil, uçan bir insandım geçen hafta,
bir ev de bir okulda bir avm'de ve tiyatroda.
yaşam programım değişti.Sabah 04.30 da uyanıyor
ders çalışıyorum oğluşu 06.30 kaldırıyorum
yolluyorum gidinceye kadar biraz daha ders
derken çok yoruldum ama hepsi benim yaşama sevincimin
izleri oldu. Şimdi yüzümde kocaman bir gülümseme var.
Hayata dolu dolu baktım geçen hafta.
gittiğim bir çok oyunu buraya yazdım.
Ancak,
Hanımın çifliği dizisinin oyuncularından
Kemal ve Zaloğlu 'nun beraber oynadığı ve
gerçekten büyük usta Savaş Dinçel'in yazdığı
Uçurtmanın Kuyruğu İsimli oyun benim için sezonun
en iyisiydi diyebilirim.
Oyun babasının otoritesi altında büyümüş
ölmesine rağmen babasının etkisinden kurtulamamış
bir gencin çocukluğunu yaşama ve kendi olma çabasını
anlatıyordu. Zaloğlu iç sesi oynuyordu, kılıktan kılığa
girdi değişik şiveler yaptı ve bir kez olsun
biliyün mü ? demeden oyunculuğunu ortaya koydu.
Eğer psikoanaliz seviyorsanız, gözyaşları
içerisinde izleyeceğiniz bu oyunu önemle
tavsiye ediyorum. Bir önceki oyunun inadına
aslında dekorun değil oyunculuğun ne kadar önemli
olduğunu da görmüş oldum.
Etkisi ve bıraktığı tad hala ruhumda.
...........
Tiyatrodan çıktıktan sonra uzunca bir süre konuşmayı sevmem ben.
Derin bir sessizlik içinde oyunu sindirmeyi isterim...
Sıcacık yorganın altından kalkmak istemez ya insan:)
Böylece anlam kazanır anlatılanlar.
Hele bu durumlarda iç savaşlardan da hiç hoşlanmam..
Ve Ankara Tiyatro Festivali'nin bizim için son oyunu
"Bu da benim ailem" adlı oyun ile oldu.
Yönetmen Nedim Saban
Oyuncular;
Metin Serezli,Suna Keskin,
Oya İnci, Sinemis Candemir,Soydan Soydaş
Kadro ve oyunculuk harikaydı.
Oyun bir aile komedisi ve çerez tabir ettiklerimizdendi.
Gidilebilir...Hoşça vakit geçirilir.
Hepimiz için güzel bir hafta diliyorum...
İç sesinizden hep huzur gelsin...
Yıl 2009-2010 uzay çağı,internet çağı,bilim çağı...
17 kasım 2009 internete her zamanki gibi haber yağıyor.
Birine gözüm takılıyor.
Adana'da
"Öldüm dirildim" diyen hoca mahallenin kızlarına
tecavüz ediyor. Göstermelik bir iş yeri açan adam
maddi manevi sömürüyor..Detaylarına girmeyelim
vay salaklar diyoruz ama bir taraftan da yuh halamı
inanıyorsunuz demekten geri duramıyorum(Z)...
Tamda 17 si akşamı izlediğimiz tiyatronun
konusu bu idi..Gözümün habere takılmasının sebebi de bu.
Tiyatro biletlerimi alırkan, sıralamam şöyledir
kimin yazdığına, kimin oynadığına, konusuna, tarih ve saatine
bakar bileti alır ya da almam...
Molier' in eserini Nazım Hikmet uyarlıyor.
dramaturji uyumuna özen gösterirken olayın seyrini
biraz değiştiriyor Nazım.
Aslında bize daha uygun hale getiriyor.
Komedi ile dram arasındaki bir çizgide gidip geliyor
eser.
ortak noktaları iki yüzlülükleri,
kendi çıkarlarını korumaları,
zekaları, insanları etkilemeyi iyi bilmeleridir.
insanları sürekli pohpohlayarak, onun aptallığını egosunu çıkarları
için en iyi şekilde kullanmaktır
birde tartüfleri kullanan tartuffe ler var. Tartuffe dini söylemleri kullanır..
yeni yöntemlerden, teknolojik aletlerden, şantaj yapmaktan, politik söylemlerden yararlanır.
Bunların yanında rüşvet vermek,
armağanlar ile göz boyamak, yerine getirilmeyecek sözler vermek vb durumlar sayılabilir. İşte insanların zaaflarından faydalanan uyanıklar.
Nefis bir konu değil mi?
İyi bin oyuncu,iyi dekor ve iyi kostümle
harikalar yaratılabilir...Çift zamanlı güldürü ve tam eleştri.
Tiyatroda 15. yılını kutlayan maskara tiyatrosu da
bu oyunla hem sanat yönetmeninin hem de tiyatronun
kuruluşunu kutlamak istemişler.
Fakat, okul tiyatroları ya da anasınıfı gösterileri
bile daha kaliteli kostümle yapılıyor..
daha çok dekor kullanılıyor.
Düşünün ki normal pantolonları kesip lastik geçirerek
kraliyet bermudaları yapmışlar
50 li yaşlarında ki adamcağızın ağ yeri yırtılıp
beyaz çamaşırı ortaya çıkınca içiniz cız etmeye başlıyor.
normal ayakkabıların üzerine kırmızı kurdelayı
silikonlamışlar..(Derya Baykal işi)
Bütün kostümler ütüsüz ve kızların
tuvaletleri naylon şifondan ama;
Sanırım Nazım bu oyunu izlese.
İçimi acıtır sanatta ki yerin
sormayın dostlar yaram pek derin
uzatmayın oyunu;
ağlatmayın koyunu.
kurutmayın oyunculuğun soyunu.
Çıkartmayın oyunun............
derdi ama nazım benim gibi kafiye yapmazdı:))
Biz de ikinci perdeyi izlemeden ilk defa bir oyundan
ayrıldık...
Tartuffe:Dindarlık taslayan kimse
Kaliteli müzik zevki olan,
mucit bir eş nasıl olurda karısı
tarafından bir cinayetin zanlısı olarak
gösterilmek istenir...
Bir anda pasif bir adamken kahraman ilan edilir.
Nihayetinde katil olmadığı anlaşılır,
ama kadın 180 derece dönüşle kocasına saygısını
yeniden yitirir.Oysa onu bekleyen sondan habersizdir.
Bu pohpohlanma ve düzenin içinde kendini James Bond
zannetmeye başlayan adam karısını öldürür ve
oyun biter.Üçüncü sayfa haberleri aslında bu tür
malzemeler,bu tür hayatlarla dolu..
Oyundan sonra, bir hırsla kocasına araba aldırtan
kadından ne farkı var diye düşündüm.
Ağzımızda yarım bir tad bıraktı oyun.
Daha daha iyi kurgulanabilirdi.
Hadi boş oturmayalım da şunuda oynayalım
aradan kalksın hesabı gibiydi.Günceldi ama
çağdaş komedi denmemeliydi.
Kibarlık budalası gibi bir eserden sonra
Haldun Dormen'e bu oyun gitmemişti.
1945 doğumlu, Deniz Gökçer oyunu tek başına sırtlanmıştı.
Aman efenim kadıncağızdan asalet akıyor,
tevekkeli Devlet sanatçısı Cüneyt Gökçer, tiyatro
sanatçısı Meliha Gökçer ve Ayten Gökçer'in üvey kızıymış:)
Bu bile önemli değil mi ?
Buralar işin dedikodusu,
1944 doğumlu,Deniz Türkali
beni başka yerlere götürdü...
Doğrusu ondan çok ,Babası Vedat Türkali'nin
18 yaşımda okuduğum ve beni çok etkileyen
kitabı Bir Gün Tek Başına isimli
Türk klasiği kitabıyla yüzleştim yeniden..
Eski bir dostun kokusu gibiydi hatırlattıkları bana,
Kocası Atıf Yılmaz ve Ah Belinda
sonra dedim ki bir izler bırakmalı insan
bir ses, bir ışık ve bir umut bırakmalı insan.
Kocaman yüreklere sığmalı yaşam.
Merhabalar,,
Yoğun bir gündü. Gece uyumakta zorlandım.Sürekli
kopya çekerken yakalanıyordum.
Kabus gördüm ama ilginç olan
kopya hazırlamamış olmam:)
Niyetlenmedim mi?Kesinlikle hayır..
Genco Erkal'ın usta oyunculuğunu bu kez de
Sivas 93 isimli oyunda izleme şansı bulduk.
Ne balık hafızalıyız ama...
Saniye saniye anlatılınca, yaşanan ihmallere çok üzülüyor insan,
ve oyuna gitmeden önceki "mendil aldın mı"? beklentilerimize inat
tek bir göz yaşı dökmeden geldik evimize.
İşte,amaç acıtasyon değil, tamamen unutturmamak..Saygı ve
bir daha böyle olaylar istemeyenlere bir öğüt belki de.
Ne niyetteydiler ellerinde karanfillerle geldiler şehre
Oyunda bir oyuncumuz daha vardı tiyatrolarda
çok yıldızı parlamayanlardan daha çok dizilerden tanıdığım
Meral Çetinkaya, belki bir daha bloğuma yazma fırsatı olmaz diye
not düşmek istedim buraya
Çok iyi ama çok iyi bir oyunculuk sergiledi.....
Bizimkiler dizisinden sonra binbir gece masallarıyla
hafızalarımızda kaldı
1945 doğumlu sanatçıya kocaman bir alkış..
Heyecan tavan yapmış durumda,
12 ders ten sınavım var yarın sabah
2 si olmak üzere,
tüm hafta boyunca her gün
sınavlara girip çıkacağım ama
5 tanede tiyatro biletim var. Hem de akşam saat 8'de
yani zaman nasıl yetecekte ben ezber yapıp
12 dersten sınavda başarılı olacağım bilemiyorum..
Sevgili Zeya'nın İçimdeki ''at şahlanınca'' benzetmesinden
çok etkilendiğimi söylemeliyim...
Aynen öyle olacak kocaman bir maşallah
sonra ya allah....
Çalışmadan başarı olmaz, olsada
sonu gelmez...
Aslında söylenecek söz çok ama
bugün size gençlerle ilgili bir şey
söylemek istiyorum.
Genç kızlarımız hiç laf tutamıyorlar
ağızlarında:)
cidden şaşırıyorum bu duruma,bir dakika önce
yaşanan bir olay olduysa bir başkasının ağzından
duyuyorsunuz...
bazen ya, Dilek abla diye; gelenler oluyor
hemen tecrübelerim devreye giriyor...
yaptığınız çok yanlış canım benim diyorum..
mümkünse dinlemeden mevzuyu kapatıyorum.
Eften püften ama büyürse sorun olur...
Bu bir huy diye düşünürüm. Sır saklayamayanlar
daha çok kendi sırlarından korkanlardır diye düşünürüm.
Kırsalın kırsal düşünceleri beni hep ürpertmiştir
öylede olmaya devam ediyor..
Bazen koca kadınlar yapıyor ama
tecrübeyle biraz daha dikkatli yapıyorlar galiba:)))
Perşembe akşam saatleri dersi kaynatmak
amaçlı öğretmenim bende çinko
eksikliği varmış diyen delikanlıya,
öğretmen et yiyormusun? Diye sordu.
Delikanlı
yutkunarak ve bir kaç saniye düşünerek
bulursam yiyorum dedi. Kısık bir sesle,
biraz mahçup ama çokça utanarak............
yüreğinizdeki sevgiler varolsun.
En son ne zaman bağırdığımı düşündüm?
Acaba hangi olaya ve kime bağırmıştım.
Kafamı epeyce zorlamam gerekecek.
Ben içinde bağıranlardan birisiyim...
Yüksek sese hiç tahammülüm yoktur.
Bağırana hiç hiç...
Bağırarak neyi halledebilirdim ki?
Ya halledemediklerim, bağırmadığım için olabilir mi?
Bardağı taşıran son damla ne?
Ben bu yazıyı neden yazıyorum...
Allah allah! durduk yere sinirimi bozacak bu yazı:))
kırmadan kırılmadan gittim ben:))
sevgiler
Güneş batmakta... Ovada gecenin
gölgeleri büyür, büyür, sararır...
Ağaçlıklar, akar sular, bir serin
Rüzgâr ile dalgalanır, kararır.
Kuşlar ötmez, yuvalar boş... görünmez
Bir ışıltı uzaklarda, yazık ben
Öksüzüm, şimdi bu yolda giderken...
Gök bile yıldızlarına bürünmez.
Eski izler, çirkin, korkunç lekeler
Kılavuzluk eder.
Zavallı atım,
Şüphelenir bu gidişten ve kişner...
Gece gelir; ıssızlık sanki solur,
Ve ruhum uyur, uyanır, her adım,
Atımın nal sadası ninni olur...”