2 Ocak 2009 Cuma

Hoşgeldin 2009


Yeni yıla girdim...
1- Ayşegül Aldinç gibi, sesi buğulu kadınları pek beğenirdim.
Bu yıla pek buğulu girdim:)))
2- Milli piyango biletime hiç bir şey çıkmadı.
3- Yeni yıla TRT ile girdim.
4- Hadise' yi çok beğendim.(Daha bile iddalı olabilirdi)
5- Ankara' da ki can kayıplarına çok üzüldüm.
Avrupada bu bakımlar rutin bir şekilde belediye tarafından
bakımı yapılıyormuş. Ücretinide paşa paşa ödüyormuşsun
ama canını bu nedenle kaybetmiyormuşsun:((Gelişmişlik farkı
6- Beterin beteri vardı.İ.Gökçek adaylığı kazandı.
İspat edilmesine rağmen, her şey legalleştiriliyor.
Avrupada olsa çoktan istifa etmişlerdi:((
(gelişmişlik farkı
7- 2009' da da prensipleriyle yaşayacak olmaktan
hoşgörümünde bir sınırı olduğunu bilmekten
gelmeyene gidilmeyeceğini, sevmeyenin sevilmeyeceğini,
almayanın veremeyeceğini anlayarak devam etmekten
dolayı mutluyum...
8- Hadi hadi derken eşeğin hoşşaftan anlamadığını düşünecek
yeni tadlarla yaşayacağım...
9- Ruhumun değil, bedenimin zayıflaması için uğraşacağım.
Zira bugün AA haberlerinden öğrendiğime göre çok düşünen
insanlar şişmanlıyorlarmış:(Zayıflar kızmasın)
10-İyilik daima kazansın...

31 Aralık 2008 Çarşamba

Güle güle 2008


Hoşgeldin 2009, Hoşgeldin !
Blog dünyasının güzel insanları, giden yıl gitti
yeni güne bakmak lazım. Bizi üzen ne varsa üstümüzden
atmak lazım...
Yeni yılı umutlarla dolu beklediğimiz kesin.
hepimize önce sağlık, huzur ve barış dolu bir dünyada
yaşama özgürlüğü diliyorum...
Plastik çam ağaçıyla evimizi süslemenin insan psikolojisine
katkılarını, çocukların gelişimine etkilerini unutmayalım...
Canlı çam ağaçlarını satın almayalım.
Yeni yılınız kutlu olsun.

29 Aralık 2008 Pazartesi

Ufak tefek yalanların mühim değil olur canım


Günlerdir, yatak yorgan, bitkisel ve işlevsel ilaç
dostluğu ile bir türlü iyileşmeden yatıyorum...
Cumartesi günü gideceğim oyuna gidemedim.
gel gelelim pazar günü Haluk Bilginer var.
Biletini en az bir buçuk ay önce almışım.
Kızlar harıl harıl arıyor. Gidecekmiyiz nasılsın diye?
Dışarda kar lapa lapa yağıyor. Yok böyle bir delilik
tabiki gideceğiz diyorum ama öksürükten kendi sesimi
duymuyorum. İşin kötüsü Tiyartoda öksürenler benim
bir numaralı düşmanımdır. Öksürmemem lazım:))
Yola çıktık! vaktinde salonda olduk. Güzel bir dekor
kullanılmış evin sahibinin kişiliğini yansıtan eşyalar var.
15 gündür hafızasını kaybeden halukcuğumun rol yaptığını
aslında hafızasını kaybetmediğini, 15 yıllık evliliğindeki
hangi sıkıntıların karısının kendini öldürmeye çalışmasına
sebep olduğunu bulmak için hafıza kaybı rolü yaptığını
izliyoruz... Bir anda kavganın ortasında buluyorsunuz kendinizi
hatta ay yeter artık diye bağırmak bile geldi içimden:))
Bu yabancı yazarların evlilik ilişkilerinde ki tutumu çoğu kez biz
Türklerinkine benzemiyor. O kadar ağır ağır ve aklı başında
kavga ediyorlarki oyuncu isimleri başka olsa asla çekilmez bir
oyun. Biz Türkler kavga ederken kaç kez mutfağa gider geliriz
kadınlar bir yandan ya yemek yaparlar ya ütü.
Erkek ya traş olur ya gazete okur:))Haksızmıyım ama!
Sonra mutlaka işin içine aileler girer senin
kardeşin de şunu dedi. Baban
hopladı zıpladı gibi bir sürü eski mevzu toparlanıverir.
İçimizdeki tüm kurtlar dökülürde, bir anda mevzunun dışında
buluverirsiniz kendinizi..Yani evlilikte ufak tefekcinayetler olur..
Birbirlerini öldürmeden evliliklerinin "27. sanat yılını" kutlayan
(Çünkü evlilik bir sanat)
blog dünyasının güzel insanı Lalenin yıldönümünü kutluyorum...
Tüm bekarlara da
En az onun ki kadar güzel anlatılabilecek yaşanabilecek
güzel evlilikler temenni ediyorum.

26 Aralık 2008 Cuma

Ha ha hahapşuu


Hapşırmak 6. yüzyılda İtalya'da yaşanan veba salgınında
hastalıkla özdeşleştirilmiş. Papa büyük Gregorius, İtalya'yı
dehşete düşüren salgına karşı tedbir olarak, sağlıklıların hastalar için dua etmelerini buyuran bir karar çıkarmış. Bu karara göre hapşırana,”Tanrı seni kutsasın,” denilecek
Yalnız olanlar ise;”Tanrım bana yardım et,” diye bağıracaklarmış.
Katolik dünyasının önderinin bu buyruğu veba ile birlikte tüm Avrupa' ya yayılmış.
Çin' de aksırmak, bizdeki kulak çınlaması gibi, birinin aksıranı kötü andığı anlamına geliyormuş. Aksıran yere tükürerek, “İyi insanlar beni sever kötü insanlar hakkımda dedikodu yapıyorsa dişleri dökülsün” diyorlarmış. Montaigne, Aristoteles' i kaynak göstererek insanların üç türlü “yel” çıkardığını yazmış.
Alttan çıkan pistir, ağızdan çıkan oburluk belirtisidir.
Ağızdan çıkan baştan gelir ve ilahidir.
İşte bu nedenle “Çok yaşa veya sen de gör, hep beraber
denmesi çokkk önemlidir.....İki gündür bana çok yaşa
diyenlerin duası tutarsa epey bir yılım var:))
Hapşuuuu ;))))

25 Aralık 2008 Perşembe

Yıldızların habercisi


Güneş üzerinde bulunan "siyahlıklar"ın, yüzeyindeki
lekeler dikkatini çekti.
Uzun ömürlü lekeleri takip ederek Güneş’in »
26 günlük bir dönme dönemi olduğunu buldu.
O zamana kadar bu koyuluklarla ilgili iki görüş vardı:
İşte galileo 'yi heyecanlandıran bu durum onun dünyaca tanınmasına
ve bilim dünyasına büyük hizmetine sebep.
Devlet Tiyatroları "Galilei nin Yaşamı" isimli oyunda
Bilim insanlarının ne zor şartlarda çalıştıklarını
bilme ve insanlığa hizmetin halk tarafından günah olarak
nitelendirildiğini ve bir çoğunun idam edildiğini tiyatro diliyle anlatmışlar.
Bugün, bilimle uğraşan insanların durumunu düşündüm,
onlarda çalışma ortamlarının, imkanlarının yetersiz olduğunu söylüyorlar.
Maddi ve manevi olumsuzluklar içerisinde bilime hizmet eden
insanları takdirle karşılamak yerine tüm kapıları kapatıyoruz.
Galilei "insanın dışında ve onun isteklerinden bağımsız olan dünya
ancak matematiksel yöntemlerle anlaşılabilir." Diye düşünüyordu.
Dünya dönüyor du !!! Dönsün bakalım:))

24 Aralık 2008 Çarşamba

Kuş uçtu, mısır kaldı


Kar, sokağa akarken salına salına
aklıma geldi
çocukluğumda sıcacık patlamış mısır satan
yaşlı amca.
Mısırcıııııııııı
dediği anda elimde kocaman bir tabakla
merdivenleri inerdim on basamakta.
Ve tıpkı kar gibi, salına salına çıkardım
merdiveni yarım asırda.
Nohut satardı gündüz bol kimyonla
çok merak ederdim,
evindeki çocuklar yermiydi acaba?
Küllahına sığdırdığı parayla
gülümserdi, yaşlı nur yüzlü amca..
Sattığı mısırlardan,
serperken sokağa, nasibini verirmiş
ürkek, uçan minik kuş'a..
Oysa, benim büyüdüğüm şehirde
kar yağmaz,nerden geldi aklıma.
Yağmur, rüzgarla oyun oynar
daldan dala,
birden güneş açar, soğuğa inat
fakir fukaraya.
Dışardaki kar hatırlattı bana
mısırcı amcayı..
Elimdeki çay ısıtmış olmalı.
Garip gurebayı.

15 Aralık 2008 Pazartesi

Özet


Merhabalarrrr,
Delmişler, dakmışlar
Bunu böyle yapmışlar
Delmiyelerdi, dakmıyalardı
Bunu böyle yapmıyalardı...
...................................
Canım bir tekerlemeyle başlamak istedi .
Bayramlar çok güzel. Bereketi ile geliyor bayram.
iki günlüğüne anneciğim eli kolu dolu dolu geldi.
Arog filmini izlemeye gittik hep beraber ben ne kadar
uykusuzsam birinci bölümde ciddi ciddi uyudum:))
O nedenle flim için ne söylesem yanlış olur, ama
yinede söyliyeyim. İsim Cem Yılmaz olunca, gülmeye
gidecekmişiz gibi bir şartlanmayla gidiyor insan
birinci bölümde çok gülmedi insanlar zira gülseler
uyanırdım muhakkak. Hoş bir tarih dersi gibiydi
En azından İvedik gibi bomboş değil(izlemedim ama)
Arogu daha sonra evde yeniden izleyeceğim..
Efe' nin kuru öksürüğü arrtı.
Ben ateşler içerisinde yattım. Sonra gözüm kocaman şişti.
Sanırım alışveriş merkezi hastalığına yakalandık..
Efe bugün okuluna gitti .Ben hala keyifsizim..
Öyle ki tiyatroya bile gidemedim..Şahane Düğün
isimli oyuna gidecektim.
Gülay, esmer güzeli kızıyla beraber gitti benim yerime oyun çok güzelmiş..
Kristal Yelkenli isimli çocuk kitabını okuyup bitirdim.
Sık sık çocuk kitabı okurum .
Annecigim ile çam ağacımı düzenledik..
Bu arada haberlerde izlediğim ayakkabı fırlatma sahnesi
hoştu sanki:)) Protestosuna
Halkın öpücüğü, adını vermiş adamcağız..
Eeee ne demişler
Delmişler, dakmışlar
Bunu böyle yapmışlar
Delmiyelerdi, dakmıyalardı
Bunu böyle yapmıyalardı


5 Aralık 2008 Cuma

Bayram çocuğu


Bayram demek,
günlerce evde yapılan temizliğe seyirci kalıp
hiç kullanılmayacak olan kabın kacağın bile yeniden
yıkanmasıydı.
Mutlaka, ama mutlaka muz likörü ve madlenin iyisi alınırdı.
Draje ve lokum, gümüş gondolda alırdı yerini.
Kolonya unutulmaz, tepsiyle baklavasız olmazdı.
Gelenlerin yanında giymek için,
bir de ev dışındaki gezmeler için kıyafet alırdı.
Bayram sabahı erkenden kalkar, evi yeniden siler,
duşunu alır ihtişamlı bir kahvaltı hazırlardı.
Uyandırılma vaktimi sen ayarlardın.
Her işin bitmiş olurdu. Benim de mis gibi oturmamı isterdin masaya.
Alanya fırınından sıcacık ekmek olurdu, mis gibi çiftlik yağının yanında.
Beyaz peynire arkadaşlık ederdi vişne reçelin.
Bayram gazetesini acele acele okurdun. i
Hiiiç, uzun uzun zamanın olmazdı..

Günler öncesinden, kasap ayarlardın.
Çoğu ev, güne yeni başlarken bizim koyun
rızık olurdu.
Bolluğuna inanırsın, öğle yemeğinde Etli nohut ve Pirinç pilavı yemenin.
Akşamdan ıslattığın nohutta piştimi
radyonun düğmesini çevirir, en az on dakika türküler eşliğinde
benimle oynarsın.
Anne kız, sanki bayram alayı kurar, birbirimizi neşelendirir,
halayın bir evresinde birbirimize sarılıp
içimizdeki yalnızlığı göz yaşlarımızla kovalardık.
Bir daha ki bayram sabahına kadar.
Oysa, o saatten sonra hep kalabalık olurdu da etraf
nedense ben yalnızlığımızı da pek severdim.
O yüzden olsa gerek hep dört çocuğum olsun isterdim.
Bana verdiğin neşe ile ben bayramları hep sevdim..
Nohutumu ayıkladım, sürprizinle beni çok mutlu ettin anneciğim..
Hoşgeldin çocukluğumun, kalabalık insanı...
Bayram demek, sevgi demek.
Bayramınız kutlu olsun

4 Aralık 2008 Perşembe

Anlamlı komediler ve iki oyun.


Ohh!
Şöyle enine boyuna güzel bir oyun izledim.
İki kuşak çatışmasını son derece keyifli
yazan Ray Cooney ile Gene Stone
Nedim saban yönetimiyle bir tad bulmuş.
Oyuncular oyunu şahlandırmıştı.
Metin Serezli yılların tecrübesini sanat aşkını
alevlendirmişti. Yeşim Alıç,
Özlem Tekin’ den devir aldığı bu rolü çok başarılı
bir şekilde sundu. Oyunun konusu iki kuşağın birbirinden öğrenecek çok şeyi
olduğunu vurgulamaktı. Ailesini terk eden rock’çı bir kızın başına gelen
bir öykü bu. Yeni bir bebeğin yaşamına kattıklarını anlatıyordu
ama tecrübeyle birlikte mantığın nasıl değiştiğini de.
TESTOSTERON

Bu hormon garip bir şey anlaşılmaz vahşi ve bir o kadar duygusal
Yedi erkeğin cinselliğe, kadına,
doğanın varoluşuna, Baba ve oğul ilişkilerine
bakışıyla hormonun etkilerini yansıtmışlar.
mikrobiyolog, kuş bilimci, baterist, gazeteci, avukat, garson ve bir baba
Oyun çok gürültülü bol kavgalı bol küfürlü
zaten 18 yaş uyarısı var.
Farklılıklar adına böyle bir oyunu izlemekte keyifliydi.
Bildiğimiz erkekler işte:
Bu kadar erkek bir araya gelince anne ve eşleri hariç!!
neredeyse tüm kadınları rahatça götürebilecekleri
potansiyel keklik gözüyle bakıyorlar.
Sonra erkeklerin futbolu dahi kadınlara beğendirme
iç güdüsüyle yaptıkları sonucu çıkıyor ortaya.
Erkeklerin, çocuklarının gazını bile sorarken
çevresinden uzaklaşması gizli gizli sorması gerekiyor
şeker yiyen bir erkek, erkekçe davranmamış oluyor.
Daha neler neler.

Sadece oyuna hareket gelmesi için çok gürültü yapılmış
o nedenle sözlerde kayıplar oluyordu..
Bilimcilerin hayvanlarla kendileri arasında ki benzerlikleri
ortaya koymaları ve bildiğimiz bir çok şeyin yanlış olduğunu savunuyor
olmalarına rağmen yinede resim de gördüğünüz yarışmayı
yapmaktan geri kalmıyorlar...
Sebep::::::::)(:::::::::::::::TESTOSTERON

2 Aralık 2008 Salı

Mutluluk Haberleri


Evin içerisinde ki şenlik çalışmalarımız tüm hızıyla
sürdü. Yer yer kavgaya dönüştü ;)
Yeni Eğitim Öğretim sistemi ailenin de her şeyi biliyor
olmasına dayalı..
Onca eş dost içerisinde bir tane Gıda Mühendisi olmaz mı?
Aklıma pastaneler geliyor. Kesin Gıda Mühendisleri vardır.
Büyük bir yemek şirketinin gıda mühendisiyle görüşmek istiyorum.
Buyrun buyrun içeride diyorlar. Heyecanıma mani olamıyorum.
Gökte ararken yerde buldum sizi. Beni şu konularda bilgilendirir misiniz?
Diyorum. Şeyyy diye küçülüyor karşıdakinin sesi ben Kimya mezunuyum.
Ama diyorum az önce patronunuz buyur etti;((
Tedbir olsun diye düşünüyor Gıda mühendisimiz de var.
Bugün burada değil… Oldu !! Teşekkürler
Telefonla ulaştıklarımda aynen böyleydi.
Maalesef, neredeyse hepsi Kimya mezunu..
Kısacası kandırılıyoruz.
Yetişmesi gerekli projemizin bir kısmının.
Kimseden habersiz mecburen,
bir anda gıda mühendisi oluveriyorum gecenin ikisinde.
Neyse şimdilik atlattık. İkinci tura kadar..
Bu arada mutluluklarınızı resimlemişsiniz
ne hoş bir anı olarak kalacak bende.
Hatta uzun yıllar unutmamak için buraya link olarak da
yazacağım.
http://laleninbahcesi.blogspot.com/2008/11/emrediyorum-mutlu-ol.html
http://gimmemamalove.blogspot.com/
http://asis-butterfly.blogspot.com/2008/11/ben-mutluyum-ya-sen.html
Mutluluk ışıkları hep gözlerinizde yansın..

Çorbadaki Tuz;
Beni çok çok mutlu eden bir projede Esra’ nın kütüphanesiydi
ben gözüm yaşlı okudum. lütfen sizde okuyun olur mu?
http://www.misssgibi.com/?p=258
Bloglarda nasıl güzel işler oluyor..
Bu arada henüz gidip de bloğuma yazamadığım
üç tiyatrom var. Bugün birde ev gezmem var.
Canım okey oynamak istiyor;))
Zeya ve Asis kısa bir ara vermişler. Üzüldüm.
Lale ablamız hasta. Geçmiş olsun dileklerimi gönderiyorum.
Mavianne yoğun musun? Neredesin?
Rüzgar iyisin dimi;;))