5 Aralık 2008 Cuma

Bayram çocuğu


Bayram demek,
günlerce evde yapılan temizliğe seyirci kalıp
hiç kullanılmayacak olan kabın kacağın bile yeniden
yıkanmasıydı.
Mutlaka, ama mutlaka muz likörü ve madlenin iyisi alınırdı.
Draje ve lokum, gümüş gondolda alırdı yerini.
Kolonya unutulmaz, tepsiyle baklavasız olmazdı.
Gelenlerin yanında giymek için,
bir de ev dışındaki gezmeler için kıyafet alırdı.
Bayram sabahı erkenden kalkar, evi yeniden siler,
duşunu alır ihtişamlı bir kahvaltı hazırlardı.
Uyandırılma vaktimi sen ayarlardın.
Her işin bitmiş olurdu. Benim de mis gibi oturmamı isterdin masaya.
Alanya fırınından sıcacık ekmek olurdu, mis gibi çiftlik yağının yanında.
Beyaz peynire arkadaşlık ederdi vişne reçelin.
Bayram gazetesini acele acele okurdun. i
Hiiiç, uzun uzun zamanın olmazdı..

Günler öncesinden, kasap ayarlardın.
Çoğu ev, güne yeni başlarken bizim koyun
rızık olurdu.
Bolluğuna inanırsın, öğle yemeğinde Etli nohut ve Pirinç pilavı yemenin.
Akşamdan ıslattığın nohutta piştimi
radyonun düğmesini çevirir, en az on dakika türküler eşliğinde
benimle oynarsın.
Anne kız, sanki bayram alayı kurar, birbirimizi neşelendirir,
halayın bir evresinde birbirimize sarılıp
içimizdeki yalnızlığı göz yaşlarımızla kovalardık.
Bir daha ki bayram sabahına kadar.
Oysa, o saatten sonra hep kalabalık olurdu da etraf
nedense ben yalnızlığımızı da pek severdim.
O yüzden olsa gerek hep dört çocuğum olsun isterdim.
Bana verdiğin neşe ile ben bayramları hep sevdim..
Nohutumu ayıkladım, sürprizinle beni çok mutlu ettin anneciğim..
Hoşgeldin çocukluğumun, kalabalık insanı...
Bayram demek, sevgi demek.
Bayramınız kutlu olsun