6 Mayıs 2014 Salı

fırında karamelize edilmiş meyveli kaymaklı hindi

Tavsiye Kanalı' nın daha önce bir çok kampanyasına katılmıştım. O sıra, bloğa ara verdiğim için blogda paylaşmamıştım. Ama bu kez kaçırır mıyım ?
Kaymağın lezzetini ortaya çıkaran bu güzel tarifle bende tavsiye meleği olarak Ülker Teremyağ Gurme kampanyasına katıldım.
 FIRINDA KARAMELİZE  EDİLMİŞ MEYVELİ KAYMAKLI HİNDİ   
Hazırlanma süresi:5-7 dakika
  MALZEMELER
1 kğ kemiksiz hindi eti
2 yemek kaşığı ülker teremyağ kaymaklı
1 çay kaşığı pul biber
1 çay kaşığı karabiber
1,5 çay kaşığı tuz
 1 çay kaşığı toz şeker
1 büyük boy patates
1 elma
1 büyük dilim ananas
1 mandalina
YAPILIŞI:

 Et, bir tepsiye alınır. Bir yemek kaşığı Ülker Teremyağ Gurme Kaymaklı ete güzelce yedirilir. 

Üzerine tuz,pul biber, karabiber serpilip tekrar ovulur. Fırın poşetine bir yemek kaşığı un konup poşete yayılır. Hindi eti, dilimlenmiş patates, mandalina, elma ve ananas poşete konur. Şeker serpilir, yarım tatlı kaşığı Teremyağ Gurme Kaymaklı içine bırakıldıktan sonra poşetin ağzı kapatılır. Kürdan yardımıyla 3-5 delik açılır

 *180.Derecedeki fırında bir saat pişirilir. Servis tabağına alır almaz kalan yarım yemek kaşığı Teremyağ Gurme Kaymaklı etin üzerine gezdirilir. Sıcağıyla erimesi için bırakılır. Bu işlem etin daha parlak gözükmesini ve Teremyağ Gurme kaymaklının direk lezzetini almanızı sağlar. 




*Eğer biraz sulu ve meyveleri diri istiyorsanız 50. dakika da ya da meyveleri karamelize olmuş istiyorsanız 60.dakikada fırından çıkarınız. AFİYET OLSUN Bu güzel lezzeti yakalamaya yardımcı olan Ülker Teremyağ Gurme Kaymaklı' ya teşekkürler.
Şefin Tavsiyesi :D Portakal ve Ayva mutlaka tavsiye ederim. Tavuk eti ve kırmızı et ile kolayca yapabileceğiniz bir tarif.



4 Mayıs 2014 Pazar

Seninle bir Cumartesi

                                    Hızlı bir psikolojik ve fizyolojik gelişim; ailenin etki alanından 
                                     çıkarak akranlarının etki alanına giriş.  
                            Yemezler! Bizim sana ayıracak her zaman vaktimiz var. 
seni  çok sevmemiz, bireyselliğini kabul edip, yeteneklerine olan ilgimiz,  fikirlerine saygımız, vermek istediğimiz şey  ''Çok değerlisin çok önemlisin.''  Hissedebiliyor musun ?  
Gün boyu seni dinlemekten çok keyif aldık. Bir soru sordum sana, '' Herkes birbirini sevmek zorunda değil ama saymak zorunda diyorlar ne düşünüyorsun ?''

-Sevgisizlik; Kin kıskançlık ve öfkenin, şiddetteki bir ölçeğidir. Yani sevgisizlik  bir tür şiddettir. Bu şiddeti hissettiğin birini saymaya çalışmak da tuhaf olur. Mesele, sana değersiz olduğunu, seni sevmediğini hissettirmeye çalışan birine karşı onun bir hastalığı olduğunu kabullendirebilmektir. Doğrusu ben onu çözmek için uğraşmam.. Çözmek işi psikiyatrinin işidir. Eğer, paylaşılan bir yemeğin, bir kitabın, bir zamanın, tokalaşmanın, mekanın, doğanın, canlının değerini bilseydi beni bir tehdit olarak algılamazdı. Onlar çok komik insanlar anne...
- Kimler?
-Ben çok seçiciyim diyenler...Şiddete yatkın insanlar yani seviyorum sevmiyorum diye ayıranlar.

Hay ben senin, severim o felsefe yapışlarını, annesinin en değerlisi, en yürek çarpıntısı..

Bundan sonra senden öğrendiğim gibi karşısındakine değersizlik duygusu yaşatmaya çalışanları, sevmiyorum demiyorum öyleyse, gülüyorum, çünkü onları komik buluyorum... Öğrenecek çok şey var senden...

25 Nisan 2014 Cuma

BİLGİNize


Bilgin İlkin, 1940 doğumlu, Robert Kolej- Şimdiki Boğaziçi Üniversitesi- mezunu (1964)
1.90 boyunda, atletik yapılı,sporcu, entelektüel sosyal bir kişi. Basketbol, yüzme, su topu sporları yapmış, sağlam bünyeli, hiçbir önemli hastalık geçirmemiş bir insan. Hiç bir veri göstermiyor kalıtımsal bir problem olduğunu...

Karekter; İçine kapalı, alıngan, az konuşan, sıkıntılarını zor paylaşan, duygularını dışa vurmak yerine içine atan bir yapısı var. Bu yapı stresinin artmasına, birikim yapmasına sebep oldu. Zemin hazırdı.

Çok iyi bildiği İngilizce kelimeleri hatırlayamama, el yazısında bozulma, çok iyi araba kullanmasına rağmen yolun sağı yerine solundan gitme gibi sıradan olan her şeyin dengesinde bozulmalar başladı.

CBGD ,

Cortical Basal Ganglionic Degeneration

 zor konan teşhis,  bir hayat ve o hayatın içindeki , oğul, eş dost, akraba, doktor, araştırma serüveni her şey, eşin aldığı notlardan kitaba dönüşmüş... Sevgi ,kenetlenme, hasta ve yaklaşımlar. 

Kitabı beğenerek, kahve molalarımda bir çırpıda okudum. Adı geçmeyen tek şey paraydı kitapta, oysa çok gerekliydi böyle bir yaşamda. İyi ki vardı ...

22 Nisan 2014 Salı

Macera kitabı - Terminal


New York' lu üç arkadaşın, monoton hayatlarına heyecan katma isteğiyle başlayan macera arayışları, ilk sayfadan itibaren okuyucusunu heyecanlandırıyor.

Hava alanlarını ben de çok severim. Kalkan ve inen her uçağı izlemeyi, free shop' dan alışveriş yapmayıda.


Hava alanında, adımın  yazılı olduğu  bir tabelanın o küçük egomu mutlu ettiğini itiraf etmeliyim. Eğer böyle bir karşılama olmayacaksa diğer tabelalardaki isimleri okumak

onların hazzını gözlemlemekte güzeldir. O tabaledaki kişi olmak bir anda maceraya atılmak müthiş fikir.

Bu kitabı okurken ne kadar maceradan uzak bir yapım ve yaşamım olduğunu düşündüm. Küçük maceralar olmuştur ama bir adım ötesi yok. Ne yapabilirim ? Düşünüyorum. Dener miyim ? Korkağım ben zor biraz...


Yazar, bilgi birikimini kitabına çok iyi yaymış. Mekan yelpazesi çok geniş, senelerce oralarda yaşamışcasına şehirlere ait tespitleri gerçekçi. Yanı sıra ayrıntıları vermekte çok başarılı. 
Heyecan temasını, ön planda tutmuş. Normal bir hayata yakın, uçmayan düşünce ve gerçeğe yakın olaylar ile  macera arayışını, okuyucusuna geçirmekte  başarılı olmuş.

Olayların geçişindeki karakterler, renkli ve aksiyon katan tipler olarak kitapta önemli yer edinmişler. İçinde geçen bir öyküden bile  bir kitap çıkarılabilir. Fakat yazar, farklılık yaratmış konuyu daraltmamış. Sade, samimi ve yalın bir dil kullanmış. Çeviri olmadığı için anlam bütünlüğü de sıkıntı yaratmamış. Heyecanlı, serüvenli, bir yolculuk sırasında ya da yaz tatilinde güneş altında buz gibi bir limonata eşliğinde hızla okunacak bir kitap.


''Book  packaged'' modeli kitapların, dünyayı salladığı şu dönemde, kendi yaratıcılığını yazabilen, aktaran yazarları  mutlaka  desteklemek gerekli.  Türk macera yazarları genellikle çocuk serileri çıkartıtorlar. Yetişkinler için altı ya da yedi yazar zor gibi. Yok denecek kadar az mı yoksa ? Çağatay Çopuroğlu, yetişkinler için bu eksiği kapatmış.

Yazar önsöz' ün de  Jules  Vernes, Gülten Dayıoğlu' na şükranlarını göndermiş. Bugünkü  hayal zenginliğinin çocukluktan gelen okuma alışkanlığına dayalı olduğunu görmek mümkün.
Annesine teşekkür etmiş, özellikle tüm ailesine kitap okuma alışkanlığı edindirdiği için. Ben de teşekkür ederim. Önereceğim, kitaplar listemde.

Birde  gittiğiniz her yerden kendinize bir hediye getirmeyi unutmayın...

18 Nisan 2014 Cuma

Kenarın Kitabı '' Ara'' da kalanlar


Fincan, koleksiyonum için , kenara ait bir evden hediyedir. 1940' lı yıllara ait

Bu kitabın benim için öncelikli ilginç yanı proje derslerimden biri olan ‘’Küreselleşme sürecinde konut ve aile’’ ile ilgili yüzlerce kaynak tarama, not çıkarma, konuyla ilgili kitaplar okuma sürecime denk gelmesiydi. Bu şöyle bir süreç, okuduğunuz hiçbir şeyde özdeşim kurma, kahramanın sizi heyecanlandıracağı, edebi dil, mesaj verici bir özellik bulma gibi bazı kitap okuma özelliklerden arınarak, kim nasıl bir araştırma yapmış, nasıl bir çalışma yapmış, nasıl bir sonuca ulaşmış, o hangi kaynakları kulanmış, ben hangi kaynaktan kaynağa giderim, ben üstüne ne eklerim. Benim çalışmam nasıl olmalı, bu çalışmalarıma ne katar gibi düşüncelerin hâkim olduğu gayet düz bir süreç.

 Ruşen Erşen ‘in  ''Kentleşme Politakası'' isimli, Şebnem Hablemitoğlu’ nun 'Küreselleşme Düşlerden Gerçeklere''  kitabını okumuş, küreselleşmenin adı gibi heybetli bir hizmete dönüşmediği, politikaya nasıl alet edildiğini öğrenmiş oldum. İşte tam bu esnada Nurşen ablanın facebookta paylaştığı ‘’Kenarın Kitabı’’  röportaj sayfasına ulaştım. Heyecanlandığım kesin. Hemen kitabı edindim.

 Kitabın kapak sayfası ve içerisindeki bazı fotoğrafların Nurşen Güllüoğlu’na ait olduğunu gördüm. Kardeş dayanışması gülümsememin sebebiydi. Çok anlamlı sokak fotoğrafları...

 Kitap, makalelerin nasıl kitaba dönüşebileceği bilgisinin yanı sıra birbiriyle ilintili bir çok çalışmanın bir araya getirilerek, akıcı, heyecan verici,  bir dolu bilgiye yer vermiş. Sokakta gördüğüm seyyar satıcının, kenarda yaşayan bir gencin, kentleşmeye kurban evlerin, toplu konut projelerinde yerini alan kadınların, kenar mahalle ekolojisi, kentsel turizm, molozların dili, ve elbette azınlıkların oluşturduğu kenardan merkeze bilimsel araştırmaları yapılmış, dayanakları bilimsel olan kocaman bir yaşam. Arada kalan insanların yaşam öyküsü akademik bir dille okuyucusuna sunulmuş. Oldukça ilginçti... Kaynakçamda yerini aldı bile. Okuyucusu çok olsun.

 Bloğum da ,  mekte/ makta dili kullanmayacağım için en yalın haliyle paylaşmak istedim. Eskisi gibi...

 Sonuç: Kenar, kusurunu en gizleyemeyeceğiniz yerdir. Hiza ister. Bu nedenle, kenar dikişlerinin muntazam lığı bir elbisenin, eteğin duruşunu tamamlar. Bir örtünün emekle işlenmiş  işini ortaya çıkartan da kenarıdır,  kıvrılıp muntazam bir işçilikle yapılan oya, bir baş örtüsünün kenarına dikilir.
Kenara köşeye attığınız her şey kalabalık yapar onları düzenlemeniz genel görünüm ve refah bir ortam için ilk şarttır. Birde kenarda köşede unuttuğumuz vardır, onları oradan alıp yeniden kullanmaya başladığınızda değer katarsınız, yeniden kazanır işlevsel hale getirirsiniz. Öyleyse kenarda kalan her bireyi, her kültürü,  merkeze çekme ya da daha ileriye öteleme çabası yerine onlara küreselleşme, kentleşme bilinci ve gücü ile oldukları yerde süslemek, eğitmek, olanak sağlamak, değerli kılmak gereklidir. Öyle kenara çekilmekle olmaz. Her şeyi bir kenara bırakıp görmemezlikten gelmek olmayacağı gibi, politikanın oyuncağı yaparak hiç olmaz. Kaleme alanların yüreğine, bilgisine sağlık.. Okuyucusunu çok açıdan tatmin edecek bir eser olmuş.

24 Haziran 2012 Pazar

Hiç bir işi askıya almamak


Erol Evgin konserini izledik çok eğlendik çokça gülümsedik. Babalar gününde Evgin' e Sultan Süleyman'ın bire bir kopya, el işçiliğiyle yapılan kavuğunu hediye ettiler. Koca alışveriş merkezi bundan daha orijinal bir hediye bulamamış mıydı ? Mutlaka  Gökçeğe yaranmışlar dı,  mühim olan da buydu.
''Namazın kazası olur keyfin kazası olmaz'' diyormuş Evgin' in  ataları, biz de öyle yaptık ...

Perşembe günü staja başladım.

Bugün oğlumun başarısını Leman Kültürde  yemek yiyerek,  sohbet ederek,  gelecek planları yaparak kutladık.
Sonra da Kuğu Gölü Balesi' ni 3. kez izlemek üzere yerimize oturduk.
Bale gösterisine bizi davet eden hanımefendi

Prof.Dr.
Pınar Aydın O'Dwyer, 55 yaşında (soldan 4)
 Bir bale fanatiği: , hayatta  çok şeyden zevk alan bir adım öteye götürüp mutlaka konuyla ilgili bilgi sahibi olan bir göz hekimi , hayranlıkla kutladım onu.
 Baş dansçı Bahri Gürcan gözetiminde Ankara'da faaliyet gösteren bir merkezin yetişkinler kategorisinde öğrenci.
10 güne kadar da bale kitabı piyasada satışta olacak.
Umarım bir gün ideallerini herkes gerçekleştirir, askıda kalmayan güzellikler yaşamak dileğindeyim.
Sağlıcakla...

Kuğu Gölü denince bu dörtlüyü hatırlamayan olur mu?
Adile Naşit, Asuman Arslan, Ayten Erman ve Belkıs Dilligil

-

4 Haziran 2012 Pazartesi

Akıyor zaman


Dönem sonları hep bir koşturmacanın içinde geçiyor.
Oğlumun ressam Hikmet Çetinkaya ile beraber yaptığı bu tablo gibi,
barış dolu olsun bu dünya. Çetinkaya , Gelincikleri çok seviyor. Hakikaten özgürdür gelincikler istedikleri yerde boy gösterirler. İsterdim ki o tablo evime gelsin ama okulda kalacak.

Dün uçurtma şenliği vardı. İzlemek güzel, ah içinde olamadığım o zaman
ah gençliğim diye dövünmelerle dolu iç sesim.
Sonra dönen dünya

ıslatma klasiği, gözümüzün önünden geçti de bizi görmedi bile.

Sonunda beraberiz.

Eldeki patatese gelince, orada satış rekoru kıran yiyecekti. Bu kadar uyduruk bu kadar kötü ama çocuklar, büyükler kapış kapıştı. Patatesteki bu vazgeçilmez koku. Tek patates 5 liraydı. Sanırım 4-5 çuval patates sattılar.

1 Haziran 2012 Cuma

Akıbeti

30 mayıs 2012,
Yarım dönemdir, bireysel projeler hazırlıyoruz.
Çoğu çalıntı fikirler yapıyor, sosyal proje kapsamında 7-8 yaş çocukları için bilinçli tüketici kitabı hazırladım . Öncelikle tez yapar gibi tüm araştırma evrelerini tarihçesinden başlayarak kağıda döktüm. Projelerimizi
geri iade edecekleri için sadece bir adet kitap bastırdım. Güzel oldu.
sunum yaparken, daha da albenili olsun diye annemin Viyana' dan getirdiği bu solfej anahtarı kalemi içine ekledim. Sunumum bitince
Hocam-
Bu sunum ben de kalsın dedi .Sevinemedim...İlk fırsatta vermesini umuyorum.

Gönlümün götürdüğü yere..

29 Mayıs 2012
Zor bir sınav sonrası,
kendine zaman ayırmalısın dedi. Kim? Gizli özne :)
önce bir anasınıfının mezuniyeti varmış hiç tanımadığım çocukları gelecek nesli alkışladım bir süre.
Bir kadeh kırmızı ile aparatif birşeyler almak istedi canım.
Sonra çıktım. Karşıda 14 Milyar yaşında olduğumuzu söyleyen afişi gördüm.


Karanlık yuvarlak bir alanda anlatılan bu evrenin yolculuğunu ve bu sergiyi hazırlayanları hayranlıkla izledim.
elimizin son halinden başlayıp ilk halini dizilişini resimlemişler.
Nerede olacağımı bilmeden arabaya bindim. Önüme liseli gençlerin
ingilizce münazara yaptığı bir salon çıktı.
Büyük büyük alkışladım.
Sonra bir çok ilden gelmiş ilköğretim çocuklarının çalışmalarının, sergisini gördüm.
Tek tek, önemseyerek izledim.
Serginin bir yerinde oğlumun bir çalışmasını gördüm. Doğrusu beni haberdar etmediği için biraz içerledim. Sonra öğrendim, haberi yokmuş
Marc Chagall resmi.
Mersin' den gelen bu çalışmayı çok beğendim, bunlar da chagall sembolleri
Bu kadar güzel geçen saatlerden sonra da oğlumu aldım.
Bir şükür, bir teşekkür ederek, güzel bir akşama doğru yola çıktık.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Dingin insanlar

25 Mayıs Cuma, adam gibi adam Suavi' nin konserindeydim. Gümüşay'ın daveti ile yemeğimizi sakin keyifli sohbet eşliğinde yedik.Mezunlar derneğinin cafe kısmında oğlumun çektiği bir resmi duvarda görünce çok mutlu olduk, şaşırdık.
Gümüşay mezuniyetine neden beni çağırmadın diye sitem etti . (Bu unutulmasın diye yazıldı buraya)
BANANA SPLİT , TİRAMİSU neden büyük yazdım bunları ben de bilmiyorum . Yedik.
Hava gerçekten soğuktu. Değerdi...
Suavi çok akıcı,  cümleleri birbirine  sevdirerek konuşan, vurgusu mükemmel
kelime dağarcığı çok geniş bir adam. Her konuşmasında hop oturuyor hop kalkıyor yüreğim. Duru tertemiz bir ses. Ruhun gıdası olsa olsa böyle bir sesi ima eder. Nihayetinde de öyle dinlenmiş uyandım sabahına.Mümkün değildirki her fikrini doğrulıyayım. 
Birilerinin sizin yerinize söylemesi, adabınca kelimeleriyle güreşmesi çok güzel ...
Hayatım boyunca, herşeyini abartısız yaşayan insanları çok sevdim.
Eğer o soğukta, bir okul yapımı için bağışlanan bu konsere bu kadar emek veriyorsa, kendine insana
canlıya cansıza ne kadar özenli ve inançlı olduğunu görüyorum. O zaman onun inandıklarına saygıyla eğiliyorum.
Sınavlarım devam ediyor.
Bir devi daha kaybettik. Oraya götürdüğün anıların ve kalplerde bıraktığın sevgi ve saygılar ışık olsun sana...Nur içinde yat Orhan Boran iyi, güzel, doğru insan.