13 Ocak 2012 Cuma

Nur içinde


Son dönemde değerli insanlarımızı kaybediyoruz.
En kötüsü, ülkesi için önemli işler başarmış devlet ve siyaset adamlarımızı,
üzgün ve kırık yolluyoruz diğer tarafa.
Başımız sağolsun. Nur içinde yat büyük dava adamı.

11 Ocak 2012 Çarşamba

Algı


Yarın son sınavım var,
Bugün ki ise zorlu ve zordu.  '' C++ plus bilgisayar programlama dili ''dersi
benim için epeyce zor, herşeye rağmen elimden geleni yapmanın
mutluluğu içindeyim.
Kısmetse 15 tatil sonrası 4.sınıfı okumaya başlıyorum.
Şaka maka yavaş yavaş sona yaklaşıyorum. Ama minik minik kafama
yüksek lisans da yatmıyor değil:)
Ah! Yaşım, Vah! Yaşım...

Geçenlerde PROF. DR. OĞUZ ERKAN BERKSUN' un
"Değişen Dünyada Değişen Aile ve Değişmeyen Dinamikler "
konulu bir seminerine katıldım.
"Değişen Dünyada Değişen Aile ve Değişmeyen Dinamikler "
dışında bazı bilgilere sahip oldum.
Mesela
Agresyon kontrolünün çok önemli olduğunu,
nerden nereye tabii konuyla alakası yok ama
benim uzun zamandır üzerinde durmayı istediğim "Alınma sorunu"

Bir de ana başlıklar var tabi,
Feedback Mekanizması ve Termostat ayarı
bunlarda tarafımdan araştırılarak öneminini
kazanmışlardır. Özellikle ergenlik ya da ön ergenlik
dönemlerinde , ha birde bizim gibi son ergenlik dönemlerinde
bu ayar çok önemli.

Gerek ailede, gerek çevre ilişkilerinde ısıyı ayarlayabilmek,
bazen bu ısı ayarlanmadığında öfke kontrolünü kaçırmak
ve en nihayetinde mükemmeli ararken alınganlıkla biten
ilişkiler.
Ben bunun neresindeyim?
Bunu fark etmek için biraz kendini tanımaktayım.

Uzunca bir süredir kendi kendimi yiyip bitirdiğimi
ve sonuçta kırmamak için kırıldığımı anladım.
o noktadan yavaş yavaş uzaklaşmayı öğreniyorum...

Karşıyı anlamak kadar zor bişey yok,
tıpkı kendinizi anlatmak için harcadığınız zaman gibi

önceleri mız mız hafif depresyona yatkın tipleri teselli
yoluna gider, onları canladırmanın heyecanını yaşardım.
Şimdi, onun öyle yaşamayı tercih ettiğini kabulleniyorum.

Önceleri hafif riyakar bir tutum gördüğümde,hemen tepki
gösteriyordum kibarca susuyordum, konuşmuyordum
tepkilerimi ya susarak ya seviyeli tartışarak veriyordum.
Şimdi, ya riyasını açıklıyorum yüzüne ya da gülüp geçebiliyorum.

En çok en çok bana bunu neden dedi? Neden bu hareketi yaptı, neden
zamanında gelmedi?  Neden vaktinde aramadı ? Gibi beni delirten, inciten soruları
sormuyorum artık kendime...

Hamdım ve pişmek için daha vakit var yani...

Tıpkı karikatürdeki gibi, her şey biraz algı meselesi:)

Her sabah yeni bir gün doğarken,
Bir gün de eksilir ömürden;
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelen.

7 Ocak 2012 Cumartesi

Kurtuluş son durak


Doğrusu biraz korka korka gittim. En son izlediğim Nar filminden sonra
bu da ağır, sosyal içerik kaygısıyla fazlaca mantıksız, aman efendim
konusu olsun öğretisi olsun derken içinden çıkılmaz garip buhranlar
var mıdır? Diye düşündüm.

Neyse ki öyle çıkmadı gayet güzel bir zincir kurulmuş,
verilmek istenen sosyal içerik
gözümüze sokulmadan canımızı sıkmadan verilmiş.
Tek kusurunun filmin sonunun olduğunu düşünüyorum.
Daha başka bitebilirdi,bu fikrimi film sonrası,
arabada söyledim. (Bunu hep yaparım)
Efe Paşam da öyle düşünmüş hatta, bir son bile hazırlamış,
Filmin sonunda Eylemin karşısına oturan kişinin
o apartmanda oturan bir ailenin ufak kızının büyümüş hali
olması daha etkili olurmuş çünkü
geçen zamana, kadınların tüm çabalarına rağmen
hiç birşey değişmediğini anlatabilmenin bir yolu da buymuş.

Aslında bütün anneler benim ona öğrettiklerim
gibi davransa şiddet diye bir sorun da olmazmış:)

Bildiğimiz ne ezber varsa bozulan bu günlerde
hepimizin aklına gelebilecek tüm şiddetlerden uzak
kalabilmemiz temennisiyle ...

31 Aralık 2011 Cumartesi

Ölümsüz olsun,derman olsun 2012


2011'de insana dair ne varsa onları yaşadım.
Kaybettiklerimin yanın da kazançlarım çok fazla
en önemlisi can kaybımız yok.Sevinçliyim.
2012 den de çok şeyler istiyorum.
Derman olsun hepimize, yükler bir bir gitsin üzerimizden
yeni insanlar ,yeni yüzler katalım gelecek günlere.
Kalplerde aşklar var olsun.
gönülden gönüle iyi yıllar dileğimle:)

..Dün yayınlayacağım sırada bilgisayarım elektrikle bağını kesince
bugüne kaldı.Nasip işte zaten vedaları sevmem:))

29 Aralık 2011 Perşembe

sinemalar


Yok böyle bir ızdırap:)



Nasıl güzel bir anlatım bu!
Ayrımcılığı böyle güzel anlatmak için yaşamak gerekir mi?
Yarım kalan hayatları,işleri tamamlamak gerektiğine inananlardanım.



Keyifli,bir o kadar doğal.

20 Aralık 2011 Salı

Tiyatro Haftam


27.11,2011
İşte bu!
Tiyatroda gerilim, son zamanlarda izlediğim en güzel oyundu
izlememiş olsaydım çok şey kaçırırmışım. Şiddete bu kadar uzak
dururken ya şiddete uğrayan ben olsaydım, ya benim o anki dürtülerim,
nasıl ve ne kadar hayvanileşeceğini gösteren
Emre Kınay ve Ahu Türkpençe' nin muhteşem performansı...
İzlerken başlayıp üç gün süren karın kas ağrısı.


24.11.2011
Konu ve dekor güzel, fazla uzatılmış, ortama tek elektrik vermeyen Armağan Çağlayan


21.11.2011
OĞLUMA Bİ HALLER OLDU
Oyunun yıldızı Paşhan Yılmazel 'di.


23.10.2011
Kantocu
Devlet Tiyatrosu sanatçıları,
dönem oyunu ve bol neşe.

19 Aralık 2011 Pazartesi

İnsana dair 2

Şu an Üniversite ortamında olmam çeşit çeşit insan hayatlarına istemeden de tanık olmamı sağlıyor.Şu sıralar adım adım sokakları arşınlamıyorum. Gençlerin arasındayım
hataları ve sevaplarıyla ile onları izleme zamanlardayım. Bir daha bu kadar kalabalığa karışabilecek ortam bulur muyum bilmem, insana dair notlarım olsun istiyorum o yüzden yazıyorum.Sonra bol bol sokakları yazma fırsatı bulurum elbet.

Tenessee diyor ki ;
"İnsana dair hiçbir şey beni şaşırtmıyor"

Bir önceki yazım da yaşanan akraba evliliği kararı, benim aklımın alamadığı kadar tuhaf ve anlamsız ben ve ailem için bu böyle.
Demek ki kardeş gibi bakamayan bir grupta var ülkede hem de pek çok.
Bu gün sıcak sıcak yaşanmış bir insan hayatı var tuşlarımda
Fotoğraflarını eklemek istiyorum ama ne olur ne olmaz deyip vazgeçiyorum.
Umarım hafızam yıllarca bu simaları silmez.
Seher, İstanbullu esmer kısa boylu, gözleri çok güzel bir kız. Çalışkan ve üsten sık sık ders alıyor onu bu nedenle tanıyorum.
Zaman zaman kantinde, hocanın gelmesini beklerken
ki kısa sürede benimle sohbet ediyor, aslında benim orada olma nedenlerimi merak
ediyor. Meraklarını giderirken de, kendi hayatından bir şeyler anlatmayı seviyor.
İlkokulu özel okulda okurken aşırı tembelmiş, ailesi onu özelden alıp devlet okuluna veriyor sonra meslek lisesine giriyor. Lise yıllarında ailesi varlığını kaybediyor, şirketleri batıyor ve gelirlerini küçülttükleri bir işle devam ettiriyorlar.
Şirketin borçlarını ödemek için Seher dahil hepsi işe giriyorlar.
Lise bitiyor iki yıllık bir üniversiteye giriyor.
Ellerinde kalan küçük işletmelerini de o dönemde kaybediyorlar.Seher yaklaşık beş yıldır ailesinden beş kuruş para almadan hayatını devam ettiriyor, krediler burslar
haftasonu çalışmaları ile yaşıyor.
İfade etmiyor ama babasına bu yaşananlardan ötürü kızgın...
Staj yapmak için bir bankaya giriyor orada da ilk defa aşık oluyor.
Yakışıklı,esmer uzun boylu Tuncay'la yaklaşık üç senedir beraber
Bugün biraz zamanım oldu çay içmeye.
Seher'geldi bir zaman sonra ,Perşembe günü aynı konudan fakat farklı gruplarda
sunumumuz var,  ikimizinde heyecanla konuşuyoruz.
Sevgilimden ayrıldım dedi birden bire.
Gençler, konuşmak istiyorlar zaman ayırmak lazım bunlara
Neden?
Bilmiyorum ki abla ya onun kendi sorunları var dedi.
Güldürmek için psikolojik mi dedim.
26 yaşında banka memuru olmuş bir gencin ne gibi önemli bir sorunu olabilir ki.
Ah! ablacım ah,
geçenlerde sana buradaki gençler pek çocuklar demiştim hatırladın mı.
Evet hatırladım. Seher
(gençlerin eften püften dert edindiklerini düşünüyor)
O zaman senin derdin ne?
Hafifçe boynunu kırıp gözlerine bir eda vererek,
Tuncay, Bi seksüel....
Öksürük...
Ne zaman öğrendin?
İki yıl önce
peki neden devam ettirdin?
Çok seviyorum.
Nasıl öğrendin?
Tuncay'ın, bitmek bilmez gelgitleri var
yine keyifle yedikleri bir yemeğin sonuna doğru
benimle evlenir misin? Diye soruyor.
Seher kabul ediyor ama her seferinde
Tuncay bir ya da iki saat sonra telefon açıp
ayrılalım diyor. Bu kez seher onu bu gelgitin
nedeni için sıkıştırıyor. Bu gerçeği öğreniyor

Tuncay, bir imamın oğlu kendi de namazını orucunu tüm dini
vecibelerini yerine getiriyor.Seherle ilişkisi sırasında
bir beyle ilişkisi olduğunu açıklıyor.
Seher
bu adamı buluyor.
Tuncay'ın ablası psikolog, Seher onu tedavi ettirmek için çabalıyor
kendisi de bu sıralar bir doktora gidiyor.
Doktor Seher'in  bu sorunu iyi atlattığını düşünüyor.
Ama onu çok seviyor, dönmek istiyor.
Of ya !

İnanılır gibi değil
Öncelikle her iki konuda da iki gencinde
yaşıtı arkadaşlarını ufak bulmaları ortak noktaları.
Çıktıkları gençler onlardan yaşça büyük değil ama olgun,
çemberden geçmiş kişiler istiyorlar ve aileleriyle sıkıntılarını
paylaşmıyorlar.Kalbim sıkıştı dinlerken.
Allah evlatlarımıza güzel kaderler yazsın ve önlerine
iyi insanlar çıkarsın.

Kimseyi tercihleriyle yadırgamıyorum, sadece arkadaşlıklarını
onaylıyorum ama bir evlilik olma ihtimalini bile düşünmek istemiyorum.
Bilinmeyen ne çok şey var.Tuncay, şu an Kocaeli' nde bir bankada
memur.Seher öğretmenlik okuyor. Ailenin ruhu bile duymuyor
oysa bu öyle kolay bir sorun değil gerçekten.

15 Aralık 2011 Perşembe

İnsana dair 1

Keşiflerin babası Kristof Kolomb olmak için yeni parçalar aramaya bu sebeple yolculuğa çıkmaya gerek yok, yeni bir bakışa, doğru bakan gözlere ve zihne ihtiyacım(ız) var.
Şaşırdıklarım şaşıracaklarım var insana dair.
2009'un başlarıydı, Cerenin hepsinden biraz daha farklı bir hali vardı.
Tanıştığımızda birinci sınıfın ikinci dönemindeydim, hiç arkadaş edinmemiş
çünkü hepsini çocuk buluyormuş :)
Hacettepede iki yıllık bir okulu bitirmiş, üzerine bir süre Bilkentte hazırlık
okumuş, diğerlerinden artıları olan Ankara'da ailesiyle yaşayan sevdiklerine
karşı dokunmaktan çekinmeyen hatta mıncıklayarak seven ve benim olsun isteyen
pek de paylaşmayan hatta bilgisini ve notlarını asla paylaşmayan ama çok dost görünümlü bir şeker :)
Sevgilisi Burak ile sürekli cepten konuşuyor şimdi derse girdim şimdi çıktım.
şimdi merdivendeyim şimdi... Bu böyle gidiyor. Fena çok fena bir durum:)

İzlemedeyim, Ah gençlik diye geçiriyorum içimden
Önce karşı apartmanlarındaki bir genci sevmiş.
Hastalık derecesinde
bağımlılıkları var sevdiği insana dair, o delikanlı da bunu anlamış olacak ki
ailesiyle tatile gittiğinde bile Ceren'e denize girmeyeceksin diyor
bizim bu safta girmiyormuş.
Kurtulması çok güç olmuş tam da ayrıldıkları
gün Bilkent ten arkadaşı Burak' la yakınlaşmış ve hemen ilişkileri başlamış
o bağımlılığın etkisi bu ilişkisinde de azalmış olarak devam ederken…
Bir gün aplaaacımm diye sarıldı boynuma gözyaşları omzumdan aşağıya akıyor
ve sık sık ona vakit ayırmaya başlamak durumunda kalıyorum.

Ailesi onu evlendirmek istiyor. Dışarıda buluşuyoruz her seferinde
çok sevdiğim Bademli salatadan yemeyi de ihmal etmiyoruz.
Annesi ve anneannesi, babasını ikna etmişler, annesinin teyzesinin oğluyla evlenmesini istiyorlar. Anlattıkları tavan yapıyor bende
Tansiyonum hop diyor zıplıyor aman kızım şöyle yap böyle yap
ikna et diyorum.
 Akraba evliliğine ikna etmek için bir psikiyatriye
giden ilk ailedir herhalde…
İki yeni ev almışlar içini
yaptırıyorlar anne sık sık baygınlık geçiriyor. Ceren annesi için çok üzülüyor
ona çocuğuymuş muamelesi yapıyor.
Sırf Ceren istediği için ona kardeş bile yapmış annesi :)

Cerenin bu evliliği istememesini haklı buluyorum.
Annesi sözünü geçirmek için bu yolları seçiyor.

Altında arabası olan
Boyalı sapsarı saçları gök mavi gözleri, tombalacık yüzü ile maddiyatçı bir kitlenin dikkatini çeken güzelliği var ama kilolarıyla da başı dertte.
Bir seferinde babasının dövdüğünü ima eder gibi oldu ve hemen sıyırdı .
O gün bu devirde bu kadarda olmaz dediğim duygular uyandı.
Yalan söylediğini düşünmeye başladığım günlerden birinde
annesi beni aradı.
Arama nedeninin özeti

Ceren beni çok seviyordu, beni dinlerdi lütfen onu ikna edindi.
O gün bazı kararlar almak zorunda kaldım.
Bulaşmak istemiyordum bu olaya
Çünkü bir çocuğa senin annen yanlış düşünüyor demek hatta senin annen mnyk mı?
Diye sormak ne zordur.

Ertesi gün Ceren'e başarılı olduğu için akademik düşünmesini kariyerini
devam ettirmesini ona çok yakışacağını söyledim. Annesine saygısını yitirmemesini
ama doğru düşünen o olduğu için canı ne istiyorsa onu yapmasını telkin ettim.
Okumak istiyorum diyen birisine ne diyebilirsiniz ki...

Dönemlerimiz değiştikçe telefonla paylaşmaya başladı yaşadıklarını
Benim aramamı istiyordu :) Uzun uzun konuştum.

Sıkıldım, dön dolaş aynı yere geliyordum.
Hiç benlik değil
mutlaka yol almalıyım oysa.
Hem bunca işimin arasında yeter yani dimi,
Bu duygularımı ona hiç söylemedim, söyleyemedim elbette
sadece yaşıtı birisinin onu daha iyi anlayacağını söyledim.
Arkadaş edinmeliydi,
ben onun yaşına inemiyordum, inmemeliydim de...

2011 yazı Cerenin artık yaşıtı yeni bir arkadaşı var.
Bu yaz hem İngilizce kursuna gidiyor hem de stajını farklı bir yerde yapıyor.
Arada telefonlaşıyoruz bayram, seyran doğum günü filan
doğum günümde aradı,
staj yaptığı yerde birisi onunla ilgileniyormuş hoşmuş ama 40' lı
yaşlarındaymış olmazmış,
yavrum Burak var ne gerek var onlara diyorum,
sahte iki gülücük atmak durumunda kalıyorum
Ama abla İngilizce kursundaki çocukla kahve içmeye gittim o da
çok hoş diyor…

Kızım yanlış anlamazsan ne gerek var bunca karmaşaya
diyorum gülüyor pişkince. Hani o apartmanın karşısındaki delikanlı varya
o da asker şu an arada onla da konuşuyorlar...

Aslında midem bulanıyor, tek tek bu yaşananların içinde yok olup
gidiyorum. Bulaşmıyorum elbette duyduklarım ve iğreniyorum.
Ne zaman çok net fikrimi söylediysem, karşımdakinde korku yaratmışımdır.
Bu kez onun gençliğine hürmeten yapmasan, etmesenle geçiştiriyorum.

Geçen haftalarda ablacım dışarı da Halil bekliyor tanışır mısın diyor.
Böng!
Nasıl yani Burak' la da tanışmıştık okula geldiğinde hem hani
İstemiyordun. Çok kabaydı filandı dememe kalmıyor yol bitiyor.
Uğruna çeneler tükettiğim Halil' le tanışıyorum aynı hızla oradan uzaklaşıyorum.

12 Aralık doğum gününü kutlamak için hem facebook sayfamı açıyorum .
Telefonumu elime alıyorum. C- H başlığında Cerenin nişan fotoğraflarını görüyorum.
Boy boy alışverişte çekilmiş, Ankara sokakları aşkı görmüş, Evde eş dost altınlar filan.
Boğazımda keskin bir bıçak,  gözlerim hayretinden fırlamışken, ben onurla değeri karıştıran bu genç kızımızın yetiştireceklerinden kaygı duyarken o sadece var olan şansıyla geleceğine emin adımlarla yürüyor (bakıyordu).
Öyleyse annesi ne kadar haklıydı? Ya o bir şeyleri kapatmak istiyordu da
kimseye haykıramıyor muydu? O yüzden mi teyzesinin oğlu Halil'i damat seçmişti aile kendisine?

Sonuç mu?
Şimdilik herkes mutlu bir tek ben çok şaşkınım :)))
Bu yazıda aşk var mı? Bu tuşlar neyi yazdı adını koyamadım.
Acaba koymak mı istemedim. Keşfettiğim tek şey  bu adada değilim.

13 Aralık 2011 Salı

Anahtar Bende

Mevlana der ki;
Dibi yosun tutan denizlerle ilgilenme,
sen dağları seyret...
Yenik düşüyorsan özlemlerine aldırma,
kalbindeki uçsuz bucaksız sevgiyi hisset...
Işıklar sönmüşse ve karanlıksa ona da aldırma ay ışığını seyret SABRET...
Sabret ki her şey hissettiğin kadar derin ve sonsuz olsun...
Sabret ki her şey gönlünce olsun.

Yenik düşüyorsan özlemlerine aldırma.

Mümkün mü?  Özlemlerime yenik düşmeme rağmen aldırmamam.
Bu sıralar çok özlüyorum ve bazen bu özlemlerin ani bir gidişe alıştırma
olabileceğini düşünüp kaygılanıyorum.Kilometrelerce öteden alınan o nefesi
istiyorum.

Ne o ? Şaşırdın mı?

Çocukluğumun neşesi var gözlerimde...
Mutluyum bugün bir başka mutluyum
ancak bir dostla kutlamak isteyecek kadar heyecanlı ve mutluyum.


"Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder.
Çünkü her yerde olmak, hiçbir yerde olmamaktır" diyor. Montaigne
Olmuyor...
Gönlünden geçen olmayınca teselli adını verdiğin umutsuzluğa da düşüyorsun.
Yetiniyorsun o çok sevdiğin kendinle barışıyorsun.
Ve tekrar mutlu olduğun saatlerdeki heyecanını fısıldıyorsun evrene
ruhunu bir amaca bağlıyorsun.
Anlayacağın sol yanım gülümsemede,
şimdi sabır dönemine giriyorsun, ta ki yeniden çıkıncaya dek
sabret ki herşey gönlünce olsun...

ufak tefek önerilerim var hayata, anlayana,sen ister sağ kulağından sok solundan çıkar
istersen samimiyete inan sakla bir yerinde kalbinin.
Yaşanmış, denenmiş her ne varsa
tekerrürdür şartlar konumlar değişsede bende ki, senin yaşayacaklarının artçısıdır.
Mümkün mü? Mümkün...

Değer mi? Değer, bunca yaşama...
Dibi yosun tutan denizlerle ilgilenme,
sen dağları seyret...

Daha çok konuşacağız,yeni günün hatrına,
Kır artık kilidini...

26 Ekim 2011 Çarşamba

Mendilim kan kokuyor

Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Ahmet Abi sen de bağışla

Boynu bükük duruyorsam eğer
İçimden öyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet abim benim
İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine

Konyanın beyaz
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki Ve avlularına
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
Ve sözlerine
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne

Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Anısı işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.
Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
Dirseğin iskemleye dayalı
-- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
Cıgara paketinde yazılar resimler
Resimler: cezaevleri
Resimler: özlem
Resimler: eskidenberi Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun çabuk
Bakıyorum da simdi
O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
Biz eskiden seninle İstasyonları dolaşırdık bir bir
O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
Nazilli kokardı Ve yağmurdan ıslandıkça
Edirne postası
Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni

Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek O çocuklar büyüyecek O çocuklar...
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
İşçiler Almanya yolcusu işçiler
Kadınlar Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile

Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa İşte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar

Mendilimde kan sesleri.
Edip CANSEVER