Opera opera
var mı senden güzeli.
düz ve sıradan bir konuşmacıyı, bir eserde dinlerken
o kişi birden devleşiyor.
Dün akşam Viyana'daydım.Kast değişikliği olur mu
diye çok korktum ancak, bir önceki dünya da benim oğlum
olduğuna inandığım (Tenor) Murat Karahan:)) Edwin rolündeydi.
Çocuğun haberi yok ama ben onu çok anaç duygularla beğeniyorum.
Operat daha önce izlemeyenler ve yeni başlayanlar
için iyiydi ancak benim gibi biraz daha klasik opera sevenler
için hafifti.
Kalbin düzenli attığı saatleri seviyorum.
O düzen içinde Atatürk'ü daha çok seviyorum.
Sahne tasarımı özellikle giyside özgürlük heykeli
güzeldi, slwya kostümleri çok estetikti.
Halk ve aristokrat arasındaki çelişkilerden bahseden
oyun tür ve benzerlerine yakındı.
zaman zaman hatırlatmak lazım
seni seviyorum balkahve:)))
Taze taze,sıcacık,mis mis. 2761 sayfa
Kitap okumayı sevmeyen çocuklara ve kelime seven büyüklere.
Yine huzur doldu gönlüm bu gece.
Pir Sultan Abdal'ın şiirleri ile dize geldik.
Cem Özer, Melike Öcalan oyunun aslarıydı.
Cem Özer beklenenin dışında bir oyunculuk sergiledi.
Pir Sultan Abdal rolünün üstesinden gelmişti.
Bak su kışa, bak su güze
CiĞer kebap oldu köze
Muhammet'i bir top beze
Saran dünya değil misin?
Oyun bütünüyle seyirciyi içine alan,oyuncunun ve
seyircinin pür dikkat dinlemesi gereken,ibret dolu
sözler içeriyordu. Durum böyle olunca bu tiyatrodan
keyif alınmaz mı?
Oyun bitmesin istedik ,bitmesini istemediğimiz şey
büyük olasılıkla inançtı, güzele doğruya
ve mücadele ruhuna olan bağlılık bitmesin istedik.
Bozuk düzenin içinde, dönen çarkın içine girmek istemedik.
Eşin dostunu kandırmadığı o güzel rüyadan uyanmak
istemedik...
Oyun bitti alkışlar başladı tam da daha coşkuyla
alkışlanıyorlard ıki,
Cem Özer,
alkışları durdurup onu bunu şunu alkışlattı
fakat oyunun en önemli karakteri anlatıcı ve
müzisyeni Sadık Gürbüz'ü özel alkışlatmayı
unuttu. Ustayı tanımayan var mıdır bilmem.
Türkünün kare aslarındandır..
Bana tanıtan dostuma da buradan kalpten selam olsun,
24 sene evveline götürdü beni üstad.
konserine filan girmenin pek mümkün olmadığı
yıllara.
O zamanın, sıcaklığında anılar kalıyor.
Sadri Alışık Tiyatrosuna bravo.
..................
Şu Kanlı Zalımın Ettiyi İşler
Garip Bülbül Gibi Beni Zareyler
Yağmur Gibi Yağar Taşlar Başıma
İllede Dostun Bir Fiskesi Yaralar Beni
Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni
Dar Günümde Dustum Düşmanı Beli Oldu
Bir Derdim Var İdi Şimdi El Oldu
Ecel Fermanı Boymuna Takıldı
Gerek Vura Gerek Asa lar Beni
Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni
Pir Sultan Abdalım Can Göye Almaz
Haktan Emir Olmasa ı Rahmet Yağmaz
Şu Ellerin Taşı Bana Hiç Degmez
İllede Dostun Bir Tek Gülü Yaralar Beni
Can Beni Beni Beni Dost Beni Beni Beni.
İçimde iki gündür tuhaf bir sıkıntı var,
ev halkıyla paylaştım.Bir şeye üzülecekmişim gibi..
Evrene selam, pozitif eneri gönderdim ama,
buraya bambaşka bir yazı eklemek için açtığımda
Sevgili Asis'in yazısını gördüm.
Bu kez çok ciddi, diğerlerinde minik bir gülümseme
payı vardı ama bu kez yok gibi...
Oldum olası ayrılık sahnelerini sevmem
dayanamam çünkü o nedenle çok güçlüyü
oynarım hatta o gitmeden terk ederim sahayı.
fakat asis önce davrandı , ben kaldım.
@@ sevgili asis,
geride bıraktığımız dört yıl için teşekkürler
tuhaf bir güven duygusu veriyorsun,
çok samimi ve çok naifsin bu özelliklerin
bizler için çok değerli.
Saygı duymaktan başka yapacak hiç bir şey bırakmamışsın...
Alplere kocaman selammmm,Kuzularına öpücük,
benden sana kocaman sevgilerrrrrrrrrrrrrrrrrr
Aman allahım!
William Shakespeare oyununun katlini izledim dün gece:(
Griptim,o nedenle mi keyif almadım diye düşündüm
Bu oyun özünde dünya tiyatro edebiyatında
en komikler arasında
Afişte görüldüğü üzre sahtekarlığa kaçılmış
Tamer Karadağlı adı üzerinden satış planlanmış.
Tamam da adınız çıktımı beklentilerinde artacağını
bilmek gerekir dimi:))Oyunun birinci perdesinde
Haluk tiplemesini birebir izledik o nedenle
Shakespeare oyunundan ziyade çocuklar duymasın
çekiminde gibiydik.
Dikilen kostümler
tasarım o kadar kötüydü ki..
İkinci perde de rol içinde rol vardı.
Kentten bir grup esnafın dük'ün düğününde tiyatro yapma çabası,
afişin
altındaki üç genç çok iyiydi.
Zaten sırtladılar ve götürdüler.Tamer Karadağlı'nın
ağzındaki sakız o yüzündeki sakil gülüş berbattı.
Bir tek,eşek rolünü güzel oynadı:)))
Fakat Ankara izleyicisinin sağduyusu geniştir
layıkınca alkışladılar....
Oyunun yönetmeni Hakan Altıner çok şaşırttı beni.
Şimdi bu oyun Devlet tiyatrosunda oynayacak
ve o disiplin içinde Tamer'de böyle bir oyun sergileyecek
en az üç sene oyun oynatmazlardı..
Disiplinin gözünü seveyim:))))
"Anılarınızla, anılarınızın değeriyle ve onları yüklediğiniz eşyalarla ilgili bir yazı"
İstediğinizce mimleyebilirsiniz beni.
Mim severim ben:))Leylakdalı beni, ben de Asis ve Gumusay'ı mimledim:)))
Bir yaz günü, büyük olasılıkla bir pazar günü, Susanoğlu'nun git git bitmez uzunluğunda ve bir türlü derinleşmeyen o güzelim denizinde
aile dostlarımızla beraber eğleniyorduk.Anneme tuvaletimin geldiğini
söyledim.
O kadar açılmışız ki,
su bir büyüğün gögüs hizasında.
Annem gözüne sabitlediği bir noktadan kıyıya doğru yürüdüğünü düşünürken
aslında ordan uzaklaştığımızı da fark ediyor.(Akıntı götürüyor)
Kıyıya yaklaşmamıza az kaldı,kucağıma gel dedi.
Annemin kucağına çıkmamdan bir iki saniye sonra
büyük okyanusun içinde bir yerde gibi derinlerdeydik
Dönüyorduk ve büyük bir şiddetle fırlatılıp yeniden içine
giriyorduk.
Bu fırlatma anından birinde annemin imdaaaaaaaattttt
sesini duyanlardan birisi de aile dostumuz Hasan abiymiş.
Çok şanslıydık o gün büyük bir yüzme kulübünün üyeleri de durumu fark ederek
bize doğru yüzüyorlarmış.
Ben kendimi 1.90 lık boyuyla ayaklarımı kocaman avuçlarıyla
sıkı sıkı kavramış,
tepe taklak tutarak, yuttuğum suları boşaltan Hasan abinin ellerinde buldum.
o günden sonra denize girmek istemedim..
Bu durumu fark eden Hasan abi,,
(Annem ve diğer çalışanlar gündüz işe gider akşam üzeri gelirler oralara
çocuklar ve çalışmayan hanımlar gündüz denizde olurduk)
bir ikna konuşmasında,bana ve diğer iki arkadaşıma
sizi işyerime götüreceğim dedi.
Akşamdan annemden izin alındı,
ertesi gün hayatımda ilk ve son kez Mersin Limanı'na geldik.
Uzaktan uzaktan gördüğüm o gemiler ne büyükmüş meğer,
İstanbul'da İzmir'de bindiklerime hiç benzemiyor...
Hadi bakalım şu gemiye çıkıyoruz dedi.
Ama geminin merdivenleri çok sallanıyor, iplerden tutunca daha da çok
sallanıyor.Hasan abinin yardımıyla çıktık.
Merdiven bittiğinde hayatımda gördüğüm en koyu tenli
insanla(zenci) ile karşılaştım:))
ürkekçe baktım gözlerine ve hasan abinin elini sıkıca kavradım.
Bu durumu gören, beyazlar içindeki kaptan ya da ne ise işi,
Ahçımız dedi,az sonra sizi pişirecek yamyam bu.
Gülümsedi.
Hele zenci gülümsediğinde daha çok korttum çünkü kocaman ve bembeyaz
dişlerini gördüm..İngilizce konuşuyorlardı muhtemel.
Bir kaç kat gezdik, resimde gördüğünüz beyaz alan gibi
bir yerde,artık konforlu bir evde gibiydik.
Beyazlı adamlar,zenciye anlamadığım bir dilde bir şeyler söyledi.
Az sonra büyük bir tepside, kocaman bardaklar içinde
Ananas suyu ve büyük büyük portakallı büsküviler geldi.
Biz çocuklar kikirdeşerek yedik içtik.
Tadını şu yaşta bile unutmadım.
Gözüm beyazlı adamla Hasan abinin elindeki fincana takıldı
üstündeki amblemi görmek için çabalıyordum.
İçmek istermisin? diye sordu.
Si içerim,fincanı göstererek, bu bardakta dedim.
Az sonra zenci getirdi.
Ben alamadım zencinin elinden,Hasan abi aldı ve bana verdi.
Kahveleri bitince bizi ufak bir gezintiye çıkardılar.
Geminin etrafı ne kadar büyük,gemi denizden ne kadar yüksekte.
Hasan abi, bu gemiyi nasıl taşıyor bu deniz? dedim.
Gülümsedi.
Ve hayatıma bir gemici düğümü attı.
Bu soruyu sormanı çok istedim.Bak bu gemiden burda ne kadar çok
var ve deniz hepsini taşıyor,
deniz seni ve anneni de taşır..
Biliyormusun? O gün balıkçılar balık tutmak için geceden
"Dinamit" atmışlar.
Anlamsızca baktım.
Gülümsedi.
Balıklar dinamitin sesinden korkuyorlar ve onların ağına doğru
kaçıyorlar,balıkçı amcalar senin korkacağını düşünmemişler.Dedi.
Yavaş yavaş inanmaya başladım ona.
Koskoca deniz,bu kadar gemiyi batırmayan deniz, bir beni, bir de
annemi mi batıracaktı.
Hem dinamitin açtığı deliği artık kapatmışlardı.
Çok inandım ona
Alasmaladık vakti geldiğinde, korkunç merdivenlerden
Hasan abinin yardımıyla indim.
Koşarcasına yetişti zenci,Hasan abiye
beni göstererek anlamadığım bir dilde eline bir şeyler verdi.
Hepimiz kocaman gemiye son kez döndük beyazlı adamlar el sallıyordu.
Biz de onlara el salladık..
Akşam üzeri Susanoğluna döndük.
Elindeki poşeti bana verdi.Bu senin.
İçinde iki paket büsküvi var onlarda Birgül ve Songül'ün
içinden çıkardım onlara verdim büsküvileri
hadi annen gelince gel yüzeceğiz hep beraber dedi.
Annemin gelmesini beklemeden açtım paketi
bir büsküvi ve az önce çok beğendiğim fincanı
bana vermişlerdi.
Sessizce çığlık attım.
Evimizdeki 40' a yakın fincan kolleksiyonuna
bir yenisi gelmişti.Hem de benim tarafımdan.
Mayomu giydim.Üstüme havlu elbisemi.
Koşarak çadırlarının kapısını çaldım
oynamaya başladık çocuklarla..
Annem geldiğinde,
denize bir daha hiç küsmemecesine girdim.
Ama en çok denizi, yüksek bir yerden izlemeyi sevdim..
Bir sonbahar günü,
bir bayram temizliği sırasında
fincanların hepsini leğene koyup mutfağa
götürmek isteyen Rezzan elinden hiç istemeden
bırakıverdi, ben sadece ikisini kurtarabildim...
gerisi annemin üzüntüyle ama sessizce süpürüp
çöpe yollamasıyla son buldu.
İşte kurtardığım o iki fincandan biri
Hasan abinin hatırasıydı,O benim hayatımı
kurtardı,ben de onun bana verdiği fincanın.
Şimdi ebedi hayatını yaşarken, belki bu yazıyla
onu gülümsettim...
Seni ve emanetini hiç unutmadım.
Bir varmış bir yokmuş oldu
daha çok yeni izlemiştik Leyla'nın Evi'nde
1979 doğumlu, gençliğin baharında en verimli çağında
öldüğü gün daha yeni bir araba almış kendine
herşeyin hayırlısı dedikleri bu işte...
Gumüşay,akşam saatlerinde ben okuldan
dönerken haber verdi bana..
Bir oyunda selam vermiştik ona neyseki çok alkış
hakketmişti,çok da alkışlamıştık...
Geleceğe dair çok önemli planları bir başka zamana kaldı
yolu açık olsun...
Ve twetter da en son paylaşımı
*bir trafik kazası sonucu ölmek. pardon kaza oldu.
* Verdiğim tüm sözleri geri alıyorum banane :)
* 'Yarın uyanırız' diye bile söz verme. Gün gelir, kalkamaz halde uyanamaz bedenin.
Yarabbim hep mi malum olur...
Allah hepimize hayırlı ömürler nasip etsin...
sevgiyle
Oyyyy!!!
Oyyyyyy!!!!
Oy anam oyyyyyyy!!!!
Ah!!!
Ah anam Ahhh!!!!
Bir çıtanın iki ucunda birine bağlanmış dengedir öğretmen.
Eğitimini yansıtması bakımından,iyisi kötüsü vardır elbet...
öğretmeyi öğrenmiş olmalı öğretmen
Öğretmenlerimizin çoğu aklımızda tutum,hal ve davranışlarıyla
kalmıştır.
Giyimi,konuşması,komik mi,sert mi,rahat mı?
Bir kelimeyle çok şey anlatan öğretmenler vardır,
iz bırakan öğretmenler.
Ama bunlar hayatın bir tek okul döneminde çıkmazlar karşımıza
Köylünün biri, gazete kağıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli
yanmış, "Alın bunu kendi içsin" diyerek Atatürk'e küfretmişti.
Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu
mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.
Etrafına verdiği bu ders kaç kitaptan anlatılabilirdi ki.
"Sigarayı dönem şartlarından" kabul ediyoruz:))
Yabancı dile verdiği önem en az Türk Diline verdiği değer kadar
önemliydi.Matematik öğretim hayatının en başarılı dersiydi.
yazdığı geometri terimlerini hala kullanıyoruz...
Cumhuriyetin erdemini öğreten, milletçe topyekün çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmayı hedefleyen ve bu hedefe ulaşmak için de
kararlılıkla yürüyen öğretmenlerimiz.
Kazanımlarımızdır öğretmen.
Öğretmen sadece aktarmaz
öğretmen yenilenerek öğretir....
En büyük eğitimci Mustafa Kemal ATATÜRK’e
duyduğum en büyük saygıyı derinden hissettim...
okulunu temsilen bugün Atatürk'ün huzurunda bulunacak oğluma
bırakabileceğim en büyük mirasa saygıyla
Bir sanat eserini; sadece kimin yaptığı değil, hangi koleksiyondan çıktığı da değerli kılar.
Ne anlamlı bir söz!
Ankara'da doğan Akçağlılar Paris'te yaşadığı 7 yıl içerisinde Cordon Bleu'da mutfak sanatı eğitimi aldı ve yüksek iktisat doktorasını tamamladı. Evet, 21 yıl sadece salata ile beslendi, kilo almamak için su bile içmekten sakındı ama mutfağa hep ilgi duydu. İstanbul'a döndükten sonra S Restaurant, S Cafe'yi açtı, Butterfly çikolata ve pastanelerini kurdu. Çikolata zinciri vardı oysa o çikolatanın tadını bile bilmiyordu. Trajediyle 51 yaşında son bulan Leyla Hanım'ın hayatı başarılarla olduğu kadar yaptığı sosyal sorumluluk projeleriyle de dolu. Kız kardeşi Tabori'nin anlattıklarına göre, Akçağlılar her sene yüksek sayıda okuttuğu öğrencilerle şahsen ilgileniyor, hepsinin derslerini takip ediyordu. Çocuk esirgeme kurumlarını ziyaret ediyor, çocukların güncel ihtiyaçlarını karşılıyordu. Bir yandan da Tekfen Holding toplantılarına katılıp, baba Necati Akçağlılar'la birlikte tüm iş seyahatlerine iştirak ediyordu. Ama zayıf bedeni 2008'e kadar dayanabildi. 2008'in Eylül ayında hayatını kaybetti.Şimdi tüm birikimleri müzayede de satılacak
çağdaş yaşama derneğine katkı olacak.
Gazetede okuyunca bu haberi çok üzüldüm
koleksiyoner olmak farklı bir bilinç ister,hep hayranlık duyarım..
Bir de üzerine bu kadar vericilik varken hiç yoktan
bir zayıf kalma çabasına girmek niye?
Böbrekler iflas ettiği bir noktada klimadan kaptığı bir
mikropla ölüyor bu hanımefendi...
...............................................
Komik
Mardin Belediye Meclisi, her yıl 21 Kasım'da kutlanan 'Mardin'in Kurtuluş Gününü', 'Mardin'in Onur Günü' olarak değiştirilmesini oy birliğiyle kabul
etti. çünkü;
Mardin hiç işgal edilmemişti:))
90 yıldır kutlanan Mardin'in kurtuluş günü artık kutlanmayacak..
Ay çok fena bir durum 90 yıldır kim bilir her yıl ne emek
verildi bugünün kutlamalarına:)))
......................................................
Fatihin üzerine bir de Fetih projesi gelecektir:)))
......................................................
Dertleşmek depresyona yol açıyor
bilinen ne varsa yanlışmış,
yani "Derdini söylemeyen derman buluyor":)))
önemli konu es geçmeyelim:))
yaşasın haklı çıktım:))
.......................................................
Kpss de şeffaf şişeyle suya izin çıkmış
yani (z)emaat cevapları suya okuyabilir:)))