2 Temmuz 2009 Perşembe

Gramafon ve TSM


Geçtiğimiz günlerde Ankara Kalesi Festivali yapıldı.
Etkinliklerden biri de gramafon dinletisiydi. Gülay ve ben bu etkinliğe katıldık.
Çocukların okulda olması nedeniyle ne rahatmışız, daha iyi anlıyoruz şimdi.
Öyle dedemin ya da ninemin gramafonla öyküsü var mı bilmiyorum ama
ben çok seviyorum hatta antikacılarda, sehpasıyla beraber çok hoş
gramafon beğendik ne yazık ki bozuk çıkınca almaktan vazgeçtik..
gramafonun sesi orjinale yakın bir ses olduğu için dinlemesi çok keyiflidir.
Bunların elektrikle çalışanına pikap deniyor ya işte ben de ondan var.
zaman zaman (gençliğimizde) evliliğimizin ilk yıllarında
gelen misafirlerimize dinleti yapardık..

biraz kül biraz duman o benim işte
kerem misali yanan o benim işte
inanma gözlerine ben ben değilim
beni sevdiğin zaman o benim işte

Ah ne keyifli Ahmet Özhan' dan dinlemek..
Türk Sanat Müziğine merakım elbette aileden.
Layıkınca devam ettiremedim....
Sesi güzel kimi bulsam kendim içinde şu
şarkıyı söylettiririm aranızda sesi güzel olan var mı?
benim için patlatıversin...

Yine hazan mevsimi geldi
Yine yapraklar rüzgârların peşi sıra gidecek
Yine deli gönlüm, yine bu mevsimde
Hicranını yalnız başına çekecek
Hüsranını yalnız başına çekecek

Geleceksin belki de, o zaman
Ne o yapraklar, ne o rüzgârlar ve ne ben olacağım
Yine deli gönlüm, yine bu mevsimde
Hicranını yalnız başına çekecek
Hüsranını yalnız başına çekecek

30 Haziran 2009 Salı

Rokoko


(Manken gümüşay:)
Öyle düşünüyorum ki, bizler çok renkli giyinen uyumlu uyumsuz gibi kavramlara bakmaksızın rahatını düşünen ya da o renklerin içinde kendini mutlu hissedenleri deli olarak nitelendirmiş bir toplumuz.

Örneğin bu tanımı yaparken Aysel Gürel aklıma ilk gelen isimlerden
oldu.Çok renkli giyinmeyi ben de seviyorum. Fakat uzun yıllardır
kilolarım nedeniyle koyu renk giydim..Şimdilerde büyük bedende
renk bulmak mümkün.Yine de çok cesur olamıyorsunuz..

Oysa bakın kırsal kesime cıvıl cıvıldır. Özellikle doğu
rengarenktir.Yeşil,kırmızı mavi,sarı,simli simli
giysiler. İşte bu renkliliğin ilk adımları Rokoko döneminde atılmış
Bir aydınlanma çağıymış.

Bu da benim o döneme ait maske çalışmam

27 Haziran 2009 Cumartesi

BAROK


Barok Dönemi maske eldiven çalışmam
Ay bu dönem çok hoş! Prensesler gibisiniz her daim. Çarşıdan geldim
eşofmanlarımı takayım dönemi değil..Ya da kotumu giydim markete gidiyorum gibi
rahatlığınız yok. Korse filanda var şöyle sımsıkı sarıyorlar adamı
aslında o zaman adı korse değil amerikan bezi dolama:)
Şimdi sıkıcı geliyor bize, fakat fazla rahatlıkda iyi değil
özentisiz giyinir olduk. Kadınların çoğu bu filmlerde kendi üzerinde
düşlüyormuş bu şatafatlı kabarık giysileri ve süslemeleri.
Bence doğrudur. Ne dersiniz o dönemde sıkılır mıydınız?

İnternet bilgileri değildir!

BAROK DÖNEM
(Yeniçağ)
Barok, düzgün olmayan inci anlamındadır. Barok döneminde abartılmış bir incelik vardır.
Ülküsel, klasik özellik, Barok'ta kişisel güzelliğe dönmüştür.
Sanat alanındaki Barok özellik giyim modasını çok etkilemiştir. Saten, tüy,iri taşlı rozetler
ve kurdeleler tüm aksesuarlarda kullanılmıştır.
Bol mücevher, büyük inci kolyeler ve değerli taşlarla bezenmiş aksesuarlar soylu
hanımlarca bolca kullanılmıştır. Erkek ve kadınların peruk kullandığı bu dönem
kapris ve buluşlar dönemi olarakta adlandırılmaktadır.
Parmak uçlarını çıplak bırakacak eldivenler bu dönemde moda olur. Eldivenler çok zarif ve
zerafetin temsili olmuştur. İpek ağ, tül veya filelerden yapılmıştır.
Saray da ve dışında mücevher kullanımının yasaklanmasıyla kadın giysisindeki ihtişamın
sonuda yavaş yavaş gelmiştir.

25 Haziran 2009 Perşembe

GOTICH


Gotik dönem Maske eldiven Çalışmam

Buyrun internet ortamında bulamayacağınız detaylar.
GOTİK

Ortaçağda gotik dönem, papalık ile krallık arasında bir güç gösterisi olarak geçer. Gotik
mimarlıkta görülen, sivri dikey etki, yüksek tavanlar sivri kemerler, aşırı incelik giyimde de
gözlenir.
Bu dönemde, at saçından, bir tür sincap kürkünden faydalanmışlar. 14.yy'da
çarpıcı renkleri olan ipek ve kadife kumaşlar gözde idi. Mor, bordo, kestane rengi, kobalt mavi
ve kırmızı giysi ve aksesuarlarda kullanılan renklerdi.
Eldivenler, sembolik bir değer taşımakta devlet büyüklerinin yetkilerinin bir belirtisi
olarak kullanılmaktaydı.
Maske ve başlıklarda boynuzu andıran biçimde zarif kıvrımla haraketlenirdi.
Madam Hennin'nin öncülüğünü yaptığı koni biçimindeki kukuletaların ucuna
takılan tüylerde gotik mimarinin yüksek tavanlarına uyumludur.
Bu sivriliğin ve aykırılığın günümüze taşınması ise rock sanatçılarının gösteriş ve haykırma
ihtiyaçlarını karşılaması ile olmuştur. Siyahın yoğun olarak kullanılıyor olması
dinsel temaların vurgulanması ile satanist akıma kaydırılmış bir giyim tarzına dönmüştür.

24 Haziran 2009 Çarşamba

İçelim, yiyelim gerekirse itiraz edelim:)


Güzel mi güzel, biraz yağlı su böreğimizi afiyetle yedik.
Yeni açılan bir yer olduğu için garsonlar nefes aldırmadı
bardaklarımızı daha havadayken yakaladılar.
peçetelerimizi kirli görmek kısmet olmadı:)
Bazen restoranlarda ortada bir garson bulamazken, burada
kişi başına bir garson düşmüştü..

Hayırlısıyla şu sigara yasağı tamaman uygulansada kurtulsak.
Açık havada bile boğazlarım alev alev yandı
nasıl içmişim şaşıyorum...

Tatlı olarakta kadayıf dolması istedik..
Garsonda pek övdü,
vav porsiyon çok büyükmüş nasıl bitireceğiz derken
içerisinin şerbeti çekmediğini ve takın takır
olduğunu görünce iştahımız kesildi.
Garson durumu çabuk kavradı. "
Efendim hatamızı
telafi edelim tatlıyı sahibine iade edelim""
dedi.Ne demekse?
Fakat ardından sahibi olmadığını düşündüğüm şef garson
yanında üç beş garson eşliğinde koca bir tabak
tatlı sundular.Baklavalar güzeldi allahtan.
İşin kötüsü Ferda da rejimde boşa gitti çoğu:))
KISSADAN HİSSE
Kusurlu ürünlere itiraz edelim...Rejimde olan arkadaşlarla
takılmayalım:))))

Dün akşam İclal Aydın' ı izledim bir programda.
Acılar pek yaramış kerataya...Ancak insanın bir daha
böylesi şevhetle aşk yaşamaktan korkması ne kötü bir duygu..
Ayşe Arman için söyledikleride hoştu..
Ben rötuşlamalara rağmen çok beğendim..
Nihat Odabaşına poz vermek istemeyen var mı allah aşkına?
AAA bu cümleler ne tanıdık geldi bana..
Birileri kafamıza bunlarımı kazıyor ne?

23 Haziran 2009 Salı

Fikret Otyam, Filiz Otyam


Aylar önce sanırım Çırağan'da Fikret Otyam ve eşi Filiz Otyam'ın
sergisi olduğunu duyduk. Tühlendik kaçırdık diye
epey zaman sonra Ankara' ya geldiklerini duyduk.
Kimsenin o deliliği yapmayacağı bir günde, yorgunluktan
dilim bir karış dışarda, uykusuz bir halde, kızlarla bir şekilde
buluşarak göğün yerle aşkının senaryolarına aldırmadan
bindik bir taksiye, taksicinin arabasında navigasyonu var
Hah çok güzel dedik çünkü yeri bilmiyoruz...Neyse caddenin
adını yazdı gidiyoruz...Bizim Gülay neden İstanbul'da taksi fiyatları
daha ucuz dedi; dedi ama binde pişman oldu imkan yok
taksici ucuz olduğunu kabul etmiyor:))Yolda bitmiyor.

Öyle bir noktaya geldik ki her yer inşaat alet sağa dön diyor
dönüyoruz yine sağa dön diyor ama yuvarlak çiziyor
saat yönünde bir kaç tur attıktan sonra aletin işe yaramadığını
anlayıp tuhaf bir yere gidiyoruz...
Bir apartman altında
polart sanat galerisini görüyoruz. Kapıda apartmanın yaşlı
sakinlerinden biri duruyor.
Taksiden inerken o yaşlı amcanın (Fikret Otyam)gözlerindeki
ışığı fark etmek hiç de zor olmuyor.
"Taksiden indiğinizde buraya geldiğinizi anladım" dedi.

Sevinçle resimlerini bize anlattı..Yıllarca yağlı boya
kullanarak hata yaptığını, şimdi klasik duvar boyası kullandığını
söyledi..Hatta bir fotoğrafının bulutlar kısmında
Atatürk portresi gördüm.Ne hoş dedim

"Dün birisi daha söyledi bunu, oysa ben farkında bile
değilim" dedi.. Gerçekten de farkında olmadan
bulutların arasında bu portreyi çalışmış.

Üzerindeki hafif solgun eşofman takımı, yerini
resimlerdeki çılgın ve cesur renklere bırakmış.
Boynundaki kolye enerjisini ateşlemek içindi.

Sonra birden oradakilere "Filiz'in kilimi" diye bağırdı.
(Filiz'in kilimi yere düşmüş galerinin sahibi de katlayıp kenara
kaldırmış.)
Hemen asın dedi.

Filiz ortada yok ama kilimlerine sahıp çıkan
83 yaşında kocası var. Sanatına saygı duyan kocası var..
Bir çoğu için minik ama benim için önemli ayrıntılar
bunlar...

Sanat bir şekilde eğitilerek de öğretilebiliyor ama
sanata değer ne yazık ki hiç bir kurumda öğretilmiyor.
Doğrusu Filiz Otyam'ın çalışmalarını ben beğenmedim.
Bir kere kilim sevmem, ayrıca kilimin içine keçe katmak çok
yaratıcı değil:)
Ama Fikret öyle düşünmüyor...Önemsiyor ben de onun
bu davranışını önemsiyorum...
Resim fotomontaj:))
Çünkü bana bakmaktan resme bakamayacağınızı düşünüyorum:)))
Antalyadaki evlerinde baktıkları kuzularını, camlarına gelen kuşları
bir çok resminde görebildik..Bir günü daha hayatından zevk almış
hala almakta olan bu genç adamla geçirdik..

19 Haziran 2009 Cuma

Karl Marks Ayyar Hamza, Tek kişilik Şehir, altı hafta altı dans

Her şey tadında yaşanan, heyecanlı tutkulu bir aşk gibiydi.
Merhaba blog arkadaşlarım,
burayı özlemedim dersem yalan olur yeni soluklar çok mutlu etti beni.
gençlerin arasında sanki yeniden çocuklaşıverdim. Kah güldüm kah ağladım.
Sanırım çocuktan sonra hayatımda yaptığım en önemli şey katagorisine
39 yaşında üniversiteli olma heyacanını koydum..
Amanda vizeler bitti amanda aman finaller bitti.
Her gün daha bir şevkle gittim okula.
Şimdi dakika başı sınav sonuçları açıklandı mı diye tıklıyorum siteyi:)
Okulla sınırlı kalmadı hayatım. Evin içerisinde hayat aynen devam etti.
Efe bey takdirini getirdi. Demek ki ihmale kurban gitmedi:))

arkadaşları da ihmal etmedim.
Bir tek blog sekteye uğradı ne yapalım. Nazım bloğuma geçti.
Balkahve'nin ne açığı kalır sanatla ilgili uğraşılar :))))
yok efendim mümkün mü?
Vallahide ne var ne yok gittim.
AYYAR HAMZA

Geleneksel Türk tiyatrosunun en ilginç örneklerinden biriydi.
TEK KİŞİLİK ŞEHİR

Oyun boyunca gel gitler yaşadığın sonra şehir yaşamı üzerine kurulu mutsuzluk
yalnızlık ve eskide ne varsa hatırlanmayan tuhaf bir intihar serüveni
ve birden üzerinize yağan yağmurlar. Seyircinin üzerine yağmur
yağdırdılar ...TİYATRODA BUNU YAŞAMAK NE KEYİFLİ BİR BİLSENİZ:)
NEFİS BİR TASARIMDI...

ALTI HAFTA ALTI DANS

Ben bu ikiliye bayıldım bu ne aşkla oyun sergilemekti öyle.
Nevra Serezli'ye ne yapsa bu kadar mı yakışır.Beğenirim zaten
Cihan Ünal'ı gey olarak izleyeceğim aklıma gelmezdi, mükemmeldi.
Ya konusu evet asla istediklerimi yapmaktan vazgeçmeyeceğim.
Sonuna kadar aktif bir hayat istiyorum bende.

KARL MARKS

YOK YOK BU ADAM BİR DAHİ KARL MARKS OKUMAKTAN ÜŞENENLER İÇİN
ÇOK İYİ YAZILMIŞ BİR ANLATIM. İZM LERDEKİ YANLIŞLIKLARIN ALTI ÇOK İYİ ÇİZİLMİŞ.
YAKALARSANIZ BİR DAHA Kİ SEZONDA GİDİN MUTLAKA.
Daha ne olsun anacım şimdilik bu kadar, sonra tasarımlarımla döneceğim size:)))

9 Nisan 2009 Perşembe

Bir Mecalim var! Çingene gecesi


Nasıl yani? Buda nerden çıktı dedim.
Tam da hafta ortasında olur mu böyle eğlence?
Bir an düşündüm.Çingene olmanın en büyük hazzı gamsızlık
Öyleyse hafta arası da olsa bu geceye gidilip felekten bir
gece çalmalıydım..Hemen ekibi aradım sağolsun benim uyaroğlu
arkadaşlarım hemen göçebe ruhuna büründü.4 Bayan
son derece güzel hazırlanmış bu geceden büyük keyif aldık.
Dansöz ya da çiçek satan kadınlar yoktu ortada
9-8'lik ritimleri caz dinliyor gibi dinledik ki bu
basitleştirmeme özeni bizi daha mutlu etti.
Çingene yemeklerini tanımış ve tatmış olduk.
MENÜ
GÖÇMEN ÇORBASI..Acı ve nefis
EZİNE PEYNİRİ.. Şarabın iyi arkadaşı
ÇİNGENE SALATASI..Mükemmellllllllllll
KAÇAMAK.......Eh işte değişik
ÇİNGENE YAHNİSİ.......Tutkulu bir aşk gibi
TAVUK YAHNİLİ PİLAV.......Az o nedenle platonik
ROMAN TATLISI.....Hafif,,buçuk idi:))

Bu yazıyı yazarken tanışıklığımın olduğu bir çingene olmadığını fark ettim
dostlukları,arkadaşlıkları nasıldır bilmiyorum.
Ancak o gamsızlığın altında yatan şeyin
eğitimsizlik olduğunu düşünüyorum.

Biliyoruz ki eğitimsiz insan mutlu insandır:))Yani Benim Ülkemde!!!
Dünya üzerinde Gipsy Kings, Goran Bregoviç Türkiye de ise, Safiye Ayla, Adnan Şenses, Hüsnü Şenlendirici gibi birçok Roman müzisyenin kendi sanatlarını zenginleştirecek katkılarda bulunduğu romanların pek çoğu yerleşik hayata geçmiş olsa bile, yaşam filozofu olarak adlandırılan dünyanın en renkli göçebe topluluğunu
tanımak mutfaklarında ki lezzetleri tatmak keyifliydi.
8 Nisan Dünya Romanlar Günüymüş...Eee kutlu olsun efendim..

5 Nisan 2009 Pazar

Bir panelden kalanlar.TÜRKİYE DE GENÇ OLMAK


Türkiye'de genç olmak
PANEL BAŞKANI
Prof. Dr. Füsun AKKÖK
Ne demiş?
-Saygılı Zihin
-Etik Zihin
-Disiplinli Zihin
-Sentezci Zihin
-Yaratıcı Zihin
Gençlerde oluşturulacak zihin beşgenini söyledi.

PANELİSTLER
Onlara Ne Oluyor? Bizim Rolümüz Ne?
Göksel BAYAM - Ruh Hekimi
Ne Demiş
Çocuklarımızın arkadaşı değil anababası olmalıyız
Arkadaşı bolca var olacaktırda.Ancak bir annesi bir babası var unutmayalım.
Başarısızlık hayata müdahaleyi getirir..
Temel güven oluşturmalıyız.

Prof. Dr. Mehmet Rüştü GÜRKAYNAK_Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Emekli Öğretim Üyesi
Gençler Kendi Geleceklerine ve Ülkenin Geleceğine Nasıl Bakıyorlar?
Ne Demiş?
Ey güzel gençlik kim sana yeniden dönmek istemez?
Acıya dayanıklı Türk toplumu Hacıyatmaz gibidir.
Aranızdan kaç kişi Anne babam dolu dolu yaşadı
şimdi de coşkulu yaşıyor diyebilir???
Annebabalarımızdan öğrendik, çocuklarımızda bizim gibi olacak
YAŞAYAN İNSANLAR OLUN..
Genciz güzeliz akıllıyız.


Meltem BİLİKMEN - Fulbright Eğitim komisyonu akademik danışmanı
Bugünün Dünyasında Başarılı Olmak için Gençler Neler Yapıyor?
Ne Demiş?
Bilgisayardan bilgiyi alan değil üreten bir gençlik bekliyoruz.



Dr. Sema ÖZÇER - May Danışmanlık Kurucu Ortağı
İş Dünyasında Gençleri Neler Bekliyor?
Ne demiş??
İşi insanlar aracılığıyla yöneten işletmecidir.
"Cv" lerinizi farklı hazırlayın farkınızı
internet dışından başvurarakta gösterin.


Fahir ÖĞÜNÇ - Radyo ODTÜ Program Yapımcısı
Farklı Sosyal Etkileşim Ortamları ve Gençler
Ne demiş???
9 yılda biten Odtü Matematik bölümünden sonra Türkiye'nin
sevilen beğenilen programcısı olmak
birazda isteklerinizle ve yeteneklerinizle ilintilidir.


Nasuh MAHRUKİ - AKUT Kurucu Üyesi ve Başkanı
Gençlerin Sivil Toplum Örgütlerine Katkıları ve Katılımları
Ne demiş??
Gençler Doğru spor dallarıyla uğraşmalılar
Spor yanlış kullanılırsa, yanlış televizyon programları
gibi uyuşturucu etkisi yapar.
Gençler STK lara üye olarak CV lerini zenginleştirirler..
STK ları, Çemişkezekliler derneğinden ayrı tutmak gerekir:)
Elini Taşın altına koy
Örgütlü toplum güç toplumudur...
......................
Kısacası sınırsızlık ve bitmemiş işler kaygı yaratıyormuş.
Genç olmakta zor anababa olmakta zor...
Sevgili blog dostlarım
buraları çok özledim. Zaman zaman bloglarınıza bakıp
hemencecik kaçıyorum...Bazen minik notlar bırakıyorum.
EFE- EV- EĞİTİM-  Hepsini başarıyla götürebilmek için
minik fedakarlıklar gerekti...
Hepinize yürek dolusu sevgiler..

9 Mart 2009 Pazartesi

Olacak o kadar


En son hatırladığım evimde geniş geniş oturmuş, hangi tiyatroya gitsem,kendime ne iş çıkarsam gibi düşüncelerdi...
Geçtiğimiz haftalar Gölbaşı'nın soğuğuna alışma sürecim oldu..Yattım kalktım ütü yaptım
ya yemek yetişmezse diyip tıka basa mutfağı doldurdum..Yollarda uyumayada başlarım yakında ben:)) 2 buçuk saatte evimde oluyorum, cesedim geliyor diyebilirim:))
şimdilik yılmaya pek niyetim yok..
Gençlerle ve derslerle aram çok iyi:))
Ortalama olarak anneleri yaşındayım ama vallahi hepsine taş çıkaracak kadar zekiyim:)))Bu yazıyı görmesinler çan eğrisini yükseltecek öğrenci istemiyorlar:))
En çok dikkatimi çeken durumsa ne hissettiğimi sorduktan sonra
annemi şu an burda düşündüm de deyip tatlı tatlı gülüyorlar..
İçimden diyorum ki annen burda olsaydı önce senin saçını başını yolardı:))
Tıpkı benim yıllar önce okuduğum eğitim fakültesinde, yaptığım gibi
sürekli kaytarıyorlar çünkü..Saçma sapan sorularla dersleri bölüp
zaten konuşmaktan bıkmış hocalarla birlikte dersi kaynatıyorlar..
Annen burda olsaydı çok şey değişirdi be kuzum..
Kaderine terk etmezdi geleceğini, ya da onu yönetenlerin ona
oynadığı oyunu görür, senin peruk altında imam nikahıyla yaşamana kızardı..
annen burda olsaydı gülüm,
her şey daha güzel olurdu...
Dün akşam Kızılordu konserini,bir yıl arayla ama aynı zevkle izledim..
uykusuz kaldım ama ruhum dinlenmiş gittim..Üniversite gençliği aç arkadaşlar
Çok ciddi söylüyorum.. Kaldıkları yurt sabah akşam yemeğini veriyor.
öğlen okulda 1.5 tl ye yemek veriyorlar. Para gidecek diye,onu bile yemeyen var..
300-500 kuruş dosya kağıdını almak istemeyen var..Nasıl yani!!
Nasıl vereceğin oyu bu kadar rahat söyleyebiliyorsun.
Çığlık çığlığa bağırmak istiyorum..SALAK mısınız?
Ananızıda alıp gelmenin tam zamanı işte..
Anadoludan kapalı çarşıya bir buçuk ton altın gelmiş..
hani kötü günler için saklanan yastık altı
altınlar, kadınların bir gün lazım olur diye biriktirdikleri
altınlar..İşte o gün bugün...Kriz yokmuş..
Kefen parasını bile yemiş insanlar..
Sıkıntım kuraktan
Daldan budaktan
bal damlasın blogtan..............
Hepinize kocaman sevgiler...